TavsiyeEdiyorum.com
TavsiyeEdiyorum.com  
.com
Arama : | Site İçi Arama

Yeni Tavsiye Ekleyin!


Uzman Üyelerimizin Öykü ve Şiirleri

Site üyemiz uzmanlar tarafından yazılan şiir ve öyküleri tarih sırasında sırasına göre aşağıda bulabilirsiniz.

Ölüsü...Dirisi...
ŞİİR | © Yazan Nalan EYİN | Yayın Aralık 2011
Sahtekar tebessümünde
Başkasını güldürüp
Kendini ağlatmandı
Müebbet cezan...

Ölüsü senin,dirisi benim şimdi!

Nalan Eyin
 
     Beğenin    
Etiyoloji
ŞİİR | © Yazan Nalan EYİN | Yayın Aralık 2011
Şimdi bir kara delik gibi
Yutuyor mu yalnızlığın seni?

Demek ki kimse benim gibi
Kalp çekiminde tutamamış yüreğini...

Nalan Eyin
 
     Beğenin    
Küçük Kemal
ÖYKÜ | © Yazan Deniz YILMAZ | Yayın Aralık 2011
Küçük Kemal ?

Bizim mahallede bir çocuktu. Bitlisli bir ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Kendisi 3 yaşındayken gelmişlerdi bizim oralara. Göç etmişlerdi. Neden göç ettiklerini bilmiyordum. Birlikte top oynardık. O, ben ve diğer çocuklar. Çocuktuk tabii, farkında değildik hayatın henüz. Yüzümüze vuracak o tokatının. Sabah çıkardık evden top peşinde koşardık, akşamları saklambaç oynardık. Gürültümüzden bütün mahalleyi rahatsız ederdik. Sonra okul çağımız geldi, okula başladık. Aynı sınıftaydık Küçük Kemal’le. İkimizin de dersleri iyi sayılmazdı. Ama ben takıntısız bitirdim okulu. Kemal kaldı 2. ve 3. sınıfta. Babası zaten sık sık döverdi onu sınıfta kalması da bahane oldu, daha çok dövmeye başladı. Okulda da çok ezilirdi, iyi Türkçe konuşamazdı, aksanı bozuktu. O sınıftaki bütün kötülüklerin mümessiliydi, dersin huzurunu bozardı, öğrencilerden birinin çalınan bir şeyi olsa ondan sorulurdu hesabı. “Öğretmenim ben çalmadım yemin ederim” derdi. Ama ağlamazdı hiç. Ağlamayı bebekken unutmuştu. Baba dayağı unutturmuştu ona ağlamayı. Sonra babası okuldan aldı onu, o da zaten sınıftan memnun değildi “kötü” çocuk olarak. Alışamamıştı okula ve bizim hayatımıza. Ben devam ettim okumaya, ilk okulu bitirdim, o babası ile pazarcılığa başladı. Perşembe günleri bizim mahallede kurulan pazarda görürdüm onu okul çıkışında. Benim elimde okul çantam, onun gözlerinde özlem vardı sanki içten içe. Çağırırdım onu top oynamaya, gelemeyeceğini söylerdi. “Ben artık çalışıyorum oğlum, bana göre değil top mop”.

Büyüyordu Kemal ?

Ailesinin ekonomik durumu mahallenin genelinden çok daha düşüktü. 12 kardeşi vardı. Anne ve babası ile 14 nüfus. Kardeşlerinin bir kısmı köylerindeydi. Bir kısmı ise çalışıyordu. Oto tamircisinde, tornacıda, bir kısmı ise kendisinden küçüktü. Ailesine destek olmak zorundaydı. Top oynamak ona göre değildi. O büyüyordu, biz hala çocukken. Bu dönemde baba dayağı daha da arttı, hem dayak yedi, hem çalıştı. Hem çalıştı, hem dayak yedi. Akşamları yorgun geçerdi sokaktan biz saklambaç oynarken. Genelde görmemezlikten gelirdi bizi. Bazen de yönlenirdi bize doğru fakat babasının tokatı ile yoluna devam ederdi. “Eşek herif kaç yaşına geldin hala saklambaç mı oynayacaksın?” Öyle ya büyümüştü artık Kemal! Çalışıyordu o! Saklambaç çocukların işiydi.

Büyüdü Kemal ?

O büyüdükçe babası daha çok döverdi onu. Annesi dilsiz gibiydi. Eve hizmetçi gelmişti sanki. Reis ne derse onu yapardı, Kemal’in yediği dayaklara ses çıkartmazdı. Sanki hayat önce çocukluğunu, sonra anneliğini çalmıştı. Artık insanlığı da çalıntı olmuştu, aramıyordu, bulmak istemiyordu, belki de bulunması gerektiğini de bilmiyordu. Kemal dayak yemeye devam ediyordu. Biz 15 yaşına gelmiştik. Kemal yeniden sokaklara dönmüştü, işten çıktıktan sonra eve gitmezdi, sokaklar onun evi olmuştu. Babası da karışmazdı ona, zaten çalışmaya geliyordu gün boyu, eve gelse de olurdu gelmese de. Kemal baba dayağından kaçmıştı. Sokaklara atmıştı kendini, ama atladığı sokak bizim denizimiz değildi, o kayalıklara atlamıştı. Bizim kumlu denizimizin içinde okul vardı, aile vardı, oyun vardı, dayak yoktu. Bizim deniz sığdı ona göre, o derinlere yüzdü. Kemal uzaklaştı bizim hayatımızdan, yeni arkadaşları oldu, sigaraya başladı. Elinde sigarayla geçerdi sokaktan “büyük Kemal”. Evinden ayrıldıktan sonra nerede kaldığı belli değildi, babası sormazdı hiç, biz de sormadık, unutuyorduk Kemal’i yavaş yavaş. Bizim ahlaklı ailemize göre artık ipsiz sapsız olmuştu, Sapsız ipsiz adamların arkadaşıydı çünkü. Babalarımızdan öğütler gelirdi, Kemal ile arkadaşlık yapmamamız hususunda, bizde zamanla konuşmamaya başladık serseri Kemal’le. Bizim Kemal’i reddetmemiz ile ailesinin reddetmesi aynı zamana denk gelmişti. Babası artık onu görmek istemiyordu. Kemal aileye yarar değil zarar getiriyordu. Kemal’i seven kalmamıştı.

Yaşlanıyordu Kemal ?

Sigara, alkol, uyuşturucu kullanmaya başlamıştı. Kafası dumanlı geçerdi serseri Kemal sokaktan. Yürüyemezdi, yüzünün rengi değişmişti, yüzünün kemikleri belli oluyordu, rüzgar sarsıyordu Kemal’i yürürken sanki. Kemal sanki 17 yaşında yaşlanmıştı. Parada lazımdı Kemal’e, nerden bulacaktı kullandığı maddelerin parasını? Çalışmıyordu, çalışamazdı zaten. Çalmaya başladı, gaspa… Evlere girmeye, araba teybi çalmaya, bakkal soymaya. Kızardık biz, küfür ederdik. Kendimiz ile kıyaslardık. “Salak herif” derdik. Adam olamadığı için küçümserdik. Artık Kemal’in bizim denizimizde yeri yoktu, kirletirdi sularımızı. Tamamen konuşmaz olduk, gördüğümüzde yolumuzu çevirmeye başladık.

Öldü Kemal ?

Sonra…

Doğdu, büyüdü, yaşlandı, öldü Kemal. Öldüğünde 20 yaşındaydı. Evinde ölü bulundu yani sokakta. Otopsi raporunda şunlar yazıyordu.

•Çok düşük ekonomik seviye,
•Çocuk yaşta çalışma hayatı,
•Baba dayağı,
•Dışlanma/reddedilme,
•Sokak yaşantısı,
•Madde kullanımı,
•Sahipsizlik.


Kimse gitmedi cenazesine anne ve babası da dahil. Belediye kaldırdı.

Kemal, Mustafa, Ali, Ahmet, Hüseyin, Ayşe, Halise sokaklarımızın bütün çocukları. Kaç çocuğumuz sokağa itiliyor, kaç çocuğumuz suça yönlendiriliyor. Kaç çocuğumuz çocukluğunu yaşamadan ölüyor acaba? Göz göre göre, her gün, her saat.

15.06.2009

İstanbul
 
     Beğenin    
Sokak Çocukları
ÖYKÜ | © Yazan Deniz YILMAZ | Yayın Aralık 2011
Bizim hiç yıldızımız olmadı gökyüzünde, her gece bakıştığımız.

Bizim hiç güneşimiz olmadı, altında denize girdiğimiz.

Bizim hiç ağacımız olmadı, gölgesinde piknik yaptığımız.

Bizim hiç yağmurumuz olmadı, evin camından izlediğimiz.

Bizim hiç karımız olmadı, kardan adam yapıp burnu yerine havuç taktığımız.

Dört mevsimi severek yaşamadık biz, hani ilk baharda aşık olunur derler, hani sonbahar hüzün getirir insana. Bizim baharımızda olmadı, yazımızda, kışımızda.

Ailemiz olmadı akşam birlikte yemek yediğimiz, kardeşimiz olmadı kıskançlık yaptığımız, sevgilimiz olmadı dudaklarından öptüğümüz.

Bizim sadece bir şeyimiz oldu. Sokaklarımız.

Orada yağan yağmurda bir, açan güneçte bir bizim için,

Açlık aile,

Tehlike sevgili oldu bize,

Okulumuz hayat okulu,

Mezun olamaz kimse…!
 
     Beğenin    
Işık Yolu
ÖYKÜ | © Yazan Deniz YILMAZ | Yayın Aralık 2011
Kapkaranlık bir hücredesin, uyumaya yerin var, uyanmaya ise gücün yok.

Ya yürüyebiliyorsun bu hücrede 10 adım sağa, 10 adım sola, ya da uyanmaya yerin yok.

Sırtın sürekli sağlamda, hücre 4 duvar.

Aynı hayatı yaşamanın kolaylığı, bir o kadar da sıkıcılığı.

Yıllar geçiyor yavaşlamadan.

Hücre, orada mutlu olduğunu sandığın şeylerle dolu.

Küçücük böceklerle.

Not ortalaması böceği, diploma böceği, kariyer böceği, yüksek gelir böceği, 1-2-3 ev, araba ve yazlık böceği.

Alışıyorsun hücre böceklerine. Böcekler mutlu ediyor önce seni.

Yıllar sürekli geçiyor. Sıkılıyorsun.

Sonra böceklerin küçüklüğünü ve pis olduğunu fark ediyorsun.

Böcekler tat vermiyor sana. Miden bozuluyor, hasta oluyorsun.

Hastalık düşündürtüyor seni. Düşünmeye başlıyorsun.

Başladıkça korku sarıyor seni. Alışkanlıklarından vazgeçme korkusu.

Böceklerin sahte sıcaklığından ayrılmanın belirsizliği, onlara sahip olmanın verdiği varoluşun anlamsız anlamı.

Sırtını dayadığın, böcekli dört duvarın sana yaşattığı muhafazakar olmanın kolaylığı aklını çelmeye başlıyor.

Ama hastalık düşündürtüyor, böceklerin monotonluğu mideni ağrıtıyor.

Yıllardır buradasın.

Dışarısı nasıldır acaba?

Karar veriyorsun. “çıkacağım buradan”

“sıkıldım lanet olası dört böcekli duvardan”

“aynı şeyleri yapmak, aynı hengameyi, ilişkisiz ilişkileri yaşamaktan”

Başlıyorsun kazmaya.

Küreği her vuruşunda toprağa, biraz daha sen oluyorsun.

Korkuyorsun, merak ediyorsun, terliyor ve yoruluyorsun.

Emek verdikçe sen oluyor, sen oldukça daha çok emek veriyorsun. Yaaavaşşş yaaavaşşş.

Kısa sürmüyor kazı işi, kazdıkça kazıyorsun.

Gözlerin karanlığa alışmış, ışığı merak ediyorsun.

Yavaş yavaş aç diyor bir ses gözlerini.

Yavaaaşşş yavaaaşşş.

Korkma !

Orası aydınlık, sonunda huzur bulacaksın.

23.12.2009

İstanbul
 
     Beğenin    
Mevsimlik Hayatlar
ÖYKÜ | © Yazan Deniz YILMAZ | Yayın Aralık 2011
Bir masalcı varmış, köyleri gezer, her gittiği köyde masal anlatırmış.

Parça parça anlatır, ilk kısım bittikten birkaç ay sonra gelir masalını tamamlarmış.

Köyün bütün çocukları masalcı gidince ağlar “o günü” beklermiş. Geliş gününü…

Masalcı gelecek masalını anlatacak, gülen yüzünü gösterecek, çocukların başını okşayacak, onları kucaklayacak ve yanaklarından öpecek…

Bir baba varmış bir de anne

Köyleri boşaltılmış, göçe zorlanmış, ailesi ile birlikte şehir merkezlerinin varoşlarına yerleşmişler.

Gittikleri yerde topraksız, işsiz kalmışlar.

Kamu istihdamı az, özel sektör acımasızmış.

Karınlarını doyuramaz, çocuklarına şeker alamaz, onları okula gönderemez olmuşlar.

Sonra kendileri gibi onlarcası ile bir kamyona binmişler.

Balık istifi yolculuk

Irkçı tacizler

Sağlıksız barınma

Düşük ücret

Sigortasız bir şekilde birkaç ay çalışıp varoşlarına geri döneceklermiş.

Gidenlerin çocukları ağlar “o günü” beklermiş. Geliş gününü…

Babaları gelecek onlara şeker alacak, anneleri gelecek yanaklarından öpecek.

Doğudaki çocuğun beklentisi ile batıdakinin beklentisi çok farklı.

Fakat, göz yaşları bütün çocuklarda aynı.

Çocukların ağlamadığı, anne ve babalarından ayrılmak zorunda kalmadığı, eşit ve adaletli bir dünya mümkün !

27.10.2010

Zonguldak
 
     Beğenin    
Fal
ÖYKÜ | © Yazan Deniz YILMAZ | Yayın Aralık 2011
Bir bebek geldi dünyaya

Tertemiz, saf.

Papatya koydu adını annesi babası

İç ısıtan gülümsemesi, gülen gözleriyle etrafa baktı.

Çayırlarda bayırlarda büyüdü papatya

Açtı yapraklarını

Sevgisini verdi, umut oldu etrafına.

Papatya büyüdükçe herkes ona bakar oldu

En vahşi, en kirli en akıl almaz hesaplarla

Herkesin düşüncesinde o vardı.

Yeşerdi papatya, yaprakları uzadı, boyu büyüdü

Planlar yapıldı

Herkesin düşüncesinde, hesabında onun bir yaprağı…

En vahşi, en kirli en akıl almaz hesaplar adına kopartılmak istendi yaprakları

Önce kadınlar koparttı yapraklarını

Kopartmak yetmedi paylaşmak istedi hesaplar uğruna

Kamu görevlileri, esnaf, vatandaş

Herkes istedi yaprağını

Her yaprağı koptuğunda incildi, kırıldı, korktu

Ağladı, ağladı, ağladı papatya

O ağladı birileri güldü

Birileri güldü o ağladı

O ağladı adalet sustu

İnsanlık sustu.

Yaşayacak mı? Yaşayamayacak mı?

Sağlıklı mı olacak? Hasta mı?

Güvenebilecek mi insanlara? Güvenemeyecek mi?

Olgunlaşabilecek mi? Çocuk mu kalacak?

Gülebilecek mi papatya?

Sevebilecek mi acaba?

04.10.2010

Zonguldak
 
     Beğenin    
Darağacı
ŞİİR | © Yazan Nalan EYİN | Yayın Aralık 2011
Kelâmımdan zerre korkmazken,
Kağıt üzerinde
Kalemimle kurduğum
Darağacında
veriyorum idam hükmünü...


Nalan Eyin
 
     Beğenin    
In My Opinion
ŞİİR | © Yazan Nalan EYİN | Yayın Aralık 2011
Kader, elimizdeki seçeneklerin koalisyonudur.
Bir başkasının kaderi ise,
Hayatımızın matrisidir.


Nalan EYİN
 
     Beğenin    
Bencillik
ŞİİR | © Yazan Nalan EYİN | Yayın Aralık 2011
Sana bahşiş olarak bıraktım
Veda sözcüklerini...
::::::::::::::::::::::
Yastık niyetine başımın altına alıp,
Uykusuz kalmamak için her gece.


Nalan Eyin
 
     Beğenin    
Soru-Cevap
ŞİİR | © Yazan Nalan EYİN | Yayın Aralık 2011
soru: Acılar mı olgunlaştırır insanı
Yoksa olgunlaştıkça mı acı çekmeye başlıyor insan?


cevap: Canını acıtan şey,ruhunda yamanması zor delikler açtığında ,
Evrim geçirir ruhun, varlığını sürdürebilmek için...
Yani ruhuna "OL"-an bu,
Olgunlaşan şey acı aslında...


Nalan Eyin
 
     Beğenin    
Hodri Meydan
ŞİİR | © Yazan Nalan EYİN | Yayın Aralık 2011
Kaç bahar eskittik,
Kaç zemheri kışa boyun eğdik;
Islak ve
Sıvası dökülmüş duvarlar arasında...

Bir tek...
"Yaz" mevsimini alamadınız elimizden.


Nalan EYİN
 
     Beğenin    
Hüzün
ŞİİR | © Yazan Nalan EYİN | Yayın Aralık 2011
Kanlı bir kartal gibi
Açtı kanatlarını gökyüzüme...
Hüznün, bir buluta benzediği de olurdu
Vahşi bir kuşun kanadına da...

Biliyorum,
Tepemde bu kadar dönmesinden:
Hissediyor;
Ölmek çok yakın...


Nalan EYİN
 
     Beğenin    
Gez Göz Arpacık
ŞİİR | © Yazan Nalan EYİN | Yayın Kasım 2011
Öldüğünü idrak edeceğin zaman da gelecek

Kurşun asla sekmez

Kalemle nişan alındıysa !


Nalan EYİN
 
     Beğenin    
Akan
ŞİİR | © Yazan Nalan EYİN | Yayın Kasım 2011
Çin seddini aştım seninle

Çöllerden geçtim

Meridyenleri saydım

Geceleri yıldız yerine



Geçmişi eledim

Geleceğe and içtim

Nehir gibi akarak

Doldurdun yüreğimi

Bu kalbe şimdi

Ne toprak

Ne deniz gerekmez artık

Benim yüreğim

Akan ebrde...


Nalan EYİN
 
     Beğenin    
Jet-Lag
ŞİİR | © Yazan Nalan EYİN | Yayın Kasım 2011
Şimdi konuşmuyor olabiliriz
Ama bir sus payı bıraktım sana,
iki cümlemin arasına…

Fersah fersah uzaklaşsan da
Aklından atsan da,
Ruhunda sakladığın
Jet-lag etkisiyim ben hala…

Gelecek çabuk gelir,
Kalıcı olansa geçmiştir dimağda…

Nalan EYİN
 
     1 Beğeni    
Parasomnias
ŞİİR | © Yazan Nalan EYİN | Yayın Kasım 2011
Bu rüya, kaçıncı uykusuzluğumdur
Şerefine kaldırdığım yataktan...


Nalan EYİN
 
     Beğenin    
Hiç Sevdin mi?
ŞİİR | © Yazan Tuncay GÜLEN | Yayın Kasım 2011
Gördün mü gecelerce sevdiğinin hayalini

Anladın mı her çevirişte başını

Haykırdın mı sitem ederek kaderine

Üzüldün mü sevdiğinin dizlerinde




Korktun mu gecenin acımasız karanlığında

Yattın mı yalnızlığını koynuna alıp kış günü

Hayal ettin mi sevdiğinle geçen günlerini

Bağırdın mı hiç ağlayarak yalnızlığına




Yandın mı hasretin sıcak kollarında

Sordun mu kendine niçin doğdum diye

Sustun mu dilinin ucuna gelmişken küfürler

Sordun mu günahım neydi diye Tanrı'ya




Of çektin mi yakar kavururcasına içini

Benzettin mi sevdiğine bir başkasını

Sarıldın mı koşup boynuna odur diye

Geldi mi içinden ölmek başkası çıkınca




Geldi mi içinden yıkmak taş bağırlı dağları

Sevdin mi sen hiç karşılıksızca birini

Dedin mi sevdiğim, seni sevmeyen birine

Ettin mi feda sevdiğinin uğruna gençliğini

Tuncay GÜLEN
 
     Beğenin    
Eylül
ŞİİR | © Yazan Tuncay GÜLEN | Yayın Kasım 2011
Bugün sonbahar kokan yapraklar kadar hüzünlüyüm

Yalancı sıcaklarda açan çiçekler kadar hüzünlü

Mevsim ilkbahar; ama ben eylüldeyim

Toprak yemyeşil, güneş sapsarı

Neyleyim ısıtmıyor ama beni

Neyleyim ısıtmıyor ama beni

Çünkü ben eylüldeyim

Tuncay GÜLEN
 
     Beğenin    
Hüzün
ŞİİR | © Yazan Tuncay GÜLEN | Yayın Kasım 2011
Artık hüzünlenmek yasak bana

Çünkü ağaçlar çoktan yapraklarını döktü

Sarı yığınlar bembeyaz oldu

Kar üşütür,

İnsanı hüzünlendirmezki bebek.

Tuncay GÜLEN
 
     Beğenin    

Bu sayfada yayınlanan öykü ve şiirlerin tüm hakları yazarlarına aittir ve üye yazarlarımız tarafından TavsiyeEdiyorum.com Öykü ve Şiirler kütüphanesinde yayınlanmak üzere gönderilmiştir. Burada yer alan eserler yazarlarından önceden izin alınmaksınız başka platformlarda yayınlamaz, sadece kaynak gösterilerek ve yazar ismi zikredilerek KISA ALINTILAR yapılabilir. Aksine davranış Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırılık teşkil edecektir.

02:39
Top