2007'den Bugüne 90,570 Tavsiye, 27,857 Uzman ve 19,766 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Ekonomi İyi Yere Doğru Gidiyor. Peki ya Toplum Nereye Doğru Gidiyor?
MAKALE #7773 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Kasım 2011 | 4,761 Okuyucu
PARA PARA PARA

Bütçe açığı azaldı… Gayri safi milli hasıla arttı… Kredi notumuz yükseldi… Ekonomik parametreler iyi… İstanbul Borsası dünyada ilk… İstihdam oranı… Refah seviyesi… Paradan sıfır… Kredi faiz oranları… Ve dahası…

Para… Para… Para…

TEK DEĞER PARA OLMUŞ

“İmam bilmem ne yaparsa cemaat ne eder” derler. Bu nedir böyle yarabbi! Her şey para mı oldu. İnsan biyopsikososyal bir varlıktı, ne zamandan beri salt ekonomik bir canlı türü haline geldi. Yukarıdaki ekonomik göstergeler iyi oldu mu gerisinin önemi yok mu yani! "Yooo var" diyorsanız neden onlara da az çok yer verilmiyor ülke politikaları arenasında. Yoksa veriliyor da haberimiz mi olmuyor.

Kendi yumurtasını pişirmek için komşusunun evini ateşe verecek kadar bencil, bir anlık hazzı için insanı testereyle doğrayabilecek derecede acımasız ve hazperest, yolda ani bir manevrayla kenara çekilmeseniz tepenize çıkacak gibi yürüyen, davranışları psikopatik eğilimler kokan kaba - saba bir nesil yola çıkmış, gümbür gümbür geliyor. Bizler de bu işlere çözüm olabilecek bir kurumun tabelasında sırf “Milli Eğitim” yazıyor diye düşünüyor, haliyle “demek ki her şey yolunda” diye ferahlanıp duruyoruz. “Eğitim işlerimiz tamamen milli öğelerle yürütülüyor” zannedip duruyoruz.

İNSAN = HOMOEKONOMİCUS MUDUR

Ülkemizin en önemli sorunu ne sanıldığı gibi ekonomi ne enflasyon ne de reel faizler. Asıl ve en temel sorun bu. Soğan yerim gerekirse, iki göz odada yaşarım yeri gelirse. Nedir bu böyle parasal işler tıkırındaysa gerisi önemli değilmiş havaları. Para tek önemli şey diyecek olan olursa ona, “Cebine bin lira koysunlar, sonra da annene ve eşine – çocuğuna küfür etsinler. Bakalım güle oynaya mağazaya gidebilecek misin o parayla” diye sormak isterim. İnsanı tükettiği ölçüde değeri olan, sadece ekonomik bir değer taşıyan nesneye, salt istatistiksel anlamı olan bir rakama çevirdiler!

DİKKAT: YANINDA EŞİ OLAN BİR ERKEK PARÇALAMAYA HAZIR PANTERDİR

Geçen gün eşimle yürürken köşede toplanmış beş altı delikanlı yanlarından insan mı hayvan mı geçiyor belirsiz bir rahatlıkla bağıra çağıra konuşuyor. Tam yanlarına vardığımda birisi diğerine aniden koşarak küfretti. O an kendimi kaybettim, hiç beceremediğim halde, en stresli trafik ortamında dahi bir kere kullanmadığım halde dayanamadım, küfrettim. Hatta aniden üzerlerine yürüdüm. Bir anda süt dökmüş kediye döndüler hele ki. “Özür dileriz abi” falan dediler. İyi çocuklarmış yine de. Hepsi bir olup üzerime gelebilirler, hatta bıçaklaya da bilirlerdi.

AFEDERSİNİZ AMA BİZİM ORALARDA İTE İT DENİLİR. SİZİN ORADA NE DENİLİR

“Abartmışsınız” diyorsunuz, biliyorum. Hayır! Asla! Bunu kabul etmiyorum. İte it deme, serseriye serseri deme, haine hain deme, hak edene kızma. Yok kardeşim insan olana bu kadar kibarlık fazla. İyi insan demek her yerde kibar ve yumuşak olmak demek değildir; yerine göre tepki vermeyi becerebilmek demektir. Sürekli frene basmak yahut her an gaza yüklenmek… Bunların her ikisi de hatalıdır. Doğrusu bu iki nesneyi yerine ve zamanına göre kullanabilmektir. Yoksa birinde yerinde sayarsın, diğerinde ise arabayı (doğanı) bozarsın

HAKSIZLIĞA SUS ADI SAĞDUYU OLSUN. HAKETMEYENE İLTİFAT ET ADI MEDENİLİK OLSUN. OH NE GÜZELMİŞ MAŞALLAH

Bunları ayıpla, ama hak etmeyene güzel sözler düzmeyi iltifat diyerek öv. Haksızlık karşısındaki dilsiz şeytan tavrını “soğuk kanlılığın muhafazası yahut sağduyulu tavır” diyerek meşrulaştır. Bu ne şeytani hile, bu ne zul ve atalet böyle!

İzmir ilimizde olsa gerek, büyükçe bir parkta iki sevgili aleni olarak öpüşüyormuş. Doğudan gelen bir vatandaşımız yadırgayıcı bir bakışla oradan geçerken kadın adama dönüp “Bakma evladım, ayıptır” demiş. Şu hale bakın. Kim bizi bu hale getirdi böyle.

TOPLUMDA AYIP GÜNAH KALKTI, YERİ İSE BOŞ KALDI

Eskiden ayıp - günah vardı. Bir büyük kızdı mı delikanlılar susardı. “Tamam abi” der, kendilerine çeki düzen verirlerdi. Yani toplumsal bir otokontrol sistemi mevcuttu. Şimdi ne “yapma ayıp oğlum” diyen büyükler kaldı piyasada, ne üç beş kişi toplanıp elini taşın altına sokan babayiğit ağabeyler. Herkes “başım belaya girmesin, neme lazım” diye düşünüyor, adeta “evimin ötesi bana lazım değil” ya da “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığına gömülmüş. O sebeple toplum adeta boğulmak üzere. Bu kişiler bir bakıma haklılar da. O yaşta dayak yese yediğiyle, kepaze olduğuyla kalacak. Dayağı atan en fazla karakola kadar götürülüp sonra salıverilecek. Üstelik de bu kişi savaş kazanmış komutan edasıyla geri dönecek.

Sonra da sıkılmadan “toplumda şiddet artıyor” denilecek. Yetkililer ise “kadına şiddete son” diyerek topluma bir bakıma “şiddet değil; kadına yönelik olanı kötü” mesajını verme aymazlığına devam edecek bu arada. İnsana şiddet varsa kadına olmaz mı. Kadın insan değil mi! Yoksa kadın farklı bir canlı türünün adı mı! Heyhat, dünya kimlere kalmış böyle!

POLİSE KÜFÜR VE İÇİNE DÜŞÜLEN ÇARESİZLİK

“Polise gitseydin ya” mı diyorsunuz. Ahhhhh, ah! Yine geçen gün polis karakolu önünden geçiyorum, iki delikanlı karakoldan çıkıyor. Biri polislerle konuşurken diğeri oradan kabadayı pozlarında uzaklaşıyor, bu arada bağırarak “memurun da amirinin de …” diyor, basıyor küfrü. Yazmadığım noktalı yerleri de söyleyerek tabi. Polisler ise inanın kafasını çevirip “ne diyorsun” demiyor yahut diyemiyor. Utandım. Bir tuhaf oldum. Bu ne cürettir! Polise küfür devlete küfürdür. Devletimiz bu kadar naçar mı oldu! Bu nedir böyle. Buna ve benzeri davranışlara kayıtsız kalmanın o kişilerin zaten sağlıksız olan (ve bu işlere neden olan) ego algılarındaki kışkırtıcı tahribata kim son verecek. Buna neden olan özgürlükse özgürlükte, hukuk ise hukukta, yani bunun nedeni her ne ise onda bir sorun var. Bu böyle olmamalı. Bunu benim bünyem kaldırmıyor. “Benimkini kaldırıyor” diyecek olanı da!

Uzatmayalım… Böylece güzelim caddeler – sokaklar ite kopuğa kaldı. Az önceki tepkimi abartılı bulanlar olacaktır. Hayır abartılı değil. Okuduksa, psikolog olduksa onurumuzu, gururumuzu fakülte kapısında bırakmadık. Bu işlere yerine göre giyilip çıkarılan bir “ütülü gömlek” olarak bakan nefissizlerden de değiliz şükür.

SON ANEKDOT

Bir gün eve gidiyorum. Ara sokağa döndüğümde adeta saf tutmuş, elleri göbek üzerinden bağlı sekiz on kişiyi gördüm. Başlarında da onlara bağırıp çağıran birisi var. Besbelli ki hesap soruyor. Bu arada biri öne çıkmış, aldığı emirle ona uçan tekme atıyor, çocuk duvara çarpıp yere düşüyor. Diğerleri saf halinde “aman diliyor” gibiler. Hemen geçer geçmez polisi aradım. Tam bu tabloyu tepeden gören evimin balkonuna çıktım. Polis gelirken kaçarlarsa en azından gittikleri yeri göreyim diye. Beş dakika geçmedi, çete lideri olan çocuğun eli telefona gitti, konuşur konuşmaz dağılmaya başladılar. Muhtemelen sokağın iki ucunda gözetleyicileri vardı. Henüz polisi görmediğim için hemen merdivene koştum, arkalarından giderek nereye gittiklerini görmek, polisi doğru yönlendirmek istedim. O arada polis geldi. “Sizi ben aradım, şuraya gittiler memur bey” derken bir anda yanımda beliren bir delikanlı (o ekipten kişilere benziyordu), “Hayır memur bey ben de gördüm, şu tarafa kaçtılar, şu dershanedeydim, iyi gördüm ben” dedi. Bunu derken bana ters ters de baktı. Sanki, “Demek polisi arayan sendin, görürsün” dercesine. Böylece hem zaman kaybedildi hem de polis yanıltılmış oldu.

Neyse. Eve döndüm. Aklıma günlerden pazar olduğu geldi o an. “Pazar günü dershane açık mı ki” diye sordum kendime. Üşenmedim, indim baktım ki dershane kilitli. O an anladım ki bahsini ettiğim kişiyi oraya, “Polisi yanlış yönlendirsin” diye o çete bırakmıştı.

Hal böyle olduğu halde halen sürekli, sanki “insan = sadece ekonomi” imiş gibi bir anlayışla ekonomik göstergeler iyi, cari açık düşüyor, kişi başı milli gelirde şuraya geldik deniyor. İyi tamam da biraz da sıradan bir mahalle çetesindeki profesyonelliğe ve toplumun geldiği yere de bakın.

ÇÖZÜM

Çok basit çözümü. Eskilerde kalan caydırıcı toplumsal baskının yerini etkili olarak uygulanacak kanunlar almalı. Müdahale için yangın beklenmemeli, kıvılcıma da yangın gibi müdahale edilmeli. Sadece kaba ve fiziksel şiddete değil; kadına karşı şiddette olduğu gibi psikolojik şiddete de (serserilik şiddetine, saldırganca bakış şiddetine, sözlü tehdit şiddetine, kaba söze, argoya ve küfür şiddetine, yani şehir ve medeni insan karakterine yakışmayan her tutum ve davranışa da) en ağır cezalar getirilmelidir. Bu cezalar daha çok maddi içerikli olmalıdır.

Psikolog
İzzet Güllü

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Ekonomi İyi Yere Doğru Gidiyor. Peki ya Toplum Nereye Doğru Gidiyor?" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Nereye Gidiyor Bu Ergenlik! Psk.M.Abdullah YÜKSEL
► Sınava Doğru Dr.Psk.Şükriye VAROL
► Doğru İletişim Psk.Serdal GÜR
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,766 uzman makalesi arasında 'Ekonomi İyi Yere Doğru Gidiyor. Peki ya Toplum Nereye Doğru Gidiyor?' başlığıyla benzeşen toplam 67 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


15:46
Top