2007'den Bugüne 80,862 Tavsiye, 25,750 Uzman ve 18,019 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Kadına Yönelik Şiddet / Kadına Yönelik Şiddetin Tarihçesi
MAKALE #8367 © Yazan Psk.Dilara KAZANCI | Yayın Şubat 2012 | 12,675 Okuyucu
Kadına karşı şiddet ; sağlık, hukuk, eğitim, gelişim ve her şeyin üstünde bir insan hakları sorunudur. Bu aynı zamanda, dünyanın en yaygın, ama en az tanımlanan, gizlenen ve gözden uzakta tutulan evrensel problemidir. Kadına karşı şiddet kadının enerjisini tüketen, fiziksel sağlığını tehlikeye atan ve özsaygısını kemiren bir sağlık problemidir (Altun, 2006).

Kadına yönelik şiddet, cinsiyete dayanan, kadını inciten, ona zarar veren, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarla sonuçlanma olasılığı bulunan, aile dışında ya da aile içinde ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasına neden olan her türlü davranış olarak tanımlanabilir ( Özmen, 2004) .


Öztunalı- Kayır’a göre kadına yönelik aile içi şiddet; Bir erkek partner tarafından uygulanan aletli ve/veya aletsiz saldırı, duygusal, sözel, ekonomik ve cinsel hasar verme, korkutma, tehdit, sindirme, yoksun bırakma, muamele, tutum ve davranışlarıdır . Brown ise; kadına yönelik şiddeti ve istismarı, çiftlerin ilişkilerindeki suistimal, yoğun eleştirileri, sözlü saldırıları, cinsel zorlama ve saldırıyı, fiziksel saldırı ve korkutmayı, normal faaliyetlerin ve özgürlüğün kısıtlanmasını içerebilir diye tarif etmektedir ( Çiftçi, 2007).


Kadına yönelik şiddet, 1995 yılında Pekin’de toplanan Birleşmiş Milletler Dünya Kadın Konferansı’nda şöyle tanımlanmıştır; “Kadının fiziksel, cinsel, psikolojik zarar görmesi ve acı çekmesiyle sonuçlanan –veya sonuçlanması muhtemel olan- hareketlerin, tehdidin, baskının yapılması ve o kadının özgürlüğünün keyfi olarak elinden alınmasıdır”. Bunun toplum önünde ya da özel hayatta meydana gelmiş olmasının önemi yoktur, cinsiyete dayalı her türden şiddet anlamına gelir (Demirbaş, 2006).


"Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi Bildirisi'ne göre şiddet; cinsiyete dayalı ve kadınlarda fiziksel, cinsel, psikolojik herhangi bir zarar ve üzüntü sonucunu doğurmaya yönelik aile içinde veya kamu yaşamında gerçekleşebilen her türlü davranış, tehdit, baskı ve özgürlüğün keyfi biçimde engellenmesidir. Bu tanıma göre kadına yönelik şiddet hayatın iki farklı alanında yer alır: kamusal alan ve özel alan. Kamusal alanda şiddet, okulda, işte, sokakta ve yaşamın her noktasında ve savaşta yaşananları içerir. Özel alanda şiddet, aile içinde fiziksel, psikolojik, duygusal, ekonomik, cinsel ve sözel şiddet olarak kendini gösterir (Ünal, 2005).


Kadınlara yönelik şiddetin tarafı olan bir çok potansiyel saldırgan sayılabilir: Esler, sevgililer, ebeveynler, diğer aile üyeleri, komsular ve etkili veya güçlü konumdaki erkekler. Şiddetin, kadınların yaşamlarının her alanında yaygın olarak gözlenebilen ve tüm kadınların karşılaştığı bir dizi olgudan oluştuğu görülmektedir.

(Çetiner, 2006).

Kadına yönelik şiddetle ilgili araştırmalar, şiddetin en çok evlilikte meydana geldiğini ve eş tarafından kadına uygulandığını göstermektedir. Erkek , kadından bir şey elde etmek, kendisine itaat etmesini sağlamak veya davranışlarını kontrol altında tutmak amacıyla farklı şiddet davranışlarını sergilemektedir (Taşçı, 2003).


Dünya genelinde artan şiddet, kadınlara uygulanan şiddet olaylarında da izlenmektedir. Hemen her ülkede birbirlerine görece farklı oranlarda kadına şiddet uygulanmaktadır. Uluslararası Af Örgütü’nün açıkladığı 2004 yılı verilerine göre dünya genelinde her üç kadından biri yaşamları boyunca en az bir kez dayak olayına maruz kalmış, seks yapmaya zorlanmış ya da farklı bir biçimde tacize uğramıştır (Halıcı , 2007 ).Türkiye’de kadına yönelik şiddetin, daha çok sosyokültürel etmenler ve konunun geleneksel mahremiyeti nedeniyle aile duvarlarını aşıp ortaya çıkması veya çıkarılması güç olmuştur. Türkiye’de aile içinde yaşanan sorunlar mahrem kabul edildiğinden en yakın kişilere bile zor anlatılmaktadır. Şiddete maruz kalan kadın uğradığı şiddeti başkalarına anlatmaktan çekinmekte, durumun başkaları tarafından bilinmesini istememektedir.


Şiddetin açığa vurulması halinde genellikle şiddet mağduruna yardım etmek yerine, “kol kırılır, yen içinde kalır” anlayışıyla aile birliğinin devam etmesi adına sessiz kalması tavsiye edilmektedir ya da kadın suçlanmaktadır (Şahin, 2008) . Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. Dönem öğrencilerine uygulanan bir ankette “Aile içi şiddet ancak sık görüldüğü ve ciddi sonuçları olduğunda hukuki sürece taşınmalıdır” düşüncesine katılıp katılmadıkları sorusuna öğrencilerin %78’i katılmadıklarını belirtmiştir. Aile içi şiddetin sık görüldüğü ve ciddi sonuçları olduğunda hukuki sürece taşınması gerektiği görüşüne katılım bakımından kız ve erkek öğrenciler arasında farklılık gözlenmiştir. Kız öğrencilerin %86’sı bu görüşe katılmazken erkek öğrencilerin yalnızca %67’si katılmadığını belirtmiştir. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.


Kadına yönelik şiddetin daha iyi anlaşılmasında, kamusal ve özel alanda cinsiyetler arası güç dengesizliğinin irdelenmesi gerekir. Farklı toplumsal yapılarda kadının aile içindeki konumu fazla değişmemektedir. Kadının aile içindeki konumu, erkek merkezli ya da erkeğe göre tanımlanmakta ve kadın kendine sunulan “iyi eş”, “iyi anne”, “iyi ev hanımı” vb. kimlikleri çocukluğundan beri yaşadığı sosyalleşme sürecinin sonucu olarak baştan kabullenmekte ve bağımsız bir kişi olduğunu reddetmektedir. Kadının, kabullenmek zorunda kaldığı kimliklere uymayan tutum ve davranışlarını, erkek doğrudan kendi egemenliğine yöneltilmiş bir tehdit olarak algılamakta, bundan ötürü aile içinde kadına yönelik şiddet ortamı doğmaktadır. Toplumsal süreç açısından sosyal, ekonomik, kültürel ve psikolojik anlamda şiddete karşı donanımlı olmayan kadın, şiddeti olağanlaştırarak aile yaşamını sürdürmektedir. Kadın çoğu zaman fiziksel şiddet dışında kalan duygusal, ekonomik, sosyal çevreden tecrit edilme vb. şiddet biçimlerini yaşadığının bile farkına varamamaktadır ( Özmen, 2004)


Şiddet olgusunun ortaya çıkışı, insanlık tarihi ile paraleldir. Yapılan bir araştırmaya göre arkeologlar kadınların fiziksel şiddet yaşamalarının kökenini 3000 yıl öncesine götürmektedir. Buluntular erkek mumyaların kemiklerinde %9-20 kırığa rastlanırken, kadın mumyalarda bu oranın %30-50 olduğunu göstermiştir.

Bu kırıklar savaştan çok bireysel şiddete bağlı olduğu düşünülen kafa kırıklarıdır. Kadının esi tarafından yöneltilen şiddet davranışıyla karsı karsıya kaldığı her dönem ve her toplumda bildirilmesine karsın buna aile içinde çözülmesi daha uygun kişisel bir sorun olarak bakılmış, bu konu bilim adamlarının ilgisini pek çekmemiştir( Çetiner, 2006 ) .

Eski Roma yazıtlarındaerkeklerin kendilerinden izinsiz oyunlara katıldıkları, zina yaptıkları için eşlerinicezalandırmak, boşamak ve öldürmek hakkına sahip olduğu yazılmaktadır (Şahin, 2008). Orta çağda ise erkeğin kadına karşı zor kullanmasında bir sınır olmadığıbelirtilmektedir. Kadına yönelik şiddete ilişkin yasal ve tıbbi çalışmalar ise 1800’lüyıllara dayanmaktadır. Kadına yönelik şiddeti suç sayan ilk yasa Maryland’de 1883’de yapılmıştır.


Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde 1884 yılına kadar, erkeğin eşini dövmesi yasal olarak kabul edilmekteydi. 18. ve 19. yüzyılda İngiltere’de erkek, ailesi üzerinde bütün haklara sahipti. Erkeğin eşini kontrol edebilmesi için, baskı ve şiddet dâhil herhangi bir yola başvurması, işaret parmağından kalın olmayan bir sopa ile dövmesi yasal kabul edilmekteydi. Bu, 1920’lerde tüm eyaletlerde, en azından yasalarda ceza kapsamına alınmıştır (Şahin, 2008).


Kadına yönelik şiddet problemi bilimsel ortamlarda ancak 1970’lerde gündeme gelmiştir. Konunun bu zamana kadar ilgi çekmemesi, problemin yaygınlığının ortaya konulamamasına, eşler arasındaki şiddetin olağan kabul edilmesine ve sorunun inkar edilmesine, bu dönemde gündeme gelmesi de Vietnam Savaşı’ndan sonra şiddete toplumsal bir tepki gösterilmesine, kadın hareketinin güçlenmesine bağlanmaktadır (Altun,, 2006).


1975 yılında Meksika’nın başkenti Meksiko kentinde sadece kadın sorunlarını

konuşmak üzere dünya devletleri düzeyinde yapılan ilk uluslararası toplantı olan Birinci Dünya Kadın Konferansı’nda Dünya Eylem Planı kabul edilmiştir. Eylem planında saptanan 9 ana faaliyet alanı; uluslararası işbirliği ve barış, siyasal katılım, eğitim, istihdam, sağlık ve beslenme, aile nüfus, konut ve diğer toplumsal sorunlardır ( göçmen ve yaşlı kadınlar, fuhuş ve kadın ticareti).

Eylem Planı aracılığıyla BM’ye üye bütün devletlere, ilk kez kadın sorunlarına yönelik çözümler üretecek ulusal ve uluslar arası mekanizmalar oluşturma çağrısı yapılmıştır. Kadınların toplum içindeki konumlarını, eşitlik/ eşitsizliğin ölçüsünü somut olarak saptamak için cinsiyet ayrımlı istatistikler yapılması ve veri bankaları oluşturulması gibi önemli kararlar da alınmıştır ( Çiftçi, 2007).


Dünya’da 1970’lerden itibaren önem kazanan şiddet sorunu ülkemizde 1980’lerin ortalarından itibaren tartışılmaya başlanmıştır. 17 Mayıs 1987’deki “Dayağa Hayır” yürüyüşü kadınların şiddete karşı ilk toplu tepkileri olmuştur. Kadın hareketleri bu yıldan sonra hız kazanmıştır .


Türkiye’de kadına yönelik şiddetin nedenlerinin belirlenmesi ve soruna çözüm getirilmesi için, şiddetin toplum tarafından nasıl sunulduğu, nasıl algılandığı incelenmelidir. Türkiye Nüfus Sağlık Araştırması (TNSA)’a göre; çalışmaya katılan

kadınların %39’unun kadının yemeği yakması, kocasına karşılık vermesi, parayı
lüzumsuz yere harcaması, çocuklarının bakımın ihmal etmesi, cinsel ilişkiye girmeyi
reddetmesi gibi durumlardan en az birinin gerçekleşmesinin, kocanın karısını dövmesi için haklı gerekçe oluşturacağını belirtmişlerdir. Doğu’da bu oranın %49, Güneydoğuda da %50’nin üzerinde olduğu saptanmıştır .Şiddete maruz kalan kadınların %78’i bu durum karşısında hiç bir şey yapmayıp, sabrettiklerini belirtmişlerdir.

Kazancı, D. (2010) Evliliklerinde Maruz Kaldıkları Şiddet Nedeniyle Kadın Sığınma Evinde Barınan Kadınların Kaygı ve Depresyon Düzeyleri
http://tez2.yok.gov.tr/

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kadına Yönelik Şiddet / Kadına Yönelik Şiddetin Tarihçesi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Dilara KAZANCI'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Dilara KAZANCI'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Dilara KAZANCI'nın Makaleleri
► Kadına Yönelik Şiddet ÇOK OKUNUYOR Psk.Gökçe ÇAKIR
► Kadına Yönelik Cinsel Şiddet Psk.Cengiz TÜRKMEN
► Kadına Yönelik Şiddete Bakış Açısı Uzm.Psk.Doğancan DURSUN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,019 uzman makalesi arasında 'Kadına Yönelik Şiddet / Kadına Yönelik Şiddetin Tarihçesi' başlığıyla benzeşen toplam 29 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Beden İmgesi Nedir? Kasım 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


22:50
Top