2007'den Bugüne 82,315 Tavsiye, 26,074 Uzman ve 18,274 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Aile, Aile İçi Şiddet ve Olası Önlemler
MAKALE #9057 © Yazan Psk.Şafak AĞACA KEMAL | Yayın Mayıs 2012 | 3,596 Okuyucu
Aile Nedir?

Aile, sosyal sistem içinde bir alt sistemdir. Sosyal sistemin içinde bulunan alt sistemi tariflemek gerekirse; ‘duygusal özelliği olan’ ayrıcalıklı bir topluluktur. Türkiye Gen Bilim internet sitesinde aileyi şöyle tanımlamaktadır (2010) ; Aile; toplumsal yapının en küçük birimleri olan bireylerin kan bağıyla birbirine kenetlendiği, yaşam standartlarına ayak uydurabilmek, hayatta kalabilmek için ortak hedefleri ve hareketleri olan bir yapı, hatta bir organizmadır. Hangi ulusal ya da kültür sınırları içinde olursa olsun, aile, evrensel, üniversal bir oluşumdur. Aile kendine özgü bir yapısı ve yaşam standartları vardır. Her ulusta ya da kültürde aile oluşmayı, genişlemeyi ve ayrılması bakımından kavramsallaştırılıyor. İsmail Sevimer ‘e göre (2008) ; her kültürdeki aileyi kavramsallaştırmak gerekirse, insanoğulları aileler halinde toplanıyorlar, çocuklar doğuyor, büyüyor, dağılıyor; insanlar gene birleşiyor, bu yineleme sürüp gidiyor.

Aile İçi Şiddet

Diğer yandan, aile bu beklenenlerdeki gibi sorunsuz ilerlemiyor. Sağlıklı olmayan ailelerde bütün uluslarda görülmektedir. Son yıllar da daha çok gündeme gelen, medyadan da daha sıklıkla duyduğumuz, artık kapalı kapılar ardında saklanılmayan bir konu yüz üstüne çıkmıştır; kadına yönelik şiddet. Şiddet, çeşitli araştırmacılar tarafından farklı biçimlerde tanımlanmıştır: “bir insanı fiziksel olarak incitme niyeti veya algılanan niyeti ile yapılan eylemler” (Gellesve Straus, 1990); “İnsanların başka insanlara karsı bilerek ya da kasıtlı olarak; tehdit, deneme veya gerçek davranış olarak fiziksel zarar vermesi” (Reiss ve Roth (1993), akt.Loue, 2002); “Amacı uç düzeyde zarar vermek olan saldırganlık” (Andersen ve Bushman, 2002). Bu tanımlamaların, şiddetin fiziksel şiddet dışındaki biçimlerini ve şiddetin fiziksel hasar dışında yol açabildiği diğer olumsuz sonuçlarını dışarıda bırakmaları nedeniyle sınırlı bir kavramsallaştırma oldukları yönünde eleştirilmişlerdir. Daha geniş kapsamlı bir tanımda şiddet; “Bir insanın bir diğerine bilerek ya da bilmeyerek, fiziksel ya da fiziksel olmayan biçimlerde acı ve zarar vermesi; gizli ya da açık saldırılar, güç ve üstünlük taslamak, iğneleyici davranmak, tedirgin etmek, yapmak istemediğini yaptırmak ya da yapmak istediğini yaptırmamak, engellemek gibi kişi üzerinde egemenlik sağlamaya yönelik her tür saldırganlık dahil olmak üzere, fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik acı çektirme ve zarar verme” olarak ele alınmıştır (Isık,1995). En kapsayıcı tanımlardan biri Dünya Saglık Örgütü’nün (WHO, 2002) geliştirmiş olduğu şiddet tanımıdır. Dünya Sağlık Örgütü şiddeti; “Kendine, bir başkasına veya bir gruba veya bir topluluğa karsı; bilerek/kasıtlı olarak uygulanan; tehdit biçiminde veya yasama geçirilmiş olan; yaralanma, ölüm, psikolojik hasar,
gelişme bozukluğu veya yoksunlukla sonuçlanan veya sonuçlanması olasılığı yüksek
olan; fiziksel şiddet veya güç kullanımı” olarak tanımlamaktadır. Genel itibariyle aile içi şiddet beş alt grupta incelenir;

• Fiziksel şiddet; dövme, tokatlama, tekmeleme, yakma gibi eylemleri içerir.

• Cinsel şiddet; seksüel motivasyona bağlı yapılmış şiddet türüdür.
• Duygusal istismar; sevgi göstermeme, aşağılama, devamlı eleştirme, kıskançlık, reddetme gibi eylemlerdir.
• İhmal; daha çok çocuklar ve yaşlıların maruz kaldığı istismar türüdür. Kişinin sosyal ve maddi ihtiyaçlarını karşılamama, bunları ihmal etme şeklindedir.
• Ekonomik istismar; özellikle yaşlılarda sıkça rastlanır. Kişinin parasını yönetmek, şahsa ait paraya veya kazanç sağlamasına izin vermemektir.

Aile içi Şiddetin Kısaca Tarihçesi

20. yüzyılın son yarısında konuşulup tartışılmaya başlanmış ve bunun bir insan hakları ihlali olduğu kabul görmüştür. Bu doğrultuda kadın haklarını korumaya ve aile içinde şiddeti önlemeye yönelik ulusal ve uluslararası anlaşmalar, kanunlar ortaya çıkmıştır. Kadını koruma amaçlı ortaya çıkan kanunlar, kadını şiddet gördüğü kişiden uzaklaştırmayı, ondan korumayı amaçlamaktadır. 25 Kasım" 1981'de Kolombiya'nın başkenti Bogota'da toplanan birinci Latin Amerika, Karayip kadınlar kurultay ve 1999'da birleşmiş milletler genel kurulu kararlarından bu yana "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü" oldu. 25 Kasım, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa ve kadınları, kadın haklarını yok sayan sistemlere karşı kadınların eylem günüdür.

AİLE İÇİ ŞİDDETİN NEDENLERİ

(ekonomik, toplumsal, politik, sosyal, psikolojik bakış açıları)
Aile yaşamının ayrıştırıcı fay hattı olan aile içi şiddetin sebeplerini kategorize edecek olursak olayın, sosyal, psikolojik ve biyolojik üç ayağı vardır. Sosyal bakımdan artçı depremlere sebep olan en önemli olgu fakirliktir. Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre ekonomik sıkıntı çeken ailelerde diğer ailelere nazaran daha fazla şiddet eylemleri gözlemlenmektedir. Birey, fakirliğin getirdiği sosyoekonomik sorunlar doğrultusunda tepkisini ailesine karşı göstermektedir. Bu bağlamda yokluğun verdiği eksiklik nedeniyle aile içi çatışmalar yaşanmaktadır. Ayrıca çocukların bu yokluk sürecinde takındıkları tutumlar da aileye yansımakta ve çocuklar daha saldırgan hareketler sergilemektedirler. Son olarak fakirlik sebebiyle eğitimlerini sürdüremeyen bireyler tarafından oluşturulan ailelerde ve onlarca yetiştirilmiş bireylerce de şiddet başvurulması en kolay yol olmuştur. Sosyolojik açıdan bakıldığında sadece fakirlik değil; fakirliğin yanında eğitimsizlik, ev içi görevlerin yerine getirilmemesi, aile içi meslek yapısı, aile içindeki rol ve statü dağılımı, aile içi iletişim şekli, gelecekle ilgili beklentiler ve kaygılar, sosyal çevre ve hatta yaş ile cinsiyet aile içi şiddette etkilidir. Kısacası, aile içi şiddet tanımına sadece kaba kuvvet içeren davranışlar değil, aşağılamak, tehdit etme, ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak, çalışmaya zorlamak ya da çalışmaktan men etmek ve kişiyi aile ve dostlarından uzaklaştırmak gibi, şiddet gören kişinin kendisine olan saygısını, kendisine ve çevresine olan güveninin azaltan, korku duymasına sebep olan acizkılan pek çok davranışlar içine girer. Ayrıca yalnız aile içi bireyler arasında olan bir durum olmayabilir ki eski eş, nişanlı veya kız/erkek arkadaşları da bu durumun parametrelerine eklemleyebiliriz. Öte yandan, şiddet kavramının oluşumunu sadece bir nedene indirgememek gerekir; toplumsal bir sorundur ve çevreden kaynaklanmaktadır. Ülke kültüründen kaynaklanan şiddet eylemleri de aile içerisindeki şiddetin bir diğer nedenlerindendir. Bu grup; etnik, dinsel, dilsel, bölgesel çıkar çatışmalarının yıllarca birikimi sonucu içedönüklük, yabancı düşmanlığı, sevgi ve nefret duygularının birleşimi ortaya çıkan gerginlikleri ve şiddet eylemlerini içerir. Öte yandan, siyasi görüşlerinde aile içi şiddeti kışkırttığı söylenebilinir. Devrimci gruplar var olan durumdan hoşnutsuzdur ve değişim için şiddet eylemlerine başvurabilir; bunun aksine de var olan durumdan memnun olan taraf da gücünü korumak ve kabul ettikleri atmosferin devamlılığı sağlamlaştırmak için karşı şiddet uygulayabilirler. Fatişm devlet politikası da aile içinde ki şiddeti arttırdığı düşünülebilinir(Kurst-Swanger, 2003). Diğer yandan, Aile içi şiddetin; aile içinde ekonomik, sosyal veya kişisel gerilim düzeylerinin artması ile artış gösterdiği saptamasına dayanmaktadır. Sosyal izolasyon, alkol ve madde bağımlılığı kötüye kullanımının da ailedeki stres düzeyinin artmasına etkide bulunduğu belirtilmektedir. Bandura’nın geliştirdiği “Sosyal Öğrenme Kuramı”, iki temel ilkeye dayanır: ‘model alma’ ve ‘pekiştirme’. Sosyal öğrenme kuramına göre; şiddet çocuklukta gözleyerek ve model alarak öğrenilir, eğer pekiştireçler varsa davranış benimsenir ve yetişkinlikte de stresle baş etme aracı veya bir çatışma çözümleme yöntemi olarak sürdürülür (Levinson, 1989). İnsanlar davranışları ve davranışlarının sonuçlarını öğrenerek o davranışı uygular ve sürdürürler. Eğer davranış istenen etkiyi yaratıyorsa (örn. eşin boyun eğmesi) ve davranışın olumsuz sonuçları yoksa (örn. ceza ve yaptırımla karsılaşmıyorsa) kişi o davranışı tekrarlar (Brewster,2002). Psikolojik açıdan, psikoloji bilimine büyük katkısı olmuş S.Freud şiddeti ‘cinsiyet üzerine’ kitabında şöyle açıklamıştır; insan; aynı zamanda “haydut” genlere sahip olup, nedensiz de saldırganlaşabilen, bunun için bir duygu veya vicdan azabı çekmeyen, hiçbir zaman da çaresi olmayacak doğal bir “canavarlığa/barbarlığa” da sahip. Sinizm, yıkıcılık, ölüm içgüdüsü, bencillik, saldırganlık gibi kavramlar altında şiddeti “içgüdü-dürtü-pisişik yapıya” bağlama eğilimleri bulunuyor. Yaşayabilmek için her organizma belirli bir vital, psişik veya zihni enerjiye ihtiyaç duyuyor ve sahip bulunuyor. Ancak enerji olumlu da, olumsuz da kullanılabiliyor. Freud bir yandan libido (yaşam-sevecenlik) ve sinizm (ölüm dürtüsü) gibi dolaysız eğilimler, diğer yandan bunlarla sosyo-kültürel yaşam (süperego-moral) ve ego arasındaki ilişkilere/çatışmalara öncelik veriyor. Özellikle erken çocukluktan başlayarak dolaysız içgüdüler, sağlıklı bir şekilde dolaylılara dönüştürülemezse (sosyalleşme yoluyla), ileride psikoz ve nevrozlara (dolayısıyla aynı zamanda şiddete) varan başka türlü yansıma ve aktarımlar oluşacağı; doyurulmamış, kutsallaştırılmış, korkutulmuş-bastırılmış dürtülerin, başka başka yollardan kendini dışa vuracağı; egonun su üstünde kalan küçük bir kısmını, bilinçdışının esas çeşitlenmeyi oluşturduğu; bu durumda şiddetin bilinçli olduğu kadar daha çok hoşnutsuzluklardan (id’in istemlerinin uygun şekilde doyurulamamasından) kaynaklı bilinçsiz bir dışavurum olduğu varsayılıyor (1998, syf.95).

İstatistiki Veriler

Araştırmalar, bugün tüm dünyada kadınların yaklaşık üçte birinin aile içi şiddete maruz kalmakta olduğunu göstermektedir (UN, 2006). Aile içi şiddet; mağdurlar, diğer aile üyeleri ve bu şiddetin tanığı olan çocuklar üzerinde ciddi fiziksel, ruhsal, sosyal sorunlara yol açmasının yanı sıra; gelecek kuşakları da etkilemekte ve toplumdaki diğer eşitsizlikleri ve şiddeti güçlendirmektedir (UN, 2006). Kadına yönelik şiddet ülkemizde her geçen gün artıyor. Türk psikologlar derneği kadın çalışma birimi basın bildirisine göre (2011) ; resmi kayıtlara göre, şubat 2010 ile ağustos 2011 arasındaki 19 ayda, yurt genelinde 78 bin 500 aile içi şiddet vakası yaşandı. Bu da günde yaklaşık 138, saatte 6, her 10 dakikada bir aile içi şiddet olayı demektir. Alo 183 Hattı'nın verilerine göre ise, Eylül ve Ekim aylarında toplam 1964 kadın sığınma evine girmek için talepte bulunmuştur. öte yandan, 2011 yılının sadece Ocak ayı içinde ülkemizde 17 kadının töre ve namus nedeniyle öldürüldüğü bildirilmiştir Adalet Bakanlığı verilerine göre 2002 yılında 66 olan kadın cinayeti, 2007 yılında 1077'ye yükselmiştir. Resmi olmayan rakamlara göre 2009 yılında 1126 kadın öldürülmüştür.

Yapılabilecek Önlemler


Sonuç olarak, şiddet ve aile kavramları birbirinden uzak kalması gereken unsurlardır. Aile içi şiddet herkesin isteyebileceği son “şey” dahi olmamalıdır. Toplumsal yaşamda bireylerin ailelerinden başka hiçbir şeylerinin olmadığı açıktır ve en önemli nokta da aile sisteminin korunmasıdır. Çünkü birey gözlerini hayata ailesiyle açar, onun yanında değerlerini oluşturur ve onunla hayatı daha anlamlı kılar. Ailesiz birey yalnızdır. Toplumsal bir varlık insan, aidiyet hissine sahip olmak ve kolektif bir yapıda yer almak ister. Bu toplumsallıktan başka bir şey değildir. Yani sosyalleşebilmek veya hayata uyum sağlamak adına aile ilk adımı teşkil eder. En basitinden tuvalet adabı anne-baba tarafından öğretilir. Toplum içinde nasıl davranması gerektiğini aile bireylerinin tecrübeleri gösterir. Diğer bir ifade ile çocuklar anne-baba tarafından eğitilir ve onların hareketlerini, tutum ve davranışlarını taklit eder. “Üzüm, üzüme baka baka kararır”, “armut, dibine düşer” gibi atasözlerinin yanında kısmen de olsa “ne ekersen onu biçersin” anlayışı gelecek nesillere aktarılmak üzere veri tabanına kopyalanır ve ilerde kullanılmak üzere belleklerde yerini alır. Aile içi şiddet de gelecek kuşaklara devredilebilir. Eğitimin, yargının, kolluk kuvvetlerinin, medyanın kısacası tüm toplumun yapılanmasında etkisi olan 'ataerkil' sistemin,'erkek üstünlüğü inanışına dayanan cinsiyetler arası eşitsizlik' anlayışının değişmesiyle mümkün olduğu düşünülmektedir. Öncelikle devletin ve siyasal iktidarların ilgili tüm kurumlarıyla sorumluluk üstlenip ilgili tüm sivil ve resmi kuruluşlarla işbirliği yaparak gerekli sosyal politikaları yaşama hızla geçirmesi gerekmektedir.
Mor çayı kadın sığınağı vakfı kurucusu Canan Arın Aktüel dergisine verdiği röportajda şunları söylüyor; sığınma evlerinin daha güvenli olabilmesileri için gizlilik kuralına kesin olarak uyulması gerekiyor. E-devlet uygulamasının sığınma evlerinde kalan kadınları kapsam dışı bırakılması, kadınların adreslerinin bankalarda vs. sorulmaması gerekiyor. Sırf bu nedenle, kadınlar çocuklarını okullara yazdıramıyor, alacakları nafakayı tahsil edemiyor..oysa yapılması gereken onların T.C. kimlik numaraları karşısına bir işaret konarak, adreslerinin gizlenmesinden ibaret.
Bu durum psikolojik bir vakadır. Türk psikologlar derneği kadın çalışma birimi basın bildirisine göre (2011) ; Toplumda yaygınlaşan kadına yönelik şiddete duyarsız kalarak, görmezden gelerek şiddeti ortadan kaldıramaz ve şiddetten korunamayız. Kadına yönelik şiddetin engellenmesinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, yasadaki 'haksız tahrik indirimlerinin' kaldırılması, şiddete uğradığını belirten kadınların her tür yasal haktan faydalanıp korunması, yazılı ve görsel basının konuya duyarlı dil ve görüntülerle etik değerlere önem vererek sunması önemlidir. Hiçbir sorunu gözlerimizi kapatarak çözemeyiz. Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için devletin tüm kurumlarıyla konunun sorumluluğunu üstlenmesi, kalıcı ve sürekliliği olan politikalar geliştirmesi ve bu politikaların yaşama geçirmesi gerektiğini, bu toplumsal sorunun aşılması için tüm bireylerin sorumluluk alması gerektiğini düşünüyor kadına yönelik şiddetin engellenmesinde aktif rol almaya davet ediyoruz.

"Çocuklarımızın, bu yoz ve zalim sistemde yetişmesine izin vermeyeceğiz. Bu sisteme karşı savaşmak zorundayız. Ben kendi adıma her şeyimi vermeye hazırım; gerekirse hayatımı da…" (Patria Mercedes Mirabel 1924)
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Aile, Aile İçi Şiddet ve Olası Önlemler" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Şafak AĞACA KEMAL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Şafak AĞACA KEMAL'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Şafak AĞACA KEMAL'ın Yazıları
► Şiddet Nedir? Aile İçi Şiddet Psk.Dilara KAZANCI
► Aile İçi Şiddet Psk.Özlem CAN
► Aile İçi Şiddet Psk.Burçak DEMİRKAN
► Aile İçi Çatışmalar ve Şiddet Psk.Cengiz TÜRKMEN
► Aile İçi Şiddet ve Dayak Dr.Psk.Başak DEMİRİZ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,274 uzman makalesi arasında 'Aile, Aile İçi Şiddet ve Olası Önlemler' başlığıyla benzeşen toplam 19 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Fobiler Mart 2015
► Agorafobi Panik Atak Haziran 2012
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


17:41
Top