TavsiyeEdiyorum.com
TavsiyeEdiyorum.com  
.com
Arama : | Site İçi Arama

Yeni Tavsiye Ekleyin!


Uzman Üyelerimizin Öykü ve Şiirleri

Site üyemiz uzmanlar tarafından yazılan şiir ve öyküleri tarih sırasında sırasına göre aşağıda bulabilirsiniz.

Moda Yolunda
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Eylül 2014
MODA YOLUNDA

Daha önceki yazılarımda bahsetmistim. Yıl 1989
İstanbul’da ise giriyorum.
Simdi yerinde residans olan Fransız Pastaur Hastanesi.
Bir İstanbul hanımefendisiyle tanısıyorum orada. Adı Tolon Bingöl ..Sevgili DR.Özdemir Bingölün kızkardesi.Pınarın sevgili annesi.
Robert kolejini bitiren Tolon hanım, siyah çerçeveli gözlükleri, incecik bedeni, kısa kısa adımlarla hızlı hızlı çevik yürüyen, yorulmak bilmeyen bu hanımefendi. Çalıskan, El Cerrahı Dr. Ayan Gülgönenin sağ kolu, asistanı..Masasında titizlikle, disiplinle çalısan Tolon hanım ile bir yolculuk baslayacaktır aramızda. İngilizce mütercim tercümanlık yapmıstır.
Moda dan her sabah Vapur iskelesine –kadıköye -oradan Taksime-İTÜ Taskısla kampüsü karsısındaki hastaneye gelirdi. İngilizce öğrenme sevdamın yanında beni desteklemek istedi. Karar verdik. Hafta sonu Cumartesileri sabahtan Modaya gidecektim. Sevgili Ajda Pekkan sarkısındaki Moda yolları (Söz : Fecri Ebcioğlu & Müzik : Marc Aryan ) böyle baslıyordu.

Sisliden Besiktasa iniyor, oradan Kadıköy vapuruna biniyorum. Boğaz keyfiyle iskeleden modaya yürüyorum. Etrafımda antikacıların , kitapların, cafelerin olduğu parke taslı dar sokaklardan geciyorum.Esnaf yeni yeni dükkanlarını açıyor. Kediler dolanıyor sokaklarda.Tolon hanımda çok sever kedileri. Sevgili kedisini kaybettiğinde evladından ayrılmıstı sanki. Dile kolay onlarca yıllık birliktelik.

Moda ilkokulunu gördükten sonra ,Moda sabit pazarına varmadan sağda bir pastaneyi gecip, sokaktan sağa kıvrıldığımda soldan ikinci apartmanın birinci katında bekleniyordum. Pırıl pırıl ısıldayan bir ev. BEYAZ, AYDINLIK. Oturuken bana ve misafirlerine verilen bir rahatlık hep vardı. Havalar güzel, balkonda güzel bir kahvaltı ve çiçekler beni beklerdi. KAHVALTI sohbetiyle, İngilizce konusur, sohbet ederdik. Bana anlattırır, dinler ve öğretirdi. Birlikte tıbbi çeviriler yapardık. Böylece isyerindeki diyaloğumuz bir baska anlam kazanmıstı. Bu ne kadar sürdü bilmiyorum ama cok keyif aldığımı , yararlı olduğunu hatırlıyorum.

Moda Tolon hanımla hayatıma girmisti ya yıllar sonra yine bir yazımda bahsettiğim oğlu, kızı, torunu ve amerikada yasayan erkek kardesiyle MODALI Oksan hanım hayatıma girer. Moda hayatıdır. Annesinin evi, evlendiğindeki evi ve anıları. KADER Kİ orada taksi çarpar kendisine ..Yıllarca Moda sahilinde yürüyüsler yapan, hızını alamayıp Fenerbahçeye kadar uzanılıp -dönülen yollar..Yürüyüs sporu. Bu spor sayesinde simdi büyük bir azim ve aile desteğiyle sağlığına kavusuyor. Ona Tolon hanımı soruyorum. Vefat ettiğini öğreniyorum. Bir ÇINAR da devrildi demek. İzler bırakarak .

Moda , İstanbulun bir özel kösesi. Biryeri bilerek dolasırsanız baska gelir orası size. İnsanlar –geçmis tarih size yol gösterir.Bir baska bakarsınız sokaklara, evlere.

Fenike uygarlığı yasamıs burada. 19. yüzyılda Osmanlı döneminde Avrupadan gelen azınlıklar, Ermeniler, Rumlar , istanbulda yasayan İngilizler ve sanatcılar, bürokratlar ,bilim insanları yerlesmis. Önceleri 2-3 katlı , bahçeli, küçük evler varmıs orada. Batı okulları ve kiliseler..Sonradan 1960 larda yerini bitisik sıralı binalar almıs.
Modaya cıkarken sağda Haluk BİLGİNERin OYUN ATÖLYESİNİ görürsünüz.Yıllar önce orada Zuhal Olcayı KIRMIZI elbisesiyle –tek kisilik performansıyla izlemistim. “Güller ve dudaklar” Tiyatro ve müzik ziyafeti, duru bir ses, duru güzellik ve tek basına bircok duyguyu bize geciren o yüz ve mimikler. Muhtesemdi..Küçük, kırmızı koltuklu sahneden onu hissetmek..

Yoğurtçu parkından Modaya giderseniz bir lise görürsünüz.
Fransız Saint-Joseph Lisesi Beyoğlundan bu güzel semte tasınmıstır.Acaba bir gün oğlum orada okurmu diye içimden geçiyor.
Moda çıkıs yolunuz da bir seçeneğiniz Nostalji tramvayı olur. Antalyadaki Nostalji tramvayıyla konyaaltı-ısıklar gezisi vazgecilmezimdir. Aynı tadı alırım istiklal caddesi-tünel arasında da . Sakin saatleri tavsiye ederim, hissedebilmek için oraları..

Barış Manço’nun evinin bulunduğu sokağa girdiğinizde, günümüz klasik binaların yanı sıra Manço’nun İngiliz mimarisine sahip evini, karşısında ise 1878 yılında inşa edilmiş Presbiteryen All Saint Kilisesi’ni görürsünüz.Hıristiyan-Türk Türkçe ibadet etmektedir.
Bir baska Fransız Katolik kilisesi -Eglise Notre-Dame de L’ Assomption Kilisesi vardır.
Karsısında Karikaritüst Cem’in Müze evi vardır.
Yine Moda da İlk türk kadın tiyatrocu Afife jale nin sorgulandığı karakol olarak bilinen Rıza Pasa KARAKOLU vardır. Simdi sehit ailelerine rehabilitasyon hizmeti vermektedir.
Moda caddesinde Dondurmacı Ali USTAYI VE DONDURMALARINI bilmeyen yoktur.
Karsısında Piyanist Aysegül Sarıcanın İtalyan mimarisi- SARICA konağı durur.
Moda çay bahçelirinin atmosferi bir baskadır. Salaslığı,rahatlığı hosuma gider. Oradayken Modanı diğer yüzünü de görebilmek lazım.


Tarihi ile simdiki zamanı icice yasayan bir semt Moda. Tahmini 1917 lerde yapılan Moda iskelesi Mimar Vedat Tek tarafından arabesk-türk mimarisi tazında yapılan iskelede 1986 da vapur seferleri iptal edilmis. Cumhuriyet döneminde süslenip, yürülünen iskele yolu bir baska anlamlıymıs. Modada kadınlar plajı varmıs.
Yıllar önce esimle adaları seyredip, günesin batısının izlemistik oradan biramızla.

2002 ler
Evren, Serife ,Nurten
ÜC GENÇ KIZ
Ankaradan gelen üc genc kız
İstanbulda denize karsı otururlar
Onlar deniz olmayan sehirden gelmislerdir, birbirlerine bakar yüzleri, dostlukları hala sımsıcak
Bakarlar Moda burnundan sahile
Yakamozu orda izlerler
Birbirlerine bakabilen bu üç gen kız hayalleri, kırılganlıkları ve umutları ile YAKAMOZDA İSTANULDA MODADA kalabilirler kendikendileriyle

2014
Serife geldiğinde Modada bulusmak isterim onlarla
Yeni yapılan iki büyük gökdelen kessede, bira ve sarap icilemese de yakamozu , hala var orada yaz aksamlarında bizi bekliyor.

İskeleden geriye yürüdüğünüzde sağda Koço restaurant var. Arkadaslarımla dost sohbeti ve güzel –özel bir yer olarak hatırlarım orayı.Hala ziyaret edilen Aya Ekaterini ayazmasına gitmek için üzerine inşa edilen Koço Restaurant’ın içinden geçmek gerekiyor. Konstantinos Koço Korontos tarafından kır kahvesi 1954 den sonra lokantaya çevrilir. Hala özel bir yerdir Modada.

Koconun biraz üstünden sağa dönünce solda bir apartman. Mimar Emin Onatın yaptığı apartman. Atiye
Apartmanında oturur Oksan hanım. Komsularıyla. Lale Belkısla.. Hayat ardasını kaybetti o sanatcımızda kendi gibi bir sanatcı olan yol arkadasını YALCIN beyi…

Anıtkabirin mimarı ( mimar Orhan Arda ile birlikte)Mimar Emin Onat birzamanlar İngiliz-Türk yat klübü olan Moda Deniz Klübünü onarmıs.Suan eski bina olarak Müze olmayı bekleniyor Modalılarca. Yeni bina faaliyette.

Oksan hanımla tedaviye ara verdikten sonra balkonunda bir kahve için sözlesmistik. Yaz ayı, klubte havuza girmeye baslar Oksan hanım. Cumartesi öğleden sonra hep kapısından gectiğim moda deniz klübündeyim. Oldukca sağlıklı görünüyor oksan hanım, floridadan onun için gelen kardesiyle tanıstırıyor. Çay keyfi yapıyoruz. Modadan söz ediyoruz. Eski modadan .Komsusu Nazım Hikmet Ran dan . Oğlu Mehmet ten.Küçükken onunla ilgilenisinden. Münevver hanımdan. Ülkesinden 3 aylıkken oğlunu bırakıp gitmek zorunda kalan Mavi Gözlü DEVDEN –SAİRDEN-
Karşı yaka memleket, sesleniyorum Varnadan,
işitiyor musun, Memet! Memet!
Karadeniz akıyor durmadan, deli hasret,
deli hasret oğlum, sana sesleniyorum, işitiyor musun?
Memet! Memet!

Anılarını yazmalı bence oksan hanım. Karsımda deniz. Beyaz kücük yelkenler, onlarca. Solda Fenerbahçe ,karsımda adalar. İçime almaya çalısıyorum manzarayı. Sonra bana havuzdaki hareketlerini göstermek istiyor, hastam. Rehberi, koçu atletik bir bayan geliyor. Füsün hanım. Birlikte suya giriyorlar. Çocuk havuzunda, ayaktaki hareketlerini izliyorum. Cesaretleniyor, makarnasını çıkarıp, açılıyor. Omzunu suyun içinde hareket ettiriyor. Gözlerine yapılan katarakt operasyonundan sonra yeniden kazançlar baslıyor. Füsun hanımın motivasyonu, abisinin varlığı ve Kızı Mervenin hediye ettiği kolye. Hz.Fatıma Eli kolyesi ona sifa veriyor.
Sudan cıktığımızda gökyüzünde onlarca leylek. DANS EDİYORLAR SANKİ. Göç yolundalar ve çalan hafif müzikle kalkıyoruz.
Birlikte evine doğru yürürken , tekrar Barısı da alıp gelmek -yüzmek üzere sözlesiyoruz. Mücadelesiyle gurur duyuyorum.
Modaya duyarlı Modalı Oksan hanım,sağlıcakla kalın.
 
     1 Beğeni    
Ağabey,abi,abi'm
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Eylül 2014
AĞABEY,ABİ,ABİ’M

Sevgili Zeynep, 8. sınıfa geçti. Bir genç kız. Hastalığıyla barısık, ona meydana okuyan bir beyin. Hedefi TEOG da full çekmek. Sadece derslerde değil hayatta da önde biri. Büyük biri gibi anlatır, yorumlar hayatı. Babası, annesi ve erkek kardesinden olusan ailesinde bir de yardımcı ablası vardır. Benim tanıdığım zeki ve azimli bir anne o da. Zeynebi ayırmıyor iki evladından. Eli, kolu onun ve Zeynebin annesinin destekçisi.
ZEYNEP
İngiltere de okumak hayalidir. Okumadan önce de OXFORD da olacaktır, kısa bir süre. Azimlidir. Hayatta onun için çok önemli birinden bahseder bana seanslarda. Yağız delikanlı, abisi. ABİM BENİM der.
Onun yeri bir baskadır. Aralarında 7 yas var. Teyzesinin oğlu-kuzeni-abisi-abiskosu.
Abi , güvendir. Abi destektir. Abi sırdastır. Birbirlerine verdikleri sırları vardır. Biri hata yaptığında diğeri korur ONU.. Anlatırlar , gülerler, eğlenirler. Her Samsundan İstanbula geliste her İstanbuldan Samsuna gidiste. Abi ona çok zaman ayırır. Arkadaslarından bile fazla. Zeynep İstanbula gelir.Yerlesirler Atasehire. Abi, destekçisi,sırdası, güvendiği Yağız delikanlı okumaya Amerikaya gider. Koç lisesinden baslayan yolculuk Bentley’de bitmistir. Simdi ise Miami de geleceğini-isini kurmaktadır. Hayatında özel biriyle.Avrupalı genç bir kızla. Zeynep sever onu. Arar her zaman onu, teknoloji olanaklarıyla görüsürler. Birbirlerine çok yakıstırır onları. Sever abisini , onu ziyarete gidecektir .TEOG belli olduğunda.
Abi bastacıdır.

Zeynep abisini anlattığında onu yazmamı istediğinde düsündüm.Benim abim hiç olmadı. Ben doğmadan ikiz ağabeylerim olacakmıs.Annem bir kazanı kaldırdığında ikisinide düsük yapmıs. Ara ara düsünürdümYasasalardı nasıl olurduk diye. Yani genelde ülkemizde kızkardesini gözaçtırmayan, onu korumak adına hayatına karısan, baskı uygulayan ağabeyler mi olacaklardı yoksa bazı ağabeyler gibi üzerine titredikleri , korudukları, bir kır çiçeği gibi davrandıkları biri mi olacaktım. Oğlum gecen gün laf arasında sen ağabeylerini kaybettin ama bende iki dayımı kaybettim dediğinde sasırıp kalmıstım teyzesiyle.
Aile dostumuzun kızına yıllar önce okula giderken bir araba çarpmıstı. Hastanede ameliyat kapısında iki abisinin bekleyisi , acıları hala gözümün önündedir. Aradan 30 yıl gecti ve o abiler hala gözünün içine bakarlar ve hic yalnız bırakmazlar kızkardeslerini. Hicbir sey eskisi gibi değildir ama abiler hala yanarlar onun için.

ABİ, AĞABEY
Yıllarca bu lafı halalarımdan duymusumdur. Babam icin. Gölgesi ağır denirdi babam icin. Yani herkes cekinirdi ondan.Otoritesi, disiplini nedeniyle. O baba gibiydi kızkardesleri için.Büyük cüssesinde yumusacık bir kalbi vardı kızkardeslerine. Almanyaya yerlesip , ara ara ülkesine gelen kızkardesinin emekleri bosa gitmesin, malı mülkü olsun istemisti. Korurdu onu hayata karsı. Yanlıs anlasıldığı olsa da o düsünmüstü kızkardesini, gurbetteki emeğini. Öldüğünde esine ve evlatlarına faydası olmustu o evlerin. Halam ağabey dediğinde yürektendi. Serde gurbetlik vardı .
Diğer halam küçük gelinlerdendi.Onun evlendirildiğini duyduğunda kendinden büyük, 3 çocuklu biriyle, gidip almak istemisti gelin gittiği köyden . Hani dağların arasında küçük evler, içerisinde renkli yorgan-yastıkların olduğu, el emeği kanaviçelerin olduğu yüklükleri olan kerpiç evlerden. Etrafında hayvanlar ve tarlalar olan köyden. Koluna yapısmıs , götürmek istediği köyden önüne enistemin akrabaları çıkmıs. Ölene kadar halamı çok seven ve değer veren enistem. Ona boy boy evlatlara veren enistemin yakınları. Arif efendi dur yapma demisler. Onu götürürsen bu çocuklar tekrar annesiz kalacaklar demisti. En küçük oğlan , halamın arkasından anne diye seslendiğinde babamın yüreğinin yağı erimis oracıkta bir damla gözyası, yoldan geri tek basına dönmüs. Geride ağabey diyen, yıllarca ona değer veren, ölüm döseğinde de yanında olacak olan kızkardesi. Her nefes almadığında ona nefes olmaya calısan, tarlada elinde uzun orakla her buğdaya dokunusunda bilirdiki arkasında ona destek, güvendiği bir abisi vardı. Ölmeden abisi son görevini de yapmıstı. Kızkardesi ondan izin istediğinde, yeni bir hayat yoldasına evet demis ve gözü arkada gitmemistir onu emanet ederken…
Dayılarım, annelerimin ağabeyleri. Onları severim. Değer veririm. Annem yıllarca onlardan çekinirmis. Erkenden evlendiğinde büyük dayım da önce karsı çıkmıs bu duruma. Sözü gecmemis. Onunla gurbetlik varmıs aralarında ama geldiğinde uğrarmıs annemede. Çocukluğumda hatıramda elinde sazıyla dayımın fotografı vardır evimizde, duvarda. Küçük dayımin siyahbeyaz askerlik fotografı albümümüzde. Onu daha sık görürüz. Ayrı sehirlerde de olsa ..Kücükken annemin okumasına engel olmuslar ama sonradan kızçocuklarını okutmuslardır. Severler kızkardeslerini. Karısmazlar onun aile hayatına. Ama bir gölge gibi hissettirirler desteklerini, güvencelerini. Yıllar içersinde aradaki iletisim daha da artar. Konusurlar, dertlesirler, paylasırlar hayatı. Anneleri öldükten sonra bir baska yakınlasırlar kendilerinden uzaktaki –gurbetteki kızkardeslerine.Esini kaybettiğinde de kapılarını acarlar ona.

Abim yoktu ama erkek kardesim de abi gibidir bize. Her zaman yanıbasımızda, olgun ve anlayıslı.

Barısımız tek çocuk.Abisi yok gerçekte ama vardır, akrabalar, dostlar. Ona sihirbazlık öğreten Turan abisi, ona hassasiyetle yaklasan Fırat abisi, oğluyla bir tutan Hakan abisi , Arman abisi, Caner abisi,çok sevdiği Sezgin abisi….

Geçen hafta bir baska abi sevgisi gördüm. Arkadasımızın kızı doğdu.O da Zeynep. Küçük Uzay yanıbasında. Uzanıyor, ellerini tutuyor. Seviyor, incitmeden öpüyor. Simdiden annesine destek oluyor.Paylasan, seven küçük abi..

Abi nasıl olmalı…
Toplumun verdiği yükle ve sorumlulukla , kendinden vazgeçercesine kardeslerine adayan mı? Babalar öldüğünde yükleri daha da artan mı?
Onları kollayan ama hayatını da unutmayan mı?
Baskılayan ve özgürlük kısıtlayan mı?
Anlayıs ve sevgi dolu mu?
Roller verilir bize …
Zeynep
Anlatırken gözleri bir baska ısıldar, yüreği bir baska çarpar abisine ve yasadıklarına…Bir kez de onun ağzından-kaleminden abisi…


"Abi sevgisi anlatılamaz : Çok özel , duyguların çok yoğun olduğu bir sevgi . Abimin olması bana güven veriyor . Ona sarıldığım da , kendimi güvende hissediyorum her seferin de . Sıcacık gülüşü en zor anlarım da bana umut veriyor . Abi'm benim örnek aldığım kişi , didiştiğim , beraber ağladığım , güldüğüm kişi . Ne kadar uzakta olursa olsun , benim için yapamayacağı hiçbir şey yok . Abimin benim için yaptığı fedakarlıklar , öğütler benim için büyük önem taşıyor . Abimin bende yeri çok farklı . Abim benimle barbie bebeklerime oje süren , saçımı ören kişi . Bana doğruları gösteren , hayatımı aydınlatan kişi . Benim ne kadar değerli olduğumu hissettiren kişi . O benim Abi'm . Ve ben abimle gurur duyuyorum . Başarıları, hayatta olan sevgisi , güçlü olması , pes etmemesi ve sıcacık olan sevgi dolu kalbi ile gurur duyuyorum . Umarım Abi'm hep mutlu olur . Çünkü mutlu olmayı hak ediyor. Seni seviyorum abi seni çok seviyorum"
Sizin de abiniz var mı?
 
     Beğenin    
Hayatın Anlamı
ÖYKÜ | © Yazan İlker KÜÇÜK | Yayın Ağustos 2014
Günlerden bir gün adamın biri hayatın anlamını merak etmiş. Bulduğu hiçbir yanıt ona yeterli gelmemiş ve çevresine danışmış. Aldığı cevaplar da ona yetmemiş.
Köy, kasaba, ülke dolaşmış ama yetineceği hiç bir cevap bulamamış.
Tam umudunu yitirmişken bir köyde ona…
-”Şu karşıki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git. Belki o sana aradığın cevabı verebilir” demişler.
Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı yere ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamını sormuş.
Bilge “Sana bunun cevabını söylemeden önce bir sınavdan geçmen gerek” demiş …
Adam derhal kabul etmiş.. Bilge adamın eline bir çay kaşığı vermiş ve içine silme zeytinyağı doldurmuş. Şimdi çık ve bahçede bir tur at ve tekrar buraya gel … Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin eğer bir damla eksilirse kaybedersin.. Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş.
Bilge bakmış:
“Güzel…! Kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?”
Adam şaşkın: “Ama, demiş, ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki.”
“Şimdi tekrar bahçeyi dolaş, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip de gel” demiş Bilge…
Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler karşısında büyülenmiş
Döndüğünde bilge adama “Bahçe nasıldı ?” diye sormuş …
Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini heyecanla anlatmış..
Bilge gülümsemiş, “Ama kaşıkta hiç yağ kalmamış!” demiş ve eklemiş;
“Hayat ancak senin bakışınla anlam kazanır ya sadece bir noktayı görürsün ve hayatın akıp gider sen farkına varmazsın.. Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın ve zamanın anlam kazanır …
 
     Beğenin    
Umuda Çağrı
ŞİİR | © Yazan Nazlı TUTAN | Yayın Ağustos 2014
Okula başladığımız ilk gün
Daha küçücük birer çocuktuk
Annelerimizin elinden tutarak
Koştuk sınıfları doldurduk

Küçük yüreğimiz atarak
Biraz korku biraz merak
Heyecanla mutlu bakarak
Sana dört elle sarıldık öğretmenim

Küçük tohumları sen suladın
Bilgi ve görgünle bizi besledin
Sadece bizim iyiliğimizi istedin
Zamanla birer gonca olduk öğretmenim

Bu goncalar daha çoğalacaklar
Hepsi açıp birer gül olacaklar
Güzel koku ve renkleriyle
Dünyayı aydınlatacaklar

Karanlıkları biz kovacağız
İnsanlık için çok çalışacağız
Gerekli gücü senden alıp
Adını herzaman anacağız!
 
     Beğenin    
Bilinmez
ŞİİR | © Yazan Hasan Çağlar UĞUR | Yayın Temmuz 2014
Hayat pamuk ipliğnde,
Aşk nerede bilinmez.
Yürek ister yaşamak,
Güç nerede bilinmez.
Tutsa elimden bir ilahi dost,
Çare nerede bilinmez.
 
     3 Beğeni    
Bonzai
ŞİİR | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Temmuz 2014
BUM BUM
Yatıyor boylu boyunca
Can
Anasının kuzusu
Beyaz ten, uzun bacaklar
Gençlik GÖZÜMÜNÖNÜNDE
Masum bir yüz
Arkasında bahçemizin kırmızı gülleri
Kırmızı

Doğduğu gün daha dün gibidir
Anasının kuzusu
Sakin,efendi, terbiyeli
Can
Geçen gün görmüştüm,
Anahtarı yoktu, kapıyı açmıştım ona

Alıştırmışlardı BONZAİye
Hasteneye yatacaktı iki gün sonra
Onbeş gündür almamıştı
Halisünasyonlar başlamıştı

Ruh acı çeker
Çaresizlik midir
Başka bir dünyaya geçişmidir
Yoksa bir yardım çağrısı mı

BUM BUM

1.kat BALKONUMDAN BAKTIĞIMDA
6 KATTAN AŞAĞI
DÜŞEN
KOMŞUMUN OĞLU
Yatıyor boylu boyunca
Can
Anasının kuzusu
Beyaz ten, uzun bacaklar
Gençlik GÖZÜMÜNÖNÜNDE

Kırmızı güllerin altında
İKİ DAMLA KAN
KIRMIZI

Şimdi hastanede,
Yoğun bakımda, yaşarsa felç riski var
Uzakta değil,
Yanıbaşımızda
BONZAİ

ATAŞEHİR-TEMMUZ 2014
 
     Beğenin    
Kaçkar Sevdalılarına
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Temmuz 2014
KAÇKARLAR SEVDALILARINA

YIL 1994
Nişantaş-İstanbul
Manus El Grubunda iki cerrah arkadaşımla meslek aşkıyla çalışıyoruz.
Keşfetmek ve gezmek arzusu beni yollara düşürecek.
Ailem ve işarkadaşlarım..Beni şaşkınlıkla ve biraz korkarak uğurlayacaklardı ..
Ogzala Lazca yürümek demek. Sevgili Ardeşenli Erhan SaraLoğlunun liderliğinde
“TRANS KAÇKAR” gezisine çıktık.
18 kişi tura kayıt yaptırmıştık. Sahilden giden otobüs ile Artvin –Yusufelinden , Rize-Aydere yürüyeceğiz. 3937 metre yükseklikteki Kaçakara zirve yapılacak.

Ozamanlar Beyoğlundaki Treking malzemesi satan dükkandan hi-tech ayakkabılarımı aldım. İlk defa uyku tulumu ve matım olacak. Çadırlar Ogzaladandı …
Bilirmisiniz Mavı turda ve dağ gezilerinde gruplar önemlidir. Birbirini tanımayan insanlar deniz ve doğa şartlarına alışık olamadığından sıkıntılar yaşanabilir. Kavgalar olabilir, geri dönmek isteği olabilir. Bizim grup oldukça uyumluydu. İfsaktan sevgili Hakan ve diğer arkadaşlar.
Otobüsümüzden Artvin Yusufeline vardığımızda, eşyalarımız –sırtçantalarımız eşeklerle paylaştırıldı. Hafif çantalar biz de kaldı.
Arçlarla Hevek Yaylası oradan olgunlar mahallesine geçildi.Oradan Dilbedüzüne yürüyerek varılarak kampı kurduk.Çadır kurmayı ilk defa öğrendim orada. Yürüyüş ve dinlenmelerle her anına şahit olmuştuk havanın .Isındık, üşüdük, yağmurdan iliklerimize kadar ıslandık, rotayı şaşırdık.Deniz gölünü görmek bizi heyecanlandırmıştı. Sabah göl kenarlarında sisler içinde uyandık. Kardelenler, sarı çiğdemler etrafımızda, elimizi uzatsak bulutları sanki tutabiliyorduk. Liderlerin yaptığı yemekler ve işbölümüyle yemekler yendi. Gece ateşler yakıldı.Sohbetler edildi. Naletleme tepesi geçitinden sonra (3100m) Kaçkarın zirvesine 16 arkadaş çıkmıştı. Ben ve bir arkadaşın eşi son 200 metrede kaldık. Ben de yükseklik korkusu vardı .Ama zoru severim ve korkuların üstüne gitmek lazım. Son bir cesaretle Sevgili Erhanın uzattığı el ve zirvedeyim. İstanbuldan km .uzakta tanıdıklarıma anlatacak bir anım var ..Zirve defterine bir şeyler yazıyorum. Diğerleri gibi ..Kara Deniz, Büyük Deniz ve Mekerel göllerinde gezi yapıyoruz.. Dönüş yolu başlıyor.
Son gün Aydere çok az kaldı. Aşağı Çeymakçur Yaylasındayız. Yaylada dedesiyle kalan bir kız çocuğu ..Yıldız.. Onun fotografını çekmek istiyorum. Grubun arkasında kaldım. Deklanşöre basıyorum.NİKON FG 20 ..Manuel makinem…El sallayarak Yıldıza ve dedesine Aydere doğru yaklaşıyoruz. Bir haftadır banyo yapmamıştık. Yaylada bir kaplıca olduğunu öğrendik. Sıcak sulara kendimizi bıraktık. Karadeniz kadınlarının bakışlarında , turistlerin rahatlığıyla şifa bulduk. Pansiyonumuzda yemekler hazırlanmıştı. Mıhlamamızı yedik..Aldığımız Karadeniz puşusuyla, bağlamasını öğrenip fotograflar çektirdik. İstanbula döğru yola çıkarken Ardeşende Laz böreğinin tadına baktık. Sanki hayal dünyasındaydık hala Kaçkarın doğası, ormanları ve bitki örtüsü zihnimizde. Bedenimiz yorulmuştu ama ruhumuz dinlenmişti.
İFSAK-Fotograf derneğimizdeki ayın yarışmasında sevgili Cengiz Karlıova benim fotografımı ikinci seçince sevincimi unutamam. Yıldız -Ayderde yaylada ..-istanbulda

Kanınıza girdi mi dağlar ve fotograf duramazsınız , çağırır yollar sizi ve tekrar Yayla turuyla-Çamlıhemşin bölgesine gidiyorum yıllar sonra. Oradan dostlar kalmıştır yine bana pansiyonda odamızı paylaştığımız. Sevgili Sevim ve Huriye.. Bir de çekirgeler grubu olarak fotograflarımızı hazırlamıştı sevgili Ahmet ve arkadaşları. Yayla insanlarını tanıdık. Kimi sevecen, kimi ürkek. Kültürlerini yabancılar bozacak diye düşünenler de vardır. Sıcak karşılayanlar da .Tarlada çalışırken elindeki orağı ve yanında geliniyle işi yarılamış gördüğüm teyze –gitte anlat Karadeniz kdının çilesini, şehirde söyle. Eşler kahvede biz tarladayız demişti. Yıllardır şehirde de tanıdığım Karadeniz kadınları bir başkadır benim için çalışkan, cabbar ve becerikli..Karadeniz kadını.. Acısı henüz taze sevgili Rizeli Mustafanın rizede yaşarken kaybettiği annesi. Rahmetle…
Aydere ikinci kez geldiğimizde gecenin sessizliğinde TULUM çaldılar bize kamp liderlerinin olduğu yerde-Muhammedin yerinde. Muhammedi tanıdık orda. Kendine münhasır ve felsefesi ve yüreğiyle..Hala anlayamam oraların havasını soluyan, dağlara çıkan bu insanlar şehre indiğinde nasıl alışırlar… Ne hissederler .. İstanbula dönmüştür Muhammed ..BİR YANLARI DAĞLARDA VE DAĞLAR HEP ONLARI ÇAĞIRIR diye düşünürüm.
Yine yeni coğrafyalar beklemektedir bizi.
Oğlum ve eşimde görsün istiyorum Doğu Karadenizi, kısmet bakalım.
Yürüyüş aşkını bize aşılayan, Karadenizi tanıtan, yıllar sonra hayallerini İzmit-Yuvacıktaki OGZALA çiftliğinde gerçekleştiren sevgili Erhan Saraloğluna –Ogzalaya çok teşekkürler …
2014 istanbul
FİZYOTERAPİST SALİME YILMAZ ALTUNBAY
 
     Beğenin    
İstanbulda Cumartesi Ritüeli
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Temmuz 2014
İSTANBULDA CUMARTESİ RİTÜELİ

28 Ağustos 2014 İstanbula geri dönüş yolculuğum başladı
İşler, alışma, uyum süreci , zaman geçiyor
Anadolu yakasındayım-sakin huzurlu Ataşehirde
Yıllarımı geçirdiğim Avrupa yakası, yaşanmışlıklarım
Aklım orada
Tamamlayıcı Tıp Uzmanı Hüseyin Nazlıkul hocanın ekibinde –Dr.Tijen hanımla tedavim başlayacak. Cumartesileri Fulya’da olacağım. Vapura binmek için bir sebep. Kendimi daha sağlıklı ve zinde hissetmek için başlayacak tedavim ( nöral terapi, fototerapi, akupuntur ..vs)
Cumartesi sabahtan
Ritüel başlıyor
Evden Üsküdar minibüsüne yürüyorum
Oradan motor iskelesine
Geçerken sahilden , Tandoğan büfeden yenilen bir tost
Yıllardır tanıdığım, büyümesine şahit olduğumuz çiçekçi kız “Murat abiye selam söyler her zaman”
Yalnızım
Kendime nadir ayırdığım vakitlerden, içime sığmayan İstanbul
Motorda deniz havası ve Beşiktaşa varış
Fulya da tedavi
Bir saat oldu
Titiz, saygılı ve bilimsel çalışan ekipten ayrılıyorum
Yürüyüş başlıyor
Heyecanlıyım, yıllar önce ara ara kaçtığım Ihlamur Kasrı sağımda. 1 TL giriş ile bahçesindeyim. Etrafı yüksek duvarlarla çevrili bu yerin dışında kalabılık kalıyor. Ihlamur ağaçları, servi ağaçları karşılıyor beni. Bahçede bazen bir kahve bazen bir keyif çayı içiyorum. Çay tabağımın arkasında Milli Saraylar-Yıldız Porselen adı yazılı, üzerinde yeşil desenler. Cam bardakta çayımı yudumlarken fıskıyeli havuzu seyre dalıyorum. Yanlara yelpaze gibi açılan fıskiyeden akan sulardan güneş ışıkları oyun oynuyor sanki. Suda deniz kaplumbağaları, başları havada salına salına yüzüyorlar, bir, iki.
Sevimli ördekler havuzun dışında ,taşlarda dolaşıp ara ara başlarını suya daldırıyorlar, etrafında 3-4 yaşındaki çocuklar sevinçle onları izliyor. Kırıntı toplayan kuşlar…

Havuzu çevreleyen masalarda tatlı sohbetler, sessiz sakin.. Servis yapan garsonlar..Ahenk devam ediyor.

Yürüyerek kasrın bahçesinde dolaşıyorum Tarihi çeşmeyi görüyorum. Gölgelerin renkli çiçeği -Ortancalar büyümüş, renk renk ,kocaman. Çimlerde, banklarda tek tük oturan insanlar. Yumuşak zeminde –çimde yürümek ayrı güzel. Biraz oturuyorum çimlere.. Kendimle baş başa..Kalktığımda salına salına özgür dolaşan bir Tavus kuşağı görüyorum. Biraz ilerliyorum bir kamlumbağa keyifte.

İki köşkten oluşan kasrın bahçesinden çıkasım gelmiyor ama beyaz boyalı demir baçeden çıktığımda kalabalığın içinde buluyorum kendimi. Beşiktaş semtinin pazarı var. Yiyecek ve giysi pazarı. Nişantaşından ıhlamura uzun bir merdivenden inerdim. Basamakları renklere boyamışlar. Pazarın yeri yukarı alınmış. Yazın cıvıltı renkleriyle donanmış, pazarda dolaşıp çıkıyorum.Herkesde bir tatil-deniz hazırlığı var. Şapkalar deneniyor, mayolar alınıyor. Ramazanın verdiği bir sakinlikte hissediliyor.

Beşiktaş sahil yönüne yürümeye başlıyorum. Yapay bir okadar güzel çiçeklerle dolu yılların “KUK ÇİÇEKÇİSİ”.Kibar bir karşılayış, sıkmadan olan ilgi. Güllere bakıyorum O kadar gerçek gibi. Burnuma götürüp kokluyorum. Gülüşüyoruz.. Elimde yapay ortancalarla çıkıyorum. Evimdeki cam vazoya onları koyacağım mor-pembe ortancalar.Bugünün anısına.Evlenmeyi düşünenler, gelin buketinizi almadan buraya muhakkak uğrayın
Yürüyorum, sahile doğru. Sağımda yokuşlardan sokaklar caddeye bağlanıyor. Hüsrev Gerede yokuşu. Orada yıllarını harcamış-mahallenin eczacısı Ahmeti anıyorum.. Eczaneyi kapatmıştı. Özgür olmak istemişti. Eczanede sadece ilaç satılmaz, komşu teyze amcalara ilaçlar yapılırdı, dertlere çözüm bulunur, kahveler içilir, şiirler okunurdu dost ziyaretlerinde. Nur tanıştımıştı beni de. Arkadaşları olarak uğramadan geçemezdik bu kalabalıkta yalnız adama. Çiçeklerle renklerdiği eczanesinde şifalar vermişti herkese sevgili Ahmet..

İlerliyorum, yol beni akaretlerin girişine çıkarıyor. Ben ayrıldığımda restorasyon çalışması başlamıştı bu şirin yerin. Kafeler yer almış, sağlı sollu. Sola dönüyorum , bu sefer Alkım kitabevine uğramadan karşıya geçiyorum.
Arkamda üç genç sohbet ediyor sevimli Kıbrıs şiveleriyle.
Vapurla Kadıköyden dönmek istiyorum. Geniş vapurda oturduğum cam kenarından seyre dalıyorum. Eminönü, Topkapı sarayı, boğaz ..
Salonda obua ve gitarla “yeni türkü” parçası çalıyorlar, genç müzisyenler. Arkadan akerdiyon çalan iki genç ve kız kardeşleri geliyor. İsteyen para veriyor destek ..
Akerdiyon ezgisi içimde bir yere dokunuyor. Müzik iyileştirir ya insanı ..Babam geliyor aklıma ve İstanbul sevdası. Bu sefer ertelemediğim, kimse görmesin demediğim akan gözyaşlarıyla babamı anıyorum. Sonuna kadar yaşama bağlılığı -yaşama sevinci için onun evladı olduğum için gurur duyuyorum. Yaşarken yaşamı ertelemediği için , ailece iyi ki de yapmış dediğimiz babamız.

Vapur iskeleye yanaşıyor. Evime doğru yola çıktığımda elimde ortancalar ve pazardan aldığım kirazlarla renk ve umut getirmeye…


Ritüellerim devam edecek İstanbul Cumartesilerinde .
Belki bir gün siz de eşlik edersiniz Ihlamur Kasrı bahçesine…
Sevgiler

Salime Yılmaz
Temmuz 2014
İSTANBUL
 
     Beğenin    
Sağanak
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Temmuz 2014
SAĞANAK

İstanbul Şelalele evlerinde, 8 kattayım. Tedavisine ara verip-dinlendirdiğim emekli öğretmen Gülseri hanımın sırtı pencereye dönük. Yapığımız Egzersizle ve kızını yanında görünce canlanan bu zarif, hassas bayana sanki karamsalığını bıraksın diye gökten, sağanak halinde inci gibi dizi dizi yağmuryağdı birden. Sandalyesinden bastonuna tutunarak, pencereye doğru yol aldı. Camın önündeki saksıları boş görünce, çiçek ekelim bunlara dedi. Yaşama tutunurken..
Okadar güzel yağdıki yağmur, aşağıdaki havuz, şelale restaurant ve yeşillikler bir başka güzel göründü tepeden. Hayat böyle bir şey, umut her zaman vardır. Berekettir yağmur. Gözlerim yağmur sonrası gökkuşağını aradı. Sağanak yağmur hafiflemeye başladı. Sandalyesine geri oturan Gülseri hanım, eşi Cahit bey, Kızları Burcu , kızı gibi gördüğü kalbinin güzelliği yüzüne yansıyan Nergis –sevgi selinde etrafındayken türk kahvemizi yudumladık. Daha iyi olacağına inandığımız hastamız diğer kızını da soruyordu. Mutlu ne zaman gelecek diye. Annelerinin etrafında pervane olan bu iki kadın , iki anne sevgiyle hep yanlarındalar onun..

Oradan ayrıldığımda arkadaşım Evren aradı. Birlikte bir yürüyüş yaptık. Beklediğim gökkuşağını gösterdi Evren. Karşımızda, renkleriyle. İçimden güzel dilekler geçti. Oğlum da bu sene görmüştü ilk gökkuşağını ne kadar sevinmişti babası gösterdiğinde evimizin mutfak penceresinden..
Yolun solunda,aylardır önünden geçip, içini merak ettiğim cafe bizi içeri çekti. Güzel bir bahçe bizi karşıladı. Ahşap masa etrafında oturduk Hava kararmıştı. Huzurlu bir atmosfer ve serinlikte. Sırtımızda şalımızla haftanın yorgunluğunu attık iki dost. Çok sevdiğimiz Koşuyolundaki hayatımız ve Karamel cafe geldi aklımıza . Yıllar önce orada ne keyifler yaşamıştık. O sırada Cafenin adı dikkatimi çekti. SAĞANAK..
Bazen hayat size sürprizler yapar böyle. Yolunuz düşerse birgün Ataşehirin –Küçükbakkalköy –ışıklar caddesindeki bu saklı bahçeye bizi hatırlarsınız …Cezerye eşiliğinde , çini desenli fincanları ve güleryüzlü çalışanlarıyla kahvenizi keyifle yudumlarken..SAĞANAKta…

Ataşehir
2014
 
     Beğenin    
Mermerli Plajına Veda
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Haziran 2014
MERMERLİ PLAJINA VEDA
Antalyadan İstanbul'a ün kaldı. Yoğun geçen dost sohbetli günlerin sonunda oğlum Barış'la başbaşa Mermereli plajının yolunu tuttuk. Girişinde kuruyemişçi ve Kahramanmaraş dondurmacısı vardır. Dondurma sevdası abinin espirili satışı nedeniyle uğramadan geçemedik. Kahkahalarla 3 top dondurma alındı. Ön bahçede sevgili peyzaj mimarı Ümit arkadaşımızın dokunuşlarıyla can bulan bahçe içimizi açtı. Güleryüzle kaşılandığımız mermerli restaurant girişinden ücretimizi ödeyip,ahşap korkuluklu merdivenlerden inmeye başladık. Manzara tepeden o kadar güzelki bakmadan, bir duraklamadan geçilmiyor. Konyaltı plajı, gezi tekneleri ve Güllük evleri..Tarihi Kaleiçinde pansiyon ve otellerde kalan turistler geliyor bu plaja. Antalyadan çocuklu aileler var bizim gibi.
Çalışkan, güleryüzlü ekip hemen şezlongları-yeri ayarlıyor. Sizi sarmalayan kumsalda, herkes saygılı. Rahatsızlık veren yok. Deniz yatağı ve arkadaş bulan Barış, eğlenirken ben de kendimi sulara bıraktım.Birara kumdan kaleler yaptı. Yalnız kaldığında ben de katiıldım.Kumdan baraj, kale yaptık.Çocukluğumda Larada kampta olduğu gibi.Dalgalar kumları yıktığında tekrar tekrar yaparsınız...
Tekrar sırtüstü denizin üstündeı ,kollarım açık ,gökyüzünü seyrettim. Mermerli restaurantı,solumda yat limanından kaleiçine geçiş yapan yerli, daha çok yabancı turistler..Kayalıklarda oturan gençler, sağımda Murat'ın çok sevdiği zakkumlar-pembe,beyaz ve sıklemen enklerinde.Solda merdivenlerin başında aıllarımdaki kokulu sarı,turuncu çiçekler. Elinize aldığınızda dağılıverir, hayat gibi akar gider .Onun için koparmamalı, kaybetmemeli -elindekinin değerini bilmeli insan.Gözlerimi kapatıp açmayı çok sevrerim.Gökyüzü bir başka görülür. Sırtımı plaja döndüğümde, nem ve sisden Toroslar-heybetiyle. Göremediğim Olimpos dağları..Gezi tekneleri, sessizce süzülüyorlar. Denizin dibindeki kumu ve taşları, küçük kayaları görebiliyorsun. Akşam üstü dalgalar kayalıklara çarpıyor. Kalabalıkta, yalnızlığı da yaşayabiliyorsun. Suya tüm sıkıntıları bırakmak istiyorum. Yaz, güneş ve denizin suyu. İyileştiriyor bedeni ve ruhu.
Akdeniz, mermerli sizi bekliyor. Sevdiklerinizle ve şükürle..
Antalya, Haziran 2014
SALİME YILMAZ
 
     Beğenin    
Kadınlar Hamamı
ŞİİR | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Haziran 2014
KADINLAR HAMAMI
Etrafta
Beyaz mermer
Taşlar
Akan şifalı sular
Buhar yükseliyor
Tavana
Siyah,beyaz,kınalı saçlı kadınlar
Bir arada arınma yerinde
Kirlerden ve
Dertlerden
Tasların mermere dokunuş sesi
Ortada mermer blok
Sıcacık
Üstünde uzanan
Bedenler
Köpükler altında
Canlanan ciltler
Arınma bitmiş
Ayrılık vakti
Bir nine
Yaklaştı bize
Kolları kalkmıyor fazla
Kurutmak istedi
Beyazlamış saçlarını
Elimde ısıtıcı
Oturtuktan sonra
Başladım taramaya
Saçlarını
Uzun, ince telli saçlar
Isındakça kurudu
Kurudukça ayrıldı, tel tel
Isınan sadece onlar değil
Omuzlara da iyi gelmişti
Anneannemin yerine koydum onu
Taradım saçlarını
Dualarıyla
Ayrıldı benden
Kadınlar hamamındaki teyze
2014 ESKİŞEHİR
 
     Beğenin    
Kadın Yollarda
ŞİİR | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Haziran 2014
KADIN YOLLARDA
Bir kadın
Zayıf,bakımsız
Çiçekli,uzun,bol bir elbise
Elinde bir çift çorap
KADIN yalnız,
KADIN yollarda
KADIN otogarlarda
Elinde çorap
Arar oğlunu
Kapımız çalmıştı
Birgün ,
Bizi bulmuş
Babamın ,annemin
Adını vermiş
KADIN yorgun
KADIN bitkin
KADINA su ısıttı
Annem
Yıkandı-apak oldu
Sevdi beni ve kardeşlerimi
Okşadı başımızı
Biraz ürksek,korksak da
Sevmiştik onu
Kendi çocuğunu
Arayan KADIN
Bulamamış,
Elinde bir çift çorap
KADIN yollarda
Birgün duydumki
Bulmuş oğlunu
Hasret bitmiş
Kendinden kopardıkları
Oğluyla
Kavuşmuştu
Yıllar sonra
Bir adam Antalyada
O da gitmişti
Elinde oğlunun fotoğrafıyla
Aynı kader mi
ONLARINKİ
KADIN ebediyete gitti
Sahipsiz kalmıştı
Çare olunamamıştı
Hastalanan ruhuna
O adam
O hayatta
Yalnız değil
Kaderiyle
Sımsıcak yuvasında

2014 istanbul Eskişehir otobüs yolculuğunda
 
     Beğenin    
Eskişehir Yollarında Sevdalar
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Haziran 2014
ESKİŞEHİR YOLLARINDA SEVDALAR

Çocukluğumun Eskişehiri
Kömür kokan
Soğuk,karlı
Odunpazarı hayalimde
Annemin kardeşlerinin-ailesinin Erzincandan göçettiği şehir
Babamın akrabaları da yaşar orada.Çocukluğumdan hatırladığım Dayım ve Yengem, kuzenler.Teyzemler ve çocukları.
Bir seferinde kına gecesinde yaktığım kınalı ellerimi kumaşlarla kapatıp, sarılı Pupuş yengemde yatmıştım.Sabaha karşı elim açılmış, baba tarafının en titiz,pırıl pırıl yengemizin çarşafları kına olmuştu. Çok utanmıştım..
Eskişehirde Nevin adında bir arkadaşım olmuştu.Yüzü, gönlü güzel arkadaşım evlendiğinde ben daha üniversite öğrencisiydim. Hamileyken eşi çatışmada şehit düşmüştü. Gerçek başkaydı. Sırrı hala yüreklerde. Gencecik çocuklarımız yıllarca askerde devlet eliyle de ziyan olmuştu.Geride peri gibi bir kız çocuğu kalmıştı. Yıllar sonra Eskişehirden babası olmayan çocukları bahrına basan Darüşşafakada okumaya başladı arkadaşımın kızı. Annesiyle Şişlide bir sinemada “Titanic” filmini izlemek için buluşmuştuk. Bir başka hissedilmişti ordaki aşk. Gözyaşlarımız Nevin ve Turabi’nin sevdaları içindi.Çocukluğumun Eskişehirine ya tatilde ya da cenazelerde giderdik.Yılbaşı ve bayramlar ayrı bir güzeldir.
En çok da DÜĞÜNlerde gitmeyi severdik. Türkü sohbetleri,sazlarla,sözlerle herkes doğaldır.Olduğu gibidir. Yaşam acı ve tatlısıyla dolu dolu geçer.Paylaşım vardır, acıyı ve sevinci de …Evler tek katlı,içleri tertemizdir. Değişen çağa uyacaktır orası da.Duyduğum tramvay geçecekmiş sokaklardan ve evler 3 katlı apartmanlara dönmektedir..O sokakların dili olsa halayları anlatır bize. Türkmen ve Alevi insanlar birarada yaşar.
Yıldıztepede..

Evlerde Hz. Ali’nin ve 12 imamların fotoğrafı başköşededir. Cemevi vardır. Sevinç ve acıyı paylaştıkları, dualar ettikleri ibadethanede.Helvalar pişer ,kurbanlar kesilir.Hala kabul etmeselerde liderler, inançlar yaşanır binlerce yıl Anadoluda olduğu gibi. Renkleriyiz bu coğrafyanın ve dünyanın. İnanç özgürlüktür.Yok sayılamaz. Asimilasyonların bedelini ilahi adalet sorar dünyada.
Erkeklerin çoğu inşaatta çalışır. Maden kazasından sonra ikinci sıradadır inşaat kazaları. Emek verirler, kazmayla, kürekle, malayla..Alın teri akar akar..Türküler eşlik eder her taşa. Binalar yükselir ve umutlar. Zamanla çocuklar okumaya başlar. Meslek sahibi olurlar. Onlar öğretmen Suat, Kimya mühendisi Nilüfer, Radyolog Ayfer, Havacılıktan Ertan, Doğancan, Cem ve adını ve mesleklerini bilemediğim diğer sevgili Yıldıztepeli gençler.
Değişen dünyada modern düşüncelidir insanlar. Şehrini severler. Yeni çehresiyle Anadolu Üniversitesi şeh-ri Eskişehir. Artık kömür kokmaz. Çalışkan bir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşan. Kuzenimin eşi Betül ,duyduğu gururunu anlatmıştı , onun başarılarını ve kültür faaliyetlerdeki emekleri için.Modern şehir sımsıcaktır. Porsuk çayı geçer ortasından.
Yıllar önce “ Kalabak” suyunu ve çeşmelerini hatırlarım. Dayımların evinden soğuk, karlı –buzlu yollarda da çeşmeye inilirdi. Heyecanla. Taşınırdı bidonlarla, kaplarla sular evlere. Çeşme sohbetleri ve çocuk sesleri hatıramda.
Dayımın Bakkalı vardı. Yengem Gülistan bize ordan çerezler verirdi , bol bol. Şekerler avucumuzda ,sokakta oynardık. Yıllarca işletmişlerdi orayı , gece –gündüz emekleriyle çocukları için. Mahallenin bakkalıydılar..
Bir de kahve açmışlardı sonra evlerinin sokağının köşesinde. Erkeklerin toplandığı. Rahmetli babamda oraya gittiğimizde uğrardı-dost sohbetleri için.

Anneannem yaşardı O şehirde.
Başında kırmızı fesi
Açtığında kınalı saçları, dayımların evinde o zaman gözüme çok büyük görünen çift kişilik yatakta bir seremoniyle kat kat giysilerini giyinişini hatırlarım. Beşi bir yerde (altın) boynundadır.Bir de 5 şişle ördüğü , elinden düşürmediği patikleri vardır. Torunları EBO derlerdi. Selvi Ebonun patikleri torunlarının çeyiz sandığında yerini almıştır.
Dedem beyin kanamasından öldüğünde ailenin büyüğü Anneannem, uzunyıllar yaşamıştır. Yediği içine ekmek doğradığı “yoğurt” hatıramda.
Yıllar sonra kendi gibi yaşlı bir akarabasını teyzemin evinde banyo yaptırırken kalçasını kırmıştı. İki muzip yaşlıyı görür gibiyim. Doktor ameliyatta şaşırmıştı.
90 yaşın üzerindeki nenenin kemiklerine. Genç kız gibi demişti. Zayıflığı ve yediği yoğurttu sebebi.
Düğünüme gelen Anneannem ilk defa boğaz köprüsünden geçmişti. Emek verdiği, büyüttüğü torunlarından değildim ama diyaloğumuz hep iyi olmuştu. Birgece onu rüyamda görmüştüm. Önünde bir tas, içinde su ve elinde türbe toprağı-TEBERİK. Onun hayır duaları ile dünyaya geldi oğlum Barış, diye düşünürüm. Enson onunla telefonla konuştuğumuzda Allah bana bir yol göstersin demişti. Dizleri ağrıyordu. Ona oğlumun fotoğrafını göndermiştim. Bana Karaoğlanı bekliyorum demişti. Gideceğimiz için ona takmak için altın aldırmış-komşusuna. Ertesi gün vefat ettiğinde “huzura” erdiğini biliyordum. Oğlumu görmemişti ama bütün çocukların sevdiği ebo için mahallenin çocukları da üzülmüştü. 5 çocuk yetiştiren, merhametli, çalışkan, eli bol Selvi.
Patikleri-desenleriyle evimde. Yaşarken değer verilmeli insana..

Bir gün Haydarpaşa garından annem ve oğlum Eskişehire doğru yola çıktık. Eşim Murat bizi uğurlamıştı. Dayım Binalinin torunları Hazal, Pelin, Melisa ve komşu çocukları Topaç gibi olan 5 aylık oğlumu ellerinden düşürmemişlerdi. Hasret gidermiştik. Dayımın omzundan inmeyen “can dostu kuşu”nuda tanımıştık.
Eskişehir denilince akla bir de hamamlar gelir. Şifalı sular. Her şehre gelen misafir muhakkak bir hamama götürülürdü. Lise yıllarımda edebiyat dersinde anlattığımda ,öğretmenimiz gülmüştü de utanmıştım. Şifalı sular arındırır bedeni dertlerden.Bir seferinde yaşı biraz büyümüş,tanıdığımız erkek çocuğunu kız kıyafeti ile akrabalar içeriye sokmuştu da , ortaya çıkmıştı gerçek. Çok eğlenceli hamam sefasında bazen yoğun günlerde su-tas kavgaları da olur. İçilen soğuk bir gazoz , yenilen bir simit unutturur herşeyi. Yanakları al al olmuş kadınlar çıkar hamamdan evlerde pişer çaylar ve yemekler. Bir sonraki sefer için tekrar plan yapılarak zaman akar gider.
Dayım bizi Eskişehirin tren garından uğurlarken akrabalarımızı geride bırakarak Haydarpaşaya doğru yola koyulmuştuk.
2014 Haziran ,okullar kapandı.
Bu sefer İstanbuldan trene binemiyoruz. Seferler başlamadı henüz.
Kara yolu kullanacağız.
Barış ve beni eşim Murat uğurlarken Barış “ baba seni seviyorum” dedi ve öptü. Keşke sen de gelseydin baba dedi. Ne kadar az söyleriz –seni seviyorumu –ne kadar az sarılırız en yakınlarımıza. 1992 de Sarılmakta zorlandığımı paylaştığımda İlk psikoloğum demişti bu yüzden mi sık yolculuk yapıyorsun…
Yollar ayıran ve kavuşturan yollar. Sevinçle ve hüzünle, kahkaha ve gözyaşlarıyla.Yüreğini bırakırken ve yüreğini açarken.
Yol hikayeleri
Oğlum ve ben 8 yıl sonra Eskişehir yolundaydık. Otobüsün rahat hat oluşu, televizyon izleme imkanı Barışı çok mutlu etti. Anneme herzaman değer veren, birlikte büyüdükleri amcasının oğlu Mehmet abi davet etmişti. Oğlu Kenan ve Ezginin düğünü olacaktı. Babamın vefatından sonra eşi Nurcan ablayla sık aramışlardı annemi.
Kuzenim Sezgin abisi oğlumu bekliyor.Sesi ve sazıyla sevgisini tellere verir Sezgin. Duyarlı, dürüst, adam gibi adam Sezgin. Çalışsa da başka işlerde sazları ve türküleri yanındadır. Dost sohbetleriyle. Hissederek, anlamlarını düşünerek söyler türküleri gerçek değerini bilenlere. “Babamdan bana miras saz kaldı” der.Yakınlaştırır türküler baba oğulu. Mesafeler azalır. Baba söyler yanık sesiyle, çalar oğlu.

Rıza eniştem, çalışkan ,emektar eniştem. İşini çok sever. Şantiyelerde yurt dışında çalışırken yanık türküler söyler gece yatmadan .Koğuşta herkes hissetmiştir gurbeti. İstediği çocuklarının mutluluğu.Kızı Belgin evlenince kalmıştır severek evlendiği Naciyesiyle..

Yıllar önce Kuzenim Ertanın , “Gaziantep oyunu” oynayışı-coşkusu bizi çok etkilemişti.Lise yıllarında içimde kalan halk danslarına üniversitede kavuşmuştum. Gösteriye bile çıkmıştım.Sonra İstanbuldada tutkum devam etmiş, 1 yıl emek vermiştim.Diğer Kuzenlerim, Ertan gibi halk danslarıyla büyümüşlerdi. Bedenlerinde halaylarımızın ritmi ve davulun ritmi, zurnanın sesi ve ilk temiz aşklar yaşanır sokak düğünlerinde .
Kuzenim Ayferin içli sesi. Dayımın Alevi deyişleri. Muhabbet masasında toplanılır, zaman su gibi akardı.Ah ne güzel hepsi. Hayat galesinde ne kadar az paylaşsak da paylaşılanlar çok kıymetli. Şehriban ve Hüseyinin evlerinde eşimle dost sıcaklığı yaşanmıştı. Kuzen Dilek ve Meral Ankarada yaşasalar da kopamazlar Eskişehirden. Sıcaklığından…
Hasan Dayımda evini açtı yazları.Almanyadan geliyor. Muhabbet dostu-eşi can yoldaşı yengemle. Kendi dünyalarında ve topraklarında.
Sevgili Erdal, büyük amcamızın oğlu. Büyüdü, ailesi oldu. Akrabalarına düşkündür. Sanat ruhu ve yeteneği vardır onda. Çinilerdeki desenlere yansır dünyası ve ahşap işlerine.
Haziran 2014
Geçen sene evlenen kuzen Belgin ve kuzen çocuğu Dilan .Huzur ile yeni yuvalarında . Düğünleri kısmet olmadı ama Kenan ve Ezginin düğünüyle buluştu akrabalar.
Taksiden indiğimizde, sokakta pişirilen yemekler yenmiş, evlerden kadınların elinden çıkmış ince ince sarılmış dolmalar bizi bekliyordu. Davul, zurna ve halaylar. Bir gün önce Ankaraya iki otobüs kız almaya- kız tarafının kına gecesine gitmiş. Otobüsde türkülerle coşulmuş, kız tarafı herkesi güzel bir atmosferde ağırlamış, çerezler, tülbentler dağıtılmış, kız tarafının gelenekleri uygulanmış, sevgi ve saygıyla gençler kucaklanmış .
İkinci kınadayız
Sanki eskiyi yeniden yaşıyoruz. Ertan yine ritme uymuş, eşi ve kızkardeşi Nilüferle coşkularını hepimize yansıtıyorlardı. Nilüferi hiç bu kadar mutlu görmemiştim. Kuzen Dilek erkek kılığına girmiş, yüzene siyah bıyık ve sakal yapmış, erkek kıyafeti ve erkek ayakkabısıyla ..Köy seyirlik oyun yaptılar sevgili Cafer amcanın-Gülbeyaz ablanın kızı Nilüfer ile. Yıllar sonra Dileğin yeteneği beni şaşrttı. Gurur duydum. Umarım Ankarada bu yeteneğini değerlendirir. Halaya ben de katıldım. Oğlum bizi izledi. Kültürümüzü bilsin istiyorum. Bu sene okulda o da folklorda oynadı. Umarım her yöremizi en güzel anlatan halk dansları sevdası yüreğine düşer. Çocuklar büyümüş, halayda onlar da yerlerini, almıştı. Komşular, akrabalar evlerini açarlar,düğün sahibine destek olmak için. Orada tanıştığım Emine evine davet etti –kuzenleri ve beni .Bembeyaz döşediği evinde ağırladı. Çaylar içildi.Zeycan, Aysel, Leyla, Nilüfer….Eskilere gidildi. Çocuklar olmuş, aileler büyümüş..
Misafirler ertesi gün olacak salon düğünü için evlere paylaşıldı. Kuzenim Ertan ve eşi Betül benle Barışı evlerine aldı. Yıllar önce Bakkalcı Hüseyin kızı olarak tanıdığım sarışın –renkli gözlü Hülya da bizimle. İki çocuğu ile güleryüzlü, mantıklı Hülya . Ertesi gün halayda farkettiğim, sarışın –renkli gözlü yakışıklı oğlunun sınavı vardı da geceyi zor etti. Doğa, Pelin ve Barış kaynaştılar evde de. Birlikte oynadıkları top da onları yakınlaştırmıştı. Sabah evde küçük kızların süslenme heyecanı ve zarif,narin Hazal çok tatlıydılar.
Düğünde gelinin sesinden bir türkü ve damadın sazıyla hoş bir sürpriz oldu.Güleryüzleriyle sımsıcaklardı. Bir sevda öyküsü daha başlıyordu.
Bana bir başka sevdayı hatırlattı .
Sevgili Abdurrahman, duyarlı, duygulu, kalbi güzel kuzenim. Antalyada okuduğunda Leyla’ya olan aşkını anlatmıştı.Kavuşacağı için mutluydu. Almanya da düğünü olacaktı. Eğitim için Almanyaya gittiğimde düğününde ben de vardım. Odaya girdiğimde gözlerin nasıl ışıldamıştı. Ben orda sana anneni-babanı hissettirmiştim.Şimdi Leylada burda .Eskişehirde . Senden ona emanet yavrunuzla Encandan bahsettik. Oğlun seninle ayni mesleği okuyor. Annesi onunla gurur duyuyor.Senden ve sevdanızdan bahsettik. Burada sen yoksun. Senin büyüdüğün topraklarda. Leyla.Acı içinde, SAKLASA DA herkesten gözyaşları içine akıyor. Bırakıp gitsen de bizi, döndün topraklarına..
ANNEANNEMİ VE SENİ ZİYARET ETTİKTEN SONRA BAŞLADI YENİ YOLCULUĞUMUZ …
Sevinci ve acısıyla selam olsun sana eski Yıldıztepe…
YILDIZTEPE, ESKİŞEHİR 2014
 
     Beğenin    
Anadolu Kavağı İstanbul
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Haziran 2014
ANADOLU KAVAĞI

1988
İstanbulda yeni bir hayata başlıyorum. Antalyada devlet hastanesinde çalışmak istememiştim. Arayışım beni Taksim-Elmadağ-Fransız Pasteur hastanesine el rehabilitasyonuna İstanbula getirdi. Bilimsel ve idealist ortamda çok mutlu olmuştum.
Büyüdüğüm şehir Antalyayla kıyaslıyordum 7 tepeli şehr-i İstanbul’u. Burada yaşayacaksam bu şehri tanımalıydım. Bir turist gibi. Kültürüyle, tarihiyle, güzellikleriyle…
Karar verdim, sevmeye .

İSTANBUL ANADOLU YAKASI
Arabada 4 kişiyiz. Uzun, kıvrıla kıvrıla giden sahil yolunda Çengelköy, Anadolu Hisarı,Kanlıcayı geçiyoruz, Beykozdan Anadolu Kavağı yoluna uzanıyoruz. Ahşap evler başlıyor. Sağdan yol Cenevizliler tarafından yapılmış-YOROS kalesine çıkıyor. Solda iskele, balıkçı restaurantları, tatlılar ve kediler…
Anadolu Kavağına aşkım o gün başlamıştı. Kaleden boğazı seyrederken, diğer yanınız Karadenizi görür. TEPEDEN SEYREYLE İSTANBULu..

Yolculuklarım bu küçük balıkçı kasabası şeklinde yaşamı olan yere gönül bağıyla da bağlandı. Arkadaşım Şükranı İngilizce kursunda tanımıştım.Her kurstan bir dost kalır bana.Can dost. Vakur, sağ duyulu, hayatı erken yaşta babasız kaldığında bir başka öğrenmiştir. Sıkıca bağlı olduğu –değer verdiği annesi ve kız kardeşleri benimde sevdiklerimdir. Bir de beni Mehlikayla tanıştırmıştır. Sakin, yeşil gözlü arkadaşım. İyi niyetli…
Üç kişi , Anadolu Kavağı, Doğanay Restaurant…
Sohbetler, tanıştığımız garson,,Bizi herseferinde özenle karşılar ve saygıyla..
Yıllar sonra Sevgili Hocamız El Cerrahı Ayan Gülgönen ve Dr. Yılmaz İnan ile yabancı misafirleri ağırlamak için oraya gittiğimizde çok hoş karşılanmıştım.

Kara yoluyla gittiğimiz Anadolu KAVAĞI yolculuklaımız deniz yoluna dönmüştü. Bazen Sarıyerden geçerdik, Şükran ve Mehlika Yeşilköy ve Bakırköyden gelirdi.

Çoğu zaman DİLENCİ VAPURU nu kullanırdık.. İçindeki yabancı turistlerle yalılara uğraya uğraya giden vapur. Eminönünden kalkar, Beşiktaşa , Kanlıcaya, Sarıyere,Rumeli Kavağına uğrar, isteyen orada iner, isteyen son durak Anadolu Kavağına gider.RUMELİ kavağında da çok sevdiğim Hakan ve Fundayı tanımıştım. Hala dostlukları ve büyüttükleri çocuklarıyla hayatımızdalar.
Anadolu Kavağına indiğimizde gidiş-dönüş olan vapur bileti ile yaklaşık 3 saat oradasınızdır. Para durumuna göre balık ekmek yemek de güzeldir. Sonra başlar kaleye doğru yürüyüş. Annemi ve halamı da götürmüştüm yıllar önce. Kardeşim Nazanla fotograflarımız vardır.
Sonra eşim Muratla gitmiştik. Oğlumuz Barışı da alıp gideceğiz , orayı tanısın istiyoruz.

Bir bakarsınız yağmurlu bir günde ordayım, bir bakarsınız karlı bir günde, bir bakarsınız ışıl ışıl yaz günlerinde. Oturanlar aynı ailelerdir. Oteli yoktur. Bozulmamıştır halkı. Sağlık sorunlarını Beykoz da hallederler. Bir seferinde el hastam oradan gelip giden biri olmuştu.

Fotograf makinamla dolaştığımda evleri de dolaşmış, sohbetler yapmıştım. Evlerin biri Üniversiteli Kadınlar Derneğinin değerli üyelerinden Dr. Elgizindi. Yıllarca veremli hastaları iyileştirmişti. Kardeşi Türkan hanımın omzunu, elini- hırsız-kapakaçtı olayıyla yaralamıştı da öyle tanışmıştık. Birlikte TÜKD de çalışmıştık. Evlerinde dua okunmuştu da o zaman görmüştüm Elgiz hanımın evini.Organize ettiğim “KADININ ADI YOK” adlı fotograf sergisinde YANI BAŞIMDAYDILAR.
YILLAR GEÇTİ.
Haziran 2014
7 yıldır İstanbulda değildim.
Anadolu KAVAĞINA stajeri olduğum GÜLTEN SERHATLI HOCAM VE BENİM STAJERİM OLMUŞ EVREN LE oradayız. Stajer olduğu yıllardan beri , sevincimi-üzüntümü paylaşan, oğluma emeği geçen , birlikte çalışmaktan onur duyduğum dostum, meslektaşım..

Kara yoluyla serin bir günde ulaştık. Kaleye doğru çıktığımda kahvaltı ve yemek yenen salaş yerleri gördük. Onların arasından yukarı çıktık. Karadeniz önümüzde . Acı olan 3. köprünün ayakları dikilmişti. Karşımızda.

Tepede sert esen rüzgar, çekilen fotograflar, anılar. Her zaman kıyıda yemek yerken bu sefer tepedeki yerlerin birinde yemeğimizi yedik. Kahvemizi içtik. Üç kadın. Bu sefer Şükran, Mehlika, Salime değil. Gülten, Evren ve Salime.
YİNE YAŞANMIŞLIKLAR, KIRGINLIKLAR VE UMUTLAR BİZİMLE.
Bol oksijen ve dost sohbetiyle aşağı inerken, salıncakta sallandık. Dalından kiraz topladık. Henüz tam olmasalar da bol bol yedik. Aşağıya inerken yemyeşil ağaçlar , orman hala yerinde diye sevinmiştik. Evren,diğer stajerlerimizle oraya ilk defa benimle geldiğini hatırladı.
İskeleye yaklaşınca kalabalık artmıştı. Midyeler, balıklar, kediler…
Doğanay restaurantın çalışanları kavağın güllerinden hediye ettiler. Sardunyaların önünde fotograflar çektirdim. Kıyıda oturan teyzenin birine DR.Elgizi sordum. Rahmetli olduğunu biliyordum. TÜRKAN hanım da iki yıl önce vefat etmiş. Gönlü iyiliklerle, insanlara yardımla dolu bu insanlar da yeni yolculuklarına gitmişlerdi. Evleri satılmıştı.

Kreplere yan gözle bakarak, lokmadan tadarak, dondurmalarımızı yedik. Evlerin önündeki kayıklara doğru yürüdük. Yıllardır yalıda oturan Kavaklı İstanbul Beyefendisi Mimar bir beyle sohbet ettik. Rahmetli abisi Hidroklimatoloji kürsüsüne yıllarca büyük emek vermişti. Onu andık.

Akşam oluyordu, eve dönme vaktinde yola koyulduk. Beykoz Korusunun yanından bizi bekleyen sürpriz, iki tarafı ağaçlarla olan upuzun yoldan çevre yoluna çıktık.

Gülten hanım İstanbuldan ayrılacak.İstanbul aşkı bizi tekrar bir araya getirecek biliyorum.

Onu tanımanın özelliğiyle, gülüşü ve zerafetiyle, meslek sevdasıyla , iki evladı ve eşiyle mutluluklar diliyorum..
Evren, güzelliğinin yanında iç güzelliğini her zaman koruyacağına inanıyorum.

Anadolu KAVAĞI birleştirir insanları. Şehirden uzakta kendinizi başka bir yerde , sakin ve huzurlu hissedersiniz.
Hala gitmediyseniz orada sizi bekliyor……
Kirazlar olmak üzere.. .
“Dereseki”yolunuzun üzerinde. Yıllar önce makinamı alıp gittiğimde tatmıştım kirazlarını…
ANADOLU KAVAĞI
HAZİRAN 2014
 
     Beğenin    
Yüzleşmek
ÖYKÜ | © Yazan Kerem GÜMÜŞ | Yayın Mayıs 2014
"Neden Bu Kadar Öfkelisiniz?"

Günlerdir kafamı kurcalıyordu bir takım şeyler. Birileri hakkımda bir şeyler söylüyor ve bu beni ciddi manada rahatsız ediyordu. Öfkelendiriyordu. Sanki onlar beni çok tanıyorlar, ben kendimi hiç tanımıyormuşum gibi geliyordu. Ama tanımıyorlardı işte. Ben o bahsettikleri çocuk, gördükleri tablodaki kişi değildim. Hem nerden bilecekler de beni öyle yorumlar yapacaklar ki? Bu güne kadar neyimi görmüşler de bu kadar acımasız konuşabiliyorlar? Hayatlarını önyargı üzerine kurulu olan bu insanlar, tek tük hareketlerle neyi anlatmaya çalışıyorlar?

Öfkeli olduğum doğrudur. Bu yorumlara, bu yaşananlara, bu hayata… Beni anlamayan herkese ve her şeye… Bilmiyorum. Belki de yine kendimi kandırıyorum. Tüm bu öfkemi bir kalkan yapıp kendime, bir şeylerden kaçıyorum. Yüzleşmekten korktuğum o kadar çok şey var ki… Ve onlardan o kadar çok kaçmışım ki… Hakkımda duyduğum ve kabullenmediğim bütün kelimeleri, cümleleri duyunca bu denli öfkeleniyorum. O kadar kaçmışım ki her şeyden… O kadar korkmuşum ki yüzleşmekten; karşıma çıkınca ondandır yabancı hissedişim. Ben galiba… Galiba biraz kendime öfkeliyim…

Bazı şeyleri itiraf etmenin zamanı geldi sanıyorum. Ama çok korkuyorum. Bu içimde barındırdığım iyi / kötü özelliklerimi itiraf edince insanların beni sevmemesinden o kadar çok korkuyorum ki… Sanki gerçek benin bir değeri yokmuş gibi. Sanki özümde yaşayan kişi benden çok uzaktaymış gibi… Kalbimde o uzaklaşmanın ve yüzleşecek olmanın yükünü öyle bir taşıyorum ki… Ama aslına bakarsanız da kendim olarak sevilmeyi deliler gibi de istiyorum. Çünkü artık gerçekten çok sıkıldım. Rol yapmaktan, olduğum gibi davranmamaktan, kendimi insanlara karşı kapatmaktan… Anlaşılmaz olmaktan ve sevilmemekten… Sevilmemekten o kadar çok yoruldum ki… Gerçekten sevilmek istiyorum, deli gibi… Huzuru bulmak istiyorum. Koyup kafamı, ağlamak, boşalmak istiyorum. Boşaltmak istiyorum içimdekileri. Sakinleştirilmek istiyorum birileri tarafından. Ben buradayım, demek istiyorum. Hata yapmaktan korkmamak, ne yaparsam yapayım, aynı bunlar, dememek ve delice bağlanmak istiyorum; belki de hayata… Derinden gülmek istiyorum. Birilerinin yapmacık olmalarını sezmemek istiyorum. Ve sevmek istiyorum. Sevmekten korkmak yerine, savaşmak istiyorum. Ciddi manada sevilmek istiyorum… Bağırmak, çağırmak; içimdekileri dökmek istiyorum. Ve bunları yaparken kimsenin alınmamasını, beni anlamasını hatta destek olmasını istiyorum.. Çünkü artık gerçekten çok yoruldum. Çok sıkıldım bu oyunlardan. En güzel yaşlarımı, en güzel zamanlarımı bu denli acılarla geçirmekten çok bunaldım…

Korkmuyorum artık hiçbir şeyden. Eski günlerdeki gibi dikilip hayatın karşısına ekliyorum; Ben varım ve buradayım! Artık hiçbir şeyden kaçmıyorum….

"Nasıl hissediyorsunuz şimdi kendinizi?"

Rahatlamış, daha huzurlu. Galiba artık daha iyiyim…

"Günlük hayatta kullandığınız maskeler size ciddi manada zarar verecek ve sizi adım adım yalnızlığa sürükleyecektir. O yüzden lütfen bazı şeyleri kendinize ve çevrenize itiraf etmekten kaçınmayın. Kendinizi daha iyi hissedebilmek için ve en en önemlisi kendiniz için bu adımları atmaktan korkmayın. Bazı kişiler ve bazı olaylar size geçmişte birtakım zararlar vermiş olabilirler. Ama geçmişteki hatalar için geleceğinizi bu denli zindan hayatına çevirmeniz size eziyet olacaktır.. Allah yardımcı/mız olsun.."
 
     Beğenin    
Yaşamaya Değer
ÖYKÜ | © Yazan Remzi KARAKAYA | Yayın Mayıs 2014
Tavşan bir gün düşünmüş.Ben hep korkuyorum,ürkeğim, çakaldan kurttan,ayıdan,aslandan hatta kuşlardan bile korkuyorum.Böyle yaşamanın anlamı yok demiş.En iyisi intihar edeyim demiş.İntihar için bir göl seçmiş.Gölün kıyısına hızla varmış.Kurbağalar tavşandan korkusuna hepsi göle atlamış.Tavşan bir kez daha düşünmüş demek ki benden korkanlar da var,hayat yaşamaya değer deyip intihar fikrinden vazgeçmiş.
 
     Beğenin    
Olmak
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Kendini bulmak;
ya da
kendi içinde kaybolmak;
veya alemin içinde.
Küçük bir nokta gibi yıldızlara bakarken;
İnsan,
Ne çok şeye hükmetmek istediğinin farkına varamıyor;
Ve de yıldızlardan ne kadar zavallı göründüğüne…
Haddi aşan nicelerden
“had”içre kalmak için;
Neler feda edebiliyor…
”mim”olabiliyormu?
nüfusun milyarı aştığı şu seyyale de;

Birbirinden noksansız ademler ,
Noksanına ne denli vakıf!
Can içre canan ,
canan içinde sultana,
yüreğini sunabiliyormu ,
alnını tahriş edercesine…

Her şeyi bilmek yetmiyor insana,
Her şeyi bilemediği ilham ediliyor.
Mermer sütunlardaki hayaletlerin
nefesini duyurarak;
ya da erimiş sinadaki
eriyen musayı anlatarak.

Tutamazken dünyayı dizgininde,
Boynunu büküyor istemese de.

her şeyi bilmek yetmiyor insana!

bilemiyor insan aslında ölümün hayat olduğunu;
yaşayanların, ölümde hayatı bulduğunu …
 
     Beğenin    
Ruh
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Yenilik ve yaşamak doyasıya
Bir limandan ötekine
Bitmez bir yakıt ve rüzgar ile…

İçinin hoşnut olduğu senle arkadaş
Yabancıların bile dost olduğu
her varlık bir arkadaş sana
her varlık bir mektup
Sana değerini hatırlatan

Ruhun zirvesine doğru altın bir merdiven
Doyasına zıplamak yukarıya doğru
Düşmeden incinmeden yüreğin
Sadece bedeninin kanadığı
Kalbindeki tebessümdür huzur

Alem ve sen
Sen ve alem
Aynı olan iki adem

Bahanelerden uzak
Savunmalardan ari
Bir düşün yolcusu olmak

Tuttuğun her el pamuk
Ulaştığın her yürek masum
Güneşin gece bile gözlerini kamaştırdığı
Andır yaşatan seni hayallerinde
 
     Beğenin    
Pişmanlık
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Cahillik suyunu içip
Bilgelik gözlüğünü taktım
Aynalar diyarının yansıtmasıydı aksettiğim pınar

Ellerim yorulmuştu,
El aynalarını yüzüme tutmaktan
Ağdalanmış kendiliğim bir o kadar yabancıydı bana şimdi

Ve ben
cam kırıklarında yürüyerek kanattım yüreğimi….
 
     Beğenin    
Niyetler Ve...
ŞİİR | © Yazan Emine ARMAN | Yayın Mayıs 2014
Güzel niyetlerle başlar her şey.
İlk güzel dileklerle
En güzel niyetlerle…

İyi niyet taşları birbirine kilitlenirken
cehennemin buharı ayakları ısıtmaya başlar…
“niyetin” meltem esintisi;
taşların nemiyle çarpışırda ;yola varınca,
sağnak sağnak dökülür üzerine insanın.

iyi niyetler iyi kişilere aitken;
kötü kişiler gökten zembille inmiştir sanki!

“ben” diye devam eder her şey
Ben!
ben öyle…
ben şöyle…
“seni” fark etmekten kaçar,
seni fark edilir olmandan korkutur,
Varlığın kaçarken çok uzaklara…
O yalnız
kendi yokluğuyla
avunur durur.
 
     Beğenin    

Bu sayfada yayınlanan öykü ve şiirlerin tüm hakları yazarlarına aittir ve üye yazarlarımız tarafından TavsiyeEdiyorum.com Öykü ve Şiirler kütüphanesinde yayınlanmak üzere gönderilmiştir. Burada yer alan eserler yazarlarından önceden izin alınmaksınız başka platformlarda yayınlamaz, sadece kaynak gösterilerek ve yazar ismi zikredilerek KISA ALINTILAR yapılabilir. Aksine davranış Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırılık teşkil edecektir.

01:44
Top