2007'den Bugüne 89,675 Tavsiye, 27,648 Uzman ve 19,669 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Kentleşme Sürecinde Kadın ve Şiddete Bakış
MAKALE #8407 © Yazan Psk.İlkten ÇETİN | Yayın Şubat 2012 | 5,007 Okuyucu
KENTLEŞME SÜRECİNDE KADIN ve ŞİDDETE BAKIŞ

Kentleşme hareketini, geniş anlamda ve doğru bir biçimde, sanayileşmeye ve ekonomik gelişmeye paralel olarak, kent sayısının artması ve kentlerin büyümesi sonucunu doğuran, toplum yapısında artan oranda örgütleşme, işbölümü ve uzmanlaşma yaratan, insanların davranış ve ilişkilerinde kentlere özgü değişikliklere yol açan bir nüfus birikimi süreci olarak tanımlamak gerekir. Bu tanım benimsenirse, kentleşme hareketini, ekonomik ve toplumsal öğelerinden yalnız bir tanesi olan demografik gelişme ile tanımlamak yanlışlığına düşülmemiş olur.


Ekonomik öge, yani üretim biçiminin değişmesi, kentleşmenin tanımlanmasında özel bir ağırlığa sahiptir. Onun içindir ki, kentleşme, tarımsal üretimden daha ileri bir üretim düzeyine geçiş olarak tanımlanabilir. Bu geçiş sonucunda, tüm üretim denetleme işlevi kentlerde toplandığı gibi, kentler büyür, kent nüfusu yoğunlaşır, türdeş (homojen) olmama ve bütünleşme dereceleri artar. Her ülke, bir geçiş sürecine göre az ya da çok kentleşmiş olarak nitelenir Gerçekten, kentleşme hemen hemen her ülkede tarımsal nüfusun azalmasını, buna karşılık tarım dışı alanlardaki nüfus oranının artmasını gerekli kılmıştır. Hızlı kalkınmanın gerektirdiği yatırımlar kentlerde yapılır. Sanayi ve hizmet kesimlerinin aradığı gelişme ortamı kentlerde yaratılır; o halde, kalkınma yolunun kentlerden geçtiği, yani kentleşmenin, kalkınmanın hem yaratıcı, hem de hızlandırıcı bir etkeni olduğu ileri sürülür. Ne var ki bir ülkede nüfusun köyden kalkıp kente yerleşmesi, bireylerin ve o toplumun gelirinde bir artış sağlamıyorsa, ya da sağlanan artış o toplumun üretici güçlerinin yaratabileceği ölçüde değilse, o takdirde kentleşmeye kalkınmanın bir ölçüsü gözü ile bakılamaz. Tarım kesiminde toprak dengesizliği, fazla nüfus, verimsizlik gibi nedenlerle, bu kesimin dışına itilen nüfusun, kentlerde işsiz ya da gizli işsiz durumuna gelmemesi, kalkınmaya katkıda bulunması, bu nüfusun türlü sanayi dallarında iş sahibi kılınabilmesine bağlıdır. Oysa, bugün, hızlı kentleştikleri görülen az gelişmiş ülkelerden birçoğunda bunun tersi olmakta; kentler ve büyük yerleşim merkezleri, iş bulamayan ya da az çalışan kitlelerle dolmaktadır. Kentlere gelen kitlelerin iş edinme konusundaki düş kırıklıklarına, bu kentlerdeki barınma, taşınma, eğlenme, eğitim ve sağlık, ısınma ve beslenme gibi ihtiyaçlarının karşılanmasındaki dar boğazlar da eklenince, büyük kentlerin, çekiciliklerini yitirmesi beklenirken, bunun tersi olmaktadır. Bu yanılmaca, bütün eksik ve aksak yönlerine rağmen, birey açısından, kentin köyden çok daha yeğlenmeye değer bulunmasından doğmaktır. Çünkü, bireyin kentte bulduğu, köyünde bulabileceğinden çok daha yüksek düzeydedir. Denilebilir ki, bireylerin göç etme kararına varırken dayandıkları sebepler bireysel açıdan akılcı olsalar da, bunun,toplum yönünden mutlaka rasyonel olmasını beklemeye imkan yoktur. Kısaca, bireysel akılcılıkla toplumsal akılcılık her zaman çakışmamaktadır. Kentlerin büyümesi, belediye hizmetlerindeki aksaklıkların yanı sıra, denetimsiz ekonomik düzenlerde arsa spekülasyonunu ve konut alım satımını kamçılamak yolu ile dar gelirli geniş kitlelerin sömürülmesine; öte yandan da, gelir dağılımının spekülatörler ve varlıklı toprak sahipleri lehine bozulmasına yol açabilmektedir. Ayrıca kentleşme, yeterli hızda bir sanayileşme ile birlikte gerçekleştirilemiyorsa, insanların değer dizgileri ile tüketim davranışlarında yaratması beklenen değişiklilerin, kalkınmaya yüksek katkısı olmuyor demektir. Ekonomisi bozuk ve gelir dağılımının dengesiz olduğu toplumlarda, kentlerin iç yapısında belirgin sınıfsal ayrışmalar görülür. Yoksul, orta halli ve varlıklı insanların oluşturdukları komşuluk birimlerini, birbirlerinden oldukça kesin çizgilerle ayırt etmek imkanı vardır. Gelişmiş kapitalist ülkelerin kentleri, modern sanayi kentleridir. Kentleşme sonucunda, kent ve köy arasındaki ayırımlar, az çok değişme ile kentlere de taşınmakta; kimilerinin yanlış olarak kentlerin köyleşmesi ya da kasabalaşması adını verdikleri olay ortaya çıkmaktadır. Köyler ve kentler arasındaki gelir ve hayat ölçüsünün (standardı) ayrılıklarının giderek büyümesi önemli bir problemdir. Gecekondu bölgeleriyle kentlerin varlıklı bölgeleri arasındaki bu farklılık çok belirgindir. Kentler içindeki gelir dağılımı ayırımlarının dolaysız sonucu olan barınma ve hizmet ölçülerindeki farklılıklar, gecekondu alanları ile onlar dışında kalan konutlarda açıkça izlenebilmektedir. Gecekondu bölgelerinin sağlık şartları, kentler için tehlike yaratacak ölçülerde bozukluktur. Kentlerin sağladığı imkanlar sayesinde, gecekondulu ailelerin beslenme, giyinme, sağlık ve temizlik gibi kendilerine ait değer ve alışkanlıkları ile, ruhsal
hayatımızda ve değer dizgelerinde önemli değişmeler yer almıştır. Okur-yazarlık oranı yüksektir, gazete satın alır, kitle haberleşme araçlarından yararlanabilirler. Gecekondulu aileler çocuklarının temel ve uygulamalı bilim dallarında yüksek öğrenim yapmalarını istemekte, kızlarının bile okumalarında sakınca değil, yarar görmektedirler. Ancak, eşlerini bir işte çalıştırmak istemeyen aile başkanı erkeklerin oranı da yüksektir. Gelin adayları, başlık, çeyiz gibi alışkanlıklarını koruyan, yer sofrasında, aynı kaptan yemek yiyen ve çatal bıçak kullanmayanların, çoğunlukla olduğu görülür. Ailelerin çoğu, kadınların başörtüsüz, kısa kollu giysilerle ve çorapsız dolaşmasını hoş karşılamaz; saç kestirmesine ve boyanmasına karşı tepki gösterir, adak, kurban, ziyaretçi gibi gelenek ve göreneklere önem verirler.

Kadın ve Şiddet


Toplum nüfusunun yarısını kapsayan kadın kitlesinin, ekonomik üretim alanlarında geniş ölçüde yer alması ile çağdaş toplum düzenine; iki cinsin ortaklaşa el ve güç birliği ile yarattıkları yeni toplum düzenine geçilmiştir. Değişim, toplumun her unsurunu içeren kapsamlı bir süreçtir. Değişim aynı zamanda gelişme ve çağdaşlaşmadır. Toplumun değer yargılarının yeniden biçimlendirilmesinde bir faktördür. Bu değişme ve gelişmeler birinci derecede aile büyüklüğüne, aynı zamanda gerek aile içi ilişkilere ve gerekse aile bireylerinin toplumla ilişkilerine, kısaca aile yapısını tümüyle etkilemektedir. Bu değişimden temel hak ve sorumluluklarının bilincinde olan kent kadını, en büyük payı almaktadır. Kadının öğrenim düzeyinin yükselmesi, ekonomik faaliyetlere ücretli olarak katılımı evlenme yaşlarında da yükselmelere sebep olmuştur. Sanayileşmiş ülkelerde kadının tarım dışında istihdam oranı yüksektir. Ülkemizde toplumun sosyo-ekonomik gelişmesine bağlı olarak kadınların mesleklerinin çeşitlendiği görülmektedir. Tarım dışı sektörde kadının çalışması, onun sosyo-ekonomik statüsünü olumlu yönde etkiler. Kırdan kente göç eden kadının tarım içindeki payı azalmıştır. Kente göç ile birlikte kadının üretkenliği de büyük ölçüde azalmıştır. Göç olgusu, nüfusun kalitatif yapısında, okur-yazarlık, eğitim, iş ve meslek alanlarındaki, kalifiye eleman oranlarında yapısal gelişmelere sebep olur. Genel olarak şehirde çalışan profesyonel kadının iyi tanımlanmış bir işi vardır. Bu iş, genellikle devlet sektöründe olup kadının bu tür işi tercih etmesinin sebebi, özel sektördeki maaşlar ve mesleki rekabet fazlalığıdır. Kadının işinin yanında, ailesine, çocuklarına bakmak gibi ikinci sorumluluğu da vardır. Bireyler toplumda farklı statüler işgal ederler. Bu statüler bazı zorunlulukları ve grubun sosyal normları tarafından tanımlanan sosyal rolleri içerirler. Bu sosyal normlar grubun üyeleri tarafından paylaşılan davranış kalıpları veya kurallarıdır. Kısaca her toplumda toplumun devamlılığının ve düzenin sağlanması için yerine getirilmesi zorunlu bazı fonksiyonlar vardır. Sosyal problemler toplumun bütünlüğünü ve devamlılığını tehdit ederler. Sosyal problemlere sosyolojik açıdan yaklaşıldığında atılacak ilk ve en önemli adım sosyal problemlerin sosyal tanımlarının yapılmasıdır. Toplumda işsiz ve yoksul bireylere karşı sert ve saldırganca bir sosyal kontrol uygulanmaktadır. Düşük sosyoekonomik statünün özellikle hırsızlık ve gasp suçu açısından belirleyici olduğu açıkça ortadır. Şiddetin bireysel bir özellik olma yerine, sosyal bir fenomen olduğu noktasında odaklaşma vardır. Şiddetin ortaya çıkmasında, yoksulluk, zihinsel özürlü olmak, eğitim yetersizliği, açgözlülük, işsizlik, arkadaş grubunun baskısı, kötü çevre şartları, kızgınlık veya intikam duyguları etkilidir. Sonuçta ilaç kullanımı ile parçalanmış veya bozuk aile ilişkileri arasında karşılıklı ilişki olduğu, aile düzeninin kızgınlık ve intikam duygularına, arkadaş grubunun etkisinin ilaç kullanımına ve bu yolla yoksulluğa, eğitim yetersizliğinin yoksulluk ve işsizliğe sebep olduğu ifade edilmiştir. Bu sebebe ait ilişki ağı her ikisi de eğitim yetersizliğinden kaynaklanan iki alt sistem olduğunu göstermektedir. Bunlardan biri işsizlik ve yoksulluğu şiddetin muhtemel nedeni olarak gören toplumsal açıklama ile ilgili olup, diğeri, daha ziyade psikolojik düzeydedir. İlaç kullanımı ile ilgili, bozuk aile ilişkilerinden kaynaklanan kızgınlık ve intikam duygularının şiddetin muhtemel sebebi olduğu görüşüdür. Günümüzde teknolojik gelişmelerin her alanda yaygınlaşması, özellikle kitle iletişim araçlarının etkisi, kentleşme, endüstrileşme, iç ve dış göçler, hızlı nüfus artışı gibi faktörler sosyal sistemi etkileyerek kurumların yapısında, işleyişlerinde, fonksiyonlarında ve mikro düzeyde bireyler arası ilişkilerde değişim meydana
getirmiştir. Bu değişim her alanda olumlu sonuçlar sağlamamış, bazı sosyal problemlerin ortaya çıkmasına ve daha da büyük boyutlara ulaşmasına sebep olmuştur. Her toplumda kişilerin davranışlarını yönlendirmek amacına yönelik normlara rastlanır. Bu normlar toplumu bozulmaya, çözülmeye karşı korur, kişilerarası ilişkileri düzenler ve toplumun temel yapı ve değerlerini korurlar. Bireyin canına, malına, namusuna, toplum düzenine kasteden davranışlar sosyal sistemin bütünlüğünü tehdit ederler. Çünkü, şiddet sadece toplumdan topluma değişiklik gösteren normların ihlali değildir, şiddet toplumun refah ve düzenine de ters düşen bir davranıştır. Ülkemizde, endüstrileşmiş Batı toplumlarındaki boyutlarda olmasa da şiddet, günümüzde önemli bir problemdir. Geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında şiddet oranları nüfus artışına paralel olarak bazı yıllarda nüfusun artışından daha fazla miktarda artmaktadır. Şiddet oranlarındaki sayısal artışların yanı sıra içeriği de genişlemekte, şiddete başvurma yaşı düşmekte, şiddete başvuran kadınların toplam kadın nüfus içindeki oranları yükselmektedir. Kırsal kesimden kentlere göçün hızlandığı son yıllarda, eskiden kırsal kesim şiddeti olarak tanımlanan şiddet türleri artık kentlerde de görülmeye başlamış, kısaca şiddet türleri ve sayıları açısından kır-kent farklılığı giderek azalmaya başlamıştır. Kente göç, giderek kentin yapısın daha karmaşık bir hale getirmekte, nüfus kalabalıklaşmakta, birçok hizmet daha güç verilmektedir. Kente göç eden insanlar alıştıkları yüz yüze, samimi ilişkileri formal ilişkilerle değiştirirken, bir yandan da kent hayatına uyum çabası vermektedirler. Şiddet, hayatın her alanında, duygusal, sözel, fiziksel, cinsel, siyasal ve daha birçok boyutla karşımıza çıkmaktadır. Şiddetin karmaşık yapısı dolayısı ile tarif edilmesi sebeplerinin araştırılması ve önlenmesine yönelik çalışmaların yürütülmesinde zorluklar yaşanmaktadır. Şiddet; kızgınlık, öfke, kin, nefret, düşmanlık gibi duygu-durumun etkinlik kazandığı saldırganlık dürtüsünün eyleme dönüşmüş biçimi olarak ele alınabilir. Şiddet kelimesinin genel anlamda, aşırı duygu durumunu, bir olgunun yoğunluğunu, sertliğini, kaba ve sert davranışı nitelendirdiği ileri sürülmekte, bireye ve topluma fiziksel ve ruhsal acı vermek, eziyet niyetiyle yapılan yıkıcı-yok edici saldırgan davranışlar olarak tanımlanmaktadır. Kontrolsüz, aşırı, birdenbire ve bazen amaçsız olarak kişilere ya da çeşitli nesnelere fiziksel zarar vermeyi içermektedir. İstismar, bir nesnenin ya da kişinin zayıflığının kötüye kullanılması ve bu davranışın bilerek ya da bilmeyerek sürdürülmesi olarak tanımlanmaktadır. Saldırganlık duygusal tanımında; öfke duygusunun yol açtığı bir davranış olarak ifade edilmektedir. İnsanda saldırgan davranışların kalıplaşmış olduğu kızgınlığın, öfke durumunu dışa yansıtan yüz mimiğinden ya da bir sözcükten, doğaya ve canlıya zarar veren şiddet eylemlerine kadar geniş bir yelpaze içinde yer aldığı ileri sürülmektedir. Kaynaklarda, saldırganlığın bütün canlılarda ortak bir içgüdü, bir dürtü olarak kabul edildiği görülmektedir. Engelleme, saldırganlığın meydana gelmesinde önemli bir etkendir. Her saldırgan davranışın temelinde mutlaka bir engellenmenin olduğu ileri sürülmektedir. Engellenmenin, saldırganlık için basit bir uyarıcı olduğu ve organizmayı saldırgan olmaya hazırladığı öne sürülmektedir. Şiddetin sosyo-psikolojik boyutunda; toplumların yapıları ve hareketliliği ile toplumsal değişimin rolü vardır. Hızlı toplumsal değişimin şiddete yol açan yeni engellemeleri doğurduğu, toplumsal değişimin hızlı bir ekonomik gelişme ile birlikte olmasının şiddeti azalttığı, çalışmalarda izlenmektedir. Bazı çalışmalarda da şiddet eylemlerinin zencilerde beyazlara oranla daha fazla, ekonomik ve sosyo-kültürel düzeyi düşük toplumlarda, ekonomik ve sosyokültürel seviyesi yüksek toplumlara nazaran daha sık görüldüğü ileri sürülmektedir. Yaş, fizyolojik ve biyolojik sebepler ile kişilik özellikleri, genç erkeklerde şiddetin ortaya çıkmasına yol açan özelliklerdir. Toplum ve kültür tarafından saldırganlığını onaylaması genç erkeklerde şiddet davranışının daha fazla olmasına sebep olmaktadır. Hormonal etkenlerle, androjenlerle saldırganlık arasında ilişki olduğu da ileri sürülmektedir. Ayrıca, kitle iletişim araçlarının da toplu ve bireysel şiddetin meydana gelişini etkileyen faktörlerden biri olduğu ileri sürülmektedir. Kitle iletişim araçlarının şiddet sahnelerinin bireylerce benimsenmesine ve çatışma durumlarında uygulanmasının artmasına yol açtığını ileri sürenler vardır. Bunun yanı sıra, kitle iletişim araçlarının şiddetin azalması yönünde de yararlı olabileceği, şiddetin gösterilmesinin izleyicide bir boşalma yaratıp şiddeti azaltabileceği görüşleri de vardır. Kaynaklarda erkeklerin eş dövme davranışını açıklayan çeşitli görüler ileri sürülmektedir. Bu görüşler ana hatları ile özetlenmeye çalışılmıştır.
1- Eşini döven erkekler, çocukluklarında benzer olaylara tanık oldukları için şiddete
başvururlar.
2- Eşini döven erkekler, kişilik özellikleri ya da ruhsal bozuklukları sebebi ile şiddet
uygulamaktadırlar.
3- Alt sosyo-ekonomik tabakalarda işsizlik, parasızlık ve eğitimsizlik eş dövme sebebidir.
4- Alkol alma, sarhoşluk, aşırı kıskançlık eş dövme sebebidir.

Bazı yazarlar; şiddete başvuran erkeklerin çoğunluğunun yetersiz kişilik gösteren, iletişim yeteneği olmayan, ruhsal gelişimini tamamlamamış kişiler olduğunu ileri sürmektedirler. Evlilikte şiddete başvurmanın güçsüzlük, yetersizlik duygularını yenme ve özsaygıyı koruma çabasından kaynaklandığı belirtilmektedir. Evlilik ilişkileri dışında dostluk ilişkileri olmayan, içine kapanık, toplumsal olarak izole edilmiş ailelerde şiddete başvurmanın daha sık gözlendiği, bunun göçmenlerde önem kazandığı bildirilmektedir. Süregen kaygı, depresyon ve psikosomatik belirtileri olan, yorgunluk, yaygın ağrılar, denetimi yitirme endişeleri ve tekrar eden öz kıyım girişimleri olan evli kadınlarda aile içi örselenmenin düşünülmesinin yerinde olacağı bildirilmektedir. Bulgular, kadının ve erkeğin eğitim düzeyi, sosyal statüsü, ekonomik şartlarına bağlı olmaksızın, kadının ev içinde şiddete uğradığı görüşünü destekler niteliktedir. Kentleşme ile kadının yükü artmış; anne, eş ve iş kadını olarak hayattaki rolünü almıştır. İyi bir anne olmak zorundadır. Çocuklarına bakmakla, onların eğitimini, sağlığını düzene sokmakla kendini yükümlü hissetmektedir. Mükemmel bir eş olmaya çalışacaktır. Evde işi bir hayli yüklüdür. Evdeki işleri yoluna girince, işine, çalışma mekanına gidecektir. Orada çalışırken, aklı bir yandan da evde, eşinde ve çocuklarında olacaktır. Bu onda sıkışma hissi, kaygı, anksiyete yaratacaktır ve bu anlamda tükenmişlik içine girecektir. Bunun sonucu olarak kendisi de şiddete başvuracaktır ve suç işleyecek ve suçlu muamelesi görecektir. Yüzyıl önce kadınların daha pasif oldukları yerlerde şiddete daha seyrek katıldıkları tartışılmıştır. Cinsiyet ile şiddet ilişkisi ele alındığında bütün toplumlarda kadınların şiddete başvurma oranlarının erkeklerden düşük olduğu görülmektedir. Ancak kadının şiddete başvurma oranı ülkeden ülkeye ve sosyo-kültürel yapıdaki farklılıklara bağlı olarak değişmektedir. Bu konuda belirleyici olan, kadınların sosyo-kültürel yapı içindeki konumlarının işledikleri suç oranları ile türlerini ne ölçüde etkilediğidir. Yapılan araştırmalarda kadın suçluların alt sınıfa ait, heyecan arayan ve tatmin isteyen kişiler oldukları tanımlanmıştır. Suçlu kadınların geçmişte içinde yaşadıkları fiziksel ve maddi şartları son derece olumsuz olduğu ortaya konmaktadır. Çoğu yoksul ailelerden gelmiştir. Babaların kazancı yetersiz, aileler kalabalık, ilişkiler sağlıksızdır, anne babaların öğrenim düzeyi düşüktür. Ayrıca, suçlu kadınların büyük bölümü parçalanmış ailelerden gelmektedir.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kentleşme Sürecinde Kadın ve Şiddete Bakış" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İlkten ÇETİN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İlkten ÇETİN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     2 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
İlkten ÇETİN Fotoğraf
Psk.İlkten ÇETİN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi258 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İlkten ÇETİN'in Makaleleri
► Şiddete Analitik Bir Bakış Psk.Dila HOTLAR
► Kadına Yönelik Şiddete Psikolojik Bir Bakış Psk.Dnş.İsa Özgür ÖZER
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,669 uzman makalesi arasında 'Kentleşme Sürecinde Kadın ve Şiddete Bakış' başlığıyla benzeşen toplam 21 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Kendine Sevgili Misin? ÇOK OKUNUYOR Şubat 2022
► Aşk ile Değişime Format Atarmıyız ? ÇOK OKUNUYOR Ekim 2021
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


07:24
Top