2007'den Bugüne 83,115 Tavsiye, 26,206 Uzman ve 18,433 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Psikolojik Açıdan Rüyalar ve Geştalt Rüya Kuramı
MAKALE #7973 © Yazan Dr.Psk.Özge MERGEN | Yayın Aralık 2011 | 10,579 Okuyucu
UYKU

uzun yıllardır araştırılan uyku, yaşamın üçte birinin geçtiği bir bilinç ve beden durumudur. Uyku sırasında zihin çevresel uyaranların daha az farkındadır ancak zihinsel etkinlik sürmektedir. Araştırmalar uykunun uyanıklıktan bağımsız, kendi içinde sınırları açıkça belli olan beş dönemden oluştuğunu göstermektedir. Bu uyku dönemlerinden biri REM (Rapid Eye Movement), diğer dördü de Non-REM (Non-rapid eye movement) olarak adlandırılmaktadır (Aslan 2011:5).

Şimdi dönemlerin özelliklerine bir bakalım. REM uykusu hızlı göz hareketlerinin izlendiği ve beyin aktivitesinin uyanıklığa benzer bir şekilde yüksek olduğu dönemdir. Bu dönemde uyandırılan bireylerin %80’i rüya gördüklerini bildirmişlerdir (Aslan 2011:9). Non-REM ise fizyolojik açıdan değişik özelliklerin gözlendiği dört evreden oluşmaktadır ve burda beyin aktivitesi uyanıklıktan farklı olarak çok daha yavaştır. Non-REM'deki evrelerden ilk ikisi hafif uyku sonraki ikisi de derin uyku evreleri olarak tanımlanmıştır. Tolam beş evreden oluşan bu uyku döngüsünün süresi yaklaşık 90-120 dakikadır ve sağlıklı bireylerde gece boyunca 4 ila 6 döngü gerçekleşmektedir (Aydın 2008:15).

Uyku, gün döngüsu ve ısı döngüzü gibi çeşitli faktörlerden etkilenmektedir (Aslan 2011:5). Gün döngüsü aydınlık – karanlık dönemlerinin birbiri ardına seyretmesinden oluşur. Havanın aydınlık ya da karanlık olmasına bağlı olarak vücut uykuya geçmeyi sağlayan melatonin adlı bir hormon salgılar. Melatonin, kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte yaklaşık olarak 23:00 ile 05:00 saatleri arasında salgılanan bir hormondur. Melatonin salgısı arttığında uyku eğilimi artar, melatonin salgısı azaldığında ise uyku eğilimi azalır.

Uykuyu etkileyen diğer bir faktör olan vücut sıcaklığı da gece boyunca faklılık gösterir. Vücüt sıcaklığı en yüksek noktaya ulaştığında uyanıklık hali en yüksek düzeyde olur, sıcaklık düşmeye başladıktan bir süre sonra uykuya eğilim gelir. Sıcaklık en alt seviyeye indiğinde uyku eğilimi en yüksek düzeye çıkar. Sıcaklık yükselmeye başladığında uyku eğilimi azalır ve en yüksek seviyeye geldiğinde de döngü yeniden başlar (Aslan 2011:16).

Melatonin seviyesi ve vücut ısısı değişiklikleri uyku esnasındaki REM Non-REM döngüleri üzerinde yani dolayısı ile uyku sağlığı üzerinde etkilidir. Sağlıklı uyuyabilen bir kişinin REM Non-REM döngüsünün ortalama 90-120 dakika sürdüğünü belirtmiştim. Bu sürenin %25’inde de REM uykusunun gerçekleşmektedir. Uyku başlangıcından sonraki ilk REM dönemi yaklaşık 70 dakika içinde ortaya çıkar ve uykunun ilerleyen saatlerindeki REM dönemleri daha uzun sürer. REM uykusunun çok erken başlaması ya da kesilmesi uyku bozukluklarına işaret eder (Aydın 2008:18). Örneğin Narkolepsi hastalarında REM dönemi çok hızlı başlamakta ve uykuya dalmadan rüya yaşantıları ortaya çıkmaktadır. Farklı bir araştırmada REM dönemlerinin gece uyanmalarıyla kesildiği hastalarda ertesi gün sinirlilik, tahammülsüzlük, dikkatsizlik, kaygı ve yerine getirdikleri görevlerde performans düşüklüğü gözlenmiştir (Aslan 2011:14). Dement’in 1960'ta yaptığı bir çalışmaya göre de REM dönemlerinin kesilmesi günler içinde devam ettikçe belirgin bir ajitasyon tespit edilmiştir. Bu bilgilere ve yapılan çalışmalara bakıldığında anlaşılmaktadır ki REM uykusunun gerçekleşebilmesi, kalitesi ve rüyaların görülmesi psikolojik sağlık üzerinde etkili olabilmektedir (akt. Aydın 2008).

RÜYA


Rüya, insan doğasında ve inanç sistemleri içinde her zaman özel yer verilen bir yaşantı, mistik dünyadan ve gelecekten bir haberci olagelmiştir. Bu sebeple de tarihte özel bir yer almıştır. İnsanlar mağara dönemlerinden bu yana rüya ve uyku süreçleri ile ilgili meraklı olmuşlar; uyku nedir, nasıl ortaya çıkar, olmasa ne olur gibi sorulara cevap aramaya çalışmışlar ve uykuyu bir nevi ölüme benzeterek ölümün kardeşi olarak nitelemişlerdir. Örneğin mitolojideki uyku tanrısı Hypnos gece ve ölüm tanrılarının oğludur. Uyku sırasında rüyalar görmeyi sağlayanlar da gene uyku tanrısı Hypnos’un oğulları Morpheus ve Phantasos’tur (Aydın 2008). Eski Yunandaki en eski rüya görüşü bu tanrıların uyku sırasında bedene girdiği, kişiye ilahi bir mesaj verdiği ve geldiği yolla çıkıp gittiği yönünde olmuştur (Özer 2003).

O zamanlardan beri gelecekten ya da ilahi dünyadan haberler getirdiğine inanılan rüyalar ilk kez Freud tarafından rüyayı gören kişi hakkında bilgi veren süreçler olarak tanımlanmış ve rüyaları bilinçdışına giden bir yola benzetilmiştir (Freud 1915: akt. Özer 2003). Sonrasında rüya alanında yaptığı bilimsel çalışmalarıyla tanınan Carl Jung, rüyaların kişinin dikkatini çekmek üzere görüldüğünü ve bilinç düzeyinde ihmal edilen konuların fark edilmesine yaradığını savunmuştur (Özer 2003).

Rüyaların kişinin bütünleşmesine ve büyümesine olanak sağlayan spontan ve kişinin gerçeğini yansıtan süreçler olduğunun altını çizen Geştalt rüya kuramı ise 1960’lı yıllarda Fritz Perls tarafından oluşturulmuştur. Geştalt rüya kurmına göre rüyaların içeriği çok çeşitli olabilir. Bir kısım rüya günlük hayatla ilgili olabileceği gibi, bir kısmı yaşam amacımız ve yaşamın anlamı ile ilgili rehberlik ediyor olabilir. Kimi bizi gelecekteki zorluklara hazırlarken kimi de farkında olmadığımız ya da unuttuğumuz olaylara, duygulara, ihtiyaçlara dikkat çekiyor olabilir (Sills ve ark. 1995:141).

GEŞTALT RÜYA KURAMI


Fritz Pearls:
“Bana göre bir rüya, tamamlanmamış bir duruma ait istekleri yerine getirmekten daha fazladır. Rüya vaoluşçu bir mesajdır. Bir kişinin yaşam çizgisini anlamaya bizi götürebilir. Bununla ilgili en güzel şeyse şudur: eğer rüyalarımızın ve yaşam çizgimizin sorumluluğunu alabilirsek o zaman yaşamlarımızı değiştirebiliriz.”
(Baumgaradner, 1975:117: akt. Flanagan & Flanagan 2004: 163)

Perls rüyaların insanın varoluşunun en spontan ve gerçekçi göstergeleri olduğunu düşünmüş, rüyaları ‘varoluşsal mesajlar’ ya da ‘bütünleşmeye giden yol’ olarak değerlendirmiştir (Faraday 1973: akt. Sills ve ark 1995:141). Bu bütünleşmeye giden yolda rüyalar, kişiliğin farkında olunmayan ya da kabul edilemeyen boyutlarının bütünleştirilmesine, farkında olunmayan ya da karşılanmayan ihtiyaçların fark edilmesine, varoluşsal mesajların anlaşılmasına ve kişinin kullandığı temas biçimlerinin anlaşılmasına yarayabilir (Daş 2011).

Geştalt rüya kuramını oluşturan Perls’e göre rüyada kullanılan en temel mekanizma yansıtmadır (Fants 1998: akt. Daş 2006:273). Rüyayı gören kişi rüyadaki her türlü imgeden, duygudan, temastan %100 kendisi sorumludur. Örneğin danışan rüyasında sokak hayvanlarını öldüren bir sokak serserisi görüyorsa rüyadaki hayvanlar da sokak serserisi de danışanın rüyadaki temsilleri yani aslında kendisidir.

Rüyada görülen bu şeyler aslında kendiliğin kabul edilen ve henüz sahiplenilemeyen parçalarını temsil etmektedir. Kişi genel olarak kendisiyle ilgili kabullenmekte zorlandığı taraflarını başklarına yansıttığı için, rüya çalışmalarına başlarken rüyada görülen her şeyin kendine ait bir parça olduğunu kabullenebilmek zor olabilir. Örneğin sokak hayvanlarını öldüren sokak serserisi, danışana göre saldırgan ise, danışan kendi kişiliğinin saldırgan tarafının farkına varamıyor ya da varıp kabullenemiyor olabilir. Rüya çalışmaları yoluyla kişi saldırganlık gibi kabul edemediği bu parçaları fark edebilir, bütünleşebilir ve büyüyebilir (Özer 2003).

Kabuslarla yapılan çalışmalar da yansıtmaların farkına vararak bütünleşmeyi sağlayabilecek türdendir. Kabuslar genellikle korku, endişe ve üzüntü yaratan yaşantılaradır. En çok korku uyandıran rüyalar en uzaklaştığımız, en kabul etmek istemediğimiz taraflarımızla ilgilidir (Clarkson &Mackewn 1993:123). Geştalt rüya kuramına göre korkuyu, endişeyi ve üzüntüyü yaratan tüm öğeler de, korkunun endişenin ve üzütünün kendisi de gene kabusu gören kişinin bir parçasıdır. Kişiliğin kabul edilemeyen bu tarafları tıpkı saldırganlık örneğinde olduğu gibi aslında farkında olunmayan bir güce ve enerjiye de sahiptir. Rüyayı çalışırken terapistin amacı da kişinin, saldırganın da masum da sokak hayvanının da korkunun da kendisinin parçaları olduğunu ve o parçalara ait güç ve enerjinin de gene kendi seçimine ve kullanımına açık olduğunu anlamasına yardımcı olmaktır. Kişi rüya çalışmalarıyla korku, endişe ve üzüntüyü yaratan tararflarını kabul edebilirse onlara ait bu güç ve enerjiyi de kabul edebilecektir. Bu gücü farkedebilmeleri için Perls kabus gören danışanlarına özellikle kabuslarındaki kötüyü oynamalarını söylemiştir (Clarkson & Mackewn 1993:124). Bu durumda söylenebilir ki rüyanın hatırlatmak istediği konu ile ilgili çözüm gene rüyanın içindedir. Örneğin bu rüyadaki sokak serserisini oynayan kişi, sokak hayvanı olarak kalıp çaresiz ve güçsüz olmaya devam etmek yerine isterse saldırgan trafını seçebileceğini fark edebilir ve kendini koruyabilir. Rüyada uyanan korku ne kadar büyük ise rüyanın mesajını anlama ve yapılması gerekeni tespit etme ihtiyacı da o kadar acildir (Daş 2011).

Rüyalar, yansıtmaların bütünleştirilmesine yaramakla beraber kişinin şimdiki ve genel durumuyla ilgili varoluş mesajlarının bulunmasında da önemli rol oynar. En önemli varoluşsal problem olan utanç, kadın ya da erkek olmaktan, bedeninden veya sadece var olmaktan utanç olarak belirebilir (Daş 2011). Varoluşsal problemler kendilerini daha ziyade rüyalarda boşluklar ve hatırlanamayan rüyalar olarak gösterebilirler (Clarkson & Mackewn 1993:124). Rüyalarda boşluklar olması ya da kısmen hatırlanamaması çaşitli vaoluşsal sıkıntılara işaret ediyor olabilir (Daş 2011). Bunun bir nedeni kişinin kendinde olan ve kabul etmek istemediği özellikleriyle yüzleşmek istememesidir. Ancak eğer bu özellikler kişilik içinde bütünleştirilmezse uygun olmayan yer ve zamanlarda kendilerini göstermeye devam ederler (Perls 1969: akt. Daş 2006:277). Örnek rüyada çalışılan saldırganlıkla kişi yüzleşmek istemezse rüyanın bu kısımlarını ya da tamamını hatırlamayabilir ve bu özellik kişiliği içinde bütünleştirilemez. Bu kişinin de kontrolsüz bir şekilde, ihtiyacı olmayan durumlarda saldırgan davranma ihtimali devam eder. Tıpkı bunun gibi kişinin diğer insanlarla yaşadığı ve uygun olmadığını düşündüğü ya da olumsuz olan duygularını kabul ve ifade etmek istememesi nedeniyle de bazı rüyaların hatırlanması güçleşebilir. Yani kişi diğerlerine karşı saldırgan duygu ve tutumlarını fark etmeye ya da ifade etmeye hazır değilse gene bununla ilgili rüyalarını hatırlayamayabilir. Rüyaların hatırlanmamasının bir diğer sebebi de kişinin ihtiyaçlarının farkına varmak istememesi olabilir. Kişi ihtiyaçlarını yargılıyor ya da karşılamak için sorumluluk almaktan kaçınıyorsa bununla ilgili rüyalarını hatırlamama eğilimi gösterebilir (Perls 1969: akt. Daş 2006:277). Örneğin bu kişi kendini koruma ya da sesini çıkarıp kendini gösterme gibi ihtiyaçlarını yargılıyor ya da bunun sorumluluğunu almak istemiyorsa gene bununla ilgili rüyalarını hatırlamakla ilgili sıkıntılar yaşayabilir.

Rüyalar, ihtiyaçların farkedilmesi konusunda da önemli ipuçları verebilmektedir. İhtiyaçlar modülünden hatırlayabileceğimiz gibi, yaşamın en temel koşulu ihtiyaçların en kolay ve en kısa yoldan karşılanabilmesidir. Bir ihtiyacın karşılanabilmesi için de öncelikle şekil olarak belirmesidir. Bir ihtiyaç fark edilmez ya da fark edilip karşılanmaz ise fona geri dönemediği gibi şekil olarak da belirginleşemez (Daş 2010). Geştalt rüya kuramına göre de ihtiyaçların karşılanmasındaki doğal süreç bozulursa tekrar eden rüyalar ortaya çıkar ve kişinin dikkatini farkında olmadığı ya da karşılamadığı ihtiyacına çekmeye çalışır (Fantz 1998: akt. Daş 2006:275). Örnek rüyayı kişi tekrarlı bir şekilde görüyorsa kendini koruma ya da gösterne ihtiyacına bir türlü sahip çıkamıyor olabilir. Bir rüyanın tekrarlanması bir ihtiyaçla ilgili geştaltın tamamlanmaması anlamına gelir. Bu tür rüyalarla çalışırken kişinin yaşamında neyin eksik olduğunu, bu yönde neyi yapmaktan kaçındığını, kullandığı temas biçimlerini (Daş 2011) ve gerekeni yapabilmek için nelere ihtiyaç duyduğunu fark etmesi sağlanmaya çalışılır (Özer, 2003).

TERAPİDE RÜYA ÇALIŞMALARI

Bilindiği gibi Geştalt yaklaşımı varoluşçu ve fenomenolojik bir temele dayanmaktadır (Daş 2006:10). Bu temeller doğrultusunda değerlendirildiğinde bir rüyanın anlamı ancak o rüyayı gören tarafından bilinebilir. Bu durumda rüyalar sadece onu gören tarafından değerlendirilebilir, terapist dahil başka hiç kimse tarafından yorumlanamaz ve anlamlandırılamaz. Geştalt terapisinde rüyalar aktif bir yaşantı olarak ele alınır ve çalışmada oluşturulan diyaloglar sonuçta kişinin kendiyle ilgili o zamana dek farkında olmadığı taraflarını, duygu ve davranışlarını keşfetmesine yol açar (Clarkson & Mackewn 1993:121). Rüya çalışmalarında keşfetmek esastır ve kişi kendiyle ilgili bilgileri ancak kendi keşfederse rüyasını anlayabilir (Daş 2011). Terapist tarafından yapılabilecek olan her türlü yorum, danışanın içe almalarını destekleme riski taşıyabileceği gibi, kendini keşfetme sürecini de bozabilir ve bu yolla büyümeyi engelleyebilir (Özer 2003). Bu nedenle geştalt terapisine göre rüyalar yorumlanmamalı ancak tecrübe edilmelidir (Baumgaradner, 1975:117 akt. Flanagan & Flanagan 2004: 163).

Perls’ün 1960’lı yıllarda yaptığı rüya çalışmalarının bu alana etkisi oldukça büyük olmuş ve kullandığı rüyayı canlandırma ve boş sandalyeye koyma gibi ses getiren teknikler de rüya çalışmalarının popüler hale gelmesinde rol oynamıştır (Özer 2003). Bu teknikler kullanılarak yapılan tüm rüya çalışmalarının amacı, rüyanın o kişi için taşıdığı anlamı bulmak, rüyanın o kişiye verdiği mesaji belirlemek ve mesajın o kişi tarafından nasıl kullanılabileceği konusunda farkındalık yaratmaktır.
Geştalt rüya çalışmalarının bir kaç temel basamağı bulunmaktadır. Rüyayı gören kişi önce rüyasını anlatır. Daha sonra kişi rüyayı anlatırken kullandığı dili değiştirerek rüyayı şimdiki zamana çevirir (Baumgaradner, 1975:117 akt. Flanagan & Flanagan 2004: 163). Bunun birincil amacı kişinin rüyasını ve içindeki tüm öğeleri sahiplenebilmesini ve sorumluluğunu alabilmesini sağlamaktır. Perls, rüyaları ele alan diğer yaklaşımlardan farklı olarak, rüyaların tüm yönlerinin canlandırılmasının, kişinin kendisi ile ilgili yeni şeyler fark etmesine ve kişiliğinin sahiplenmediği yönlerine sahip çıkarak bütünleşmesine imkan sağlayabileceğini savunmuştur (Özer, 2003). Böylece rüyanın tüm kısımlarının kendisi olduğunu kabullenebilmesi daha kolay olur. Daha sonra kişi rüyayı, her obje ve karakteri ‘ben’ diye seslendirerek oynar. Bunu yaparken de her öğeyi seslendirirken ortaya çıkan duyguya ya da enerjiye odaklanır. Belirgin bir duygu taşıyan, danışanı şaşırtan ya da yaşantı bakımından nötr olan kısımlar ve öğeler belirlenir. Rüya çalışmalarına bu kısımlardan danışan ve terapiste göre uygun olanıyla başlanabilir (Özer 2003).

Rüyadaki önemli kısımlar danışan tarafından oynandıktan sonra gerekirse bu kısımlar arasında diyaloglar oluşturularak çalışılır (Özer 2003). Böylece kişi, kördüğümlerinin, kutuplarının, tamamlanmamış işlerinin ya da duygularının neler olduğunu farkederek, rüyanın verdiği mesajı belirleyebilir, hayatında neler yapması gerektiği konusunda da alterantif yollar bulabilir (Daş 2011).

Rüyanın analtılması, canlandırılması ve kısımları arasında diyaloglar oluşturulmasının yanı sıra rüya çalışmalarında kullanılabilecek diğer teknikler, rüyaların tamamlanması ya da rüyanın resminin çizilmesi olabileceği gibi rüyanın bedenle ifade edilmesi de rüyanın anlamının belirginleşmesine yardımcı olabilir. Rüyaların hiç hatırlanamadığı durumlarda da ‘rüyalarım neredesiniz?’ sorusuyla başlayan diyaloglar oluşturmak kişinin kaçındığı şeylerin farkına varabilmesini sağlayabilir (Daş 2006: 278-286).
Ancak bilinmelidir ki bir rüya çalışmasında ele alınanlar konularda kişi açısından bütünleşme sağlanamadıysa rüyadan elde edilen mesajların büyümeye bir katkısı olamaz (Daş 2011). Bu noktada rüya çalışmaları tamamlandığında kişi rüyanın anlamını bulmuş, rüyanın verdiği mesajı belirlemiş / anlamış olmalı ve bu mesajın nerede nasıl işe yarayacağını ve kullanılacağını özümsemiş olmalıdır.

KAYNAKLAR

Aslan, S. (2011). Uykusuzluk: Tanı ve Tedavi Kılavuzu. Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
Aydın, H. (2008). Uyku ve Bozuklukları. Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
Clarkson, P., Mackewn, J. (1993). Fritz Perls. London: Sage Publications.
Daş, C. (2006). Bütünleşmek ve Büyümek: Geştalt Terapi Yaklaşımı. Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
Daş, C. (2010). İhtiyaçlar Modülü Ders Notları. Geştalt Terapi Eğitimi.
Daş, C. (2011). Rüyalar Modülü Ders Notları. Geştalt Terapi Eğitimi.
Flanagan, J.S. & Flanagan, R.S. (2004). Counseling and Psychotherapy Theories in Context and Practice. John Wiley & Sons, Inc: New Jersey.
Özer, S. (2003). Fenomenolojimize Açılan Pencere: Rüyalar. Temas: Geştalt Terapi Dergisi, 1(2), 53-70.
Polster, E., Polster, M. (1974). Gestalt Therapy Integrated. New York: Vintage Books.
Sills, C., Fish, S., Lapwprth, P. (1995). Gestalt Counselling Winslow: Bicester UK.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Psikolojik Açıdan Rüyalar ve Geştalt Rüya Kuramı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.Psk.Özge MERGEN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dr.Psk.Özge MERGEN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     2 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dr.Psk.Özge MERGEN'in Makaleleri
► Rüya Terapisi "Fenomenolojik Rüya Benliği Modeli" Psk.Elif Zahide (TEKEREK) GÖK
► Psikolojik Açıdan Aldatma Dr.Psk.Dnş.Ayavar Cem KEÇE
► Psikolojik Açıdan Grinin Elli Tonu Psk.Ruşen Nur ARIKAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,433 uzman makalesi arasında 'Psikolojik Açıdan Rüyalar ve Geştalt Rüya Kuramı' başlığıyla benzeşen toplam 17 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


14:09
Top