TavsiyeEdiyorum.com
TavsiyeEdiyorum.com  
.com
Arama : | Site İçi Arama

Yeni Tavsiye Ekleyin!


Uzman Üyelerimizin Öykü ve Şiirleri

Site üyemiz uzmanlar tarafından yazılan şiir ve öyküleri tarih sırasında sırasına göre aşağıda bulabilirsiniz.

İstanbulda Cumartesi Ritüeli
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Temmuz 2014
İSTANBULDA CUMARTESİ RİTÜELİ

28 Ağustos 2014 İstanbula geri dönüş yolculuğum başladı
İşler, alışma, uyum süreci , zaman geçiyor
Anadolu yakasındayım-sakin huzurlu Ataşehirde
Yıllarımı geçirdiğim Avrupa yakası, yaşanmışlıklarım
Aklım orada
Tamamlayıcı Tıp Uzmanı Hüseyin Nazlıkul hocanın ekibinde –Dr.Tijen hanımla tedavim başlayacak. Cumartesileri Fulya’da olacağım. Vapura binmek için bir sebep. Kendimi daha sağlıklı ve zinde hissetmek için başlayacak tedavim ( nöral terapi, fototerapi, akupuntur ..vs)
Cumartesi sabahtan
Ritüel başlıyor
Evden Üsküdar minibüsüne yürüyorum
Oradan motor iskelesine
Geçerken sahilden , Tandoğan büfeden yenilen bir tost
Yıllardır tanıdığım, büyümesine şahit olduğumuz çiçekçi kız “Murat abiye selam söyler her zaman”
Yalnızım
Kendime nadir ayırdığım vakitlerden, içime sığmayan İstanbul
Motorda deniz havası ve Beşiktaşa varış
Fulya da tedavi
Bir saat oldu
Titiz, saygılı ve bilimsel çalışan ekipten ayrılıyorum
Yürüyüş başlıyor
Heyecanlıyım, yıllar önce ara ara kaçtığım Ihlamur Kasrı sağımda. 1 TL giriş ile bahçesindeyim. Etrafı yüksek duvarlarla çevrili bu yerin dışında kalabılık kalıyor. Ihlamur ağaçları, servi ağaçları karşılıyor beni. Bahçede bazen bir kahve bazen bir keyif çayı içiyorum. Çay tabağımın arkasında Milli Saraylar-Yıldız Porselen adı yazılı, üzerinde yeşil desenler. Cam bardakta çayımı yudumlarken fıskıyeli havuzu seyre dalıyorum. Yanlara yelpaze gibi açılan fıskiyeden akan sulardan güneş ışıkları oyun oynuyor sanki. Suda deniz kaplumbağaları, başları havada salına salına yüzüyorlar, bir, iki.
Sevimli ördekler havuzun dışında ,taşlarda dolaşıp ara ara başlarını suya daldırıyorlar, etrafında 3-4 yaşındaki çocuklar sevinçle onları izliyor. Kırıntı toplayan kuşlar…

Havuzu çevreleyen masalarda tatlı sohbetler, sessiz sakin.. Servis yapan garsonlar..Ahenk devam ediyor.

Yürüyerek kasrın bahçesinde dolaşıyorum Tarihi çeşmeyi görüyorum. Gölgelerin renkli çiçeği -Ortancalar büyümüş, renk renk ,kocaman. Çimlerde, banklarda tek tük oturan insanlar. Yumuşak zeminde –çimde yürümek ayrı güzel. Biraz oturuyorum çimlere.. Kendimle baş başa..Kalktığımda salına salına özgür dolaşan bir Tavus kuşağı görüyorum. Biraz ilerliyorum bir kamlumbağa keyifte.

İki köşkten oluşan kasrın bahçesinden çıkasım gelmiyor ama beyaz boyalı demir baçeden çıktığımda kalabalığın içinde buluyorum kendimi. Beşiktaş semtinin pazarı var. Yiyecek ve giysi pazarı. Nişantaşından ıhlamura uzun bir merdivenden inerdim. Basamakları renklere boyamışlar. Pazarın yeri yukarı alınmış. Yazın cıvıltı renkleriyle donanmış, pazarda dolaşıp çıkıyorum.Herkesde bir tatil-deniz hazırlığı var. Şapkalar deneniyor, mayolar alınıyor. Ramazanın verdiği bir sakinlikte hissediliyor.

Beşiktaş sahil yönüne yürümeye başlıyorum. Yapay bir okadar güzel çiçeklerle dolu yılların “KUK ÇİÇEKÇİSİ”.Kibar bir karşılayış, sıkmadan olan ilgi. Güllere bakıyorum O kadar gerçek gibi. Burnuma götürüp kokluyorum. Gülüşüyoruz.. Elimde yapay ortancalarla çıkıyorum. Evimdeki cam vazoya onları koyacağım mor-pembe ortancalar.Bugünün anısına.Evlenmeyi düşünenler, gelin buketinizi almadan buraya muhakkak uğrayın
Yürüyorum, sahile doğru. Sağımda yokuşlardan sokaklar caddeye bağlanıyor. Hüsrev Gerede yokuşu. Orada yıllarını harcamış-mahallenin eczacısı Ahmeti anıyorum.. Eczaneyi kapatmıştı. Özgür olmak istemişti. Eczanede sadece ilaç satılmaz, komşu teyze amcalara ilaçlar yapılırdı, dertlere çözüm bulunur, kahveler içilir, şiirler okunurdu dost ziyaretlerinde. Nur tanıştımıştı beni de. Arkadaşları olarak uğramadan geçemezdik bu kalabalıkta yalnız adama. Çiçeklerle renklerdiği eczanesinde şifalar vermişti herkese sevgili Ahmet..

İlerliyorum, yol beni akaretlerin girişine çıkarıyor. Ben ayrıldığımda restorasyon çalışması başlamıştı bu şirin yerin. Kafeler yer almış, sağlı sollu. Sola dönüyorum , bu sefer Alkım kitabevine uğramadan karşıya geçiyorum.
Arkamda üç genç sohbet ediyor sevimli Kıbrıs şiveleriyle.
Vapurla Kadıköyden dönmek istiyorum. Geniş vapurda oturduğum cam kenarından seyre dalıyorum. Eminönü, Topkapı sarayı, boğaz ..
Salonda obua ve gitarla “yeni türkü” parçası çalıyorlar, genç müzisyenler. Arkadan akerdiyon çalan iki genç ve kız kardeşleri geliyor. İsteyen para veriyor destek ..
Akerdiyon ezgisi içimde bir yere dokunuyor. Müzik iyileştirir ya insanı ..Babam geliyor aklıma ve İstanbul sevdası. Bu sefer ertelemediğim, kimse görmesin demediğim akan gözyaşlarıyla babamı anıyorum. Sonuna kadar yaşama bağlılığı -yaşama sevinci için onun evladı olduğum için gurur duyuyorum. Yaşarken yaşamı ertelemediği için , ailece iyi ki de yapmış dediğimiz babamız.

Vapur iskeleye yanaşıyor. Evime doğru yola çıktığımda elimde ortancalar ve pazardan aldığım kirazlarla renk ve umut getirmeye…


Ritüellerim devam edecek İstanbul Cumartesilerinde .
Belki bir gün siz de eşlik edersiniz Ihlamur Kasrı bahçesine…
Sevgiler

Salime Yılmaz
Temmuz 2014
İSTANBUL
 
     Beğenin    
Sağanak
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Temmuz 2014
SAĞANAK

İstanbul Şelalele evlerinde, 8 kattayım. Tedavisine ara verip-dinlendirdiğim emekli öğretmen Gülseri hanımın sırtı pencereye dönük. Yapığımız Egzersizle ve kızını yanında görünce canlanan bu zarif, hassas bayana sanki karamsalığını bıraksın diye gökten, sağanak halinde inci gibi dizi dizi yağmuryağdı birden. Sandalyesinden bastonuna tutunarak, pencereye doğru yol aldı. Camın önündeki saksıları boş görünce, çiçek ekelim bunlara dedi. Yaşama tutunurken..
Okadar güzel yağdıki yağmur, aşağıdaki havuz, şelale restaurant ve yeşillikler bir başka güzel göründü tepeden. Hayat böyle bir şey, umut her zaman vardır. Berekettir yağmur. Gözlerim yağmur sonrası gökkuşağını aradı. Sağanak yağmur hafiflemeye başladı. Sandalyesine geri oturan Gülseri hanım, eşi Cahit bey, Kızları Burcu , kızı gibi gördüğü kalbinin güzelliği yüzüne yansıyan Nergis –sevgi selinde etrafındayken türk kahvemizi yudumladık. Daha iyi olacağına inandığımız hastamız diğer kızını da soruyordu. Mutlu ne zaman gelecek diye. Annelerinin etrafında pervane olan bu iki kadın , iki anne sevgiyle hep yanlarındalar onun..

Oradan ayrıldığımda arkadaşım Evren aradı. Birlikte bir yürüyüş yaptık. Beklediğim gökkuşağını gösterdi Evren. Karşımızda, renkleriyle. İçimden güzel dilekler geçti. Oğlum da bu sene görmüştü ilk gökkuşağını ne kadar sevinmişti babası gösterdiğinde evimizin mutfak penceresinden..
Yolun solunda,aylardır önünden geçip, içini merak ettiğim cafe bizi içeri çekti. Güzel bir bahçe bizi karşıladı. Ahşap masa etrafında oturduk Hava kararmıştı. Huzurlu bir atmosfer ve serinlikte. Sırtımızda şalımızla haftanın yorgunluğunu attık iki dost. Çok sevdiğimiz Koşuyolundaki hayatımız ve Karamel cafe geldi aklımıza . Yıllar önce orada ne keyifler yaşamıştık. O sırada Cafenin adı dikkatimi çekti. SAĞANAK..
Bazen hayat size sürprizler yapar böyle. Yolunuz düşerse birgün Ataşehirin –Küçükbakkalköy –ışıklar caddesindeki bu saklı bahçeye bizi hatırlarsınız …Cezerye eşiliğinde , çini desenli fincanları ve güleryüzlü çalışanlarıyla kahvenizi keyifle yudumlarken..SAĞANAKta…

Ataşehir
2014
 
     Beğenin    
Mermerli Plajına Veda
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Haziran 2014
MERMERLİ PLAJINA VEDA
Antalyadan İstanbul'a ün kaldı. Yoğun geçen dost sohbetli günlerin sonunda oğlum Barış'la başbaşa Mermereli plajının yolunu tuttuk. Girişinde kuruyemişçi ve Kahramanmaraş dondurmacısı vardır. Dondurma sevdası abinin espirili satışı nedeniyle uğramadan geçemedik. Kahkahalarla 3 top dondurma alındı. Ön bahçede sevgili peyzaj mimarı Ümit arkadaşımızın dokunuşlarıyla can bulan bahçe içimizi açtı. Güleryüzle kaşılandığımız mermerli restaurant girişinden ücretimizi ödeyip,ahşap korkuluklu merdivenlerden inmeye başladık. Manzara tepeden o kadar güzelki bakmadan, bir duraklamadan geçilmiyor. Konyaltı plajı, gezi tekneleri ve Güllük evleri..Tarihi Kaleiçinde pansiyon ve otellerde kalan turistler geliyor bu plaja. Antalyadan çocuklu aileler var bizim gibi.
Çalışkan, güleryüzlü ekip hemen şezlongları-yeri ayarlıyor. Sizi sarmalayan kumsalda, herkes saygılı. Rahatsızlık veren yok. Deniz yatağı ve arkadaş bulan Barış, eğlenirken ben de kendimi sulara bıraktım.Birara kumdan kaleler yaptı. Yalnız kaldığında ben de katiıldım.Kumdan baraj, kale yaptık.Çocukluğumda Larada kampta olduğu gibi.Dalgalar kumları yıktığında tekrar tekrar yaparsınız...
Tekrar sırtüstü denizin üstündeı ,kollarım açık ,gökyüzünü seyrettim. Mermerli restaurantı,solumda yat limanından kaleiçine geçiş yapan yerli, daha çok yabancı turistler..Kayalıklarda oturan gençler, sağımda Murat'ın çok sevdiği zakkumlar-pembe,beyaz ve sıklemen enklerinde.Solda merdivenlerin başında aıllarımdaki kokulu sarı,turuncu çiçekler. Elinize aldığınızda dağılıverir, hayat gibi akar gider .Onun için koparmamalı, kaybetmemeli -elindekinin değerini bilmeli insan.Gözlerimi kapatıp açmayı çok sevrerim.Gökyüzü bir başka görülür. Sırtımı plaja döndüğümde, nem ve sisden Toroslar-heybetiyle. Göremediğim Olimpos dağları..Gezi tekneleri, sessizce süzülüyorlar. Denizin dibindeki kumu ve taşları, küçük kayaları görebiliyorsun. Akşam üstü dalgalar kayalıklara çarpıyor. Kalabalıkta, yalnızlığı da yaşayabiliyorsun. Suya tüm sıkıntıları bırakmak istiyorum. Yaz, güneş ve denizin suyu. İyileştiriyor bedeni ve ruhu.
Akdeniz, mermerli sizi bekliyor. Sevdiklerinizle ve şükürle..
Antalya, Haziran 2014
SALİME YILMAZ
 
     Beğenin    
Kadınlar Hamamı
ŞİİR | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Haziran 2014
KADINLAR HAMAMI
Etrafta
Beyaz mermer
Taşlar
Akan şifalı sular
Buhar yükseliyor
Tavana
Siyah,beyaz,kınalı saçlı kadınlar
Bir arada arınma yerinde
Kirlerden ve
Dertlerden
Tasların mermere dokunuş sesi
Ortada mermer blok
Sıcacık
Üstünde uzanan
Bedenler
Köpükler altında
Canlanan ciltler
Arınma bitmiş
Ayrılık vakti
Bir nine
Yaklaştı bize
Kolları kalkmıyor fazla
Kurutmak istedi
Beyazlamış saçlarını
Elimde ısıtıcı
Oturtuktan sonra
Başladım taramaya
Saçlarını
Uzun, ince telli saçlar
Isındakça kurudu
Kurudukça ayrıldı, tel tel
Isınan sadece onlar değil
Omuzlara da iyi gelmişti
Anneannemin yerine koydum onu
Taradım saçlarını
Dualarıyla
Ayrıldı benden
Kadınlar hamamındaki teyze
2014 ESKİŞEHİR
 
     Beğenin    
Kadın Yollarda
ŞİİR | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Haziran 2014
KADIN YOLLARDA
Bir kadın
Zayıf,bakımsız
Çiçekli,uzun,bol bir elbise
Elinde bir çift çorap
KADIN yalnız,
KADIN yollarda
KADIN otogarlarda
Elinde çorap
Arar oğlunu
Kapımız çalmıştı
Birgün ,
Bizi bulmuş
Babamın ,annemin
Adını vermiş
KADIN yorgun
KADIN bitkin
KADINA su ısıttı
Annem
Yıkandı-apak oldu
Sevdi beni ve kardeşlerimi
Okşadı başımızı
Biraz ürksek,korksak da
Sevmiştik onu
Kendi çocuğunu
Arayan KADIN
Bulamamış,
Elinde bir çift çorap
KADIN yollarda
Birgün duydumki
Bulmuş oğlunu
Hasret bitmiş
Kendinden kopardıkları
Oğluyla
Kavuşmuştu
Yıllar sonra
Bir adam Antalyada
O da gitmişti
Elinde oğlunun fotoğrafıyla
Aynı kader mi
ONLARINKİ
KADIN ebediyete gitti
Sahipsiz kalmıştı
Çare olunamamıştı
Hastalanan ruhuna
O adam
O hayatta
Yalnız değil
Kaderiyle
Sımsıcak yuvasında

2014 istanbul Eskişehir otobüs yolculuğunda
 
     Beğenin    
Eskişehir Yollarında Sevdalar
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Haziran 2014
ESKİŞEHİR YOLLARINDA SEVDALAR

Çocukluğumun Eskişehiri
Kömür kokan
Soğuk,karlı
Odunpazarı hayalimde
Annemin kardeşlerinin-ailesinin Erzincandan göçettiği şehir
Babamın akrabaları da yaşar orada.Çocukluğumdan hatırladığım Dayım ve Yengem, kuzenler.Teyzemler ve çocukları.
Bir seferinde kına gecesinde yaktığım kınalı ellerimi kumaşlarla kapatıp, sarılı Pupuş yengemde yatmıştım.Sabaha karşı elim açılmış, baba tarafının en titiz,pırıl pırıl yengemizin çarşafları kına olmuştu. Çok utanmıştım..
Eskişehirde Nevin adında bir arkadaşım olmuştu.Yüzü, gönlü güzel arkadaşım evlendiğinde ben daha üniversite öğrencisiydim. Hamileyken eşi çatışmada şehit düşmüştü. Gerçek başkaydı. Sırrı hala yüreklerde. Gencecik çocuklarımız yıllarca askerde devlet eliyle de ziyan olmuştu.Geride peri gibi bir kız çocuğu kalmıştı. Yıllar sonra Eskişehirden babası olmayan çocukları bahrına basan Darüşşafakada okumaya başladı arkadaşımın kızı. Annesiyle Şişlide bir sinemada “Titanic” filmini izlemek için buluşmuştuk. Bir başka hissedilmişti ordaki aşk. Gözyaşlarımız Nevin ve Turabi’nin sevdaları içindi.Çocukluğumun Eskişehirine ya tatilde ya da cenazelerde giderdik.Yılbaşı ve bayramlar ayrı bir güzeldir.
En çok da DÜĞÜNlerde gitmeyi severdik. Türkü sohbetleri,sazlarla,sözlerle herkes doğaldır.Olduğu gibidir. Yaşam acı ve tatlısıyla dolu dolu geçer.Paylaşım vardır, acıyı ve sevinci de …Evler tek katlı,içleri tertemizdir. Değişen çağa uyacaktır orası da.Duyduğum tramvay geçecekmiş sokaklardan ve evler 3 katlı apartmanlara dönmektedir..O sokakların dili olsa halayları anlatır bize. Türkmen ve Alevi insanlar birarada yaşar.
Yıldıztepede..

Evlerde Hz. Ali’nin ve 12 imamların fotoğrafı başköşededir. Cemevi vardır. Sevinç ve acıyı paylaştıkları, dualar ettikleri ibadethanede.Helvalar pişer ,kurbanlar kesilir.Hala kabul etmeselerde liderler, inançlar yaşanır binlerce yıl Anadoluda olduğu gibi. Renkleriyiz bu coğrafyanın ve dünyanın. İnanç özgürlüktür.Yok sayılamaz. Asimilasyonların bedelini ilahi adalet sorar dünyada.
Erkeklerin çoğu inşaatta çalışır. Maden kazasından sonra ikinci sıradadır inşaat kazaları. Emek verirler, kazmayla, kürekle, malayla..Alın teri akar akar..Türküler eşlik eder her taşa. Binalar yükselir ve umutlar. Zamanla çocuklar okumaya başlar. Meslek sahibi olurlar. Onlar öğretmen Suat, Kimya mühendisi Nilüfer, Radyolog Ayfer, Havacılıktan Ertan, Doğancan, Cem ve adını ve mesleklerini bilemediğim diğer sevgili Yıldıztepeli gençler.
Değişen dünyada modern düşüncelidir insanlar. Şehrini severler. Yeni çehresiyle Anadolu Üniversitesi şeh-ri Eskişehir. Artık kömür kokmaz. Çalışkan bir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşan. Kuzenimin eşi Betül ,duyduğu gururunu anlatmıştı , onun başarılarını ve kültür faaliyetlerdeki emekleri için.Modern şehir sımsıcaktır. Porsuk çayı geçer ortasından.
Yıllar önce “ Kalabak” suyunu ve çeşmelerini hatırlarım. Dayımların evinden soğuk, karlı –buzlu yollarda da çeşmeye inilirdi. Heyecanla. Taşınırdı bidonlarla, kaplarla sular evlere. Çeşme sohbetleri ve çocuk sesleri hatıramda.
Dayımın Bakkalı vardı. Yengem Gülistan bize ordan çerezler verirdi , bol bol. Şekerler avucumuzda ,sokakta oynardık. Yıllarca işletmişlerdi orayı , gece –gündüz emekleriyle çocukları için. Mahallenin bakkalıydılar..
Bir de kahve açmışlardı sonra evlerinin sokağının köşesinde. Erkeklerin toplandığı. Rahmetli babamda oraya gittiğimizde uğrardı-dost sohbetleri için.

Anneannem yaşardı O şehirde.
Başında kırmızı fesi
Açtığında kınalı saçları, dayımların evinde o zaman gözüme çok büyük görünen çift kişilik yatakta bir seremoniyle kat kat giysilerini giyinişini hatırlarım. Beşi bir yerde (altın) boynundadır.Bir de 5 şişle ördüğü , elinden düşürmediği patikleri vardır. Torunları EBO derlerdi. Selvi Ebonun patikleri torunlarının çeyiz sandığında yerini almıştır.
Dedem beyin kanamasından öldüğünde ailenin büyüğü Anneannem, uzunyıllar yaşamıştır. Yediği içine ekmek doğradığı “yoğurt” hatıramda.
Yıllar sonra kendi gibi yaşlı bir akarabasını teyzemin evinde banyo yaptırırken kalçasını kırmıştı. İki muzip yaşlıyı görür gibiyim. Doktor ameliyatta şaşırmıştı.
90 yaşın üzerindeki nenenin kemiklerine. Genç kız gibi demişti. Zayıflığı ve yediği yoğurttu sebebi.
Düğünüme gelen Anneannem ilk defa boğaz köprüsünden geçmişti. Emek verdiği, büyüttüğü torunlarından değildim ama diyaloğumuz hep iyi olmuştu. Birgece onu rüyamda görmüştüm. Önünde bir tas, içinde su ve elinde türbe toprağı-TEBERİK. Onun hayır duaları ile dünyaya geldi oğlum Barış, diye düşünürüm. Enson onunla telefonla konuştuğumuzda Allah bana bir yol göstersin demişti. Dizleri ağrıyordu. Ona oğlumun fotoğrafını göndermiştim. Bana Karaoğlanı bekliyorum demişti. Gideceğimiz için ona takmak için altın aldırmış-komşusuna. Ertesi gün vefat ettiğinde “huzura” erdiğini biliyordum. Oğlumu görmemişti ama bütün çocukların sevdiği ebo için mahallenin çocukları da üzülmüştü. 5 çocuk yetiştiren, merhametli, çalışkan, eli bol Selvi.
Patikleri-desenleriyle evimde. Yaşarken değer verilmeli insana..

Bir gün Haydarpaşa garından annem ve oğlum Eskişehire doğru yola çıktık. Eşim Murat bizi uğurlamıştı. Dayım Binalinin torunları Hazal, Pelin, Melisa ve komşu çocukları Topaç gibi olan 5 aylık oğlumu ellerinden düşürmemişlerdi. Hasret gidermiştik. Dayımın omzundan inmeyen “can dostu kuşu”nuda tanımıştık.
Eskişehir denilince akla bir de hamamlar gelir. Şifalı sular. Her şehre gelen misafir muhakkak bir hamama götürülürdü. Lise yıllarımda edebiyat dersinde anlattığımda ,öğretmenimiz gülmüştü de utanmıştım. Şifalı sular arındırır bedeni dertlerden.Bir seferinde yaşı biraz büyümüş,tanıdığımız erkek çocuğunu kız kıyafeti ile akrabalar içeriye sokmuştu da , ortaya çıkmıştı gerçek. Çok eğlenceli hamam sefasında bazen yoğun günlerde su-tas kavgaları da olur. İçilen soğuk bir gazoz , yenilen bir simit unutturur herşeyi. Yanakları al al olmuş kadınlar çıkar hamamdan evlerde pişer çaylar ve yemekler. Bir sonraki sefer için tekrar plan yapılarak zaman akar gider.
Dayım bizi Eskişehirin tren garından uğurlarken akrabalarımızı geride bırakarak Haydarpaşaya doğru yola koyulmuştuk.
2014 Haziran ,okullar kapandı.
Bu sefer İstanbuldan trene binemiyoruz. Seferler başlamadı henüz.
Kara yolu kullanacağız.
Barış ve beni eşim Murat uğurlarken Barış “ baba seni seviyorum” dedi ve öptü. Keşke sen de gelseydin baba dedi. Ne kadar az söyleriz –seni seviyorumu –ne kadar az sarılırız en yakınlarımıza. 1992 de Sarılmakta zorlandığımı paylaştığımda İlk psikoloğum demişti bu yüzden mi sık yolculuk yapıyorsun…
Yollar ayıran ve kavuşturan yollar. Sevinçle ve hüzünle, kahkaha ve gözyaşlarıyla.Yüreğini bırakırken ve yüreğini açarken.
Yol hikayeleri
Oğlum ve ben 8 yıl sonra Eskişehir yolundaydık. Otobüsün rahat hat oluşu, televizyon izleme imkanı Barışı çok mutlu etti. Anneme herzaman değer veren, birlikte büyüdükleri amcasının oğlu Mehmet abi davet etmişti. Oğlu Kenan ve Ezginin düğünü olacaktı. Babamın vefatından sonra eşi Nurcan ablayla sık aramışlardı annemi.
Kuzenim Sezgin abisi oğlumu bekliyor.Sesi ve sazıyla sevgisini tellere verir Sezgin. Duyarlı, dürüst, adam gibi adam Sezgin. Çalışsa da başka işlerde sazları ve türküleri yanındadır. Dost sohbetleriyle. Hissederek, anlamlarını düşünerek söyler türküleri gerçek değerini bilenlere. “Babamdan bana miras saz kaldı” der.Yakınlaştırır türküler baba oğulu. Mesafeler azalır. Baba söyler yanık sesiyle, çalar oğlu.

Rıza eniştem, çalışkan ,emektar eniştem. İşini çok sever. Şantiyelerde yurt dışında çalışırken yanık türküler söyler gece yatmadan .Koğuşta herkes hissetmiştir gurbeti. İstediği çocuklarının mutluluğu.Kızı Belgin evlenince kalmıştır severek evlendiği Naciyesiyle..

Yıllar önce Kuzenim Ertanın , “Gaziantep oyunu” oynayışı-coşkusu bizi çok etkilemişti.Lise yıllarında içimde kalan halk danslarına üniversitede kavuşmuştum. Gösteriye bile çıkmıştım.Sonra İstanbuldada tutkum devam etmiş, 1 yıl emek vermiştim.Diğer Kuzenlerim, Ertan gibi halk danslarıyla büyümüşlerdi. Bedenlerinde halaylarımızın ritmi ve davulun ritmi, zurnanın sesi ve ilk temiz aşklar yaşanır sokak düğünlerinde .
Kuzenim Ayferin içli sesi. Dayımın Alevi deyişleri. Muhabbet masasında toplanılır, zaman su gibi akardı.Ah ne güzel hepsi. Hayat galesinde ne kadar az paylaşsak da paylaşılanlar çok kıymetli. Şehriban ve Hüseyinin evlerinde eşimle dost sıcaklığı yaşanmıştı. Kuzen Dilek ve Meral Ankarada yaşasalar da kopamazlar Eskişehirden. Sıcaklığından…
Hasan Dayımda evini açtı yazları.Almanyadan geliyor. Muhabbet dostu-eşi can yoldaşı yengemle. Kendi dünyalarında ve topraklarında.
Sevgili Erdal, büyük amcamızın oğlu. Büyüdü, ailesi oldu. Akrabalarına düşkündür. Sanat ruhu ve yeteneği vardır onda. Çinilerdeki desenlere yansır dünyası ve ahşap işlerine.
Haziran 2014
Geçen sene evlenen kuzen Belgin ve kuzen çocuğu Dilan .Huzur ile yeni yuvalarında . Düğünleri kısmet olmadı ama Kenan ve Ezginin düğünüyle buluştu akrabalar.
Taksiden indiğimizde, sokakta pişirilen yemekler yenmiş, evlerden kadınların elinden çıkmış ince ince sarılmış dolmalar bizi bekliyordu. Davul, zurna ve halaylar. Bir gün önce Ankaraya iki otobüs kız almaya- kız tarafının kına gecesine gitmiş. Otobüsde türkülerle coşulmuş, kız tarafı herkesi güzel bir atmosferde ağırlamış, çerezler, tülbentler dağıtılmış, kız tarafının gelenekleri uygulanmış, sevgi ve saygıyla gençler kucaklanmış .
İkinci kınadayız
Sanki eskiyi yeniden yaşıyoruz. Ertan yine ritme uymuş, eşi ve kızkardeşi Nilüferle coşkularını hepimize yansıtıyorlardı. Nilüferi hiç bu kadar mutlu görmemiştim. Kuzen Dilek erkek kılığına girmiş, yüzene siyah bıyık ve sakal yapmış, erkek kıyafeti ve erkek ayakkabısıyla ..Köy seyirlik oyun yaptılar sevgili Cafer amcanın-Gülbeyaz ablanın kızı Nilüfer ile. Yıllar sonra Dileğin yeteneği beni şaşrttı. Gurur duydum. Umarım Ankarada bu yeteneğini değerlendirir. Halaya ben de katıldım. Oğlum bizi izledi. Kültürümüzü bilsin istiyorum. Bu sene okulda o da folklorda oynadı. Umarım her yöremizi en güzel anlatan halk dansları sevdası yüreğine düşer. Çocuklar büyümüş, halayda onlar da yerlerini, almıştı. Komşular, akrabalar evlerini açarlar,düğün sahibine destek olmak için. Orada tanıştığım Emine evine davet etti –kuzenleri ve beni .Bembeyaz döşediği evinde ağırladı. Çaylar içildi.Zeycan, Aysel, Leyla, Nilüfer….Eskilere gidildi. Çocuklar olmuş, aileler büyümüş..
Misafirler ertesi gün olacak salon düğünü için evlere paylaşıldı. Kuzenim Ertan ve eşi Betül benle Barışı evlerine aldı. Yıllar önce Bakkalcı Hüseyin kızı olarak tanıdığım sarışın –renkli gözlü Hülya da bizimle. İki çocuğu ile güleryüzlü, mantıklı Hülya . Ertesi gün halayda farkettiğim, sarışın –renkli gözlü yakışıklı oğlunun sınavı vardı da geceyi zor etti. Doğa, Pelin ve Barış kaynaştılar evde de. Birlikte oynadıkları top da onları yakınlaştırmıştı. Sabah evde küçük kızların süslenme heyecanı ve zarif,narin Hazal çok tatlıydılar.
Düğünde gelinin sesinden bir türkü ve damadın sazıyla hoş bir sürpriz oldu.Güleryüzleriyle sımsıcaklardı. Bir sevda öyküsü daha başlıyordu.
Bana bir başka sevdayı hatırlattı .
Sevgili Abdurrahman, duyarlı, duygulu, kalbi güzel kuzenim. Antalyada okuduğunda Leyla’ya olan aşkını anlatmıştı.Kavuşacağı için mutluydu. Almanya da düğünü olacaktı. Eğitim için Almanyaya gittiğimde düğününde ben de vardım. Odaya girdiğimde gözlerin nasıl ışıldamıştı. Ben orda sana anneni-babanı hissettirmiştim.Şimdi Leylada burda .Eskişehirde . Senden ona emanet yavrunuzla Encandan bahsettik. Oğlun seninle ayni mesleği okuyor. Annesi onunla gurur duyuyor.Senden ve sevdanızdan bahsettik. Burada sen yoksun. Senin büyüdüğün topraklarda. Leyla.Acı içinde, SAKLASA DA herkesten gözyaşları içine akıyor. Bırakıp gitsen de bizi, döndün topraklarına..
ANNEANNEMİ VE SENİ ZİYARET ETTİKTEN SONRA BAŞLADI YENİ YOLCULUĞUMUZ …
Sevinci ve acısıyla selam olsun sana eski Yıldıztepe…
YILDIZTEPE, ESKİŞEHİR 2014
 
     Beğenin    
Anadolu Kavağı İstanbul
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Haziran 2014
ANADOLU KAVAĞI

1988
İstanbulda yeni bir hayata başlıyorum. Antalyada devlet hastanesinde çalışmak istememiştim. Arayışım beni Taksim-Elmadağ-Fransız Pasteur hastanesine el rehabilitasyonuna İstanbula getirdi. Bilimsel ve idealist ortamda çok mutlu olmuştum.
Büyüdüğüm şehir Antalyayla kıyaslıyordum 7 tepeli şehr-i İstanbul’u. Burada yaşayacaksam bu şehri tanımalıydım. Bir turist gibi. Kültürüyle, tarihiyle, güzellikleriyle…
Karar verdim, sevmeye .

İSTANBUL ANADOLU YAKASI
Arabada 4 kişiyiz. Uzun, kıvrıla kıvrıla giden sahil yolunda Çengelköy, Anadolu Hisarı,Kanlıcayı geçiyoruz, Beykozdan Anadolu Kavağı yoluna uzanıyoruz. Ahşap evler başlıyor. Sağdan yol Cenevizliler tarafından yapılmış-YOROS kalesine çıkıyor. Solda iskele, balıkçı restaurantları, tatlılar ve kediler…
Anadolu Kavağına aşkım o gün başlamıştı. Kaleden boğazı seyrederken, diğer yanınız Karadenizi görür. TEPEDEN SEYREYLE İSTANBULu..

Yolculuklarım bu küçük balıkçı kasabası şeklinde yaşamı olan yere gönül bağıyla da bağlandı. Arkadaşım Şükranı İngilizce kursunda tanımıştım.Her kurstan bir dost kalır bana.Can dost. Vakur, sağ duyulu, hayatı erken yaşta babasız kaldığında bir başka öğrenmiştir. Sıkıca bağlı olduğu –değer verdiği annesi ve kız kardeşleri benimde sevdiklerimdir. Bir de beni Mehlikayla tanıştırmıştır. Sakin, yeşil gözlü arkadaşım. İyi niyetli…
Üç kişi , Anadolu Kavağı, Doğanay Restaurant…
Sohbetler, tanıştığımız garson,,Bizi herseferinde özenle karşılar ve saygıyla..
Yıllar sonra Sevgili Hocamız El Cerrahı Ayan Gülgönen ve Dr. Yılmaz İnan ile yabancı misafirleri ağırlamak için oraya gittiğimizde çok hoş karşılanmıştım.

Kara yoluyla gittiğimiz Anadolu KAVAĞI yolculuklaımız deniz yoluna dönmüştü. Bazen Sarıyerden geçerdik, Şükran ve Mehlika Yeşilköy ve Bakırköyden gelirdi.

Çoğu zaman DİLENCİ VAPURU nu kullanırdık.. İçindeki yabancı turistlerle yalılara uğraya uğraya giden vapur. Eminönünden kalkar, Beşiktaşa , Kanlıcaya, Sarıyere,Rumeli Kavağına uğrar, isteyen orada iner, isteyen son durak Anadolu Kavağına gider.RUMELİ kavağında da çok sevdiğim Hakan ve Fundayı tanımıştım. Hala dostlukları ve büyüttükleri çocuklarıyla hayatımızdalar.
Anadolu Kavağına indiğimizde gidiş-dönüş olan vapur bileti ile yaklaşık 3 saat oradasınızdır. Para durumuna göre balık ekmek yemek de güzeldir. Sonra başlar kaleye doğru yürüyüş. Annemi ve halamı da götürmüştüm yıllar önce. Kardeşim Nazanla fotograflarımız vardır.
Sonra eşim Muratla gitmiştik. Oğlumuz Barışı da alıp gideceğiz , orayı tanısın istiyoruz.

Bir bakarsınız yağmurlu bir günde ordayım, bir bakarsınız karlı bir günde, bir bakarsınız ışıl ışıl yaz günlerinde. Oturanlar aynı ailelerdir. Oteli yoktur. Bozulmamıştır halkı. Sağlık sorunlarını Beykoz da hallederler. Bir seferinde el hastam oradan gelip giden biri olmuştu.

Fotograf makinamla dolaştığımda evleri de dolaşmış, sohbetler yapmıştım. Evlerin biri Üniversiteli Kadınlar Derneğinin değerli üyelerinden Dr. Elgizindi. Yıllarca veremli hastaları iyileştirmişti. Kardeşi Türkan hanımın omzunu, elini- hırsız-kapakaçtı olayıyla yaralamıştı da öyle tanışmıştık. Birlikte TÜKD de çalışmıştık. Evlerinde dua okunmuştu da o zaman görmüştüm Elgiz hanımın evini.Organize ettiğim “KADININ ADI YOK” adlı fotograf sergisinde YANI BAŞIMDAYDILAR.
YILLAR GEÇTİ.
Haziran 2014
7 yıldır İstanbulda değildim.
Anadolu KAVAĞINA stajeri olduğum GÜLTEN SERHATLI HOCAM VE BENİM STAJERİM OLMUŞ EVREN LE oradayız. Stajer olduğu yıllardan beri , sevincimi-üzüntümü paylaşan, oğluma emeği geçen , birlikte çalışmaktan onur duyduğum dostum, meslektaşım..

Kara yoluyla serin bir günde ulaştık. Kaleye doğru çıktığımda kahvaltı ve yemek yenen salaş yerleri gördük. Onların arasından yukarı çıktık. Karadeniz önümüzde . Acı olan 3. köprünün ayakları dikilmişti. Karşımızda.

Tepede sert esen rüzgar, çekilen fotograflar, anılar. Her zaman kıyıda yemek yerken bu sefer tepedeki yerlerin birinde yemeğimizi yedik. Kahvemizi içtik. Üç kadın. Bu sefer Şükran, Mehlika, Salime değil. Gülten, Evren ve Salime.
YİNE YAŞANMIŞLIKLAR, KIRGINLIKLAR VE UMUTLAR BİZİMLE.
Bol oksijen ve dost sohbetiyle aşağı inerken, salıncakta sallandık. Dalından kiraz topladık. Henüz tam olmasalar da bol bol yedik. Aşağıya inerken yemyeşil ağaçlar , orman hala yerinde diye sevinmiştik. Evren,diğer stajerlerimizle oraya ilk defa benimle geldiğini hatırladı.
İskeleye yaklaşınca kalabalık artmıştı. Midyeler, balıklar, kediler…
Doğanay restaurantın çalışanları kavağın güllerinden hediye ettiler. Sardunyaların önünde fotograflar çektirdim. Kıyıda oturan teyzenin birine DR.Elgizi sordum. Rahmetli olduğunu biliyordum. TÜRKAN hanım da iki yıl önce vefat etmiş. Gönlü iyiliklerle, insanlara yardımla dolu bu insanlar da yeni yolculuklarına gitmişlerdi. Evleri satılmıştı.

Kreplere yan gözle bakarak, lokmadan tadarak, dondurmalarımızı yedik. Evlerin önündeki kayıklara doğru yürüdük. Yıllardır yalıda oturan Kavaklı İstanbul Beyefendisi Mimar bir beyle sohbet ettik. Rahmetli abisi Hidroklimatoloji kürsüsüne yıllarca büyük emek vermişti. Onu andık.

Akşam oluyordu, eve dönme vaktinde yola koyulduk. Beykoz Korusunun yanından bizi bekleyen sürpriz, iki tarafı ağaçlarla olan upuzun yoldan çevre yoluna çıktık.

Gülten hanım İstanbuldan ayrılacak.İstanbul aşkı bizi tekrar bir araya getirecek biliyorum.

Onu tanımanın özelliğiyle, gülüşü ve zerafetiyle, meslek sevdasıyla , iki evladı ve eşiyle mutluluklar diliyorum..
Evren, güzelliğinin yanında iç güzelliğini her zaman koruyacağına inanıyorum.

Anadolu KAVAĞI birleştirir insanları. Şehirden uzakta kendinizi başka bir yerde , sakin ve huzurlu hissedersiniz.
Hala gitmediyseniz orada sizi bekliyor……
Kirazlar olmak üzere.. .
“Dereseki”yolunuzun üzerinde. Yıllar önce makinamı alıp gittiğimde tatmıştım kirazlarını…
ANADOLU KAVAĞI
HAZİRAN 2014
 
     Beğenin    
Yüzleşmek
ÖYKÜ | © Yazan Kerem GÜMÜŞ | Yayın Mayıs 2014
"Neden Bu Kadar Öfkelisiniz?"

Günlerdir kafamı kurcalıyordu bir takım şeyler. Birileri hakkımda bir şeyler söylüyor ve bu beni ciddi manada rahatsız ediyordu. Öfkelendiriyordu. Sanki onlar beni çok tanıyorlar, ben kendimi hiç tanımıyormuşum gibi geliyordu. Ama tanımıyorlardı işte. Ben o bahsettikleri çocuk, gördükleri tablodaki kişi değildim. Hem nerden bilecekler de beni öyle yorumlar yapacaklar ki? Bu güne kadar neyimi görmüşler de bu kadar acımasız konuşabiliyorlar? Hayatlarını önyargı üzerine kurulu olan bu insanlar, tek tük hareketlerle neyi anlatmaya çalışıyorlar?

Öfkeli olduğum doğrudur. Bu yorumlara, bu yaşananlara, bu hayata… Beni anlamayan herkese ve her şeye… Bilmiyorum. Belki de yine kendimi kandırıyorum. Tüm bu öfkemi bir kalkan yapıp kendime, bir şeylerden kaçıyorum. Yüzleşmekten korktuğum o kadar çok şey var ki… Ve onlardan o kadar çok kaçmışım ki… Hakkımda duyduğum ve kabullenmediğim bütün kelimeleri, cümleleri duyunca bu denli öfkeleniyorum. O kadar kaçmışım ki her şeyden… O kadar korkmuşum ki yüzleşmekten; karşıma çıkınca ondandır yabancı hissedişim. Ben galiba… Galiba biraz kendime öfkeliyim…

Bazı şeyleri itiraf etmenin zamanı geldi sanıyorum. Ama çok korkuyorum. Bu içimde barındırdığım iyi / kötü özelliklerimi itiraf edince insanların beni sevmemesinden o kadar çok korkuyorum ki… Sanki gerçek benin bir değeri yokmuş gibi. Sanki özümde yaşayan kişi benden çok uzaktaymış gibi… Kalbimde o uzaklaşmanın ve yüzleşecek olmanın yükünü öyle bir taşıyorum ki… Ama aslına bakarsanız da kendim olarak sevilmeyi deliler gibi de istiyorum. Çünkü artık gerçekten çok sıkıldım. Rol yapmaktan, olduğum gibi davranmamaktan, kendimi insanlara karşı kapatmaktan… Anlaşılmaz olmaktan ve sevilmemekten… Sevilmemekten o kadar çok yoruldum ki… Gerçekten sevilmek istiyorum, deli gibi… Huzuru bulmak istiyorum. Koyup kafamı, ağlamak, boşalmak istiyorum. Boşaltmak istiyorum içimdekileri. Sakinleştirilmek istiyorum birileri tarafından. Ben buradayım, demek istiyorum. Hata yapmaktan korkmamak, ne yaparsam yapayım, aynı bunlar, dememek ve delice bağlanmak istiyorum; belki de hayata… Derinden gülmek istiyorum. Birilerinin yapmacık olmalarını sezmemek istiyorum. Ve sevmek istiyorum. Sevmekten korkmak yerine, savaşmak istiyorum. Ciddi manada sevilmek istiyorum… Bağırmak, çağırmak; içimdekileri dökmek istiyorum. Ve bunları yaparken kimsenin alınmamasını, beni anlamasını hatta destek olmasını istiyorum.. Çünkü artık gerçekten çok yoruldum. Çok sıkıldım bu oyunlardan. En güzel yaşlarımı, en güzel zamanlarımı bu denli acılarla geçirmekten çok bunaldım…

Korkmuyorum artık hiçbir şeyden. Eski günlerdeki gibi dikilip hayatın karşısına ekliyorum; Ben varım ve buradayım! Artık hiçbir şeyden kaçmıyorum….

"Nasıl hissediyorsunuz şimdi kendinizi?"

Rahatlamış, daha huzurlu. Galiba artık daha iyiyim…

"Günlük hayatta kullandığınız maskeler size ciddi manada zarar verecek ve sizi adım adım yalnızlığa sürükleyecektir. O yüzden lütfen bazı şeyleri kendinize ve çevrenize itiraf etmekten kaçınmayın. Kendinizi daha iyi hissedebilmek için ve en en önemlisi kendiniz için bu adımları atmaktan korkmayın. Bazı kişiler ve bazı olaylar size geçmişte birtakım zararlar vermiş olabilirler. Ama geçmişteki hatalar için geleceğinizi bu denli zindan hayatına çevirmeniz size eziyet olacaktır.. Allah yardımcı/mız olsun.."
 
     Beğenin    
Yaşamaya Değer
ÖYKÜ | © Yazan Remzi KARAKAYA | Yayın Mayıs 2014
Tavşan bir gün düşünmüş.Ben hep korkuyorum,ürkeğim, çakaldan kurttan,ayıdan,aslandan hatta kuşlardan bile korkuyorum.Böyle yaşamanın anlamı yok demiş.En iyisi intihar edeyim demiş.İntihar için bir göl seçmiş.Gölün kıyısına hızla varmış.Kurbağalar tavşandan korkusuna hepsi göle atlamış.Tavşan bir kez daha düşünmüş demek ki benden korkanlar da var,hayat yaşamaya değer deyip intihar fikrinden vazgeçmiş.
 
     Beğenin    
Olmak
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Kendini bulmak;
ya da
kendi içinde kaybolmak;
veya alemin içinde.
Küçük bir nokta gibi yıldızlara bakarken;
İnsan,
Ne çok şeye hükmetmek istediğinin farkına varamıyor;
Ve de yıldızlardan ne kadar zavallı göründüğüne…
Haddi aşan nicelerden
“had”içre kalmak için;
Neler feda edebiliyor…
”mim”olabiliyormu?
nüfusun milyarı aştığı şu seyyale de;

Birbirinden noksansız ademler ,
Noksanına ne denli vakıf!
Can içre canan ,
canan içinde sultana,
yüreğini sunabiliyormu ,
alnını tahriş edercesine…

Her şeyi bilmek yetmiyor insana,
Her şeyi bilemediği ilham ediliyor.
Mermer sütunlardaki hayaletlerin
nefesini duyurarak;
ya da erimiş sinadaki
eriyen musayı anlatarak.

Tutamazken dünyayı dizgininde,
Boynunu büküyor istemese de.

her şeyi bilmek yetmiyor insana!

bilemiyor insan aslında ölümün hayat olduğunu;
yaşayanların, ölümde hayatı bulduğunu …
 
     Beğenin    
Ruh
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Yenilik ve yaşamak doyasıya
Bir limandan ötekine
Bitmez bir yakıt ve rüzgar ile…

İçinin hoşnut olduğu senle arkadaş
Yabancıların bile dost olduğu
her varlık bir arkadaş sana
her varlık bir mektup
Sana değerini hatırlatan

Ruhun zirvesine doğru altın bir merdiven
Doyasına zıplamak yukarıya doğru
Düşmeden incinmeden yüreğin
Sadece bedeninin kanadığı
Kalbindeki tebessümdür huzur

Alem ve sen
Sen ve alem
Aynı olan iki adem

Bahanelerden uzak
Savunmalardan ari
Bir düşün yolcusu olmak

Tuttuğun her el pamuk
Ulaştığın her yürek masum
Güneşin gece bile gözlerini kamaştırdığı
Andır yaşatan seni hayallerinde
 
     Beğenin    
Pişmanlık
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Cahillik suyunu içip
Bilgelik gözlüğünü taktım
Aynalar diyarının yansıtmasıydı aksettiğim pınar

Ellerim yorulmuştu,
El aynalarını yüzüme tutmaktan
Ağdalanmış kendiliğim bir o kadar yabancıydı bana şimdi

Ve ben
cam kırıklarında yürüyerek kanattım yüreğimi….
 
     Beğenin    
Niyetler Ve...
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Güzel niyetlerle başlar her şey.
İlk güzel dileklerle
En güzel niyetlerle…

İyi niyet taşları birbirine kilitlenirken
cehennemin buharı ayakları ısıtmaya başlar…
“niyetin” meltem esintisi;
taşların nemiyle çarpışırda ;yola varınca,
sağnak sağnak dökülür üzerine insanın.

iyi niyetler iyi kişilere aitken;
kötü kişiler gökten zembille inmiştir sanki!

“ben” diye devam eder her şey
Ben!
ben öyle…
ben şöyle…
“seni” fark etmekten kaçar,
seni fark edilir olmandan korkutur,
Varlığın kaçarken çok uzaklara…
O yalnız
kendi yokluğuyla
avunur durur.
 
     Beğenin    
Arş'a Yolculuk
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Ruhum sonsuzluğa uzanmak istiyor
Sonsuza en sonsuza
Dahada ileri
Dahada grift
Hem hal olmuş acizliklerden sıyrılıp
Sadece varolduğu bir an

Etten kemikten sıyrılıp
Sahte tebessümlere öylece bakıp
Gidipte bilinmezliklerin kucağına
Kendinden sıyrılıp

Sadece ben olduğum
Sadece O(c.c) olduğu
Birbirine geçişmiş tek ruh
Sıkılmadan soyunup bedenimden
Yükselip arşa doğru
Derin derin nefesle
Yükselmek ileri doğru

Bakmadan geçmişe
Dönmeden geleceğe
Zamanı boşverip
Anda kaybolmakla
Kendini bulmaya
Yolculuk
 
     Beğenin    
Ölüm
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Düşmüşüm diplerin derinlerine...
En kuytu,
En sessiz.
Sanki kendimmiş gibi tanıdık ;
Rüyalar kadar gerçek!
Bir o kadar layemut sandığım...

Karanlıklarda ,
rengarenk
Görmeye alıştığım;
Sadece ben !
Yalnızca ben!
Yine ben!

Düşünmeden,bilmeden
acıtıpda içimi;
Ağlarım yinede kendi kendime...
Suskun ve parlak çöl geceleri;
Mavisini düşürür umudun üzerine...
Yıldızlar titretir alevini,
Yakar turkuazımın içini,
Altından nehir akar damarlarına ,
Süzülerek taşın.
Yüreğimin aksine;
Çırpınışlar boşunamıdır?
Amaçlar gereksiz...
Nasılsa birgün ölmeyecekmiyiz?

Yine de bir umut ;
Dolunayın hatırlattığı;
Siyaha inat ,griye eş...
Hayatı kolaylaştırmak adına;
Geceye kardeş.

Soluklar her an yaklaştırır;
Büyük yarışın sonuna...
Terler inci tanesi olmaktan uzak ve soğuk.
Yine de bir umut!
Ha gayret bir umut!
Sadece bir umut...

Ölüm varlıktır aslında;
Aradan perdeyi kaldırdığın...
Bir katmandan sıyrılıp;
Özüne daldığın,
Ab-ı hayata vardığın,
Ve hayata kandığın …
 
     Beğenin    
Gözü Kapalı Aşk
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Mutlu aşk!
İnsani bedenlerde; hayvani ruhların kavgası…
Taşlaşmış ruhların;
Kaybolan elastikiyetini, bulma çabası…
Sen, ben, karmakarışık!
Kimse değil! kimsenin farkında…
Özümlemek ,hissetmek;
Yok! kimsenin aklında…

Belli edişlerin sancısı!
Kaçanın kovalanışı!
Yüreğinden gelen sesin;
Sessiz yankısı…
Üstünü örttüklerinin ;silkelenişi içerde…
Ve dışarıda küstüklerinin bitmez dırdırı…

Ah aşk!
Minel aşk!
Karşındakine sandığın ;
Ama düne takıldığın!
Yutkundukların;
Yutamadıkların…

Ah aşk!
Sen! düşmanca hislerin ;
Dostluk tebessümü!
Kararmış geçmişlerin;
Sönmüş dürtüsü!

Sen aşk
Yakalansan da aslında;
Bir o kadar, yoksun hayatta!
Var! Deyip
tutunca elini ;
Gerçek peçelerkendini!
Senin
seni örttüğün gibi…
Ve asla teslim etmeyeceğin gibi …
Yaşayan hiçbir ruha kendini...
 
     Beğenin    
Bumerang
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Bilmek mi zor? bilmemek mi ?.
Kaçış daha da kolaylaştırırken hayatı;
Gerçeğin çelmeleri; takılır ayaklarıma bir bir…
Her sabah güneş!
Bütün aydınlığını doğurur ,gizlediklerimin üzerine…
Ayın vakitsiz doğma zamanı gelmiştir artık!

Ruhum; yenik düşmeyi kabul etmese bile!
Atar geriye doğru pasaklarımı;
Sanki sonra lazım olur der gibi;
Fark etmeden ben,
Sürekli kapımı çalmalarını kovaladıklarımın,
Yaş gider ,gün gelir,
Ancak anlarım,
Tamamı ile;
Ömrümü boşa yaşadığımı,
ve aynı gride yol aldığını...
 
     Beğenin    
Aşkın Gözü Açıldı
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Hani hep kapalıydı ya gözün…
Titrerdi ya kalbin tüm hücrelerinle beraber;
Soluklarına yetişemez olurdun da
Düğümlenirdi ya elin ayakların birbirlerine…
Ve şimdi ;
Her şey aydınlandı…
Bıraktığın tüm karanlıklara inat!
Bittiğin her anın telafisinin zamanıdır şimdi…
Bitirlidiğin her anın.
Düşmelerin ve kanamaların ardına okunan
bir mevlittir dün…
Ve bugün !
Her şey aydınlandı…
Sahte sevmelerin,
Sevmediklerini duyduğun andır şimdi…
Sevgisizliklerin bedelini ödediğin;
Dünün,
Geride kalma vakti şimdi…
Adam ve kadın olmanın sorumluluğunu
geriye bıraktığın andır şimdi…
Değişmene gerek yok!
Yada başka birisi olmaya!
Sadece nefes al! Sadece, içine çek hayatı…
Her şey geride kalacak bir gün…
Bedenini toprağa bıraktıkları gibi…
Geriye ruhun kalacak!
Akladığın kadar,parladığın kadar…
Senin başkalarının aynasına ihtiyacın yok,
Bir ayna kadar
durgun ve saydam bakabilirsen kendine…
Evreni bulursun ,bir gün kendinde…
İşte o gün! her şeyin aydınlandığı gündür…
Aşkın çiçek açmaya başladığı gündür…
Gözün aysın artık!
Çünkü;
Aşkın gözü açıldı…
 
     Beğenin    
Orda Bir Köy Var Uzakta
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Nisan 2014
ORADA BİR KÖY VAR UZAKTA
Atike ÖZKAN
KALEME ALAN SALİME YILMAZ

Orda bir köy var uzakta
Uzakta değil şuracıkta yakınınızda
Döşemealtı-Yağca köyündeyim
Adım ATİKE
Mavi gözlerim, beyaz tenim
Tülbentimden görünen ak düşmüş saçlarım var
Zengin olmasa da mutlu bir evde geçti çocukluğum. 13
yaşlarındayken başladım halı dokumaya. Üç kişi oturduk halı
tezgâhına. Dokuduğumuz halılar satılırdı hemencecik. Ucuz
ucuz. Şimdilerde değerli ama yapan da yok evlerde. Kalanlar da
evlerdeki sandıklarda, anılarda.
İlkokulu okudum okumasına da kafam almadı bir türlü. Halen
okuyup yazamam, ezberim iyiydi ama. “Muhtar gibi kadınsın”
derler bana, ederim boyumdan büyük laflar. Hayat okulunu
okudum ya. 20 yaşımdayken amcamın oğluyla nişanlandım.
Bekledim asker yolu. Evlendiğimde pamuk tarlalarında çalıştım,
hayvanlara baktım. Yaylada buğday-harman yaptım.
Köyde hamile kalmak da işe göredir. Kışın doğan çocuk büyütülür,
yazın kaynanaya bırakılır, başlanır işlere. Ölü doğan iki
bebeciğimden sonra dört çocuğum var şimdi. İlk çocuk kız. Sonra
doğan erkek çocuk, dışkısını yuttuğu için doğarken, engellidir
Mehmet Ali’m. Ankaralara götürmek istediğimde görümcem
karşı çıkmıştı. Ben “Keşkelerim olmasın” dedim “Bakarsın evdeki
kızcağızıma”. 3 ay Ankara’da tedavi ettirdim. Çaresi yoktu kuzumun.
Ben oralardayken küçük kızım sağmış sütleri, bakraç taşımış
minicik bedeniyle, yokluğumu hissettirmemiş.
Üçüncü bebeğim de kız olmuştu. Büyüdüler, ortaokula
başladılar. Bir gün bir servis kazası geçirdiler köyle-Yeniköy arası 30
116
çocukla. Kafa travması geçirdi büyüğü. Bekledik günlerce yoğun
bakımda. Küçüğünde de kırıklar vardı. Çok şükür iyileştiler. Cebiş
(kurbanlık keçi) kestik. Dualar ettik. Ben “Çocuklarım erkek
eline bakmasın, okusun” dediydim. İki kızım da ortaokul bitince
okumak istemediler. Sonra da şikâyet etmediler hayatlarından.
Evlendiler, çocukları oldu. Şimdi üç torunum var onlardan.
14 yıl aradan sonra dördüncü çocuğum doğdu. Bekletildim
doğum için hastanede. Kanamam vardı. Bir terslik olduğunu anlamıştım.
Bağırıyordum “Kendine zarar vermesin, düşmesin diye
somyaya bağlayacağım bir çocuk daha istemiyorum” diye. Çığlığı
duyan hemşire acıdı da nöbetçi doktora söyledi. “Çocuğu kurtarmalıyız,
kalp atışı yavaşlamış” diye apar topar sezaryene aldılar
beni. “Tüpleri bağlayın, ben üretim çiftliği miyim?” dedim. Sonunda
kocamdan izin alıp bağlamışlardı tüplerimi. Adını Ümit
koydum çocuğumun. Sarışın, çilleri var şimdi yüzünde. Her şeyi
gecikiyordu oğlumun, “Bir şey var” diyordum. Oturması da gecikmişti.
2 yaşında teşhis kondu “Beyin felci” diye. İlk zamanlar
tedavi hizmeti alamadık. Evde ilgileniyordum her şeyiyle. 6 yaşında
başladı rehabilitasyona. Devam ediyoruz şimdi, memnunum
çabalardan. Hiç yalnız bırakmam onu, istese de bedenim biraz
dinlenmek, hep yanıbaşındayım. Arar gözleri beni. Sırtımda taşıdığım
büyük oğlum için köy evimizin dışına bir asansör yaptırdık
şimdi. Rahatladım ecik. Eve kapamıyorum onu, bahar geldiğinde
o da canlanır toprak gibi. Bir de kaynanam vardır benim, hani
ben çalışırken çocuklarıma bakan. Geçirdi yarım felç, benzedi
kaderi torunlarına. Gelir 3 ay bende kalır, sonra diğer çocuklarında.
Bir de garip anam vardır. Bunama hastalığından oldu o da.
Kardeşlerim ilgilenir onunla. Gönül koysalar da bana, edemem
daha fazlasını. Son yıllarda uykusuzluk başladı bende de. Sabahı
erdim. Bedenim bıraksa beynim bırakmaz, beynim bıraksa bedenim
başlar sızlamaya. Uykuya hasretim şu sıralar. Hiç geçirmedim
kuzularımdan başka bir yerde bir gün. İyi gelecek biliyorum.
Bir nefes alsam, bir dinlensem. Sonra onlara da iyi olacak benim
yeni halim. Kısmet, bir gün olur herhal.
Yağca’da bahar başkadır. Nar çiçekleri açar. Geleneksel Nar
Festivali yapılır her yıl. Bakarım çocuklara binerler bisikletlerine.
Ah bir konuşabilselerdi, anlasam da gözlerinden, seslerinden her
117
şeyi. Ah bir yürüselerdi, onların ayakları da olsam giydirebilsem
ışıltılı ayakkabıdan Ümit’ime, koşsaydı. Binselerdi renkli bisikletlerine.
Bir ben mi yanarım onlara? Babaları benden yangın.
Akşamın sessizliğinde, çocuklar uyuduğunda kalırız baş başa,
dertleşiriz beraber “Biz ölürsek ne olacak?” diye. Az mı akmıştı
gözyaşlarım pamuk tarlarında çalışırken, gizli gizli? Az mı akmıştı
gözyaşlarım dokuduğum halıların ilmiklerine?
Benim kaderim, şekerlerim derim onlara…
Uzakta değil
Yanıbaşınızda
Şuracıkta
Yağca köyünde
Ben Atike!


ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ YAYINLARI: 12
HERKESİN BİR HİKÂYESİ VAR
II
BAŞARILI KADIN HİKÂYELERİ PROJESİ SAHİBİ:
Antalya Büyükşehir Belediyesi
Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı
MART 2013
 
     Beğenin    
Zülfinaz
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Nisan 2014
ZÜLFİNAZ
Onu yıllar öncesinden hatırlıyorum. Komşumuz, annemin
iyi dostu, dert ortağı.
Çalışkandı, işine giderdi, dört çocuğuna kanat germişti. Kısa
boylu, kıvırcık saçlı. Sokağı dönüşünde yalpalayarak yürüyor.
Dizleri rahatsız. Onlar bir dile gelse neler anlatır bize. Yılların
yorgunluğu…
1945 Erzincan-Tercan-Karaçay köyü doğumlu. Ağa kızı Serfinaz
ile Kazım’ın ikinci çocuğu. Annesi ahırın yanındaki bir odada
büyütmüş onları. Annesi okumamış ama kültürlü. Babasıyla
evlenince annesi zenginlikten düşmüş yokluğa ama sabırlıymış.
Arpa ekmeğiyle büyümüş Zülfinaz. Nüfus çoğalınca 3 yaşındayken
dedesi yanına almış onu. 7 yaşına kadar kardeşlerinden ayrı
yaşamış.
Okul çağı gelince ailesinin yanına dönen Zülfinaz, anne ve
babasının sevgisine hasret. Kardeşleri kucaklar onu sevgiyle ve o
da okullu olur. Ancak bir dönem okuduktan sonra ailesi tekrar
göndermez onu okula. Oysa hayali okuyup öğretmen olmaktır.
10 yaşına gelince nenesi ölür. Gözleri görmeyen dedesine baksın,
onun gözü-eli-kolu olsun diye tekrar gönderirler onun yanına.
Arkada gözü yaşlı kardeşleri.
15 yaşına geldiğinde çok hizmet etmiştir. Saçları belinde, güzel
mi güzel, akıllı mı akıllı bir genç kız olmuştur. Dedesi altınlar
aldığı bir çocuğa söz vermişti. Gelin olacaktı Zülfinaz. Kader bu
ya bir genç gelir atın sırtında, öğretmenlik yapacakmış. Camın arkasından
gördüğü bu uzun boylu, yakışıklı Yaşar amcadır. Tanıştıklarında
utanmıştı ama kaymıştı gönül. Çareyi kaçmakta buldular
rıza olmayınca. Bir ayın sonunda dede razı gelir ve başlık
parasıyla yaşı büyültülerek nikâhları kıyılır. O sırada babası onu
gördüğünde akıtır gözyaşını kızı için gizliden. Uzaktan da annesi.
Gelinliği dikilir. Bir odada işlemeli yastığa oturtulur. Uzun saçlarını
ellerinde taraklarla kızlar tarar, tarar. Maniler eşliğinde 10
tane ince örük örülür. Zülüfleri kesilir.
53
Mendilim el ele
Düşmüşüm gurbet ele
Yedi mendil çürüttüm
Gözyaşım sile sile
Kına yakıldı. Davul zurna tutuldu. 3 gün 3 gece yemekler
yendi, halaylar çekildi. Amcası duvağı örttü. Göl kıyısında gezildi.
Gelin olacağı eve vardığında atın üzerindeydi. Gökten bir
elma attı Yaşar, düştü Zülfinaz’ın duvağına ve kalbine. Bir inek
verdi kaynana. Süpürge koydu önüne, aldı. Demir kondu, aldı.
Gelenekmiş. Çalışkan dediler ona. Kaynana çivi çaktı ayaklarının
önüne, evlilikleri sağlam olsun diye. Diğer köye öğretmen olarak
gitti eşi her sabah. İki evlat verdi ona Zülfinaz, biri erkek, biri kız.
1966 yılında Erzincan depremi olur. Devlet ev verir ama karar
verir eşi İstanbul’a taşınırlar. Daha bir ay geçmeden haber gelir
ve daha önce de çalıştığı Karayolları, Antalya’da iş imkânı sunar.
Böylece Karayollarında Muhasebe Müdürü olur ve TRT’deki mutlu
yuvalarında başlar yeni hayatları. Akşamları elinde fileyle gelirdi
kocası. Tatlıydı dili. Değer verirdi. İsteyerek evlenmişti onunla.
Bir kat yatakla başlayan hayatlarında hiç unutamadığı tel dolabıdır.
Özenerek kaplarını yerleştirdiği. Bir erkek, bir kız daha katılır
aileye. Dört çocuk olmuştur. Okula gönderir onları. Şehre uyumu
çabuk sağlamıştır Zülfinaz. Geçim sıkıntısı başlar zamanla. Kazanıyordur
eşi ama paylaşıyordur da bir o kadar akraba, eş-dostla.
Eskiden ilk olarak çekirdek aile düşünülmezdi şimdiki gibi. Önce
başkalarıydı. Hatırlar, misafir geldiğinde çocuğunu banyoda yazılıya
hazırladığını. Çalışmak ister. “Sırt sırta verelim” der. “Kadın
parası yemem” derdi o zaman erkekler. Ayıp değildi çalışmak.
Antbirlik’e işçi alınacaktı. Gece okulunda okur-yazar belgesini de
alıp başlar, çalışanların çocuklarına kreşte bakmaya. Vardiyalı çalışır.
Hem eve bakar, yemek, temizlik yapar, hem kocasına hizmet
eder. İşini çok sever. İki yıl sonra işi fabrikada iplik başındadır.
HER İPLİK BİR ANIDIR. Her iplik dertlerden uzaklaşmaktır.
Zamanla yaralar açılır yaşamında. Mutlu insanları istemez ya
mutsuzlar, kıskanırlar ya. Zarar verseler de Zülfinaz güçlüdür, o
annedir ve eştir. Sarılsa da yaralar, kalır izleri. 21. yılında emekli
olduğunda 3 çocuğunu evlendirmişti.
54
Erkekler gurbete Almanya’ya giderler. “Onlar uzakta da olsa
mutlular ya başka ne isterim” der. Gelinleri ve torunlarının mutlulukları
tek isteği. Zülfinaz ve Yaşar’ın toplam yedi torunu var.
Her zaman ona karşı anlayışlı olan eşiyle sürüyor hayatı. Kırgınlıkları
bırakmalı geride, affetmeli ve vedalaşmalı hayatla.
Bir yastıkta başlayan sevdalarının, bir yastıkta devam etmesi
dileğiyle. Ölene kadar.zülfinaz
SALİME YILMAZ-ANTALYA


ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ YAYINLARI: 12
HERKESİN BİR HİKÂYESİ VAR
II
BAŞARILI KADIN HİKÂYELERİ PROJESİ SAHİBİ:
Antalya Büyükşehir Belediyesi
Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı
MART 2013
 
     Beğenin    

Bu sayfada yayınlanan öykü ve şiirlerin tüm hakları yazarlarına aittir ve üye yazarlarımız tarafından TavsiyeEdiyorum.com Öykü ve Şiirler kütüphanesinde yayınlanmak üzere gönderilmiştir. Burada yer alan eserler yazarlarından önceden izin alınmaksınız başka platformlarda yayınlamaz, sadece kaynak gösterilerek ve yazar ismi zikredilerek KISA ALINTILAR yapılabilir. Aksine davranış Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırılık teşkil edecektir.

19:15
Top