2007'den Bugüne 84,900 Tavsiye, 26,557 Uzman ve 18,913 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Yalnız Gezerin Düşleri 1.Gezinti- Jean-Jacques Rousseau (Yazı Dizisi 2) Maddi-Manevi Halim Nedir? Ben Kimim? İnsanlardan Kopuş
MAKALE #8023 © Yazan Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ | Yayın Ocak 2012 | 3,927 Okuyucu
Rousseau birinci gezintisini, uzun süredir içinde bulunduğu; maddi ve manevi durumunu, insanlardan kopuşunu ve “Ben kimim?” sorusunun cevabını aramakla geçirir.

Rousseau’yu, yaşamının maddi ve manevi yönlerini sorgulamaya götüren sebep, çağdaşlarıyla yaşadığı problemlerdir. Çağdaşlarının gözünde kendi deyimiyle “Bir canavar, insanları zehirleyen bir şahsiyet, bir katil, insanlığın tiksinilen prototipi, ayak takımının oyuncağı” olduğundan bahseder. Oysa önceleri ona “insanların en seveceni, en cana yakını” diyen de onlardı. Neydik ne olduk dercesine, insanların algısındaki kendi hakkındaki bu negatif değişimin, dönüşümün nedenlerini anlayamaya gayret eder. Bunu çağdaşlarını suçlayarak yapar. Onlar hakkında şöyle der “Duyarlı ruhuma hangi üzüntünün daha çok dokunabileceğini araştırdılar”, kulağa oldukça paronayakça gelen karamsar bir cümle. “Kendileri istemeseler de, onları sevebilecektim; sevgimden ancak insan olmaktan çıkmak yoluyla kurtuldular. Öyle istediklerine göre, şimdi benim için yabancı, adı sanı bilinmeyen insanlar onlar; birer hiçler!” hissettiği ise yalnızlık ve kimsesizlik.


Önceden çevresi tarafından onaylanan Rousseau; artık onaylanmamakta ve bu durum onu rahatsız etmekte, üzmekte, yalnız ve kimsesiz hissettirmektedir. “Onlardan ve her şeyden sıyrılmış bulunan ben neyim?” diye sorarak asli korkusuyla yüzleşmeye, kendisiyle buluşmaya çalışır. Düşündükçe, aslında bu durumun, 15 yıl gibi uzun bir dönemi kapsadığını fark eder. Kendi deyimiyle “yine de düş gibi geliyor” derken aslında içinde bulunduğu durumu kabullenmediğini dillendirmektedir. Sindirim güçlükleri rahatsızlığı çekmesi, yaşadıklarını sindiremediğinin en açık göstergesidir. Bedeni dürüstçe tepki vermekte, belki ona yaşadığı durumdan çıkma yollarını aralamaktadır. Rousseau ise, bedeninden gelen sindirim ve uyku problemlerini dinlemek yerine; geçen 15 yılın muhasebesini yapar. Özneldir, 10 yılını, içine itildiği durumdan kurtulma çabalarıyla harcadığı ve 10 yıl boyunca çırpındığı için kızgındır. “Şaşkınlık ve katlanamayış, beni on yıldır dinmeyen bir sabuklama nöbeti içine attı. Bu sürede de yanlış üstüne yanlış, budalalık üstüne budalalık yaparak, önlem almadığımdan; açık sözlü, sabırsız ve çabuk kızar bir kişi olduğum için çırpındıkça daldım ve düşmanlarıma, bana yeni yeni kötülükler etme konusunda, asla savsaklamadıkları fırsatları verdim.” Kendine kızar. Onun tabiriyle “başına gelen felaketleri” önceden kestiremediği için tek suçlu vardır. O da kendisi.


Bahsettiği felaket ise, kendi hakkında çağdaşlarının söyledikleridir. Her insan kendi davranışları karşısında muhatapların verdiği tepkileri kendine özgü şekilde algılar, yorumlar ve farklı şekilde tepkiler gösterir. Kimileri muhatapların davranışlarını, yaşamdaki olumlu veya olumsuz olayları kendi davranışlarına bağlı olarak algılarken (İç Denetim Odağı), kimileri kendi davranışlarından bağımsız olarak algılar ve her şeyi kendi dışındaki güçlerde kader, şans, diğer insanlar… da arar (Dış denetim Odağı). Rousseau’nun neredeyse 10 yıl boyunca başına gelen olumsuz olayların sebebini kendi dışındaki güçlerde aradığı; yani dış denetim odağını kullandığını, iç denetim odağına geçemediğini söylemek yerinde olacaktır diye düşünüyorum. Nitekim O, başına gelenlere yine de düş gibi geliyor derken, uyandığında her şeyin eski haline dönmesi beklentisini taşıyor; yine dış denetim odağını kullanıyordu.


Fakat bu çırpınışlarının ödülünü almadığı gibi, durumu daha da kötüye gitmiş, yaşadığı hal, bataklıktan çıkmak için çırpınan insanın, çıkmak isterken dibe doğru batışına benzemiştir. Kendini sorgulamaya, geçmiş davranışlarını değerlendirmeye devam ettikçe fark eder ki, insanlardan kopuş, yazgısına boyun eğmeye karar verdiğinde başlamıştır. “Sonunda, çabamın yararsızlığını, boşuna üzüldüğümü görüp, geri kalan tek karara vardım ki, o da yazgıya başkaldırmadan boyun eğmekti. Acı ve boşuna bir karşı koymanın yorgunluğuyla uzlaşamayan o her şeye katlanmanın verdiği dinginlikle derdimi unutabildim.” Der.


Yazgıya boyun eğme kararını (Kabul algısı) bilinçli bir seçimle aldığı yanılgısına düşerek, yeni savunma mekanizmaları geliştirdiğini görürüz. Rousseau hüzünlüdür, ona göre kararını mutluluk içinde almamış üzüntülü şekilde seçmiştir; yine de mutsuzluklarının avuntusunu bu kararla bulduğundan ve huzura erdiğinden bahseder. Peki Rousseau neden yazgısına daha en baştan boyun eğmemiş ve huzura bir an önce kavuşmamıştır? O, içinde her zaman kamuoyunun lehine döneceğine dair ufakta olsa bir ümit taşıyordu. Umudunu yitirdi. Kanadı kırıldı. Kendi deyimiyle, aleyhine dönen dolapların gerçek boyutlarını kavradı, işte o vakit içindeki o ufacık ümit ışığı söndü ve değişmez yazgısını görüp ona kayıtsız şartsız boyun eğdi. Ona daha önce Sözleşmeler adlı eseri yazdırtan da bu umuttu.


Rousseau’nun dış denetim odaklı olmasının yanı sıra “öğrenilmiş acizlik” durumu yaşadığı apaçıktır. Uğraşların çekilen acıyı artırmaktan başka işe yaramadığı durumlarda, çoğu insan gibi artık bir şey yapamayacağına, elinden bir şey gelmediğine inanmaya başlamıştır. Deneyimlerinden öğrendiği buydu. İnsan, inandığı gibi yaşar. Rousseau da inandığı gibi yaşadı; acıdan kaçınma yönünde bilinçli olarak aldığını iddia ettiği bu karar, onun bilincini korumaya hizmet eden savunmadan başka bir şey değildi. Tıpkı Stoacılar gibi kaderciydi, bununla beraber; kaderciliği kendi iradesine hiçe saymak olarak değil, yalnızca gücünü aşan konulara ilgi duymamak olarak niteliyordu.


Oysa, olumlu ya da olumsuz olayların kendi dışındaki başka güçlerce denetlendiği; hazza yaklaşma (çağdaşlarının gözünde eskisi gibi olma, eski prestijine kavuşma) ya da acıdan kaçınma konusunda kişisel çabaların etkili olamayacağı beklentisini taşıyor olması da, dış denetim odağını kaydıramamasından kaynaklıdır. Denetim odağını değiştirememesi problemlerin içine iyice saplanıp kalmasına sebep olmuştur. Eğer o devirde psikoterapistlik olsaydı, belki de bu durumdan kolaylıkla çıkabilecekti. Rousseau ise başına gelenleri kader olarak kabul etti. Başına gelenlerde kendi payı yoktu, o duyarlı bir ruhtu. Diğerleri onu incitmek, can evinden vurmak için ar-ge çalışmaları yürüttü.


Onay beklentisi içindeydi. Belki bunu kendine itiraf edemedi. Onay beklentisi içinde olduğunu kabul etmiş olsaydı, onaylamadığı çağdaşları tarafından, onaylanmayacağını fark edebilirdi. “Senden nefret ediyorum” diye haykıran kişinin karşı tarafın “Seni seviyorum” demesini beklemesi ve “Ben de senden nefret ediyorum” cevabını aldığında çileden çıkması gibi, çağdaşlarıyla kapalı iletişim kalıbını kullanmış “Kızım sana söylüyorum gelinim sen duy”, “Ben leb demeden sen leblebiyi anla” yı oynamıştır. Onaylamadıkları için kızdı. Kendi onaylamadığına dönüp bakmadı. Suçladı. Etiketledi. Kendisine yapılmasını hazmedemedi. İğneyi kendine çuvaldızı etrafına batırmaktansa, tüm sorumlulukları onlara attı. Kendiyle buluşmak adına geçirdiği ilk gezintisini, kendinden ayrışık geçirdiğini göremedi.


Çağdaşlarının her daim onun aleyhinde plan yapıyor olma gibi büyüklük sanrıları içinde üstünlük kompleksine girdiğini, onların yaptıklarının aslında nefsine ağır geldiğini ve onlar hakkındaki tüm hezeyanlarının nefsinden olduğunu göremedi. “Acımasız düşmanlarım, bana çektirme konusunda daha başka düzenler düşünürken birini unuttular ki, o da her seferinde yeni bir darbe indirerek acımasızlıklarının etkisini sürekli tazelemekti. Bana ufak bir umut ışığı bırakmak becerisini gösterseydiler, bu umut sayesinde beni hâlâ ellerinde tutar, oyalayabilir, gerçekleşmeyen bekleyişimle beni yeni bir üzüntüye mahkûm edebilirlerdi. Ancak, ellerindeki araçların hepsini birden kullanmadan tükettiler; bana hiçbir şey bırakmamakla kendilerini de her şeyden yoksun ettiler. Beni boğdukları kara çalma, alay, rezillik ve aşağılanma ne artabilir, ne de eksilebilir; ne onlar yeğinleştirebilirler, ne de ben bundan sıyrılabilirim. Perişanlığımı en son sınırına vardırmakta öyle çok çabaladılar ki, bütün insan gücü, cehenneme özgü bütün hilelerin yardımıyla bile, ona hiçbir şey katamaz. Beden sızısı bile bu acıyı çoğaltacağına avutur, beni inletirken içimi çekmekten kurtarır; vücudumun parçalanması yüreğimin parçalanmasını durdurur.”


Kişisel sorumluluğunu almadı, bu durumun kendi algılarına dayandığını fark edemedi. “Beni daha kötü bir duruma getiremeyeceklerine göre, yeni korkulara düşüremezler. Kaygı ve korku, işte sayelerinde kurtulduğum iki belâ; bu da bir kazançtır.” Derken ya da “Düşmanlarım, düşmanlıklarının bütün araçlarını hesapsızca tüketmekle, bana öyle bir iyilik ettiler; beni egemenlikleri altında tutamaz oldular. Ben de artık onlarla eğlenebilirim.” Derken ve “İnsanlar bundan sonra bana dönseler de, beni bulamayacaklardı. Onlarla ilişkilerim, bana aşıladıkları beğenmezlik yüzünden hem anlamsız, hem de benim için bir yük olacaktı; yalnızlığımda onlarla birlikte yaşamakta bulamayacağım bir mutluluk buluyorum; insanlar, toplum yaşamının bütün zevkini yüreğimden kopardılar. Artık bu yaşta o zevki duyamam; iş işten geçti. Bundan böyle iyilik de kötülük de etseler, onlardan gelen her şeye karşı ilgisizim; ne yaparlarsa yapsınlar, karşıtlarım benim için bir şey yapamazlar.” Algısında ya da düşüncelerinde yapacağı en ufak değişim bile her şeyi daha iyi hale getirebilecekken algıları çarpıtmaya devam etti, akla uydurdu, inkar etti, kendine olumsuz etiketler yapıştırdı, düşünce örüntülerini fark etmek yerine kendinden büsbütün ayrıştı. Çağdaşlarının onu anlamadığından dem vururken aynını kendine yaptı. Kendini anlamadı.


Rousseau, “Gerçek dertler beni daha az etkiler; uğradığım dertlere katlanırım, ama korktuklarıma asla. Onlar telâşlı düşlemimle türlü biçimlere girer; genişler, büyür; onları beklemek, karşılaşmaktan daha korkunçtur; tehdit, vuruşun kendisinden daha kötü. Ama gerçekleştiler mi düşlemlikleri yitip asıl niteliklerini bulurlar.” Der. Aslında yaşadıklarını düş gücüyle bezediğini, kendine işkence ettiğini görmüş müydü? Görmesi, onu düşünüş şeklini değiştirmeye iter miydi bilmem ama kendisine gerçekten çok acı vermiş. Ciddi bir onay beklentisi içinde olduğu, bırakın çağdaşlarını doğmamış olanların bile onayına ihtiyaç duyduğu görülüyor. Yaşadığı son 15 yıl içinde yaşadıkları için şöyle der “Geleceğe bel bağlıyor, daha insaflı bir kuşağın, bugünkü kuşağın benim için verdiği yargıları ve bana uygun gördüğü davranışı inceleyerek, kendisini yönetenlerin hilesini ortaya çıkaracağını ve sonunda beni olduğum gibi göreceğini umuyorum.” Seni seviyorum Rousseau dede. Gerçekten seviyorum. Seni tanımış olmayı çok çok isterdim; lakin kendine kendin işkence etmişsin, onlar durmuş sen durmamışsın. Eğer yaşasaydın sana “Batı’nın Acıların Çocuğu Küçük Emrah’ı, pardon Küçük Rousseau’yu oynamaktan lütfen vazgeç.” derdim. Kendine yaptığın düşünsel işkenceleri ooo-naaay-laaa-mııı-yooo-ruuuum.


KAYNAKLAR:

Yalnız Gezerin Düşleri
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Yalnız Gezerin Düşleri 1.Gezinti- Jean-Jacques Rousseau (Yazı Dizisi 2) Maddi-Manevi Halim Nedir? Ben Kimim? İnsanlardan Kopuş" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Tuğba DEMİRÖZ Fotoğraf
Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ
İstanbul
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi244 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ'ün Yazıları
► Çocukların Düşleri Psk.Dnş.Onur AKKOCA
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,913 uzman makalesi arasında 'Yalnız Gezerin Düşleri 1.Gezinti- Jean-Jacques Rousseau (Yazı Dizisi 2) Maddi-Manevi Halim Nedir? Ben Kimim? İnsanlardan Kopuş' başlığıyla benzeşen toplam 29 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Manüplasyon Ocak 2017
► Empati Kasım 2016
◊ Kıyamet Senaryoları Temmuz 2013
◊ Ticari Zeka Haziran 2013
◊ Hey Tuğba Naber? Nisan 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


03:57
Top