2007'den Bugüne 84,869 Tavsiye, 26,547 Uzman ve 18,905 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Yalnız Gezerin Düşleri 3.Gezinti- Jean-Jacques Rousseau (Yazı Dizisi 4) Öğrene Öğrene Yaşlanıyorum
MAKALE #8166 © Yazan Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ | Yayın Ocak 2012 | 3,566 Okuyucu
Rousseau üçüncü gezintisinde Solon’un “Öğrene öğrene yaşlanıyorum ya da Durmadan öğrenerek yaşlanıyorum.” şeklinde dilimize çevrilen deyişini inceler. Bu deyişe atfen yazdıklarına baktığımızda mutsuz ya da talihsiz yaşantıları, dersini öğrettiğinden daha fazlasını ödeten ya da öğrettiklerine değmeyen öğretmenler olarak kabul eder. O, yaşarken kendisini üzen deneyimlerle öğrenmektense bilgisiz kalmayı yeğleyeceğinden bahseder. “Gençlik, bilgeliği öğrenme; yaşlılık da uygulama dönemidir.” der bu sebeple ölüm gelmeden nasıl yaşamak gerektiğini bilmeyi değerli bulur, yaşlılıkta nasıl yaşamak gerektiğini bilmeyi öğrenmeyi geç kalmışlık olarak niteler. Yani insan nasıl yaşaması gerektiğini öğrenmeli, bunu yaşlılık dönemine bırakmamalıdır. Çünkü o, geç kazanılan bilgilerin insana hiçbir yarar sağlamayacağını, yaşlılıkta öğrenilecek tek şeyin ölmeyi öğrenmek olduğunu savunur. Kendi yaşamını da hem acı içinde öğrenilmiş hem de geç kalınmış bir hayat olarak görür. Yine bu gezintisinde de tüm deneyimlerine kader olarak baktığını ve kaderini yazma işini çağdaşlarına atfettiğini görürüz. Yalnız onun kadercilik anlayışı değişken olması oldukça dikkat çekicidir. Haleti ruhiyesine göre bazen yazgısını belirleyen diğer insanlar yani çağdaşlarıyken, bazen tanrıdır. Ortak nokta ise kaderinin sorumluluğunu gezintinin bu kısmına kadar almaz, kendisini seçen olarak kabul etmez. Ya birileri onu kurban etmiştir, ya komplo kurmuştur ya da tanrı öyle uygun görmüştür. Seçim sorumluluk getirir belki de Rousseau bu yüzden sorumluluk almak yerine sorunların kaynağını hep dışarıda aramakta, aldığını iddia ettiği dersler bile tarif etmekte zorlandığım şekilde gerçekleşmektedir. Şöyle ki :” İnsanları daha iyi tanımak, beni içine düşürdükleri acıları daha iyi duymaya yaradı; üstelik kurdukları tuzakları birer birer gördüğüm halde, düşmeme engel olamadı. Keşke uzun yıllar beni gürültücü dostlarımın oyuncağı eden budalaca ve ama tatlı bir güven içinde kalaydım da hainlikler her yanımı sardığı halde hiçbir şey sezmeyeydim! Gerçi onlara aldanmış ve kurbanları olmuştum, ama beni sevdiklerini sanıyor ve bana aşıladıkları sevgiden, o sevgide içten oldukları sanısıyla zevk alıyordum. Bu güzel düşlemler yıkıldı gitti. Zamanın ve aklın bana keşfettirdiği acıklı gerçek bana yıkımımı göstererek, umarsız olduğumu ve boyun eğmekten başka yol bulunmadığını anlattı. Yani yaşımın bütün deneyimleri, şimdiki yaşımda, ne bugüne yararlar ne yarına.” Gezinin ilerleyen kısımlarında asıl sorununu göreceğiz; fakat önceki ve bu gezintilerde ortak olan şey kendini hep aldatılmış, kandırılmış kurban konumunda görmesidir.

Rousseau ilginç bir yazar, hani yazılarının bazı kısımlarını alsan kamil insan mertebesine ermiş ya da Mevlana hazretlerinin yoluyla edeplenmiş sufi sanırsın öte yandan kafam karışıyor. Gerçi yazılarından kafasının karışık olduğu belli, onu okurken ben de aynı durumu yaşıyorum. Mesela “Doğarken girdiğimiz kavga alanından ölümle çıkarız. Yaşlı bir kişinin daha öğreneceği varsa, o da ölmeyi öğrenmektir; ama, aksi gibi, benim yaşımda en az yapılan da bu; ölümden başka her şey düşünülür. Yaşlıların hepsi yaşama çocuklardan daha çok bağlıdırlar; gençlerden daha güç ölürler. Çünkü ömürleri boyunca bu dünya için çalışmışlar ve sonunda, boşuna emek verdiklerini görür olmuşlardır. Göçerken bütün mallarından, çabalarının meyvelerinden ayrılırlar. Yaşadıkları sürece, ölürken yanlarında götürecek hiçbir şey edinilmediğini düşünmemişlerdir.” Cümleleri hayatı anlamış ya da yaşamını eğrisiyle doğrusuyla gözden geçiriyor ya da yeni farkındalıklar kazanmaya açık bir zihni... düşündürürken, peşi sıra devam eden cümleleriyle hiç de öyle olmadığını göstermektedir. Durum hiç de onun bahsettiği gibi algılanmamaktadır. Adeta savunma mekanizmaları kıskacına sıkışmış, ara ara tam kıskaçtan kurtulup kendiliğine, deneyimlerine objektif bakacak, kendiyle buluşacak derken tekrar kıskaç çalışmaya başlamaktadır. Yazılarında yoğun olarak akla yakınlaştırma, yansıtma, inkar, yüceltme kullandığı bu sebeple kendiyle buluşamadığı dikkat çeker.


Dünyada yaşamak için yaratılmadım, yüreğimin ihtiyaç duyduğu yaşama asla kavuşamayacağım düşüncelerinin kendisini varlık amacını sorgulamaya yönelttiğinden bahseder. Filozofları bilgince felsefe yapmak; fakat yaptıkları felsefeye yabancı olmakla, sadece bilgiçliği, bilgece laf edebilmeyi değerli bulmakla, kendini anlamayı amaç edinmemekle kınar ve kendi için şöyle der: ” Bense, öğrenmeyi başkalarına öğretmek için değil, kendimi bilmek için istedim. “ ve hayatını yönetme konusunda kendisine düstur edindiği cümlelerle (onun ifadesiyle kuralla) devam eder: “Yapmak istediğimiz şeyler en çok inanmamız gerekenlere bağlıdır; doğanın asıl gereksinmeleriyle ilgili olmayan konuların tümünde de davranışlarımıza egemen olan, düşüncelerimizdir. “ görüldüğü üzere Rousseau, fiziksel ihtiyaçlar dışında kalan tüm konularda düşüncenin önemine vurgu yapar. Onun bu kafa karışığı yazılarında gördüğüm şey, alim amil farkı gibi. Hani alim, bilgi sahibi olan kişidir. Amil ise bilgisiyle amel eden yani bildiğini uygulamaya koyan kişidir. Amil aynı zamanda alimdir; ama alim amil olmayabilir. Gerçekten bilmek ile bilinene imanla amel etmek apayrı şeyler. Alkolün, uyuşturucunun, sigaranın sağlığa zararlı olduğunu onu kullananlar bilir, mükemmelliyetçi bir araştırmacı ayrıntılarda takılırsa tezini vaktinde yetiştiremeyeceğini bilir, sınava çalışmazsa üniversiteyi kazanamayacağını bir öğrencinin bilmesi gibi, bilir ama harekete geçemez. O da gezinin ilerleyen bölümlerinde bu konuyu çözmekle iştigaldir.


Daha önceki yazılarda bahsettiğim gibi Rousseau, geleneklerine bağlı ve dindar bir ailede doğmuş ve bir rahip tarafından eğitilmiştir. Kendisi de dinine bağlı bir insan olmuştur. Her ne kadar sonradan Protestanlıktan Katolikliğe genç yaşlarda (21 Nisan 1728) dönse de yeni dinine de içtenlikle bağlanmış ve kendi deyimiyle her zaman Hristiyan kalmıştır. Bunun aldığı eğitimle direkt ilgisi olduğu gibi eğitimi veren rahiple de ilgisi kaçınılmazdır; çünkü O sıklıkla bilge bir rahip tarafından şefkatle eğitildiğinden, Mme de Warrens’tan aldığı bilgilerin ise yeni dinine bağlılığını artırdığında bahseder.


O, gençliğinin en güzel yıllarını kırsal hayatın yalnızlığı içinde geçirdiğini, bu süre boyunca okuduğu kitapların etkisiyle Fénelon'unkine yakın bir sofuluk yaşantısı içine girdiğini, derin derin düşüncelere dalarak evreni ve doğayı incelemeye heveslendiğini, hissettiği her şeyin amaç ve nedenlerini aramaya koyulduğunu ve her şeyin ardında yatan Yaratıcı’ya ulaşma gayretinde olduğunu; fakat şehir yaşantısına geçmekle yüreğini oyalayacak hiçbir şey bulamadığını söyler. Şehir ona göre değildir, hep köyü, doğayı, dinginliği, sessizliği ve yalnızlığı özler. Bu sebeple şehirde yaşadığı tüm süre boyunca karşılaştığı tekliflere sıcak bakmaz, dünyadan el etek çeken dervişler gibi yaşadığını ifade eder: “ Boş zamanlarımın tatlı anısı, elimin altında bulanan ve beni yüksek görevlere, servete götürebilecek araçlara karşı ilgisizliğe yöneltti; bunlardan nefret bile ettirdi. Karmaşık isteklerimin kararsızlığı içinde az umdum ve daha az kazandım; ama umutla yaşadığım günlerde bile, aradığımı sandıklarımın hepsine kavuşsam da yüreğimin ne olduğunu bilmeksizin susadığı mutluluğu bulamayacağımı duyumsadım. Böylelikle, beni dünyadan bezdiren yıkımlarımdan önce de, her şey beni bu dünyanın ilgilerinden sıyrılmaya itiyordu. Yoksullukla zenginlik, bilgelikle sapkınlık arasında bocalayarak, yüreğimde hiçbir kötü eğilim bulunmadığı halde, alışkanlıktan ileri gelmiş kötü huylar taşıyarak, aklımın koyduğu ilkelere dayanmaksızın gelişigüzel yaşayarak, görevlerimi aşağı görmeksizin unutarak, ama çoğu kez onları kestiremeyerek kırk yaşıma geldim.”

O, gençlik yıllarında kendisine 40 yaşı, başarıya ulaşma çabalarının ve tutkularının sınırı olarak belirlemiş ve bu yaşa ulaştıktan sonra; artık çabalarına son verip geride kalan ömrü günübirlik yaşamaya ve gelecekle ilgilenmemeye karar vermiş ve bu kararı uygulamaya koymuştur. Dünyanın şatafatlarını terk etmiş, süslenmekten vaz geçmiş, işini terk etmiş ve en keyif aldığı müzik eserlerinin süretini çıkarma işine kendini vermiştir. Değişimi yalnızca dış görünüşünde yapmamış, iç dünyasını da sıkı bir sınavdan geçirmeye çalışmıştır bu konuda şu ifadeleri kullanır: “ Yaşamımı, ölürken görmek istediğim gibi düzenleyerek bir öz-hesaplaşmaya girdim. Ruhumda büyük bir değişme olmuştu; başka bir manevi dünya keşfetmiştim; insanların, kurban gideceğimi henüz bilmediğim bilinçsiz yargılarının saçmalığını anlamıştım; gürültüsünü duyar duymaz iğrendiğim yazınsal ünden başka bir nimete gereksinme duyuyordum; yaşamımın en güzel yarısını geçirdiğim yoldan daha güvenli bir yol arıyordum; işte bütün bunlardır ki beni uzun zamandır gerekliliğine inandığım düşüncelere götürmüştür. Böylece düşünerek, sonuna değin götürmek için elimde olan hiçbir şeyi savsaklamadım. Dünyadan çekilmem, ondan beri bırakmadığım yalnızlık zevki bu tarihte başlar.” Diyerek aslında Yalnız Gezerin Düşlerinin kaleme alışını anlatır. Yazmayı planladığı bu kitabı ancak dünyanın gürültü patırtısından koparak mümkün olduğunu ve yazmak için doğaya açıldığını ve yine kendisini mutsuzluğa mahkum eden çağdaşlarının onu doğaya sevk ederek bilmeden mutluluğuna nasıl hizmet ettiklerini vurgular. Tüm yollar Roma’ya çıkar gibi Rousseau’da da iyi ya da kötü tüm yollar çağdaşlarına çıkar. Artık bunu yadırgamıyoruz sanırım. Onun zihni her şeyi tek bir noktada toplayabilecek kadar sentezci mi acaba?

Rousseau, , yeniçağ filozoflarıyla yaşamış ve onlara “kuşkularına son verme görevi atfetmiş” ; fakat ateizmi savunan söz konusu filozofların en çok bilmek istediği noktalarda vardığı kanılarını sarsmaları yanı sıra farklı düşünmesini bile çekemediklerini, onlara karşı çıktığı için de kendine düşmanlık beslediklerinden bahsetmiştir. Şöyle der: “ Beni kandıramamışlarsa da, ürkütmüşlerdi. İleri sürdükleri kanıtlar beni inandırmamış, ama sarsmıştı; bunlara uygun yanıt bulamıyor, ama bulunması gerekeceğini seziyordum. Kendimi sapkınlıktan çok beceriksizlikle suçluyordum ve yüreğim onlara aklımdan daha güzel karşılık veriyordu. Sonunda kendi kendime dedim ki: Bu ağzı kalabalık sofistlerin beni istedikleri gibi şuraya buraya sürüklemelerine sonuna dek izin verecek miyim? Hele yaymaya çalıştıkları ve başkalarına kabul ettirmek istedikleri düşüncelerin, kendi düşünceleri olduğuna bile emin değilken? İnançlarına egemen olan gereksinmeleri, şuna ya da buna inandırmaktaki çıkarları, kendilerinin neye inandıklarını öğrenmeye engel oluyor. Parti başkanlarında iyi niyet aranabilir mi? Onların felsefesi başkaları içindir; oysa benim için bir felsefe gerekli. Henüz zamanımız varken onu var gücümüzle arayalım ki, ömrümüzün sonuna dek değişmez bir davranış ilkesi edinebilelim. İşte, olgunluk çağına, anlayış gücünün en yüksek aşamasına geldim. Neredeyse sona ulaşıyorum; daha bekler ve kararımda gecikirsem, alışkılarıma egemen olamayacak duruma geleceğim; bugün yapabileceğimi artık yapamayacağım; bu uygun fırsatı yakalayalım: o, maddî koşullarımı düzeltecek; bari beni düşünsel ve manevi bakımdan da düzeltsin. Görüşlerimi kesin olarak kararlaştırayım ve iyice düşündükten sonra ne olmayı uygun gördüysem ömrümün sonuna kadar o olayım." Görüldüğü gibi Rousseau ömrünün geri kalan günleri için emin bir davranış kuralı oluşturmak için kendine gerekli felsefeyi arar. Bu konuda vaktin az kaldığı paniği içinde olduğu izlenimi vermektedir. Geri kalan ömrü huzur içinde geçirmenin tek yolunun bu yol olduğu konusunda fikri sabittir, kendince kaderi tamamen buna bağlıdır. Anda kalmak onun en çok arzuladığı şey gibi duruyor; yazılarına baktığımızda ya geçmiş anılarıyla meşgul ya da gelecek kaygılarıyla hareket ettiği görülüyor. Sanki anda kalması için gereken tek şey şiar edineceği o kurala ulaşmak. Bu onun yaşam hedefi, en ciddi meselesi, en derin derdi.

Çok geçmeden bu tasarıyı gerçekleştirmenin kolay olmadığını anladığından ve ömründe ilk kez cesur davranarak zorlu iç araştırmalara giriştiğini ve kendisi için önemli olan bütün konularda kesin yargılara vardığını iddia eder. Ona göre önemli olan, insanın yetkin bir yargılama gücüyle seçtiği kendi kanaatinin olmasıdır. Gezinti ilerledikçe tüm kafa karışıklığının dinsel kökenli olduğu görülür. Onun asıl sorunu budur. Sofist çağdaşlarının onda oluşturduğu karmaşa ve öldükten sonraki dünyaya ait yaşadığı kaygılar.

Ona göre hayat, bir sınavdan başka bir şey olmadığına göre, amacına uygun sonuç alındığı sürece bu sınavın şu ya da bu türden olmasının pek fazla önemi yoktur. Sınavlar ne kadar büyük, ne kadar zorlu, ne kadar çeşitli olursa onlara tahammül edebilmek o kadar övgüye değer olacaktır. Bütün acılar, sonunda ödülünü kesin alacağını bilenler için gücünü yitirir. Bilindiği üzere o dini yönü güçlü bir kişiydi. Bu sebeple kendi inançlarının başkalarınınkiyle zıt olmasından dolayı inançları hakkında çelişkiler yaşadı; fakat çelişkide olduğunu fark ederek çağdaşlarının ateist kanıtlarına karşı kanıtlar üretme gayretine daldı. Kanıt bulamadığı yerde çağdaşlarının ileri sürdüğü fizikötesi kanıtları onun deyimiyle safsataları insan aklının bütün yönleriyle kavramasının imkansız olduğunun idrakine vararak, kendini üzen sorulara yanıt aramaktan vaz geçmiş, aklının erebildikleriyle yetinmeye karar vermiştir. Bu konuda kendi ifadesiyle şöyle der: Başka herhangi bir inançta umutsuz yaşar ve ölürdüm; insanların en mutsuzu olurdum. Demek ki talihe ve insanlara karşın, beni mutlu kılmaya yeten inanca bağlanmak en doğrusudur. “Ömrünün sonuna kadar da bu karara bağlı kalır.

Bu gezintisinde kafasını karıştıran filozoflara atfen kendi üzerindeki tesirleri hakkında incelemelerde bulunur. Kendi ilkeleri kendince kurar, söz konusu filozofların ilkelerini benimseyecek olsa başına neler geleceğini bilmediği gibi, onların ahlaklarını kabul etme endişesi içine girer. Onların ahlakını köksüz, meyvesiz olarak tanımlamakta ve onların ahlakını zalim ve saldırı amaçlı ahlak olarak nitelemektedir. Kendi ahlakının temelinde masumiyet, onlarınınkinin temelindeyse kötülük yattığını, eğer ahlak sistemini değiştirirse kendisine olan saygısını yitireceğini ve hiçbir şey kazanamayacağını söyler. Böylelikle kendi ilkelerine bağlı kalır ve yeni düşünceleri yanıltıcı olarak görür. “aklım kendisine sağlayabildiğim en sağlam temel üzerinde vicdanımın koruması altında olduğundan ne eski ne yeni hiçbir yabancı öğreti bir an bile huzurumu kaçıramaz.”der.

Üçüncü gezintinin sonunda yeni bilgiler edinmeye karşı olan direncinden kaynaklanan üzüntüsünü şöyle dile getirir: “ eski bilgilerimin dar çerçevesine hapsolmuş durumda, Solon gibi her gün öğrenerek yaşlanma mutluluğuna erişemedim. Ve hatta bundan sonra öğrenemeyeceğim şeyleri öğrenmeye çalışmak gibi tehlikeli bir gururdan uzak durmak zorundayım.” Yararlı bilgiler açısından edinmeyi umduğu çok fazla şey kalamamasına rağmen, kendisinin durumunda gerekli olan erdemler konusunda yapacak çok şeyi olduğuna inanır. Geri kalan yaşlılık günlerini adadığı biricik ve yararlı inceleme bu dünyada edinilen sahte bilgiler değil, öte dünyaya getireceğine inandığı sabır, ılımlılık, tevekkül, dürüstlük, doğruya yönelme, yansız adalet gibi erdemleri incelemek üzerinedir. Erdemlerini kaybetmeden yaşama veda etmeyi yaşamındaki yegane mutluluk sayar. Kendi ifadesiyle şöyle der: “ İşte burada ruhumu, birlikte götürebileceği kazançla zenginleştirmenin zamanı gelmiştir ki, o ruh, kendisini saran ve kör eden kafesten sıyrıldığında, gerçeği bütün çıplaklığıyla görecek ve bizim yabancı bilginlerimizin o denli gururlandıkları bilgilerin zavallılığını sezecektir. O bilgilere varma çabasıyla, bu yaşamda yitirdiği zamana acınacaktır. İnsanın yanında götürebildiği, her gün çoğaltabildiği ve ölümün dahi değerini düşürmesinden korkulmayan servet, ancak sabır, ılımlılık, boyun eğme, doğru yöne yönelme ve yan tutmayan adalettir. İşte, yaşlılığımın kalan yıllarını verdiğim tek ve yararlı konu budur. Benliğimi düzelterek, doğduğum günden daha iyi değil de (bu olanaksızdır aslında) daha erdemli olarak yaşamdan ayrılabilirsem, ne mutlu bana
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Yalnız Gezerin Düşleri 3.Gezinti- Jean-Jacques Rousseau (Yazı Dizisi 4) Öğrene Öğrene Yaşlanıyorum" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Tuğba DEMİRÖZ Fotoğraf
Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ
İstanbul
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi244 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ'ün Yazıları
► Çocukların Düşleri Psk.Dnş.Onur AKKOCA
► Yalnız Çocuklar PDF Psk.Dnş.Mehmet Akif AYDIN
► Yalnız İnsan! Psk.Füsun BUDAK
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,905 uzman makalesi arasında 'Yalnız Gezerin Düşleri 3.Gezinti- Jean-Jacques Rousseau (Yazı Dizisi 4) Öğrene Öğrene Yaşlanıyorum' başlığıyla benzeşen toplam 15 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Manüplasyon Ocak 2017
► Empati Kasım 2016
◊ Kıyamet Senaryoları Temmuz 2013
◊ Ticari Zeka Haziran 2013
◊ Hey Tuğba Naber? Nisan 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


07:05
Top