2007'den Bugüne 89,667 Tavsiye, 27,642 Uzman ve 19,668 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




1. Sınıfa Başlayan Çocuklarda Yaşanan Sorunların Sebepleri / Hazırbulunuşluk
MAKALE #9694 © Yazan Anıl TÜZÜN | Yayın Ekim 2012 | 22,043 Okuyucu
1. Sınıfa Başlayan Çocuklarda Yaşanan Sorunların Sebepleri / Hazırbulunuşluk

Olgunlaşma, bireye yaşla birlikte artan yeterlilikler sağladığı gibi, öğrenme fırsatları verdiği takdirde bireyin yeni ve daha karmaşık davranışları kazanması için gerekli olan hazırbulunuşluğu da beraberinde getirir. Ancak Hazırbulunuşluk, bireyin sadece olgunlaşma düzeyini değil, aynı zamanda, bireyin önceki öğrenmelerini, ilgilerini, tutumlarını, güdülenmişlik düzeyini, yeteneklerini, genel sağlık durumunu da kapsar(Gibson ve Vinegradoff, 1986).

Örneğin; bisiklet kullanmak için yeterli Hazırbulunuşluk düzeyinde olan bir çocuk; bisiklet kullanmaya isteklidir, bisikleti kullanmak için gerekli olan kaslar ve diğer organları yeterli olgunluğa erişmiştir, bisikletin nasıl kullanılacağı ile ilgili önkoşul öğrenmelere sahiptir, genel sağlık durumu bisiklete binmesine uygundur

Hazırbulunuşluk Testi (Readness Test):

Planlanan bir öğrenme birimine öğrencilerin bilgi ve beceri düzeyi olarak ne kadar hazır olup olmadıklarını belirlemek amacıyla yapılan testlerdir. Hazırbulunuşluk testi ile öğrencilerin öğrenme birimine geçmeden önce ne tür eksikleri olduğu belirlenir ve bu eksikler tamamlanır.

BEKLENTİLER

Okul kurumuna başlayan her çocuk; ortalama olarak; çevresinden okula ilişkin olarak, genel olarak şunları duyar:
-Okulda mutlu olacaksın,
-Okulda oyun oynayacaksın,
-Okulda bir çok sevdiğin arkadaşın olacak,
-Okulda çok şey öğreneceksin,
-Okulda öğretmenlerin ve arkadaşlarınla iyi anlaşacaksın
-Okulda seni rahatsız hiçbir şey olmayacak.

Okula başlamadan önce bu önyargılarla biçimlenmiş olan çocuk; ortalama olarak, okula başladığı ilk gün kandırıldığını algılayacak ve okula mutsuzluk ve hayal kırıklığı ile başlayacaktır. Çocuğun okula başlarken, yaşadığı çatışmayı çözmesi ve onu olumlu yönde güdülemesi gereken okul ise, çocuklardan şunu bekler:

-Okul kurallarını hızla öğrenip uyum sağlamasını,
-Öğretmeni ve sınıf üyelerine yönelik olarak hızla iyi ilişkiler kurmasını,
-Derslerine düzenli bir şekilde çalışmaya başlamasını,
-Verilen görev ve sorumlulukları sorgulamadan yerine getirmesini.

Görüldüğü gibi okulun çocuktan, çocuğun çevresinin yönlendirmesi ile okuldan beklentileri birbirinden çok farklıdır. Bu farklılığın ortadan kaldırılması; hem çocuğu okula hazırlayan aile hem de okul açısından ortak çerçeveye indirgenmesi ile mümkün olabilir. Bu ortak çerçeve ise; çocuğu merkeze alan; çocuğun bağımsız ve değerli bir varlık oluşunu a priori olarak kabullenerek, ortak bir hazırbulunuşluk düzeyinde uzlaşmaktır. Aşağıda, çocuğun hem aile açısından hem de okul kurumu açısından ortak bir değer olarak kabullenmesi gereken, hazırbulunuşluk düzeyleri betimlenmektedir.


BİLİŞSEL HAZIRBULUNUŞLUK DÜZEYİ

Son çocukluk döneminin başlarında dengesiz ve olumsuz bir gelişim dikkatimizi çeker. Özellikle 6 yaşına rastlayan bu gelişim özellikleri, 7 yaşından itibaren yerini giderek düzenli ve dengeli bir döneme bırakır. Bu döneme, Piaget “Somut işlemler dönemi” adını vermektedir.
Somut işlemler döneminde, çocuklarda mantıksal düşünme ve sayı, zaman, mekan, boyut, hacim, uzaklık kavramları yerleşmeye başlar .

Çocuklar, somut işlemler döneminin başında (6-7 yaş); Korunum ilkesini kavrarlar. Korunum, herhangi bir nesne ya da nesne grubunun fiziksel biçimi ya da mekandaki konumu değiştiğinde, nesnenin miktar, sayı, alan, hacim vb. özelliklerinin değişmeyeceği ilkesidir . Korunum yasasını kazanmış bir çocuğun ilköğretime başlaması ile kazanmamış bir çocuğun başlaması arasında, akademik başarı açısından derin bir farklılık olduğu söylenebilir. Bu nedenle, korunumu kazanmış olmak, ilköğretime başlarken çocuğun kazanması gereken en önemli hazırbulunuşluk düzeylerinden biridir. Öğretmenlerin, ilköğretime başlayan öğrencilerinin korunum ilkesini kazanıp kazanamadıklarını ölçmesi, bu açıdan çok önemli gözükmektedir.

Tüm dünyada çocukların somut işlemler döneminde okula başlamaları bir tesadüf değildir. Bu dönemde, çocuk 5 duyu organı ile algılayabildiği olgu ve olaylar konusunda mantıksal olarak düşünebilir ve yargıya varabilir. Ancak, 5 duyu organı ile algılayamadığı olgu ve olaylar konusunda mantıklı düşünmekte güçlük çeker. Bu nedenle, ilköğretime başlayan öğrencilerin bu özelliklerinin öğretmenler tarafından dikkate alınması, çocuğun okul yaşantılarının olumlu geçmesinde çok önemlidir.
Bu dönemde, sınıflama ve sıralama işlemlerinin rahatlıkla yapılması ve mantıksal düşünmenin başarılması beklenir. Çocuklar gerçek şeyler üzerinde odaklaşırlar; hayalle gerçeği birbirinden ayırt edebilirler (Fidan Ve Erden, 1987:165). Öğretmenlerin, ilköğretime başlayan öğrencilerinin ne tür sınıflamaları yapabildiklerini öğrenerek, eğitim-öğretim ortamını düzenlemeleri gerekir.
Somut işlemler dönemindeki çocuklar, ben merkezcilikten uzaklaşmışlardır. Olayları ve dünyayı, başkaları açısından da görebilirler. Ancak, bu dönemde, düşünme süreçleri çocuk tarafından gözlenebilen gerçek olaylara yöneliktir. Çocuklar, somut olduğu sürece karmaşık problemleri çözebilirler. Soyut problemleri ise çözemezler. Soyut kavramları, çevresindekileri model alma yoluyla, yerinde kullanmalarına rağmen, anlamlarını açıklamada güçlük çekerler.
Okulun ilk zamanlarında, düzeyine uygun olmayan soyutlamalarla karşılaşan çocuk, sadece bilişsel açıdan başarısız olmayacak, aynı zamanda sosyal ve duygusal açıdan da içe kıvrılacak, okuldan uzaklaşmaya başlayacaktır. Bu ise, ancak uzun yıllar sonra anlaşılabilecektir. Çünkü; çocuk, neden-sonuç ilişkisi içinde düşünemediği için, kendini ifade etmede ve betimlemekte de güçlük çekecektir.

DUYUŞSAL VE SOSYAL HAZIRBULUNUŞLUK DÜZEYİ

Çocuğun doğduğu andan itibaren aile çevresinde geçirmiş olduğu yaşantıların istikrarlı bir sevgi ve şefkate dayalı olması, çocuğun büyüdükçe sosyal yaşama katılmasını kolaylaştıran önemli bir süreçtir. Bu sürecin sağlıklı geçirilmesi duyuşsal açıdan da çocuğun özgüven ve özsaygı yeterliliklerini kazanmasını sağlayacaktır. Bu süreç, okula duyuşsal ve sosyal hazırbulunuşluk açısından çok önemlidir.
Çocuk, ilköğretim çağına gelinceye kadar, geçirdiği gizil dönemlerde; E. Erikson’un Psikososyal kişilik gelişim kuramına göre, şu basamaklardan geçmektedir: Güven-güvensizlik, bağımsızlık-utanç/şüphe, girişimcilik-suçluluk duygusu ). Bu basamakları geçerken geçirilen olumlu ya da olumsuz yaşantılar, çocuğun okula geldiğinde, okula duygusal olarak hazır olup olmamasını da belirlemektedir.
Çocuğun bu açıdan, güven-güvensizlik basamağında olumlu yaşantılar kazanabilmesi için, tutarlı bir sevgi ve şefkat süreci içinde bakılması; bağımsızlık-utanma/şüphe basamağında, yürüme ve konuşma davranışları ile birlikte tek başına harekete geçme (bir tür bağımsızlık ilanı) davranışları; yapma!, gitme!, gelme!, dokunma!, yeme!...vb. olumsuz komutlarla engellenmemelidir. Girişimcilik-suçluluk basamağında ise; çocuğun düzeyine uygun aktiviteleri sergilemesine izin verilmelidir. Oyuncağı ile nasıl oynayacağı ona betimlenmemeli, sadece düzeyine uygun oyuncak seçimi yapılmalı, gerisi çocuğa bırakılmalıdır. Cinsiyet açısından temel özelliklerin kazanıldığı bu dönemde, model aldığı yetişkini (anne-baba) taklit etmesi doğal olduğu için; çocuğun modelde gördüklerini tekrarlamasına denetimli olarak izin verilmelidir. Erkek çocuğun traş olmak istemesi, kız çocuğunun makyaj yapmak istemesi gibi... Bu etkinlikler oyunlaştırılarak çocuğun merakı giderilmelidir. Sorularına cevap verilmelidir. Çoğunlukla, çocuklar sordukları soruların cevaplarını dinlemeden bir başka soruya geçerler. Çünkü, çocuk için önemli olan, soru yoluyla yaşadığı merakı gidermektir. Çocuk, merak duygusunu içgüdüsel olarak yaşar, amacı planlanmış sorularla, kurgusal cevaplar bulmak değildir. Bu nedenle de, çocuğun sorusu, her ne olursa olsun öncelikle cevap verilmelidir. Cevabın niteliği, bilimselliği ön planda düşünülmemelidir. Verilecek cevabın ne olacağı ikinci planda düşünülmelidir. Çocuk, yetişkinlerin ilgisi karşısında; merakını giderir, merak etme güdüsünü güçlü tutar, cevap aldığı için kendini değerli hisseder, cevaplar düzeyine uygunsa öğrenme zevkini tadar, cevap düzeyine uygun değilse, bazı şeyleri “şu anda” anlayamayacağını da (bilinçaltı süreçlerle) öğrenmiş olur.
Çocuğun ailede kazanacağı bu olumlu özellikler, okula başlamadaki duygusal hazırbulunuşluğu olumlu yönde etkileyecektir.
Çocuğun ilköğretime başladığı ilk gün; okula anne ve babası ile birlikte gitmek istemesi son derece normaldir. Ancak, çocuğun, okulun ilk gününden sonrada aynı tepkileri sürdürmesi normal karşılanacak bir durum değildir. Muhtemelen, çocuk duyuşsal ve sosyal açıdan okula hazır olduğu halde, sürdürülebilir bir hazırbulunuşluk düzeyi henüz oluşmamıştır. Bu tür durumlarda, bu gerçeği bilmek sorunun üstesinden gelmeyi kolaylaştıracaktır. Bir bilinmeyen karşısında duyulan tedirginlik, ancak bilinmeyeni bilinir hale getirerek ortadan kaldırılabilir. Bunun için de, ilk günlerdeki sosyallik ve iletişim, okul kurumunun sağlamakla görevli olduğu birinci özellik olarak düşünülmelidir. Çocukların sosyalleşmesindeki en önemli faktör ise, oyundur. Okulun ilk günlerinde, oyun türü aktivitelere başvurmak uyumlaştırma sürecini kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır. Okulun ilk günü düzenlenecek müzikli bir partinin kime ne zararı olabilir ki!...
Sosyal gelişim açısından akran grubunda bulunmaktan haz alan çocuk için, sınıfında işletişim kuracağı hemcinsi bir arkadaş bulmak, başlangıçta, sorunun çözümünde önemli bir adımdır. Öğretmenin bu ilk günlerdeki tutum ve davranışları çok önemlidir. Özellikle, duyuşsal ve sosyal açıdan hazır olmayan çocuklara karşı, öğretmen tutum ve davranışı; çocuğun bütün okul yaşamını olumlu ya da olumsuz yönde etkileyecek kadar hayati bir durumdur. Bu nedenle, öğretmenler, okulun ilk günlerinde bu tür çocuklara karşı sevgiyle davranmalı, sabırlı olmalı ama anne-baba rolü üstlenmemelidir.

DİL GELİŞİMİ AÇISINDAN HAZIRBULUNUŞLUK DÜZEYİ

Beş yaşından itibaren çocuk dilbilgisi kurallarına uygun olarak konuşmaya başlar. Düzeyine uygun deyim, deyimsel ifade ve mecazları anlamaya ve konuşmaya başlar: “başım ağrıyor”, “oldu mu şimdi”, “ben yapmadım, çünkü;....”, “çok güzel olmuş, değil mi?”, “karar verebilmem için, annemin gelmesi lazım”, “sen neden sürekli benimle uğraşıyorsun”, “balon gibisin”, “tamam ikna oldum”, “o kadar yemek yedim ki karnım davul gibi oldu”, “söylerim ama karşılığında çok güzel bir oyuncak isterim” ....gibi.
Görüldüğü gibi; hiçbir anne ya da baba çocuğuna dilbilgisi kurallarını öğretmediği halde; bütün çocuklar anadilini okul öncesi dönemde konuşmaya başlamaktadır. Dil becerilerinin genel olarak kazanıldığı bu dönem, zengin uyarıcı çevre ile donanık olduğunda, çocuğun dil becerilerinin çok daha üst düzeylere çıktığı ve günlük konuşmalarında bazen atasözlerinden bile yararlanabildikleri görülebilmektedir.
Yeni doğan her insan; genetik bir sorun olmadığı sürece ve toplumsal yaşam içinde yer aldığı müddetçe dili öğrenir. Ama bunu sadece biz yetişkinler bilmekteyiz, yeni doğan bilmemektedir. Okul çağına gelmeden, her çocuk anadilini genel hatlarıyla konuşmaya başlamaktadır. Ama bunu, konuşmasında sıfat, zarf, fiil, nesne...vb. kullandığını bilmeden yapmaktadır.

İlköğretime başlayan her çocuk, ortalama bir zeka seviyesine sahip olduğu takdirde, okuma-yazmaya ilişkin ön öğrenmeleri ne kadar az olursa olsun, okula ve öğretmene karşı olumsuz bir tutuma sahip değilse, çok kısa bir sürede okuma yazmayı öğrenebilir. Bu dönemde, çocuğun bilişsel, duyuşsal ve fiziksel özelliklerine uygun olarak tasarlanan okuma-yazma etkinlikleri, hem akademik başarıyı yükseltecek hem de dil aracılığıyla düşünme becerilerinin geliştirilmesini sağlayacaktır.



SONUÇ OLARAK


Hiçbir şey nedensiz değildir. Eğer bir çocuk öğrenemiyorsa; bunun bir nedeni vardır. Öğretmenler, çoğunlukla; karşısına her zaman öğrenmeye hazır bireyler geldiğini varsayarak öğretmenliklerini icra etmektedirler. Oysa bu gerçekçi bir neden değildir. Bir çocuğun, okula gelerek, öğrenmeye hazır olması; öncelikle bilişsel, duyuşsal, sosyal ve fiziksel bir hazırbulunuşluğu gerektirir. Bütün bu unsurların bir bütün olarak gerçekleştiği bir öğrenci bulmak ise olanaksızdır. Çoğunlukla, bilişsel olarak şu veya bu şekilde, her öğrenci öğrenebilir. Sınavdan şu veya bu şekilde, geçer not alabilir. Eğer bu eğitim-öğretim ise, şikayet edecek bir şey yok demektir. Ama sosyal ve duygusal yaşamda da bir takım beklentilerin karşılanması bekleniyor, davranıştan çok tutum öğrenmeleri öne çıkarılıyorsa; eğitim öğretimde sorun var demektir. Bu sorunların temelinde de, okula başlama hazırbulunuşluk düzeylerinin yetersizliği yer alabilir. Öyle ise öğretmenin yapması gereken; çocuğun hazır bulunuş düzeylerini ayrıntılı olarak betimlemek; eksikliği belirlenen noktalarda; aileden, okul yönetiminden, rehberlik sisteminden ve çocuğun kendisinden yardım alarak, hazırbulunuşluk düzeylerini istenen düzeye getirmeye çalışmak olmalıdır.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"1. Sınıfa Başlayan Çocuklarda Yaşanan Sorunların Sebepleri / Hazırbulunuşluk" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Anıl TÜZÜN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Anıl TÜZÜN'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Anıl TÜZÜN Fotoğraf
Anıl TÜZÜN
İzmir
Özel Eğitim Uzmanı
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi12 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Anıl TÜZÜN'ün Makaleleri
► Cinsel Sorunların Nedenleri Psk.Feyzullah ALPMAN
► Cinsel Sorunların Çözümü Psk.Feyzullah ALPMAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,668 uzman makalesi arasında '1. Sınıfa Başlayan Çocuklarda Yaşanan Sorunların Sebepleri / Hazırbulunuşluk' başlığıyla benzeşen toplam 34 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


15:09
Top