2007'den Bugüne 80,910 Tavsiye, 25,756 Uzman ve 18,034 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Çocuk ve Ergenlerde Sosyal Kaygı
MAKALE #9606 © Yazan Uzm.Psk.Gözde EMİK AKSOY | Yayın Eylül 2012 | 3,613 Okuyucu
Sosyal kaygı, bireyin, başkaları tarafından nasıl algılandığına ve başkaları tarafından nasıl değerlendirildiğine ilişkin endişe duyması olarak tanımlanmaktadır. Sosyal kaygısı yüksek olan çocukların en karakteristik özelliği, tanımadıkları kişilerin yanında ya da başkalarının gözü kendilerinin üzerindeyken korku duyması ve kaçınma tepkisi vermesidir.

En çok korkulan durumlar; başkalarının önünde konuşma, yeni insanlarla tanışma, girişken davranışta bulunma, otorite konumundaki kişilerle konuşma olarak saptanmıştır. Örneğin tüm öğrenciler içinde şiir okuma ya da geniş bir dinleyici kitlesine hitaben konuşma yapma, bireyde sosyal kaygıya neden olabilir. Bazıları için yeni tanışmalar, iş görüşmeleri, sözlü sınav ya da mülakatlar gibi başkalarının değerlendirilmesine maruz kalma da sosyal kaygı yaratan başlıca durumlar arasında sayılabilir. Sınıfta yüksek sesle metin okumak, müzikal veya sportif bir faaliyete katılmak, bir sohbete katılmak, yetişkinlerle konuşmak, sınıfta tahtaya yazmak, sınıfta sorulan bir soruyu cevaplamak, diğer çocuklarla çalışmak veya oynamak, öğretmenden yardım istemek, fotoğraf çektirmek, arkadaşlarını birlikte vakit geçirmek için davet etmek gibi durumlar da sosyal kaygının artmasına neden olmaktadır.

Sosyal kaygısı yüksek olan çocuk ve ergenler başka insanların kendilerini yargıladığı ve olumsuz değerlendirdiği düşüncesi ile yetersizlik, aşağılanmışlık duygusu yaşarlar ve hayal kırıklığına uğrarlar. Yanlış bir şey yapacak, söyleyecek ve sanki insanlar onlarla alay edecek, onları yadırgayacak, aşağılayacak, herkesin içinde rezil olacakmış gibi hissederler. Konuşurken herkes onlara bakıyormuş gibi gelir. Yaptıkları en ufak hatalar gözlerinde çok büyür ve rezil olduklarını düşünürler.

Sosyal kaygı duyan çocuklar ve gençler sadece başkaları tarafından izlenirken ve değerlendirilirken değil, bunun olma ihtimali söz konusu olduğunda da sosyal kaygı yaşarlar. Dolayısıyla sosyal kaygı, kişi yalnız kaldığında da ortaya çıkar, başkalarının onun hakkında ne düşüneceği fikri kaygının ortaya çıkması için yeterlidir.

Eleştirilmeye, olumsuz değerlendirilmeye, reddedilmeye aşırı duyarlılık, hakkını savunmada güçlük çekme, düşük benlik saygısı veya özgüven eksikliği sosyal kaygı düzeyi yüksek çocuk ve ergenlerde görülebilir. Başkaları tarafından onaylanma ihtiyacı yüksek olan çocuk ve ergenler ise daha fazla sosyal kaygı yaşarlar.

Sosyal kaygısı yüksek olan bireyler, bu duyguları yaşamamak için sosyal ortamlara girmekten veya sosyal ortamlarda kendilerini göstermekten kaçınırlar. Bu kaçınma davranışı ilk başta kişilerin kendilerini rahat hissetmelerine neden olmakta ancak ileriki dönemlerde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Kaçınma, kişilerin evde, işte, okulda ve diğer sosyal ortamlarda performansını düşürmekte ve ilişkilerin bozulmasına yol açmaktadır. Bunun sonucunda, okul başarısı düşmekte, işte verim azalmakta veya arkadaş edinmekte ve bunu sürdürmede güçlük yaşamaktadırlar. Ortaya çıkan sosyal izolasyon, kişinin kendini çoğu zaman mutsuz ve yetersiz hissetmesine neden olmaktadır. Bu duruma özgüven eksikliği de sıklıkla eşlik etmektedir.

Şimdi de sosyal kaygının bedensel belirtilerine bir göz atalım. Genellikle yüz kızarması, çarpıntı, terleme, titreme, gerginlik, midede rahatsızlık, ağız kuruluğu, nefes almada güçlük, bayılma hissi, baş dönmesi ve kulak çınlaması sosyal kaygının bedensel belirtilerindendir.

Sosyal Kaygıya neden olan faktörler

Birincisi, bireyin genetik yatkınlığı, ikincisi ise içinde bulunduğu sosyal çevre ve buna bağlı etkenlerdir.
Genetik Yatkınlık: Kalıtım, mizaç ve diğer biyolojik değişkenlerle açıklanmaktadır. Kaygı bozukluğu olan ebeveynlerin çocuklarında kaygı, depresyon, çekingenlik gibi sorunların gözlenme olasılığı artmaktadır.
Çevresel faktörler ve aile ortamı: Aile, anne baba tutumları, arkadaş ortamı, okul ve diğer sosyal ortamlar da sosyal kaygı yaşanmasına neden olan faktörlerdendir. Örneğin aile içinde konuşmasına, fikirlerini söylemesine izin verilmeyen çocukların topluluk içinde duygu ve düşüncelerini ifade etmemesi, sosyal kaygı düzeyinin yüksek olması beklenir. Böyle bir durumda aile tutumlarının oldukça büyük bir etki yarattığını görebiliriz.

Ebeveyn tutumları ve aile: Aşırı kontrol kuran, aşırı düşkün, fazla müdahaleci, yeterli şefkat ve sevgi göstermeyen, fazla talepkar, çocuğun kaçınma davranışını destekleyen, olumlu sosyal davranışları cesaretlendirmeyen ebeveyn tutumları ile yetiştirilen çocuklar ile kaygılı, içe dönük ve çekingen kişilik özellikleri gösteren ebeveynlerin yetiştirdiği çocuklarda sosyal kaygı gözlenebilmektedir.

Çocuğu sosyal aktivitelerden mahrum bırakma,
Başkalarının fikirlerini ve olumsuz değerlendirmelerini önemseme,
Ailenin sosyal ilişkilerinde zayıf olması, sosyal ortamlardan ve sosyal etkileşimden kaçınması,
Çocuğa karşı aşırı korumacı, sıcaklık ve ilgiden yoksun tutum,
Çocuğun reddedilmesi,
Değişken, dengesiz, istikrarsız ebeveyn tutumları,
Ebeveynler arası evlilik çatışması gibi durumlarda da çocuk ve gençlerde sosyal kaygı gözlenebilmektedir.

Otoriter, aşırı koruyucu ebeveyn tarzlarının, sosyal kaygının meydana gelmesinde önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Sınırlayıcı ve aşırı koruyucu ebeveyn tarzı, çocuğun bağımsızlığını bağımsız hareket etmesini ve yeteneklerini ortaya koymasını kısıtlamakta ve bu durum da çocukları ebeveyne bağımlı kılmaktadır.

Sosyal Kaygıyı Azaltmaya Yönelik Profesyonel Yaklaşımlar

Sosyal kaygıyı azaltmaya yönelik psiko-sosyal yaklaşımlar genellikle bilişsel davranışçı yaklaşımı, psiko-eğitimi, somatik kontrol alıştırmalarını, bilişsel terapiyi, sosyal beceri ve atılganlık eğitimlerini, maruz kalma deneyimlerini içermektedir.

Sosyal Beceri ve Atılganlık Eğitimleri

Sosyal kaygısı olan çocuk ve gençlerle çalışırken sık sık kullanılan bir teknik, sosyal beceri eğitimidir. Bu teknik çocuk ve gençlere çeşitli sosyal durumlarda sergiledikleri yanlışları gösterme ve içinde bulundukları duruma daha uygun davranabilmeleri konusundaki eğitimi kapsamaktadır.

Sosyal beceri eğitimi programlarında yer alan konular genellikle, kendini tanıtabilme, sohbet başlatabilme ve sohbeti sürdürebilme, uygun problem çözme yöntemlerini çalışma, kaygı oluşturan durumlarla başa çıkabilme, yazılı ve sözlü sunumlar yapabilme, duyguları uygun biçimde ifade edebilme, başkaları ile etkin biçimde işbirliği içinde bulunma becerisine ilaveten atılganlık eğitimi olarak bilinen önemli sosyal davranışları sergileyebilmeyi kapsar (Örneğin adres sorma, ev ödevi hakkında bilgi isteme, atılgan davranış gösterebilme veya başkalarını istenmeyen davranışı konusunda uyarabilme).

Korkulan sosyal durumların tekrarının gerçekleşmesi, korkulan durumla bireyin karşılaşma sahnesinin yaşanması, kişinin davranışı hakkında olumlu geribildirim verilmesi gibi bilişsel teknikler sürece dahil edilir.

Sosyal beceri ve atılganlık eğitimi, model olma ve rol oyunu süreçlerini, önemli sosyal davranışların provasını sağlar, sosyal davranış becerilerini geliştirebilecek geribildirim sağlar, gerçek yaşantısal durumlar sergilenerek bunlar üzerinde çalışma imkanı tanır.

Ebeveynin Model Olması

Çocuk çevresinde görüp duyduğu her şeyi gözler ve öğrenir. Çocuklar anne ve babaları ile çok uzun süre bir arada olurlar ve anne babalar çocukların hayatlarındaki en önemli yetişkinlerdir. Bu nedenle, onların tavır ve hareketleri, konuşma biçimleri çocukları tarafından çok daha fazla taklit edilir.

Her ebeveyn çocuğuna yemekten önce elini yıka, yalan söyleme, arkadaşlarınla iyi geçin gibi yönlendirmelerde bulunur. Ama annesinin yemekten önce elini yıkamadığını gören, onun söylediği yalana şahitlik eden veya huzursuz ve kavga dolu bir ev ortamında yaşayan bir çocuk için sözle yaptığımız uyarıların hiçbir önemi kalmayacaktır. Çocuk anne ve babanın bu olumsuz davranışlarıyla, kendinden beklenen davranışların tam tersiyle karşılaşır ve bu davranışları model alır ve öğrenir.

Çocuğuna, hakkını araması, sınıfta parmak kaldırması, başka çocuklarla tanışıp arkadaşlık etmesi veya yetişkinlerle sohbet etmesi konusunda baskı yapan ebeveynlerin davranışlarına dikkat ettiğimizde aslında çok benzer çekingenlikleri kendilerinin de yaşadığını gözlemleyebiliriz. Anne babası sosyal ilişkilerinde çok rahat çocuklar ise rahat sosyal ilişkiler kurma konusunda deneyim kazanır ve daha başarılı olurlar.

Sosyal beceriler de gözlem ve taklit yoluyla gelişim gösterir. Bu nedenle çocuğunun çekingen tavırları ile ilgili sıkıntı yaşayan ebeveynlerin bu konuda önce kendilerine ilişkin farkındalık kazanmaları, sonra da çocuklarına davranışlarıyla model olmaları oldukça önemlidir.

Ebeveyn Tutumları

Fazla kısıtlanan, sıkı kurallara ve “Sen sus, büyüklerin yanında çocuklara fazla laflara karışmaz” sözlerine maruz kalan çocuklar çekingen, başkalarının etkisinde kolay kalabilen, aşırı hassas bir kişilik yapısına sahip olabilir. Yine anne babanın çocuğunu olası kötülüklerden korumak adına, insanlara güvenmemesi gerektiği konusundaki telkinleri de çocuğun sosyal ortamdan kaçınmasına neden olabilmektedir.

Kendi ayakları üzerinde durabilen, özgüveni yüksek, kendini ifade edebilen, sosyal becerileri gelişmiş bir çocuk, annesi babası tarafından kabul gören, kendisine değerli olduğu hissettirilen, söz hakkı tanınan aile ortamlarında yetişir. Bu ortamın kuralların olmadığı, her şeyin serbest olduğu bir ortam olmadığı anlaşılmalıdır. Demokratik tutum olarak adlandırabileceğimiz ortamlarda kurallar vardır, ancak çocuk kuralların anlamı konusunda bilgilendirilir ve nedeni açıklanır. Aileyi ilgilendiren bir kararda çocuk da fikrini dile getirir. Ailenin en önemli işlevlerinden biri de sevgi ve şefkat ortamını sağlamasıdır. Böyle bir ortamda yetişen çocuk “ben önemliyim, değerliyim” duygusunu geliştirir. Böylece özgüveni yüksek, kendinden emin bir birey olarak yetişmesi desteklenmiş olur.

Ailenin Sosyal Çevresi

Ailenin sosyal çevresinin geniş olması, eve misafir gelmesi, misafirliğe gidilmesi, tiyatro, sinema, konserlere katılmak, bir restoranda yemek yemek gibi sosyal faaliyetler çocuğun sosyal yaşantılarını arttıracak, ortama uygun sosyal becerilerin gelişmesinde etkili olacaktır.

Anne babanın çocuğu sosyal ortamlara katılma konusunda desteklemesi çok önemlidir. Ailenin başkalarının düşüncelerine fazla önem vermesi, “Başkaları ne der? Çok ayıp olur” şeklindeki düşüncenin egemen olması da başkalarının değerlendirmelerine çok önem vermeye neden olur. Bu durum da bireylerin sosyal ortamlarda rahat olmamalarına, eleştirilme, olumsuz değerlendirme ile karşı karşıya kalma endişelerine neden olur.

Özetlemek gerekirse, sosyal kaygı, bireyin çeşitli sosyal ortamlarda sıkıntı yaşamasıyla kendini gösterir. Sıkıntıya neden olan durumlar kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte, genellikle, çekingenlik, başkaları tarafından olumsuz değerlendirilme korkusu yaygın olarak mevcuttur. Sosyal kaygının genetik faktörlerle ilişkili olduğu bilinmekle birlikte, sosyal çevre de, özellikle aile ortamı ile anne baba tutum ve davranışları, çocuklarda ortaya çıkan sosyal kaygının nedenleri arasında sayılabilir. Ebeveynin kaçınma ve kaygı konusunda olumsuz model oluşturması, çocuğa karşı aşırı koruyucu tutum sergilemesi, ailenin sosyalleşme deneyimlerinin az olması, ebeveynin çocuğa sevgi, şefkat göstermesi, aile içinde çocuğun fikirlerine değer verilmemesi çocuğun kendine ilişkin algısını olumsuz etkiler ve sosyal kaygıya neden olabilir.

Bu nedenle bebeklikten itibaren sevgi şefkat ortamında yetişen, kendisine değer verildiğini hisseden, aile içinde düşünceleri ve duyguları önemsenen, bağımsız hareket etmesi desteklenen, farklı sosyal ortamlara katılması için desteklenen çocuklar daha az sosyal kaygı yaşarlar. Kendine güvenen, bağımsız hareket edebilen çocuk ve gençler yetiştirebilmek dileğiyle…

Uzman Psikolog & Aile Danışmanı
Gözde Emik
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Çocuk ve Ergenlerde Sosyal Kaygı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Gözde EMİK AKSOY'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Gözde EMİK AKSOY'un izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Gözde EMİK AKSOY'un Makaleleri
► Çocuk ve Ergenlerde Sosyal Fobi Psk.Gözde ÖZÇİÇEK KALA
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,034 uzman makalesi arasında 'Çocuk ve Ergenlerde Sosyal Kaygı' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Öğrenilmiş İyimserlik Temmuz 2013
► Duygusal Zeka Nedir? Nisan 2012
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


23:46
Top