2007'den Bugüne 81,733 Tavsiye, 25,951 Uzman ve 18,158 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
İlkel Adamda "Epresyon" Vardı, Evrimleşti "Depresyon" Oldu
MAKALE #7774 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Kasım 2011 | 3,047 Okuyucu
İLKEL ADAMDA "EPRESYON" VARDI, EVRİMLEŞTİ "DEPRESYON" OLDU


YANLIŞ ZEMİNDE DOĞRU MANEVRA OLMAZ

Yanlış bir zeminde doğru hareket edilemez. Eğer şu dünya üzerinde yaşayıp giderken okuduklarınız, duyduklarınız, öğrendikleriniz, yaptıklarınız ya da yapmadıklarınız neticesinde elde ettiklerinizle verimli bir tarlaya değil de bataklığa düşmüşseniz yapabileceğiniz fazla bir şey kalmaz. Böylesi bir zeminde ne yaparsanız yapın hepsi sizi adım adım dibe götürecektir.

Buradaki zemin yaşam felsefeniz, orada şu ya da bu şekilde yapmaya çalıştığınız mücadele biçimleri ise psikolojik tekniklerdir. Diğer bir anlatımla içinde yaşadığınız ve doğru veya yanlış olabilen yaşam felsefeniz zemin; bu zeminde yaptığınız ve kurtulmaya dönük muhtelif hareketlerin / çabaların adı da terapi teknikleridir.

“Birisi çırpın, diğeri hiç hareket etme, öbürü sağ elini kullan” diyen bu yaklaşımlar çok azı kişiyi bataklıktan, yani her an daha da dibe batmaktan kurtarabilecektir. Öyleyse önemli olan üzerinde çok az doğru şey yapabileceğiniz o bataklığa girmekten uzak durabilmektir. Bu ise doğamıza uygun bir yaşam felsefesi edinmekle mümkündür. Sağlıksız bir yaşam felsefesi zemininde sağlıklı kalmaya ve/veya iyileşmeye çabalamak Akdeniz havzasında Karadeniz hamsisi avlamaya çalışmaktan başka bir şey değildir. Bu ancak akdeniz sahillerindeki şaşkın hamsi avcılarına su, simit, hazır börek satan satıcılara fayda sağlayacaktır.

ÇÖZÜM SAĞLIKLI YAŞAM FELSEFESİ ODAKLI TERAPİLER

Bu durumda yaşam felsefesini sorgulamayan, bu yönde sağlıklı bir yaklaşım getirmeyen, sadece mevcut bilişler, otomatik düşünceler vs. üzerinde odaklanan (yahut kökü çocuklukta arayan) terapiler her ne kadar "kökene yönelik kalıcı müdahale" diyerek ilaçlardan farklı olduklarını vurgulamaya çalışsalar bile aslında semptomatik nitelikli ve son derece sınırlı bir işlev görecek, köklü değişimler sağlayamayacaktır. Bu bir bakıma akdenizde karadeniz hamsisi peşinde olan bir avcıya daha uzun oltalar vererek, daha geniş ağlar sunarak yardım etmek olacaktır. O zemin yanlış ise, orada hamsi yoksa bir oltanın çok uzun, diğer ağın daha geniş olmasının kime ne faydası olacaktır ki!

BİZİ BU BATAKLIĞA İTEN FAKTÖRLER

Yeryüzünde binlerce yıldır insan yaşıyor. Ancak tarihin hiç bir döneminde insanlık bu denli ağır ve çok yönlü ruhsal bunalımlar içinde kıvranmadı. “Beyindeki kimya eksilmiş, serotonin miktarı düşmüş” diyenler her ne kadar bilim adına konuşuyoruz deseler de bu gerçeği bizlerden gizleyememektedirler. Bugüne değin varlığını koşulsuz ve sorgusuz itaat üzerine kurmuş olan "hegomonik put" kırılmaya başlamıştır.

ŞAYET SORUN SEROTONİN EKSİLMESİ İSE

Serotonin maddesi düşmüşse şayet neden antidepresan ilaçlar her hastada bu maddeyi "yüzde yüz bir başarıyla" yerine koyamıyor? Bir madde eksilmiş ise, ilaç da içinde o kimyevi maddeyi ihtiva ediyorsa böyle olması gerekmez miydi? sorularına cevap verilmesi gerekmektedir. Evet, sorun bu madde eksikliği ise her gün alındığı halde tam 6 ayda, hatta çoğu vakada 5 - 10 yılda yerine nasıl oluyor da konamıyor? Yoksa bu sentetik maddeler bazılarının beyninde garip bir biçimde buharlaşmaya mı uğruyor?

Bu durumda haklı olarak, “O zamanki devirde yaşayan insanların beyin organları yok muydu? Yahut bu organ yine vardı da içinde serotonin maddesi mi bulunmuyordu? Yoksa bu madde eksilse bile belli bir eşiğin altına düşmeyecek kadar yüksek miktarda mı depoluydu? Yani o dönemlerde bu maddeler eksilmiyor muydu hiç” gibi soruların dile getirilmesine artık kimse mani olamayacaktır. Bu normal bir durumdur esasında. Çünkü doğru gelince yanlış zail olacaktır. Gecenin hükmü güneş doğana kadardır.

OYSA O DEVİRLERDE DAHA ÇOK RUHSAL TEHDİT KAYNAĞI MEVCUTTU

Üstelik doğanın vahşiliğinin etrafta kol gezdiği, yaşamın acımasızlığının olanca gücüyle hüküm sürdüğü, en kıymetli şey olan yaşamın / kellenin her an koltukta olduğu, daha doğru bir anlatımla bunca stres, gerilim, kaygı, korku, umutsuzluk kaynaklarının her yanı çepeçevre kuşattığı zamanlardı o devirler! Söz konusu devirler beden sağlığı için nispeten daha uygun bir ortam oluşturuyordu denilebilir ki bu doğrudur. Çünkü çevre temizdi, yaşam hareketli, yiyecekler belki kıttı ancak en azından mevcut olanları doğaldı.

Ancak ruh sağlığı için tehdit oluşturan harici faktörler bugünkünden hiç de az değildi. Öyle ya bu saydığım sorun kaynakları için “sıfır araba alamamaktan, ikinci bir yazlığa sahip olamamaktan, sabah işe yetişmek zorunda olmaktan veya eşimizin kırıcı bir sözüne muhatap kalmaktan daha az kaygı sebebidir” diyebilir miyiz! Sevdiğimizin acılı bir sözü içinde yaşanılan bir mağara önünde kükreyen aslanın bağırtısından daha fazla ruh paralayıcı / travmatik olabilir mi!

HEDEF SAPTIRMAK ÇOK ESKİ BİR TEKNİKTİR

O halde günümüzde “ruhsal hastalıklar” neden çoğaldı?

Bu sorunlarımızın asıl nedeni içinde bulunduğumuz yaşamın genel akışına yön verenlerin bize dayattığı ve doğamıza aykırı düşen popüler yaşam algısıdır. Çok daha çarpıcı bir ifadeyle söyleyecek olursak aslında bünyemiz hasta olmadı, sadece altımızdaki sağlıklı bakış açısı zemini / kilimi çekildi. Sonra da “hatalı yaşam algısı bataklığı” serildi yerine.

Hareketli yaşamdan nispeten durağan bir yaşama, kaliteli beslenmeden niteliksiz beslenmeye, tertemiz bir yaşam çevresinden fabrika atıkları ve radyasyon gibi zararlı gazlarla kirletilmiş bir yaşamaya geçmekle nasıl ki bedensel hastalıklar patladı.

Aynı şekilde yukarıda saydığım türdeki “algı, düşünce, anlayış, felsefe, bakış açısı, alışkanlık, değerler, davranışlar” gibi psikolojik faktörlerde gerçekleştirilen değişim - dönüşüm bu sorunların artmasına yol açtı.

En basitinden zorlu iş koşulları bedensel yorgunluklara, bu ise vücut direncini düşürmek suretiyle bazı hastalıklara yol açtı. Ancak anlatmaya çalıştığım üzere, bunun ruhsal sorunlar için de böyle olduğunu söylemek çok güç. Bu alandaki sorunları doğuran beden sağlığı alanındaki gibi (daha çok) çevrenin ve şartların bozulması değil; tüm bunları algılayıp anlamlandıran yaşam felsefemizin bozulmasıdır.

(Örneğin fakirliği kutsarsanız zenginleri, zenginleri taçlandırırsanız fakirleri bunalıma sokarsınız. Görüldüğü üzere sorun zenginlik yahut fakirlik gibi dışımızdaki yaşam gerçekleri ya da içimizdeki serotonin maddesi değil; onlara ilişkin olarak oluşturulan algılarımız, felsefelerimizdir)

Sonra da bize, “Sorun sende, içinde, çünkü sen hastasın” denilerek bazı reçeteler sunuldu. Kimisi şu yahut bu ilaçları, kimisi o veya bu terapi tekniklerini çıkardı vitrine. Önce talep yaratıldı. Ardından arz… Bu selin önünden kütük kapma yarışına bazı (batıl) dinler, mezhepler, fikir ekolleri dahi katıldı.

Böylesi bir süreç sonunda bunların tamamı temelde yer alan ve anlatmaya çalıştığım gerçeği fark etmemizi güçleştiren birer paravan / perde işlevi gördü ne yazık ki.

Kimse hayata bakış felsefesini sorgulamadı, çünkü hastalığının nedeni çok açıktı: Eksilen serotonin maddesi. Pazarda satılmayan bu maddenin alınabileceği yer de belliydi: Lisansı elinde bulunduran global ölçekli birkaç ilaç şirketi.

Kimse artık dayatılan ve bünyesinin reddettiği (bünye zehiri reddeder ama faydalı gıdayı reddetmez. Bünye hata yapmaz) zararlı - zehirli değerler ve anlamlar dünyasını sorgulamadı. Çünkü sorunu o kadar açıktı ki: Genetik yatkınlık. Suçlu ana babasıydı. Onlara nasılsa kızılamazdı! Günahtı. En azından ayıptı! Olmadı, gayri medeni bir tutumdu bu!

Kimse altından çekilen halının yerine serilen bataklığı tartışmadı hiç. Çünkü problemi şu şu belirtileri ihtiva ediyordu ve bu “Leonardo De Vinci de bile vardı. O yüzden garipsenecek, sorgulanmaya değecek bir yönü yoktu. Hastalığını kabullenmeliydi, bu utanılacak bir sorun değildi ki. Hatta eserleri milyon dolarlar eden ünlü bir ressamla ortak yanı çıktığı için üstüne sevinmeliydi bile!

Velhasılı yaşam, insan ve dünya algımız / felsefemiz bozuldu, ruhumuzu da aslında bu bozdu. Felsefe "neden" oldu, psikoloji ise peşinden tıpış tıpış gelen "sonuç". Ama adına, “Psikolojimiz bozuldu, nedeni tam bilinmemekle birlikte genetik faktörler artı çevre” denildi.

Bir bakıma, “Genlerini sorgula (tabi sıkıyorsa şayet. Çünkü biri anan ve baban, diğeri ise soyun- atan), hatta size dayattığımız ağır çevre koşullarını bile sorgulayabilirsin ama felsefeni aklının ucuna dahi getirme” denildi.

Çünkü orası suyun başıydı. Su kaynağın başından kesilirse maazallah onca ilaç ve terapi sektörü ne yapardı sonra!

Bu iş, “Her şeyi anlamlandırdığımız algı dünyamızı (şemamızı), sahip olduğumuz yaşam felsefemizi değiştirmekle bir çırpıda, üstelik de beleşe halloluverirse paralı / pahalı tedaviler uzayıp gider miydi sonra! En insani duygu durum halleri için bile "6 ay kullanılacak" denilebilir miydi mesela! "Hücum terapisi: İki nokta arasındaki en kısa yol" sloganlı terapilerde bile asgari 20 - 40 seanstan bahsedilebilirmiydi ya da! (İyi ki de iki nokta arasındaki mesafe 40 seans kadar kısa)

Uzayıp gitmezse bu manasız uğraşı kime ne yarar sağlardı ki!

Astarı yüzünden pahalıya gelmez miydi!

Psikolog
İzzet Güllü

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"İlkel Adamda "Epresyon" Vardı, Evrimleşti "Depresyon" Oldu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Erken Boşalma İlkel Bir Savunmadır Dr.Psk.Dnş.Ayavar Cem KEÇE
► Bizim Zamanımızda Duygusal Zeka mı Vardı? Uzm.Psk.Dnş.Tuğçe ALTUNBAŞ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,158 uzman makalesi arasında 'İlkel Adamda "Epresyon" Vardı, Evrimleşti "Depresyon" Oldu' başlığıyla benzeşen toplam 21 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Metafizik Gevşeme: Gidişatın Analizi ÇOK OKUNUYOR Ocak 2018
◊ Bir Veda Yazısı ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Getir Duyguyu, Götür Fiziksel Semptomları ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


02:38
Top