2007'den Bugüne 83,115 Tavsiye, 26,206 Uzman ve 18,433 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Bir Ben Var Bende Benden Dışarı - Hayat Mücadelesi
MAKALE #9562 © Yazan Psk.Burcu ATATÜR | Yayın Eylül 2012 | 3,336 Okuyucu
Bitmez bir mücadeledir hayat. Var olma savaşıdır. İnsan kendini kanıtlamalı,
başarmalı, varlığını kutsamalıdır. İnsan olmalı, o da yetmez önemli olmalı ve hatta en ideali vazgeçilmezliğe ulaşmalıdır. İnsanlık basit bir şey olamaz. Hayat öyle olduğu gibi algılanamaz. Muhakkak ki sandığımızdan, bildiğimizden, gördüğümüzden derini olmalıdır. Hayat başlı başına bir zorluk, bir yarış, çözülmesi gereken bir gizem, ödenmesi gereken bir bedel, ulaşılması gereken bir hedeftir. Hayat olduğu gibi bırakılabilecek derecede basit, sade olağan olamaz! Olmamalıdır! Çok önemli bir şeydir yaşam ve ondan da karmaşığı insan. Kimse bilmeli ve anlamamalıdır.

Doğduk ve yaşamalıyız. Ama öyle bir yaşamalıyız ki, bize verilen ömrün sonuna geldiğimizde, yorgun, bitkin, maddi manevi tükenmiş, savaşmış, biraz kazanmış, çokça kaybetmiş ve en önemlisi, bütün bir ömrü, bir hayat yaşayabilelim diye harcamış, tepe tepe kullanmış, yok etmiş olmalıyız. Bir şey anlamamacasına, gerçeğin farkına varmamacasına. Düşünmemecesine, öğrenmemecesine. Yaşamalıyız, yaşamamız gerektiği için. Ve göstermeliyiz yaşadığımızı, sonuçta bir şey anlamasak da herkese kanıtlayabilmek için. Öyle ki ömrümüz sona erdiğinde, her tanık olan çok mühim şeyler yaşadık sansın. Öncelik de budur. Hakkımızda düşünülenler, bilinenler, sanılanlar. Mühim olan görünendir ötesi değil. Biz neler hissettik, neler atlattık, neler anladık, ne bedelleri ne uğurda ödedik, bunlar önemli değildir. Ne gösterdik, akıllarda nasıl kaldık o gerçektir. Hayat bir şovsa eğer, en çarpıcı görselliği kim sağladıysa odur bu hayatın piri. Hayat bir savaşsa eğer, kazanılmasıdır kayda değen, kalan sağlar bizimdir. An itibariyle yaşanılanlar gereksizdir. Geçmişin pişmanlığı ve geleceğin belirsizliğidir düşünülmesi icap eden çünkü bizi var eden, hafıza ile hayal gücü arasındaki imkânsız gerçekliktir…


Bu hayat tanımı içinizi daralttıysa, sizi çıkmaza sürüklediyse, moralinizi bozup,

en derin korkularınızla yüzleştirdiyse başka bir hayat modelim daha var: Gönlümdeki, özlemimdeki, gurbetteki sevgili gibi koruyup, sakınıp, sakladığım…
Küçücük bir bebekti insan, tek besini sevgi olan. Katışıksız, karşılıksız, hakiki, saf sevgi. Gözden göze, tenden tene akan, büyüten, koruyan, kollayan, var eden bir sevgi. Öyle yoğun, öyle güzel, öyle vazgeçilmezdi ki, kendimizi onun huzur veren kollarına sonsuza kadar bırakabilirdik. Olmadı, bir şeyler yolunda gitmedi, belki hatlar karıştı, belki mesajlar yanlış anlaşıldı ama küçük insan korkuyla tanıştı. Sevgiyi sevdikçe, onsuz kalmanın korkusu tüm benliğine yayıldı. Sevgiden öyle büyük, öyle karanlık geldi ki ona korku, kendini sevgiye bırakmaktan vazgeçti, korkuyla anlaşmaya varmaya girişti. Ne yapardı da korku ona dokunmazdı? Nasıl bir önlem alırdı da korkudan kurtulabilirdi? Can havliyle kurtulmak istediği korku ise, insan ondan kaçtıkça geldi yüreğinin en derinine yerleşti. Sevgi gibi uysal, sevgi gibi kabullenici, sevgi gibi sarmalayıcı ve iyileştirici değildi. Sevgiyi tanımıyordu, o sevginin olmadığı her şeydi. O yönetendi, o yutan, yok edendi. O, kendinden yana olanları korkuyla besleyendi, ancak beslerken insani tüm varlığı emen, her zerreyi kendine dönüştürendi. İnsan kendi doğasından uzaklaştı. Sevgiyle yaratılmıştı ama korkuyla beslendi. Kendini korumak zorunda olduğuna hükmetti. Kendini ait olduğu, bir olduğu dünyadan ayırdı. Yaratılmış her şeyle aynı hamurdan olduğunu unuttu. Yalnızlaştı. Hatta öyle bir yalnızlıktı ki bu, kendi bile kendisine ulaşamaz noktadaydı. Kaleler ördü etrafına, surlar, dikenli teller. Kendini koruduğunu zannederken hapsetti. Savunmasız ve kırılgan olduğunu düşünürken kendine kat kat kostümler, maskeler giydirdi. Kendi lamayacağına, isteklerine kavuşamayacağına, kendi olursa sevilemeyeceğine karar verdi. Sakladı kendini, örttü, yok etti.

Küçücük bir bebekti insan, sevgisinden uzaklaşarak büyüdü. Kendini sevmemeyi, beğenmemeyi, kabullenmemeyi öğrendi. Ama vicdan sahibiydi hala, kendi kendine çektirdiği azabı vicdanı kabullenmedi. Unutmayı seçti o zaman küçük insan. Vicdanını susturmayı. Kendine, hiç ihtiyacı yokken, savunma mekanizmaları geliştirdi. Her şey sonsuz bir sulh ve uyum içindeyken kendi kendisiyle savaşa girdi. Kendi olmak ona emniyetli gelmedi,
günümüzün deyimiyle bir avatar yarattı, artık tanımadığı bu dünyada var olabilmek için. Bu avatar onu düşman hayattan koruyacak, kollayacak, saklayacak, yara almasını engelleyecekti.

Ego dedi bu kendi yaratısına ve gün geldi, hiç gereği yokken kendi yarattığı bu alternatif benliği insan kendi zannetti. Ego, yaratıcısını unuttu, insanı kendine köle etti ve gerçek sevgiyi bilmeyen doymaz varlığını, sevgi ve mutluluk taklidi yapay gerçekliklerle doldurmaya girişti. Nesiller boyu egoya hizmet etti insan. Ne yapsa yaranamadı, bir türlü doyuramadı. Sanki dipsiz bir kuyu, sanki birini kestikçe yerine yenisi biten üç başlı ejderhaydı. Olmadı, insan ne yaptıysa da kendi egosuna yaranamadı. İşte benim, gönlümde, özlemimde, hasretimdeki sevgili hayat, bu noktadan sonra başladı: Başta nasıl bir aksilik olmuş ve hatlar karışmışsa, her şeyi dengeleyen evren, işlerin yoluna girmesi için de bir parmak şıklatmasıyla mucize yarattı. Ölüm uykusunda olduğu sanılan küçük insan, gün geldi, egodan bıktı. Onun bitmek bilmez taleplerinden, asla memnun edilememesinden, kendisine bir huzur yüzü göstermemesinden yoruldu, usandı ve bin bir kapı içersine hapsolduğu kendi zindanından çıkmaya karar verdi. Korkuyla yaşayamayacağını, uzun ömürler sonrasında anladı. Gözleri gerçek bir ışık görmeyeli çok olmuştu. Elbette ki, saf, temiz, sevgi parıltılarına ilk anda bakamadı, gözleri kamaştı, yolları karıştı, kayboldu, düştü, şaştı. Ama bu sefer yılmadı küçük insan. Hayatla kendisinin arasında duran, ona bir türlü doyasıya, hissedesiye yaşam şansı tanımayan Ego’ya yeniden teslim olmayacaktı. Bu kez, kendi olmayı, tüm ürkekliğine rağmen deneyecek, zaaflarından, hatalarından, günahlarından korkmayacak, etrafındaki herkese de aynı şansı verecekti.


Bu sefer gerçekten büyüyecekti küçük insan. Düşe kalka, hata üstüne hata yapa yapa da olsa, öğrenecekti. Affetmeyi deneyimleyecek, başta kendini kabullenecek, o güne kadar hiç kullanmadığı hür iradesi, cesur yüreği ve hayata olan güveni ile kendini zor da olsa huzur ve denge içindeki akışa teslim edecek ve artık bir daha yıkılmaz kuleler inşa edip kendini en derine hapsetmeyecekti. Gözden göze, tenden tene akan, sınırı olmayan,
kullandıkça artan sevgi kaynaklarını hatırlayacaktı insan, onları kullanmayı öğrenecekti.

Geçmişinden utanmayacak, geleceğine endişe ile bakmayacak, kim olduğundan bir daha korkmayacaktı. Gerçek ilişkinin yürekten yüreğe ve samimiyetle kurulduğunu keyifle yeniden keşfedecekti. Üzerine giydiği çeşit çeşit kostümlerden, yüzüne taktığı şekil şekil maskelerden her kurtuluşunda biraz daha hafifleyecek, zihni biraz daha netleşecek, kalbi güçlenecek, ruhu
özgürleşecekti.

Küçücük bir bebekti insan. Sevgiyle, sevgiden doğan. Tüm hayatla, varoluşla uyum içersinde ve huzurluydu. Olduğu gibi, olduğu kadardı küçük insan. Kendini ve sevgiyi deneyimledikçe büyüdü. Kendiyle diğerlerinin arasına engeller, yasaklar, ayıplar, şüpheler, kuşkular, korkular koymadıkça çoğaldı. Hayatı hayatla yaşadı yetişkin insan, sevgiyle bebekler büyüttü. Kostümleri, maskeleri, keşkeleri hiç tanımadı o bebekler. Pişmanlık, suçluluk, utanç denizlerinden haberleri olmadı. Bebekler, umutla, güvenle, içlerinden gelen
doğal neşeyle büyüdüler ve kendilerini hayata teslim etmeyi bilerek yaşadılar. Acıyı da tatlıyı da, varlığı da yokluğu da doğal ve normal bilerek. Korkuyu tanıdılarsa da teslim olmadılar.

Kaçmaktansa, saldırmaktansa, ilgiyi, anlayışı, kazanmaktansa düşene el uzatmayı yeğ tuttular. Biliyorum ki bu dünya da mevcut, bu insan da. Bekliyorum, sadece an meselesi kendini kandırmaktan vazgeçmesi, ego denen tek dişi kalmış canavarı alaşağı etmesi. Görevini çoktan tamamladı o, vakit artık soyunma vakti. O kadar çok kimlik, o kadar çok kalkan var ki üzerimize yapışmış. Belli ki çok uğraşmak gerek, ama umut hala insanın en büyük destekçisi.


PSK. BURCU ATATÜR
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Bir Ben Var Bende Benden Dışarı - Hayat Mücadelesi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Burcu ATATÜR'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Burcu ATATÜR'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Burcu ATATÜR'ün Yazıları
► 2 Yaş Sendromu: Güç Bende Meral HASANDAYIOĞLU
► Bende Panik Atak Var! Psk.Hicran DEMİRHAN
► Bende “panik Atak” mı Var? Uzm.Psk.Gizem BODUR
► Erken Boşalma; Kontrol Bende! Psk.Esra Naz ÖZEL
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,433 uzman makalesi arasında 'Bir Ben Var Bende Benden Dışarı - Hayat Mücadelesi' başlığıyla benzeşen toplam 17 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Kendin Olmak Kasım 2012
◊ İnsanlar Kötü mü? Kasım 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


12:37
Top