2007'den Bugüne 84,938 Tavsiye, 26,567 Uzman ve 18,918 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Ölüm ve Ölümcül Hastalıklarda Psikoloji
MAKALE #8928 © Yazan Psk.İlkten ÇETİN | Yayın Nisan 2012 | 6,642 Okuyucu
ÖLÜM VE ÖLÜMCÜL HASTALIK

Ölümü yaklaşan hasta ve ailesinin içinde bulunduğu süreç “terminal dönem” olarak adlandırılmaktadır. Terminal dönemdeki hasta dendiğinde de, yaşamının son günlerini yaşayan, ölmek üzere olan hasta anlaşılmaktadır.

Yaşamımızdaki en büyük kayıp olgusu olan ölümün algılanma biçimi üzerinde toplumsal değer yargıları, kültür, inançlar, din, adetler ve gelenekler önemli bir rol oynamaktadır. Her birey için ölümü bekleme ayrı anlamlar taşımasına karşın, ölümle ilgili evrensel olarak yaşanan duygu korkudur. Ölüm, tüm canlıların paylaştığı evrensel bir olay olsa da çoğu birey için ölümle ilgili en fazla korku yaratan şeyin, ölüm anında yalnız kalma korkusu olduğu belirtilmektedir.

Ölümcül bir hastalık sürecinde, bir yandan geleceğe ilişkin belirsizlik yaşanırken, diğer yandan hastalığın ölümü yaklaştırıyor olması hastaların duygulanımlarını olumsuz etkilemekte, kaygı ve korku düzeyini arttırmaktadır. Korkunun nedenleri arasında; bilinmezlik, yalnızlık, yakınlarını yitirme, anlamlı ilişkilerinin olduğu kişilerden ayrılma, bedenini ve denetimini yitirme, kimlik duygusunda sürekliliği yitirme, acı ve ağrı duyma, başkalarına yük olma, ölürken fiziksel ve zihinsel yeteneklerin kaybolması ve önemli yaşam hedeflerini başaramadan erken ölme düşüncesi sayılabilir.
Terminal dönemde, bir biçimde o güne kadar getirilen, günlük yaşamı sürdürmekte kullanılan tüm mekanizmalar, geleceğe yönelik beklentiler, planlar, kısacası tüm dengeler sarsılmakta, bozulmakta ya da yitirilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Terminal dönemde karşılaşılan sorunlar, hastanın içinde bulunduğu evreye, ölüme atfedilen anlama ve destek sistemlerine göre değişmekte ve her hastada farklı şiddet, düzey ve çeşitte psikolojik tepkilere yol açmaktadır. Bu dönemde sık karşılaşılan sorunlar arasında; dış dünya ile ilgilenmeme, yalnız kalma eğilimi, korkuya bağlı huzursuzluk, aşırı bağımlılık, isyankarlık, sağlığını olumsuz etkileyecek tutum ve davranışlara yönelme, sağlıklı insanlara karşı öfkeli davranışlar sergileme, yas reaksiyonu, depresyon, kaygı, inkar, kızgınlık, hostilite, yansıtma, regresyon ve suçluluk duygusu sayılabilir.

Kubler-Ross’a göre, terminal dönemdeki hasta hastalığı ile savaşmaya çalışırken zorunlu olarak birçok aşamadan geçmektedir. Bu aşamalar; inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme olarak sıralanmaktadır.

İnkar:Hastalığını öğrenen kişinin birkaç gün süren tepkisidir ve karşılaşılan "gerçekten korunmak için bir sığınak” işlevi görür, yaşanan kaygıyı maskeler. Kişi zihinsel olarak yaşananları fark etse de genellikle duygusal olarak bu durumu reddetmektedir. İnkarı yaşayan hasta "Hayır, ben ölmeyeceğim” diyerek öleceğine inanmaz ve yanlışlık olduğunu ümit eder. Kubler-Ross inkarınönemli ve gerekli olduğunu belirtmektedir. Hasta ölümün kaçınılmazlığının bilincine vardığında darbenin gücüa zalmaktadır.

Bu dönemde hastanın sosyal desteklerinin arttırılması, tedavi süreciyle ilgili bilgilendirmelerin yapılması, inkarının sözel olarak desteklenmesi ve zaman tanınması önemlidir.

Öfke: İlk birkaç günden sonra artık yapılacak tedaviler, hastanın nerede tedavi olacağı ve kimin tarafından tedavi edileceği gibi kararların alınması zorunluluğu ortaya çıkar. Bu noktada öfke gelişir "Neden ben" sorusu sorulmaya başlanır. Daha yapacak çok şey varken, başkaları sağlıklı iken kendisinin öleceği gerçeği karşısında öfke yaşar. Bu kızgınlığında Tanrıyı hedef alabilir, bazen de hastalığın kendisine bir ceza olarak verildiğini düşünüp öfkeyi kendisine yöneltebilir. Öfkesini, sağlıklı olan herhangi bir kişi/kişilere (kendisine, eşe, çocuğa, anne-babaya, kardeşe, sağlık personeline, Tanrı’ya) yöneltebilir. Bu dönemde ele alınamayan öfke, bireyi depresyona yaklaştıran bir etkendir.

Pazarlık Etme:Bu dönemde yaşanan çaresizlik ve umutsuzluk duygularına karşı çocukça bir güçlülük duygusu vardır. Böylece kişiler kaybettiklerini geri getirebilecekleri ya da gerçeği değiştirebilecekleri duygusunu yaşayabilirler. Pazarlık aslında bir erteleme çabasıdır. Hasta ölmemek için bir arayış içindedir; tanrı ve çevresindekilerle pazarlığa girişir.

Bu dönemde, hastanın konuşmaya teşvik edilmesi ve dinsel desteklerin sağlanması yardımcı olmaktadır.

Depresyon:Hastalığın adalet yasalarına hiç de uymadığı, harcanan çabaların durumu düzeltmeye yetmediği farkedildiğinde depresyon ortaya çıkar. Bu aşamada hastalar kendi ölümlerinin yasını tutmaktadırlar. Bu kederli süreç iki aşamada gerçekleşir; Kişi önce geçmişte kaybettikleri, yapamadıkları, hataları için pişmanlık yaşar, daha sonra da kendisini gelecek olan ölümüne hazırlar. Kubler-Ross, hastanın bu dönemde büyüdüğünü, yaşanan bu depresyona müdahale edilmemesi, bunun yerine en azından bir süre kendi akışına bırakılmasının uygun olduğunu belirtmektedir. Bu dönemde hastanın duygularını ifade etmesine, kayıplarının yasını tutmasına izin verilmesi ve aile desteğinin sağlanması kabullenme evresine geçişi kolaylaştırmaktadır. Ancak, depresyonun giderek ağırlaştığı (sosyal uyaranlara yanıt alınamaması, yemek yemenin, hekime/hastaneye gitmenin, verilen ilaçların reddedilmesi, gibi) durumlarda gerekli müdahaleler yapılmalıdır.

Kabullenme:Bu aşamadaki hasta artık öfkelenmeyecek kadar güçsüz, yorgun ve sakindir; "ölmek" kavramına da alışmıştır. Durumunu kabullenen hasta, daha gerçekçi davranmaya, yarım kalan işlerini düzene sokmaya, yakınlarına ölümünden sonra yapacaklarını anlatmaya, "Yolun sonuna geldim”, “Her şey bitti” şeklinde düşünmeye başlar. Bu dönemde, hastaların olabildiğince tedavi programlarına katılmalarının sağlanması önemlidir.

Tanımlanan bu aşamalar kesin sınırlamalar olmamakla birlikte terminal dönemdeki hastaları anlayabilmemizde önemli bir rehberlik sağlamaktadır.

Kuşkusuz, ölümcül hastalıklar hasta ve ailesinin yanı sıra sağlık ekibi açısından da zorlayıcı bir durumdur. Terminal dönemdeki hasta ile çalışan sağlık ekibi hastayı “Ölmekte olan biri” olarak değil, kalan her gününü en iyi şekilde yaşaması gereken bir insan olarak değerlendirmeli ve hastanın ölümüyle değil, ölüm gerçekleşene kadar onun en rahat şekilde yaşamasıyla ilgilenmelidir. Bu ekip içinde hekim, hemşire, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, fizyoterapist, gibi farklı disiplinlerden uzmanların yer alması önemlidir.

Ölümcül hastaların bakımında temel amaç, hastanın fiziksel ve ruhsal yönden rahatlığının sağlanması ve kalan yaşam süresinin kalitesinin arttırılması olmalıdır. Bu bağlamda; hastaların korkuları ele alınmalı, hastanın bireyselliği ve aile bütünlüğü korunmaya çalışılmalı, depresyon, kaygı vb. psikolojik belirtilerle başa çıkmasına yardım edilmeli, yalnızlık ve soyutlanma engellenmeye çalışılmalı, ailenin duygusal ve fiziksel olarak güçlenmesi için planlama yapılmalı ve aile yas sürecine hazırlanmalı, hastanın ağrı ve diğer fiziksel yakınmaları kontrol altına alınmaya çalışılarak rahatlatılması sağlanmalıdır.

Hasta ve ailesinin yaşadıkları duyguların anlaşılması ve kabul edilmesi gereklidir. Bu süreçte, hastanın kendi durumunu bilip bilmediği, hastaneye yatışını nasıl anlamlandırdığı ve tedaviden ne beklediği, amaçları anlaşılmaya çalışılmalı ve gerçekçi beklentiler geliştirmesine yardımcı olunmalı, ölüm hakkında düşünceleri, fiziksel sıkıntıların yaşam kalitesi üzerindeki etkileri, günlük bakımını bağımsız olarak yapabilme durumu, kullandığı baş etme yöntemleri, desteklerinin kimler olduğu ve hasta yakınlarının duruma tepkilerinin nasıl olduğu gibi durumlar anlaşılmaya çalışılmalıdır.
Hasta ile iletişim kanalları her zaman açık tutulmalı, mümkün olduğunca hastayla birlikte olunmalı, soruları açık bir şekilde yanıtlanmalı ve duygularını ifade etmesi için cesaretlendirilmelidir.

Hastanın hastalığıyla ilgili bilgi edinmesi/bilgilendirilmesi hem sorunun çözümüne katkıda bulunur, hem de duygusal yaşamın düzenlenmesine yardım eder.
İnsanın değer verdiği kişilerle birlikte olabilmesi hem kendini önemli hissetmesi hem de sadece kendi sıkıntılarına yoğunlaşmasını önlemesi açısından önemlidir. Bu nedenle, hastanın ailesi ve yakınları ile birlikte olması teşvik edilmelidir.

Hastanın tedaviye etkin katılımı sağlanmaya ve umutları desteklenip güçlendirilmeye çalışılmalıdır. Böylece, onun için kaygı, korku yaratan durumu kontrol edebildiği duygusunu yaşayabilir.

Ayrıca, ailesi ile gelecekte onun adına neler yapılmasını istediği konuşulmalı ve ölüm sonrasını planlamasına yardım edilmelidir.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Ölüm ve Ölümcül Hastalıklarda Psikoloji" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İlkten ÇETİN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İlkten ÇETİN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     2 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
İlkten ÇETİN Fotoğraf
Psk.İlkten ÇETİN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi251 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İlkten ÇETİN'in Makaleleri
► Çocuk ve Ölümcül Hastalıklar Psk.Nilüfer ŞİŞMAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,918 uzman makalesi arasında 'Ölüm ve Ölümcül Hastalıklarda Psikoloji' başlığıyla benzeşen toplam 34 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Aşkın Psikolojisi Aralık 2011
► Kendini Açma Haziran 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


04:25
Top