TavsiyeEdiyorum.com
TavsiyeEdiyorum.com  
.com
Arama : | Site İçi Arama

Yeni Tavsiye Ekleyin!


Uzman Üyelerimizin Öykü ve Şiirleri

Site üyemiz uzmanlar tarafından yazılan şiir ve öyküleri tarih sırasında sırasına göre aşağıda bulabilirsiniz.

Gönül Sözüm
ÖYKÜ | © Yazan Nilgün YAMANER | Yayın Temmuz 2015
Aşk; sahici, içten, gerçekten hissedildiğinde , en derininden etkileyen insanı. Ya ortasındasındır aşkın ya da dışında… Ya vardır ya da yoktur…
Aşkı filmlerde, dizilerde, romanlarda yaşanır zanneder olduk nicedir. Sevgilim, aşkım kelimelerinin hoyratça kullanılması içimizi acıtır oldu. Birkaç günlük ya da aylık, ne olursa olsun sığ, ne olduğu bile belli olmayan beraberliklerin adını aşk koydular.
Nedir aşk dedikleri? Aşk odunda yanmak ne ola ki? Kaç kere yaşar ki insan ömrü hayatında? Yoksa aşk diye hissettiği insanın nefsani, öylesine bir duygu mu? Neden çabucak tükeniveriyor? Niye silkelemiyor, neden darmadağın etmiyor bizi. Öyle olması gerekmez miydi? Genç kızlığımda okuduğum beyaz dizilerden başlayarak böyle yaşanıyordu aşk romanlarda…-
Mevlana diyor ki: “İnsaf et, aşk güzel bir iştir! / Onun bozulması, güzelliğini kaybetmesi, (insanlardaki) tabiatın kötü niyetli oluşundandır. / Sen, kendi şehvetine ve arzularına aşk adını takmışsın; / Hâlbuki şehvetten kurtulup aşka ulaşabilmek için yol çok uzundur.”
Yol uzun, zorlu. Çabalamak gerek, korkmak gerek. Çünkü kaybetmek kolay yakalamak sa bir o kadar zor aşkı. İnsanı var eden aşktır aslında Yaşadığını fark ettiren, her şeyi anlamlandıran. Yüzünü güldüren. İyi ki varım, iyi ki yaşıyorum dedirten. Olgunlaştıran, duygularına duygu katan, düşündüren. Birinin ötekine güneş olduğu. Aydınlatan, nurlandıran. Olduğu gibi kabul eden önce ama sonrasında, içine girdiğinde olunması gerektiği gibi olunmasını sağlayan.
Koşulsuz, sessiz kabullenişler. Bir başkasının göremeyeceği gözle görebilmek. Tıpkı Mecnunun Leyla’sı gibi. Yapamadığında onun istediklerini; kendisini yarım kalmış, tamamlanmamış hissetmesi gibi. Tek taraflı değil, çift yönlü, birbirini tam anlamıyla tamamlayan, eş olan , gerçek eş, yarım tanesi ve tanelerin birleşip birtanesi olduğu. Ama ille de çıkarsız. Ve samimi. Tıpkı ilk aşk gibi…
Karşılıklı olmalı aşk. Tek yanlı yaşananın adı aşk olmamalı. Çünkü sevilen sevendir aynı zamanda. Hani yüce yaradan sevdiğini üzermiş ya kendine yakın olsun diye. Kendisine samimi, içten gözyaşı döksün diye. İbadet ederken bile içi titresin diye. Gerçek aşıklar da acıya sabreder, üzüntüye de. Çünkü bilir sevildiğini. Okşanmasa da, koklanmasa da, yanında olamasa da sevdiği; bilir onun düşündüğünü…
Gerçek aşk çok yönlü olmalı. Aşkı yaşayanlar, her şeyi yaşamalı. Bu dünyayı ve asıl sahibimizin, yerimizin neresi olduğunun farkında olmalı…
Aşkı yaşayanlar zaman içinde öylesine benzeşip, birbirleriyle kaynaşmalılar ki, yok olduklarında, toprağa karıştıklarında, zerreleri birbirine öylesine yapışmış olmalı ki ayrılamamalılar. Onların zerrelerinden açan çiçekler bile yan yana düşmeli.
Aşkı yaşayanın aşkı akarsu gibi olmalı. Donmamalı suları, kirlenmemeli, kirletilememeli.
Ve melekler şahit olmalı yaşanılası aşklara, imrenmeli, söylemeli, göklere ve bilinmeyenlere.
Yaratılmışlar içinde birinci olmalı Leyla ile Mecnun, Tahir ile Zühre, Ferhat İle Şirin çoktan ama çoktan unutulmalı…
 
     Beğenin    
Hep Yeniden Başlamak Gerek
ŞİİR | © Yazan Esra ERDOĞAN | Yayın Temmuz 2015
HEP YENİDEN BAŞLAMAK GEREK

CANINA OKUMAK DEĞİL ÜSTÜNE KOYMAK

İNSANA YAKIŞIR YAŞAMAK


İNSAN OLMAK

ALLAH BİR AKIL VERMİŞSE, BİLDİĞİ VARDIR DEYİP
KULLANMAK GEREK

VİCDAN SAHİBİ OLMAK

KUKLA OLMAMAK MESELA

BİREY OLMAK

AŞK OLSUN DİYE AŞIK OLMAMAK
ve
AŞKA AŞKOLSUN DEDİRTMEMEK

YAŞAMAK LAZIM KISACA

ÖYLE GELDİĞİ GİBİ DEĞİL
YAKIŞTIĞI GİBİ İNSANA... e.e
 
     Beğenin    
Hayata Dair..
ŞİİR | © Yazan Esra ERDOĞAN | Yayın Temmuz 2015
BAKIN BU ÇOK ÖNEMLİDİR... BİR İNSAN İNSANI SEVMİYORSA, KENDİNİ DE SEVMİYORDUR... GÜVENSİZDİR KENDİNE VE BAŞKALARINA... O İNSAN SİZE NE KADAR NUTUK ATARSA ATSIN BİR KÜF KOKUSU ALIRSINIZ... BU RİYANIN KOKUSUDUR ASLINDA... RİYA KÜF TUTMUŞ YÜREK GİBİ KOKAR... KOZADAN ÇIKAMAMIŞ VE ÖLMÜŞ BİR LAVRA GİBİ... SİZE ASLA BİR KELEBEĞİN KANAT ÇIRPIŞININ LEZZETİNİ TATTIRAMAYIŞI DA BUNDANDIR. e.e

Soru ve önerileriniz için benimle iletişime geçebilirsiniz.
www.esra-erdogan.com
 
     1 Beğeni    
Aşk'a Dair
ŞİİR | © Yazan Esra ERDOĞAN | Yayın Temmuz 2015
Bu ara yazasım var
Hazır elim değmişken şu aşkı da yazayım dedim.
Sonra düşündüm nasıl yazılırdı ki bir aşk
Yaşandığı bilinmeyen...
Ben de öylece bıraktım, masumiyeti çizilmemiş, kendisi yazılmamış kaldı. e.e
 
     2 Beğeni    
Hangimiz Sansliyiz?
ÖYKÜ | © Yazan Handan HORASAN | Yayın Haziran 2015
Cocuklarımız o kadar masumlar ki!
Onların sadece temel ihtiyaclarını karşılayarak anne ya da baba olamayız!
Onların ruhunu beslemek ve onları hayata hazırlamak zorundayız.
Bazı çocuklar diğerleri kadar şanslı doğmayabilir ama...

Küçük bir çocuk; dogustan bir kolu eksik olarak dunyaya gelmiş.
Yani yaşamı boyunca belki diğer insanları görüp kendinde olmayanın boşluğunu tamamlamaya çalışacak.
Ailesi onun için protez bir kol yaptırmış ve günü geldiğinde o protez kolu ona her gün hayranlıkla seyrettiği "iron man" karakterine hayat veren aktor getirmiş. Aynı zamanda bu yapay kol iron man karekterininki ile aynı renk ve görünüşte; içocuğa aşina olduğu ve yüzünü güldüren şekliyle sunularak aslında sadece kolundaki değil ruhundaki o eksikliği de tamamlamaya çalışmışlar.
Belki senelerce alay edildi, belki geceleri sessizce ağladı yatağında, belki düşerken tutunamadı diğerleri gibi...
Ama yinede ailenin bu tutumu ona kendini özel hissettirecek.
Bu yüzden bu çocuk aynı zamanda bir çoğuna göre daha şanslı!

Bazen unutuyoruz onların ne kadar hassas olduklarını ama unutmayalım.
Çocuklarımız cok değerli!
Onların psikolojisini göz ardı etmeyelim.
Güzel bakışları arkasında saklıdır bütün hayalleri...
Onlardan gelen sinyalleri farkedin!
 
     1 Beğeni    
Hakikâtin Sesi
ŞİİR | © Yazan Handan HORASAN | Yayın Haziran 2015
Sanatın bir yerine sadece bir parcasına derinden dokunur ya insan...
Belki bir tını, belki siirler, belki de resmediyor kendi gerçekliğini...
Uzun uzun gözlerine baktım bana sesini lutfederken.
Kimbilir hangi yüreklere, nelere değmiş elleri, gözleri, yüreği...
Kulagım agırıyor dedi kadın!
Acaba neleri duymak istemiyor diye geçirdim içimden(?)
Gozlerim dedi sonra,
Neleri görmek istemiyordu ki(?)
Üzüldüm bir an!
Aslında birlikte adım atabilirdik; onun hayatına dahil olmaktı artık arzum;
Eğitim ve becerilerimi sayfalarca sunup bir insan hayatına dokunacagımı unutarak bas gostermek degildi amacım!

Tüm duyumlarını kapatmak istercesine baktı yüzüme.
Bir çocuk masumiyetini görüp sarılırım ellerine; aramızdaki mesafeyi unutarak.
Mesafe size değil ki, mesafe yüreği soğumuşlara...
Kadın; anne, sevgi, aşk ve güzellik demekse eğer,
Ben senin yüregine değdigim kadar huzurluyum.
Ve sen tatlı bir hanımefendi,
Kapat gözlerini görme.
Kulaklarını da elbette duyma.
Gerekiyorsa güzel olmalı veee
Nihayetinde,
Öyle olacak...
 
     Beğenin    
Bir Rahibin Hikayesi
ÖYKÜ | © Yazan Burak ASLAN | Yayın Mart 2015
Bir rahip 50'li yaşların sonunda emekli olmaya karar vermiş. Bir gün yolda giderken bir arkadaşına rastlamış. Arkadaşı rahibe:

- Bunca yıl bir kilisede bir kabinin içerisinde insanların günahlarını çıkarıp durdun, onların en mahrem anılarını dinledin. Peki ne geçti eline? Koca bir hayat boşa geçmedi mi? demiş. Rahip arkadaşına bakmış ve şöyle demiş:

- Ben o kabinin içinde insanlarla yalnız kaldım ve meslek yaşantım boyunca iki şeye şahit oldum. Birincisi insanların göründüğü kadar mutlu olmadığını gördüm.
ikincisi "KESİNLİKLE YETİŞKİN BİR İNSANIN OLMADIĞINI gördüm!!!

Hepimiz içimizdeki çocuk ile yaşıyoruz. Çocukluğumuzda bize kim olduğumuz söylendiyse, ona inanıyoruz ve ona uygun bir hayat kuruyoruz, hem de hiç farkında olmadan...
 
     1 Beğeni    
Merhamet
ŞİİR | © Yazan Damla DOĞRU | Yayın Şubat 2015
Yüreğinde merhamet olduğu sürece
İnsan kalır insan.
Merhameti olmayan insan;
Yapraksız ağaca,
Kumsalsız denize benzer.
Merhamettir bizi bir taştan farklı kılan şey.
Dünyaya merhametle bakın,
Her şeyin,
Algıladığınızdan ne kadar farklı olduğunu
Göreceksiniz.
Psk.Damla DOĞRU
 
     1 Beğeni    
Dört Mevsim
ŞİİR | © Yazan Damla DOĞRU | Yayın Şubat 2015
Dört mevsimi kış etme kendine,
İzin ver yaz ve bahar da yanında kalsın,
Sen kendini sevmezsen,
Kim sevebilir seni
Senden daha çok.
Kendine değer ver.
Herşeye inat gülümse.
Sen istediğin için olur bazı şeyler,
İstemekten çekinme,
Hakettiğin değeri herkesten iste.
Vermeyenler için üzülme,
Onlar senin içindeki güzellikleri göremeyenlerdir.
Psk.Damla DOĞRU
 
     1 Beğeni    
Gençlik, Yaşlılık, Zaman ve Denge Üzerine
ÖYKÜ | © Yazan Gizem UZBİLİR | Yayın Şubat 2015
Uzman Psikolog Gizem Uzbilir

Bu yazdığım yazı size psikoloji bilgisi verme amaçlı yazılmadı. Bu yazıda sizler ile düşüncelerimi paylaşmak ve sizi düşünmeye sevk etmek istiyorum.

Tanımadığım yaşlı bir teyze çok etkiledi bugün beni. İstanbul şehir içi otobüslerinden birinde bu 80 yaşındaki şeker kadının karşısına oturmuştum. Sır verircesine, sesini kısıp, ağzını saklayarak muzip bir şekilde söylediğinde öğrendim yaşını...Kısa yolculuğumuz sırasında bana uzun zamandır merak ettiği bir durak isminin anlamını sordu. Akıllı telefon sayesinde bilgi çok yakındaydı, buldum, söyledim. Çok mutlu oldu. “Ne zamandır merak ediyordum, soruyorum buradan her geçtiğimde, kimse bilmiyordu.” dedi ve ekledi “Ne güzel bir şey aslında teknoloji, ben anlamıyorum unutuyorum nasıl kullanacağımı. Ama zararı da çok bu teknolojinin. Ailedeki iletişimi azaltıyor”. Ne kadar doğru bir gözlem... Sonra da o gün ne kadar yorulduğundan, nasıl koşturduğundan, yalnız yaşadığından bahsetti. Otobüsten inmesine çok az kalmıştı ki – dedim ya kısa bir yolculuktu – “Eskisi kadar mutlu değilim artık, yaşlandım. Gözlerim daha az görüyor, çabuk yoruluyorum, arkadaşlarım da benim gibi yaşlandı, o nedenle arkadaşlarımla da birbirimize gidip gelemiyoruz, yalnızım zaten evde de.” dedi. Sonra şöyle devam etti: “Yaşlılık kısıtlıyor insanı, eskiden yaptığım aktiviteleri artık rahat rahat yapamıyorum. Eskiden spor yapardım, yürürdüm, kitap okurdum, arkadaşlarımla görüşürdüm. Demek ki bir şeylerin sonu geliyor.” O an ne diyeceğimi bilemedim. “Hayır lütfen böyle düşünmeyin, kendinizi mutlu edecek bir şeyler yapabilirsiniz, yaşlılığa olumlu pencereden bakmaya çalışın, ne kadar bilge gözüküyorsunuz, yaşınızı da hiç göstermiyorsunuz” demek geldi içimden. Güvence vermek ve bana gösterilen yarayı sarmak istemiştim. “Haklısınız zor olabilir anlattıklarınız ama yine de belki kendinizi mutlu edecek bir şeyler bulabilirsiniz.” diyebildim.
Varoluşsal gerçekliğimizin inanılmaz acısı... Evet doğruydu insanlar doğar, büyür, gelişir, yaşlanır ve ölürlerdi. Evet biliyorduk insan bedeni yaşlandıkça eskiden rahat rahat yapılan aktiviteler artık zor gelmeye başlıyordu. Yaş geçtikçe, insanlar yakınlarını birer birer kaybediyor, kayıplar artıyordu. Gençliğin ışıltısı, enerjisi, büyüsü belki azalıyordu yaş geçtikçe...Kim bilir? Belki de bu yaşlılığa, gençliğe ve zamana nasıl baktığımıza göre değişiyordu. Belki önemli olan nasıl algıladığımızdı zamanı, geleceği ve kendimizi. Belki de önemli olan hayaller ve hayalleri gerçekleştirecek motivasyonu bulmaktı.

Neden bu kadar çok etkilendim bu tatlı kadından? Çünkü onun gözünde gördüm o hissi. Nasıl tarif etsem.. Geçen yılların ve kaybolan fırsatların farkındalığını anlatıyordu bu bakış. O gözler ve o yüz ifadesi... ‘Gençken fırsatları değerlendir, dilediğin gibi yaşa, çok geç kalma hayata’ diyordu görüp özendiği gençlere bu tatlı teyze.

Çevrenizdeki yaşlı insanları mutlu etmeye çalışmanızı öneririm. Varlığınız, hoş sohbetiniz, aldığınız küçük bir hediye, ayırdığınız küçük bir zaman, bir gülümseme ve bir teşekkür... Yaşlı insanların yaşayacakları kısıtlı zamanı iyileştirecek küçük bir dokunuş. Mutlu ettikçe mutlu oluyor insan. Mutlu ilişkiler, mutlu insan...

Ben üniversitedeyken arkadaşlarımdan şu cümleyi çok sık duyardım: “Öğrenciyken zaman çok, para yok; işe girince para var, zaman yok.” Bu cümlenin bir değişik versiyonu da gençlikle yaşlılık arasındaki farklara uyarlanabilir. “Genciz, sağlık var, olanak var, iş çok, boş zaman yok; yaşlıyız boş zaman var, iş yok, enerji ve sağlık yok” Evet genciz, evet geleceğe yatırım yapmak önemli, evet yaşlılığımızı ve ileriki zamanları düşünmemiz gerekir. Ama burada tartıya koyup ince ayar tartmamız gerekiyor kararlarımızın sonucunu... Gençliği tümden heba edip sadece gelecek odaklı yaşamak mı, yaşlılığı veya geleceği düşünmeyip sadece anı yaşamak mı, yoksa...? Mutluluğa açılan kapılardan birinin anahtarının, bu sorduğum sorunun cevabına bağlı olduğunu düşünüyorum. Her an, her yerde, her kişiyle : “Denge”

Dengeli ilişkiler + dengeli ebeveynlik + dengeli dostluklar + dengeli duygular, dengeli düşünceler + dengeli beslenme + dengeli spor = Dengeli bir ruh hali ve dengeli bir yaşam
 
     Beğenin    
Yıllar Yıllar Önceydi
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Ocak 2015
Yıllar yıllar önceydi.
Adam elinde demli çay bardağını yudumlarken, gözlerindeki ışıltıyla anlatıyordu karşındaki kadına. Kadın can kulağıyla dinliyor.İçinden hasretle andığı babasının yerine koyuyor onu. Kirli sakal, kırışıklıklarla dolu yüzde olduğundan daha yaşlı görünüyor.
Sohbet koyulaşmaya başlıyor. Emekli olduğu işine girişini bugün yaşıyormuş gibi anlatıyor. Açık hava, kış rüzgarı masanın etrafında. Kars’da başlayan hayatın İstanbul ve Ankara dönüm noktaları. Soğuk, sıcak sohbet ve çayla karşılıklı ısıtarak sürüyor.
Akrabasının yanında,işe girdiği Ankarada bir hükümet işine başvurudan haberi oluyor. Ya kısmet. Umut, başvurusunu yapıyor. Hanımı ve 6 çocuğu köyde. Haber mektupla gelecekmiş. İstanbul’a çalışmaya gidiyor. Bir gün koşarak, elinde bir zarfla müjdemi isterim amca diyen bir kız çocuğu sesi. Adam heyecanlanıyor. Memurluğa kabul yazısıydı. Torpili de yoktu. Hemen hazırlıklara başladı. Sağlık raporu gerekiyordu. Gece yarısı yengesinin kapısına dayanır. Sağlık raporunu İstanbulda alacağını bile unutmuştu. Ankarada hastanede işini halleder. Ona İstanbul da bir müzede odacılık görevi verilmiştir. Takım elbisesi, saygın insanlarla başlar göreve. Tarihi İstanbulda , tarihi koruyan yerde. Çocukları getirmek kalmıştı köyden. Kara trenle çıkarlar yola. İstanbulda akrabalara sığınılır. Bir arsa satın alır, taksitle. 2 göz oda için. Komşulardan elektrik veren de vardır, kapılarını kapayan da. Ev büyütülür, çoluk çocuk yaşarlar birlikte.Yeni yuvalarında.
Emekli olur, duramaz boş. Arkasından onu ve çalışkanlığını anar arkadaşları. Başlar ufak ufak koşturmalara, İstanbul yollarında , tarihin içinde , torunları ve onların dedelerinden beklediği şekerlerle ..Bir evlat toprağa verir, yollar unutturamasa da acısını, güler yine gözleri ve Anadolu sıcaklığı, insanlığı yüreğinde.
 
     Beğenin    
Kırmızı Elbiseli Kız
ÖYKÜ | © Yazan Emine YILDIZELİ | Yayın Ocak 2015
Siyah yıldızlar karartırken aydınlığını, son bir gezintiye çıkmıştı küçük kız (kırmızı elbisesi, uzun yeşil çorapları ve bembeyaz şapkasıyla- o karanlıkta hepsi siyahtı aslında neden rengarenk giyinmişse? ). Gezintisinin tek amacı yürümek, yürüyecek hali kalmayana dek yürümekti. Adımlarını sabit büyüklükte atarken, siyahların üzerine renkli resimler çizmeyi denedi. Renkleri siyahın için de yok oluyordu. Gücünün bitmesine, hayatının, kalbinin de sönmesine az kalmıştı artık. Birden ufak bir ışık göründü uzaklardan. Birisi ona doğru yaklaşıyordu, evet, içinde ufak bir mum yanan fener ile bir oğlan geldi yanına. Beyaz kazaklı, gri pantolonlu ve açık mavi şapkalı bir oğlan. Karşı karşıyaydılar ve mumu aralarına aldılar. Birbirinin gözlerine baktılar hiç konuşmadan, hemde dakikalarca. Konuşmanın anlamı kalmamıştı ki o bakışta anlatılanlardan sonra. Bu arada küçük kız dinlenmişti ve gezintisinin de amacı değişmişti aslında artık. ufakta olsa ışıkları vardı artık, en önemlisi de yalnız değildi. Yaklaşınca yeterince, etrafını saran şeylerin renklerini bile görebiliyordu. Mucize gibi. Minicik heyecanlı iki yürek. Belki de o ufacık mum ışığından ne büyük ateşler oluşturacak, diğerlerine renk götüreceklerdi.
Kırmızı elbiseli kızı ile mavi şapkalı oğlan günlerce yürümüşlerdi, sabit adımlar, hiç konuşmadan. Bir akşam bir köye geldiler. Ufak evlerin pencelerinden kar yağmış yerlere ne güzelde yansımış yaşamın ışıkları. Mavi şapkalı tuttu kızın elinden ve bir ağaç evine götürdü. Kendi eviydi orası. Evinden bir çanta aldı ve kırmızı elbiseliye verdi. Sarıldılar, hiç bir şey söylemeden ve yürümeye başaladı küçük kız. Tek başına. Köyün dışına geldiğinde çantayı açtı ve içinden fener ve mum çıkardı. Kibrit ile mumu yaktıktan sonra ormanın içindeki dar yoldan devam etti yoluna. Kırmızı elbisesinin bir anlamı da vardı artık. Ormanın karanlığında ne güzel de gelmişti gözüne elbisenin kırmızılığı. Yürüyordu, neye ve kime doğru olduğunu bilmeden.
Bir sabaha doğru uzaklarda ışıklar gördü gözleri. Hayran kalmıştı gördüğü resme, tüm o karanlıklardan sonra. Hızlandı adımları ve yaklaştığında şehre, mumu üfleyip çantasına kaldırdı hemen fenerini. Neye bakacağını şaşırmıştı. Her taraftan farklı renkler ışıldıyordu gözlerine. Her yerden farklı sesler geliyordu kulağına. Bi an aklını kaybedecekmiş gibi hissedip koşarak kaçtı bir köşe ve kapattı gözlerini, kulaklarını. Derin bir nefes alıp açtı yavaşça gözlerini, sonra kulaklarını. Saatlerce gözledi herkesi, herşeyi ve dinledi her sesi. Sulu boya paletindeki muhteşem renklerin, birbirine karışıp griye yakın bir ton oluşturması gibiydi ona göre. Odaklanıp izlediğinde mucize gibi, tümüne baktığında karmaşa içinde kayboluşlardan ibaret. O an orada kalmaya karar vermişti. O renkleri iç içe geçmiş, doğal halini yitirmiş dünyayı keşfetmeliydi. Bir oda kıraladı ve yeni yaşamına başladı…
 
     1 Beğeni    
Almanca Bilen Var Mı
ÖYKÜ | © Yazan Süleyman KALMAN | Yayın Ekim 2014
ALMANCA BİLEN VAR MI
Acemi bir heykeltıraşın elinden çıkmış gibi ya da henüz bitirilmemiş izlenimi veren, çıkık, kaba elmacık kemikleri, gecikmiş sivilceleri ve onların bıraktığı izleri barındıran bir yüz ve onun üzerinde bir- iki tıraş kaçkını kıl, yamru-yumru, kazınmış bir kafa. Soluk, açık renk bir ten ve insanın gözünü kaçırdığı, karşılaşmak istemediği anlamsız, ebleh bakışlar.
Üzerinde epeyce kalın -büyük ihtimal örme- solgun, tiftiklenmiş, kırmızı bir yün kazak. Boynunda, kırmızı rengi solmuş, kirli ve yıpranmış bir spor kulübü atkısı.
Lokalde maç seyredenlerin arkasındaki bir koltuğa oturmuş, elinde bir kitap, televizyondaki maçtan çok elindeki kitapla ve yanındakilerle ilgili, yirmi beş-otuz yaşlarında ama haliyle- tavrıyla onlu yaşları geçmemiş izlenimi veren birisi.
Millet maça kaptırmış kendini, bağırıp-çağırıyor, heyecanlanıyor, takımı atağa kalkınca ayağa kalkıyor, gol pozisyonlarında yırtınıyor vs… Bizimki, yerinden kıpırdamadan, elindeki sarı yapraklı eski kitaba bakıyor ve bir de yanındakilerin suratına.
Ben hemen arkasındayım. Dakikalarca sağındaki kişiye bakıyor. Gözlerini suratına dikmiş, yiyecek gibi… Yanındaki de, her an kalkabilirmiş gibi kabanıyla oturan esmer gençten biri. Uzun süre cep telefonuyla konuşuyor. Bizim kırmızı kazaklı da onun suratına bakıyor. Sanırsın ki, uzayıp giden telefon konuşmasından rahatsız oldu da yanındakini uyaracak. Görüşme bitiyor. Ancak bizimki bakmaya devam ediyor.
Bir süre sonra, sadece sağına değil, soluna, arkasına da dikkatlice ve rahatsız edici bir biçimde bakıyor. Neredeyse kafasını kabuğundan uzatabildiği kadar uzatıp, döndürebilen bir kaplumbağa gibi. İnsanların burnunun dibine giriyor.
Lokaldekilerin çoğu günlerini sohbetle, tavla, okey gibi oyunlarla, son bir fırsat ümidiyle at yarışı oynayıp zengin olmayı hayal ederek geçiren emekliler. Kırmızı kazaklının onlar tarafından tanınan biri olduğu belli… Büyük ihtimalle onlardan birinin oğlu. Lokalin müdavimi oldukları için onun bu hareketlerini yadırgamıyorlar. Bu deneyim, benim gibi yenilere de sirayet ediyor. Ancak yine de onunla göz göze gelmemeyi tercih ediyorum. Çünkü ne yapacağı, ne diyeceği kuşkulu. Davranışları akıl sağlığı hakkında soru işaretleri oluşturuyor.
Maçın devre arasına yaklaşılıyor. Seyircilerin çoğunun tuttuğu takım mağlup… Serzenişler, teknik direktöre akıl vermeler, şunu çıkar, bunu al, bu ne biçim kadro demeler, takımın golcüsüne kızmalar gırla gidiyor. Bizimkinde bir değişiklik yok. O kitabıyla ve çevresindekilerle ilgili. Biz ise onu yok farzetmekle.
Tutulan ve mağlup durumdaki takım, ahlar vahlar arasında bir gol daha kaçırırken, bizimki kimsenin beklemediği bir anda, nafile bir seslenişle soruyor:
“Almanca bilen var mı?”
Hiç kimsede ses yok. Herkes yine o yokmuş gibi maça dalmış durumda. Ben elindeki kitaba bakıyorum. Tamamı Almanca, çok eski ve sayfalarındaki şema ve rakam çoğunluğundan teknik bilgiler içerdiği anlaşılan bir kitap olduğunu görüyorum.
Kırmızı kazaklı, kabak kafalı adamımız hiçbir şey anlamadığına emin olduğum o kitaba dakikalardır bakıyor demek ki… Belki de saatlerdir.
Devre arası oluyor. Bir ara tuvalete gidiyorum. Geldiğimde kırmızı kazaklının loca gibi tüm lokali arkadan ve geniş bir açı ile gören bir yere oturduğunu, kitabı yine ortasından açarak önüne koymuş olduğunu, kitaba bakmadan bön bön ama uzun uzun çevreye baktığını görüyorum.
Tuhaf bakışlarla çevreyi süzerken, babacan bir amcanın gelerek, “Aferin, ne çalışkan çocuksun sen…” deyip başını okşamasını ve onu takdir etmesini bekler gibi sanki. Böylece gidemediği, bitiremediği okullar, edinemediği meslekler, ıskaladığı hayat, hepsi, hepsi bir anda yok olup gideceklermiş gibi.
Tuttuğum takım, kırmızı kartlar, kaçan goller, hakeme edilen küfürler vs. eşliğinde yenilirken, maçtan aklımda kırmızı kazaklının gecikmiş, kırık ve nafile sorusu kalıyor yalnızca.
“Almanca bilen var mı?”
 
     1 Beğeni    
Meşk-İ Aşk
ŞİİR | © Yazan Murat ÇAKIR | Yayın Ekim 2014
Aslı gurbet sureti sılaymış aşk denilen şey
Ruh ile beden arasında fasılaymış epey
Âhiri ezaymış amma sanmışım bir sefa
sükutu hayal oldu meğer yok imiş vefa
Şeytani bir arzuymuş derdime olmadı merhem
Bir acı zakkummuş elimde kalan matem
Meşki aşk sanan düşermiş peşine nefsinin
Hakikati kaybolup yitince canda hayası
Aşkı meşk eyleyen düşmanıymış iblisin
Izdıraptan mest olup bitince ruhda riyası

zayî/m.çakır
 
     Beğenin    
Yeni Romanım
ÖYKÜ | © Yazan Özlem AKKEL | Yayın Eylül 2014
Sayın tavsiyeediyorum.com ziyaretçileri, Kanes yayınlarından çıkmış olan psikolojik romanımın takibini ozlemakkel.com sayfamdan yapabilirsiniz. Aşağıda linkini vereceğim sitelerden veya diğer internet kitapçılarından ve D&R mağazalarından sipariş verebilirsiniz.
Şimdiden iyi okumalar dilerim.

Tüm D&R Mağazaları
Kitapyurdu
İdefix
Say Kitap
Final yayınları
Pandora
Kanes Yayıncılık ve
diğer online sipariş noktaları
 
     Beğenin    
İstanbul Ritüelleri Anadolu Yakası –kadıköy
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Eylül 2014
İSTANBUL RİTÜELLERİ
ANADOLU YAKASI –KADIKÖY


Bu Cumartesi sabah her zamankinden erken uyandım.Yağmur sesi ve havanın temizliğini odamın açtığım penceresinden içime sindirdim. Yatak keyfini seviyorum 40 ımdan sonra. Oğlumla edindiğim alıskanlık. Muratın da saygı duyduğu.O erkencidir Nazan gibi .

Bonzaiden size yazdığım sevgili genç hastanede. Kurtuldu ve tedavi sürecinde .Onu ziyarete gidiyorum. Anneye moral olsun diye. Semsiyem yok. Biraz ıslanmak hosuma gidiyor. Ağaçları bol -kır bahçeli hastanedeyim. Beyaz tenli, güzel yüzlü, içi yüzüne yansımıs kadın beni karsılıyor. Birkaç önerim oluyor. Umarım sonra daha çok faydam olacak onlara.

Yolum Kadıköy-söğütlüçesme caddesinde. Gelinlikçiler arasında..Çok güzel modellerler çıkmıs arkadaslar. Haberiniz ola. Daha bir saat var. Yağmur az da olsa devam ediyor. Sokak kesfetmeyi her zaman cok sevmisimdir. Eski Salı pazarının etrafı olan bölgedeyim. Kendime güzel silebezi bir elbise alıyorum.Yesil, rahat, uzun ve dantelli ..Export fazlası ürünleri uygun fiata bulabilirsiniz. Güleryüzlü ve isini bilen bir satıcı ile daha sık görüseceğimi düsünüyorum. Oradan ayrılırken , ıslanmıs saçlarımla yağmura aldırıs etmeden kücük esnafları seyrederek yürürken Kusdili caddesinde Karadut sokak da Kekik Ege Mutfağı yazılı lokantayı görüyorum. Dısarda durmak istiyorum.İçerden seçimi yapıyorum, temiz ve güleryüzlü çalısanlarla konusup.oturuyorum.Ayvalık da evliliğimin ilk 9 ayında yasamak ve İzmirli meslektaslarımdan Ege ye ilgim baska. Tabii “gönlüm egede kaldı” ile Sezen Aksu nun hissettirdikleriyle..
İçerde bir kitap rafı ilgimi çekiyor. Cahit Kara yazarın adı. Lokantanın sahibinin abisi. Edebiyat öğretmeni İzmirde. Sinoplu aile ilgili İzmire ve ege mutfağına. Gençler servis yapıyor, sıcak ,samimi. Hüseyinden rica edince bir fotografım oluyor oradan sizin de uğramanızı, tatmanızı diliyorum.KEKİK sizi bekliyor.
Oradan ayrıldığımda randevu saati gelmisti. Ales sınavına girmek istiyorum. Bana destek olacak sevgili Özgür ÖĞRETMEN. Oldukça tatmin edici danısmanlık hizmetinden sonra yeni bir yolculuğa yelken açacağımı hissediyorum.
Eve hemen dönmek istemiyorum . Hava açmaya basladı. Kalabalık artıyor. İlerlerken kadıköye doğru, Kendimi bir örgü malzemesi satan dükkanların birinde buldum. Bebek yünü aldım. Bir yelek yapmak istiyorum pofuduk iple. Bir kitap öneriyorum kasadaki bayana. Sohbet baslıyor. Okumak ve örgüen derken. İkinci üniversite okuduğunu, daha önce el sanatları hocalığı yaptığını ve yüksek lisan da istediğini öğreniyorum. Karsılıklı motive ve bilgilendirici konusmadan sonra yola çıkıyorum elimde yünler ve yeniden hatırlayacağım Matematik derslerinin heyecanıyla.. Boğadan asağıya , ara sokaklardan Balık pazarına geliyorum. Heryeri ayrı dünye .Bizim kadıköyümüz. Sevgili Lernanın çocukluğunu geçtiği Kadköy. Heryeri tarih kokan , rum ve ermeni ve türklerin yasadığı ilce.Simdi gençler ve yabancı tursitler ayrı bir tat veriyor.
Balık pazarının esnafı güleyüzlü. Tertemiz ürünlerin olduğu sarküteler. Meyveler, sebzeler ve balıklar. Kekse geçim esitliği olsa ülkemizde herkesin alım gücü iyi olsa. Biliyorum çoğu kisi için lüks buralar. Murata sevdiği birkaç sey alıyorum. Bana her zaman saygılı davranmıs kayınpederimin sevdiği balık ürünleriyle onu anıyorum.. Karsıdaki Beyoğlundaki Balık pazarından alırdı oda balık yumurtaları vb..Kadıköy ,Küçük lokantalar, fırınlar , baharatçılar ve köz atesinde kahve yapan dükkanları.. Görmek lazım.Çiya ev yemekleri.Yıllar önce bir kere tatmıstım oradaki lezzetleri.
Sabahları tercih edin derim.Ben Beyoğlunu da sakinken –erkenleri severim. Sokak çalgıcılarının performansları, kitapçılar en güzeli. Bankaların kitap dükkanlarına muhakkak uğrayın özellikle çocuklar için güzel yayınlar var. Nasreddin Hoca hikayelerini, çocukluğumun klasiği Çocuk Kalbini ve Oz Büyücüsünü kampanyadan tanesi 2.75 alıyorum. Barsa telefonda söylediğimde cok seviniyor. Kendim de duramıyorum. Leyla Erbil daha önce okumamıstım. 1931 –kaybettiğimizde 2013 dü.KALAN kitabını, Ahmet Arif’in ona yazdığı mektupların kitabını “Leylim Ley “ ve ona ithafen Leyla Erbilin yayınlanmasını göremediği “Tuhaf Bir Erkek” kitaplarıyla çıkıyorum. Elimde sanki bir hazine tasıyorum.

Ahmet Arif SİİRLERİNİ ilk kuzenim Mustafa bana hediye ettiğinde tanımıstım. Sabırsızlıkla okumayı istiyorum. O esnada Mefhisto da müzik albümlerine bakıyorum. Ne kadar özlemisim buraları, kalabalıkta kaybolmak ve kendinle kalabilmek. Bu sehrin büyüsü burada. Seslerden bir süre ayrılmak istedim ve yıllar önce oturduğum Baylanın bahçesinde buldum kendimi. Buket UZUNERİN “Kumral Ada Mavi Tuna” dan tanınan O özel yer. Salas, tepesinde yesil yapraklarla bezenmis –korunaklı bahçe. Dost sohbetler, yalın... Klasiği olan Kup griye yerine Adisababa’yı deniyorum ve türk kahvesini içerken hikayesini masadaki kitaptan okuyorum. (www.baylangida.com) Okumanızı tavsiye ediyorum. Çıkarken bir tanede kendime aldığım kitaptan yeni seyler öğreniyorum. Gecmis yasanmıs öyküler hep ilgimi çeker zaten.
Alıntı:
Baylan Beyoğlu şubesinin Türk edebiyat tarihinde önemli bir yeri vardır. Özellikle 1950’li ve 1960’lı yıllarda birçok edebiyatçı, şair, ressam, karikatürist ve tiyatrocunun “mesken tuttuğu” buluşma ve tartışma yeri olmuştur. Sayıları 40’ı bulan Baylan müdavimlerin bir bölümü Türk edebiyat tarihinde "Baylancılar Akımı" olarak yerini aldı.

Atilla İlhanla baslayan bu yolculukda bayanlardan ne tesadüf Leyla Erbil de yer alır. Simdi bir baksa seviyorum Baylanı ..Asıl Filip LENASLA 1923 yılında baslayan öykü, Harry Lenas ailenin büyük oğlu çocuğu olmadığından simdi bir türk firmasına devretmistir bu hazineyi .İyi koruyacaklarına inandığı icin ve desteği sürdürerek. Bebek de açılan ikinci subesiyle Baylan.. Hele bu dönemde bu ülkenin düsünen, toplumu iyiye yönlendirecek ne çok gerçek sanatcı ve düsünürlere ihtiyac var.Onları bir araya getirecek Baylan gibi yerlerde bulussak isterim onlarla..

Tekrar dısarı cıktığımda Kilise ve camile ve kalabık arkanda kaldı. Vapur iskelesini ve hüzünle duran HAYDARPASA GARINI geride bırakarak minibüse biniyorum.
Elimde yesil silebezi elbisem, pofuduk yünlerim, sislerim, oğlumun ve benim kitaplarım, esime aldığım mezeler..
Kendimi mutlu hissediyorum. Yansıması tüm sevdiklerimi kucaklaması dileğiyle..
İSTANBUL
9 AĞUSTOS 2014
KADIKÖY
 
     Beğenin    
Ebristan-Hikmet Barutçugil
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Eylül 2014
EBRİSTANBUL-HİKMET BARUTÇUGİL


YIL 2009 22 ARALIK ANTALYA-TALYA OTELİ –YENİ YIL KERMESİ
Çalıştığım Özel Eğitim Merkezinin bir stantı var. Oğlum, annem ve kızkardeşimle ordayız. Yabancıların organize ettiği bu kermesde EBRU teknesiyle sevgili Sevda Sabırlı ile tanışıyoruz. Barış 3.5 yaşında ilk ebrusunu yapıyor Sevda hanımla. Sanatıyla bütünleşmiş, güleryüzlü ve soyadı gibi sabırlı Sevda hocamızla yolculuğumuz başlıyor.

Atölyesinde bir gün Hikmet Barutçugil tekniği sözünü ediyor bize. Barışın doğaçlama yaptığı bir ebruya itafen. Dünya çapında değeri bilinen Ebru Sanatçısı Hocanın albümlerinden eserlerinin bir kısmını görüyoruz. 2013 de barış Mukadeer Kavas hocasıyla çalışıyor ve bir sergide iki eseriyle katılıyor. Ebruhane de başlayan yolculuk , Mukadder Kavas atölyesinde devam ediyor.
2014 İSTANBULdayız. Alışma sürecimi atlattık. Hayalimde tanışmak ve ondan öğretiler olsun hayatımızda dediğim hocayla tanışacağım. Gözüme uyku girmedi. 10.00.da Üsküdar-Salacak da EBRİSTANBUL da olacağım. Telefonda Miki ile tanışıyorum.. Sevecen-sıcak. Taksiyle ulaştığım ahşap köşkün kapısında karşılandım. Kamelyenin üstü üzüm yapraklarıyla donanmış. Ahşap masa ve sandalyeler. Sessizlik ve huzur. Daha yarım saat var. Ortamı içime sindiriyorum. 4-5 kedi oynaşıyor. Onları iziyorum bahçede. Küçük çocuklara benzetiyorum onları.. Miki geliyor. Tanışıyoruz.Masanın üstünde basılı eserler. Elime hocanın ebrularının altlerında -Kuran ayetleri- olan eseri görüyorum. Bir kısmını okuyorum. Huzurla ..Odaya Hikmet Barutçıgil hoca giriyor. Biran yerimden kalkamıyorum. Heyecanlnıyorum.Sanatının ve tevazunun önünde.. Bilge insanla kısa bir tanışma.. Bir öğrencisine yönlendiriyor Barışı..Yollarımız tekrar karşılaşsın istiyorum. İnternetten takip edeceğim kursları. Biraz hayalkırıklığı yaşıyorum Sanıyorumki Ekimde kurs olacak ve biz kayıt yaptıcağız. Birçok projeyle yoğun hocanın tavsiyesini dinleyeceğim. Bakalım hayat bize neler gösterecek. Barışın zorlamadan kendi yolunu bulmasında yol gösteriyorum. Sanat olmalı çocukların hayatında diyor. Ben tavsiye isteyince. Kendi meşrebine uygun olanı yapmalı diyor. Allahaısmarladık diyorum. Birgün Barışla hocayı tanıştırmak için izin istiyorum.
Hacı Mehmet Efendi sokaktan sağa sonra çeşmenin yanından sola aşağı merdivenlerden inerek Salacağa ulaşıyorum. Hep tepeden merak ederdim. İçime manzarayı alıyorum.
Karşımda Sultanahmet cami, Ayasofya, Topkapı Sarayı ve sağımda Eminönü ve uzakta Galata kulesi. Ayrılamıyorum .Aşağıda kafede oturuyorum İşe gitmeden çayımı yudumlarken biraz daha seyrediyorum Şehr-i İstanbulu. Sakinliği, huzuru .
ATLAS fotografçısı bir fotograf sanatçısı -bir şeylerden vazgeçmek gerekir –demişti. Ben de tutkuya inanırım. Heves gibi başlarsa insanlar bir şeye bir süre sonra bitiyor. Emeği verene de saygı önemli. Gerçekten istemeli .Neyse yapmak istediğiniz. Ve çalışmalı TUTKUYLA.

Salacak
Ebristanbul 2014 Ağustos 14
 
     Beğenin    
Moda Yolunda
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Eylül 2014
MODA YOLUNDA

Daha önceki yazılarımda bahsetmistim. Yıl 1989
İstanbul’da ise giriyorum.
Simdi yerinde residans olan Fransız Pastaur Hastanesi.
Bir İstanbul hanımefendisiyle tanısıyorum orada. Adı Tolon Bingöl ..Sevgili DR.Özdemir Bingölün kızkardesi.Pınarın sevgili annesi.
Robert kolejini bitiren Tolon hanım, siyah çerçeveli gözlükleri, incecik bedeni, kısa kısa adımlarla hızlı hızlı çevik yürüyen, yorulmak bilmeyen bu hanımefendi. Çalıskan, El Cerrahı Dr. Ayan Gülgönenin sağ kolu, asistanı..Masasında titizlikle, disiplinle çalısan Tolon hanım ile bir yolculuk baslayacaktır aramızda. İngilizce mütercim tercümanlık yapmıstır.
Moda dan her sabah Vapur iskelesine –kadıköye -oradan Taksime-İTÜ Taskısla kampüsü karsısındaki hastaneye gelirdi. İngilizce öğrenme sevdamın yanında beni desteklemek istedi. Karar verdik. Hafta sonu Cumartesileri sabahtan Modaya gidecektim. Sevgili Ajda Pekkan sarkısındaki Moda yolları (Söz : Fecri Ebcioğlu & Müzik : Marc Aryan ) böyle baslıyordu.

Sisliden Besiktasa iniyor, oradan Kadıköy vapuruna biniyorum. Boğaz keyfiyle iskeleden modaya yürüyorum. Etrafımda antikacıların , kitapların, cafelerin olduğu parke taslı dar sokaklardan geciyorum.Esnaf yeni yeni dükkanlarını açıyor. Kediler dolanıyor sokaklarda.Tolon hanımda çok sever kedileri. Sevgili kedisini kaybettiğinde evladından ayrılmıstı sanki. Dile kolay onlarca yıllık birliktelik.

Moda ilkokulunu gördükten sonra ,Moda sabit pazarına varmadan sağda bir pastaneyi gecip, sokaktan sağa kıvrıldığımda soldan ikinci apartmanın birinci katında bekleniyordum. Pırıl pırıl ısıldayan bir ev. BEYAZ, AYDINLIK. Oturuken bana ve misafirlerine verilen bir rahatlık hep vardı. Havalar güzel, balkonda güzel bir kahvaltı ve çiçekler beni beklerdi. KAHVALTI sohbetiyle, İngilizce konusur, sohbet ederdik. Bana anlattırır, dinler ve öğretirdi. Birlikte tıbbi çeviriler yapardık. Böylece isyerindeki diyaloğumuz bir baska anlam kazanmıstı. Bu ne kadar sürdü bilmiyorum ama cok keyif aldığımı , yararlı olduğunu hatırlıyorum.

Moda Tolon hanımla hayatıma girmisti ya yıllar sonra yine bir yazımda bahsettiğim oğlu, kızı, torunu ve amerikada yasayan erkek kardesiyle MODALI Oksan hanım hayatıma girer. Moda hayatıdır. Annesinin evi, evlendiğindeki evi ve anıları. KADER Kİ orada taksi çarpar kendisine ..Yıllarca Moda sahilinde yürüyüsler yapan, hızını alamayıp Fenerbahçeye kadar uzanılıp -dönülen yollar..Yürüyüs sporu. Bu spor sayesinde simdi büyük bir azim ve aile desteğiyle sağlığına kavusuyor. Ona Tolon hanımı soruyorum. Vefat ettiğini öğreniyorum. Bir ÇINAR da devrildi demek. İzler bırakarak .

Moda , İstanbulun bir özel kösesi. Biryeri bilerek dolasırsanız baska gelir orası size. İnsanlar –geçmis tarih size yol gösterir.Bir baska bakarsınız sokaklara, evlere.

Fenike uygarlığı yasamıs burada. 19. yüzyılda Osmanlı döneminde Avrupadan gelen azınlıklar, Ermeniler, Rumlar , istanbulda yasayan İngilizler ve sanatcılar, bürokratlar ,bilim insanları yerlesmis. Önceleri 2-3 katlı , bahçeli, küçük evler varmıs orada. Batı okulları ve kiliseler..Sonradan 1960 larda yerini bitisik sıralı binalar almıs.
Modaya cıkarken sağda Haluk BİLGİNERin OYUN ATÖLYESİNİ görürsünüz.Yıllar önce orada Zuhal Olcayı KIRMIZI elbisesiyle –tek kisilik performansıyla izlemistim. “Güller ve dudaklar” Tiyatro ve müzik ziyafeti, duru bir ses, duru güzellik ve tek basına bircok duyguyu bize geciren o yüz ve mimikler. Muhtesemdi..Küçük, kırmızı koltuklu sahneden onu hissetmek..

Yoğurtçu parkından Modaya giderseniz bir lise görürsünüz.
Fransız Saint-Joseph Lisesi Beyoğlundan bu güzel semte tasınmıstır.Acaba bir gün oğlum orada okurmu diye içimden geçiyor.
Moda çıkıs yolunuz da bir seçeneğiniz Nostalji tramvayı olur. Antalyadaki Nostalji tramvayıyla konyaaltı-ısıklar gezisi vazgecilmezimdir. Aynı tadı alırım istiklal caddesi-tünel arasında da . Sakin saatleri tavsiye ederim, hissedebilmek için oraları..

Barış Manço’nun evinin bulunduğu sokağa girdiğinizde, günümüz klasik binaların yanı sıra Manço’nun İngiliz mimarisine sahip evini, karşısında ise 1878 yılında inşa edilmiş Presbiteryen All Saint Kilisesi’ni görürsünüz.Hıristiyan-Türk Türkçe ibadet etmektedir.
Bir baska Fransız Katolik kilisesi -Eglise Notre-Dame de L’ Assomption Kilisesi vardır.
Karsısında Karikaritüst Cem’in Müze evi vardır.
Yine Moda da İlk türk kadın tiyatrocu Afife jale nin sorgulandığı karakol olarak bilinen Rıza Pasa KARAKOLU vardır. Simdi sehit ailelerine rehabilitasyon hizmeti vermektedir.
Moda caddesinde Dondurmacı Ali USTAYI VE DONDURMALARINI bilmeyen yoktur.
Karsısında Piyanist Aysegül Sarıcanın İtalyan mimarisi- SARICA konağı durur.
Moda çay bahçelirinin atmosferi bir baskadır. Salaslığı,rahatlığı hosuma gider. Oradayken Modanı diğer yüzünü de görebilmek lazım.


Tarihi ile simdiki zamanı icice yasayan bir semt Moda. Tahmini 1917 lerde yapılan Moda iskelesi Mimar Vedat Tek tarafından arabesk-türk mimarisi tazında yapılan iskelede 1986 da vapur seferleri iptal edilmis. Cumhuriyet döneminde süslenip, yürülünen iskele yolu bir baska anlamlıymıs. Modada kadınlar plajı varmıs.
Yıllar önce esimle adaları seyredip, günesin batısının izlemistik oradan biramızla.

2002 ler
Evren, Serife ,Nurten
ÜC GENÇ KIZ
Ankaradan gelen üc genc kız
İstanbulda denize karsı otururlar
Onlar deniz olmayan sehirden gelmislerdir, birbirlerine bakar yüzleri, dostlukları hala sımsıcak
Bakarlar Moda burnundan sahile
Yakamozu orda izlerler
Birbirlerine bakabilen bu üç gen kız hayalleri, kırılganlıkları ve umutları ile YAKAMOZDA İSTANULDA MODADA kalabilirler kendikendileriyle

2014
Serife geldiğinde Modada bulusmak isterim onlarla
Yeni yapılan iki büyük gökdelen kessede, bira ve sarap icilemese de yakamozu , hala var orada yaz aksamlarında bizi bekliyor.

İskeleden geriye yürüdüğünüzde sağda Koço restaurant var. Arkadaslarımla dost sohbeti ve güzel –özel bir yer olarak hatırlarım orayı.Hala ziyaret edilen Aya Ekaterini ayazmasına gitmek için üzerine inşa edilen Koço Restaurant’ın içinden geçmek gerekiyor. Konstantinos Koço Korontos tarafından kır kahvesi 1954 den sonra lokantaya çevrilir. Hala özel bir yerdir Modada.

Koconun biraz üstünden sağa dönünce solda bir apartman. Mimar Emin Onatın yaptığı apartman. Atiye
Apartmanında oturur Oksan hanım. Komsularıyla. Lale Belkısla.. Hayat ardasını kaybetti o sanatcımızda kendi gibi bir sanatcı olan yol arkadasını YALCIN beyi…

Anıtkabirin mimarı ( mimar Orhan Arda ile birlikte)Mimar Emin Onat birzamanlar İngiliz-Türk yat klübü olan Moda Deniz Klübünü onarmıs.Suan eski bina olarak Müze olmayı bekleniyor Modalılarca. Yeni bina faaliyette.

Oksan hanımla tedaviye ara verdikten sonra balkonunda bir kahve için sözlesmistik. Yaz ayı, klubte havuza girmeye baslar Oksan hanım. Cumartesi öğleden sonra hep kapısından gectiğim moda deniz klübündeyim. Oldukca sağlıklı görünüyor oksan hanım, floridadan onun için gelen kardesiyle tanıstırıyor. Çay keyfi yapıyoruz. Modadan söz ediyoruz. Eski modadan .Komsusu Nazım Hikmet Ran dan . Oğlu Mehmet ten.Küçükken onunla ilgilenisinden. Münevver hanımdan. Ülkesinden 3 aylıkken oğlunu bırakıp gitmek zorunda kalan Mavi Gözlü DEVDEN –SAİRDEN-
Karşı yaka memleket, sesleniyorum Varnadan,
işitiyor musun, Memet! Memet!
Karadeniz akıyor durmadan, deli hasret,
deli hasret oğlum, sana sesleniyorum, işitiyor musun?
Memet! Memet!

Anılarını yazmalı bence oksan hanım. Karsımda deniz. Beyaz kücük yelkenler, onlarca. Solda Fenerbahçe ,karsımda adalar. İçime almaya çalısıyorum manzarayı. Sonra bana havuzdaki hareketlerini göstermek istiyor, hastam. Rehberi, koçu atletik bir bayan geliyor. Füsün hanım. Birlikte suya giriyorlar. Çocuk havuzunda, ayaktaki hareketlerini izliyorum. Cesaretleniyor, makarnasını çıkarıp, açılıyor. Omzunu suyun içinde hareket ettiriyor. Gözlerine yapılan katarakt operasyonundan sonra yeniden kazançlar baslıyor. Füsun hanımın motivasyonu, abisinin varlığı ve Kızı Mervenin hediye ettiği kolye. Hz.Fatıma Eli kolyesi ona sifa veriyor.
Sudan cıktığımızda gökyüzünde onlarca leylek. DANS EDİYORLAR SANKİ. Göç yolundalar ve çalan hafif müzikle kalkıyoruz.
Birlikte evine doğru yürürken , tekrar Barısı da alıp gelmek -yüzmek üzere sözlesiyoruz. Mücadelesiyle gurur duyuyorum.
Modaya duyarlı Modalı Oksan hanım,sağlıcakla kalın.
 
     1 Beğeni    
Ağabey,abi,abi'm
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Eylül 2014
AĞABEY,ABİ,ABİ’M

Sevgili Zeynep, 8. sınıfa geçti. Bir genç kız. Hastalığıyla barısık, ona meydana okuyan bir beyin. Hedefi TEOG da full çekmek. Sadece derslerde değil hayatta da önde biri. Büyük biri gibi anlatır, yorumlar hayatı. Babası, annesi ve erkek kardesinden olusan ailesinde bir de yardımcı ablası vardır. Benim tanıdığım zeki ve azimli bir anne o da. Zeynebi ayırmıyor iki evladından. Eli, kolu onun ve Zeynebin annesinin destekçisi.
ZEYNEP
İngiltere de okumak hayalidir. Okumadan önce de OXFORD da olacaktır, kısa bir süre. Azimlidir. Hayatta onun için çok önemli birinden bahseder bana seanslarda. Yağız delikanlı, abisi. ABİM BENİM der.
Onun yeri bir baskadır. Aralarında 7 yas var. Teyzesinin oğlu-kuzeni-abisi-abiskosu.
Abi , güvendir. Abi destektir. Abi sırdastır. Birbirlerine verdikleri sırları vardır. Biri hata yaptığında diğeri korur ONU.. Anlatırlar , gülerler, eğlenirler. Her Samsundan İstanbula geliste her İstanbuldan Samsuna gidiste. Abi ona çok zaman ayırır. Arkadaslarından bile fazla. Zeynep İstanbula gelir.Yerlesirler Atasehire. Abi, destekçisi,sırdası, güvendiği Yağız delikanlı okumaya Amerikaya gider. Koç lisesinden baslayan yolculuk Bentley’de bitmistir. Simdi ise Miami de geleceğini-isini kurmaktadır. Hayatında özel biriyle.Avrupalı genç bir kızla. Zeynep sever onu. Arar her zaman onu, teknoloji olanaklarıyla görüsürler. Birbirlerine çok yakıstırır onları. Sever abisini , onu ziyarete gidecektir .TEOG belli olduğunda.
Abi bastacıdır.

Zeynep abisini anlattığında onu yazmamı istediğinde düsündüm.Benim abim hiç olmadı. Ben doğmadan ikiz ağabeylerim olacakmıs.Annem bir kazanı kaldırdığında ikisinide düsük yapmıs. Ara ara düsünürdümYasasalardı nasıl olurduk diye. Yani genelde ülkemizde kızkardesini gözaçtırmayan, onu korumak adına hayatına karısan, baskı uygulayan ağabeyler mi olacaklardı yoksa bazı ağabeyler gibi üzerine titredikleri , korudukları, bir kır çiçeği gibi davrandıkları biri mi olacaktım. Oğlum gecen gün laf arasında sen ağabeylerini kaybettin ama bende iki dayımı kaybettim dediğinde sasırıp kalmıstım teyzesiyle.
Aile dostumuzun kızına yıllar önce okula giderken bir araba çarpmıstı. Hastanede ameliyat kapısında iki abisinin bekleyisi , acıları hala gözümün önündedir. Aradan 30 yıl gecti ve o abiler hala gözünün içine bakarlar ve hic yalnız bırakmazlar kızkardeslerini. Hicbir sey eskisi gibi değildir ama abiler hala yanarlar onun için.

ABİ, AĞABEY
Yıllarca bu lafı halalarımdan duymusumdur. Babam icin. Gölgesi ağır denirdi babam icin. Yani herkes cekinirdi ondan.Otoritesi, disiplini nedeniyle. O baba gibiydi kızkardesleri için.Büyük cüssesinde yumusacık bir kalbi vardı kızkardeslerine. Almanyaya yerlesip , ara ara ülkesine gelen kızkardesinin emekleri bosa gitmesin, malı mülkü olsun istemisti. Korurdu onu hayata karsı. Yanlıs anlasıldığı olsa da o düsünmüstü kızkardesini, gurbetteki emeğini. Öldüğünde esine ve evlatlarına faydası olmustu o evlerin. Halam ağabey dediğinde yürektendi. Serde gurbetlik vardı .
Diğer halam küçük gelinlerdendi.Onun evlendirildiğini duyduğunda kendinden büyük, 3 çocuklu biriyle, gidip almak istemisti gelin gittiği köyden . Hani dağların arasında küçük evler, içerisinde renkli yorgan-yastıkların olduğu, el emeği kanaviçelerin olduğu yüklükleri olan kerpiç evlerden. Etrafında hayvanlar ve tarlalar olan köyden. Koluna yapısmıs , götürmek istediği köyden önüne enistemin akrabaları çıkmıs. Ölene kadar halamı çok seven ve değer veren enistem. Ona boy boy evlatlara veren enistemin yakınları. Arif efendi dur yapma demisler. Onu götürürsen bu çocuklar tekrar annesiz kalacaklar demisti. En küçük oğlan , halamın arkasından anne diye seslendiğinde babamın yüreğinin yağı erimis oracıkta bir damla gözyası, yoldan geri tek basına dönmüs. Geride ağabey diyen, yıllarca ona değer veren, ölüm döseğinde de yanında olacak olan kızkardesi. Her nefes almadığında ona nefes olmaya calısan, tarlada elinde uzun orakla her buğdaya dokunusunda bilirdiki arkasında ona destek, güvendiği bir abisi vardı. Ölmeden abisi son görevini de yapmıstı. Kızkardesi ondan izin istediğinde, yeni bir hayat yoldasına evet demis ve gözü arkada gitmemistir onu emanet ederken…
Dayılarım, annelerimin ağabeyleri. Onları severim. Değer veririm. Annem yıllarca onlardan çekinirmis. Erkenden evlendiğinde büyük dayım da önce karsı çıkmıs bu duruma. Sözü gecmemis. Onunla gurbetlik varmıs aralarında ama geldiğinde uğrarmıs annemede. Çocukluğumda hatıramda elinde sazıyla dayımın fotografı vardır evimizde, duvarda. Küçük dayımin siyahbeyaz askerlik fotografı albümümüzde. Onu daha sık görürüz. Ayrı sehirlerde de olsa ..Kücükken annemin okumasına engel olmuslar ama sonradan kızçocuklarını okutmuslardır. Severler kızkardeslerini. Karısmazlar onun aile hayatına. Ama bir gölge gibi hissettirirler desteklerini, güvencelerini. Yıllar içersinde aradaki iletisim daha da artar. Konusurlar, dertlesirler, paylasırlar hayatı. Anneleri öldükten sonra bir baska yakınlasırlar kendilerinden uzaktaki –gurbetteki kızkardeslerine.Esini kaybettiğinde de kapılarını acarlar ona.

Abim yoktu ama erkek kardesim de abi gibidir bize. Her zaman yanıbasımızda, olgun ve anlayıslı.

Barısımız tek çocuk.Abisi yok gerçekte ama vardır, akrabalar, dostlar. Ona sihirbazlık öğreten Turan abisi, ona hassasiyetle yaklasan Fırat abisi, oğluyla bir tutan Hakan abisi , Arman abisi, Caner abisi,çok sevdiği Sezgin abisi….

Geçen hafta bir baska abi sevgisi gördüm. Arkadasımızın kızı doğdu.O da Zeynep. Küçük Uzay yanıbasında. Uzanıyor, ellerini tutuyor. Seviyor, incitmeden öpüyor. Simdiden annesine destek oluyor.Paylasan, seven küçük abi..

Abi nasıl olmalı…
Toplumun verdiği yükle ve sorumlulukla , kendinden vazgeçercesine kardeslerine adayan mı? Babalar öldüğünde yükleri daha da artan mı?
Onları kollayan ama hayatını da unutmayan mı?
Baskılayan ve özgürlük kısıtlayan mı?
Anlayıs ve sevgi dolu mu?
Roller verilir bize …
Zeynep
Anlatırken gözleri bir baska ısıldar, yüreği bir baska çarpar abisine ve yasadıklarına…Bir kez de onun ağzından-kaleminden abisi…


"Abi sevgisi anlatılamaz : Çok özel , duyguların çok yoğun olduğu bir sevgi . Abimin olması bana güven veriyor . Ona sarıldığım da , kendimi güvende hissediyorum her seferin de . Sıcacık gülüşü en zor anlarım da bana umut veriyor . Abi'm benim örnek aldığım kişi , didiştiğim , beraber ağladığım , güldüğüm kişi . Ne kadar uzakta olursa olsun , benim için yapamayacağı hiçbir şey yok . Abimin benim için yaptığı fedakarlıklar , öğütler benim için büyük önem taşıyor . Abimin bende yeri çok farklı . Abim benimle barbie bebeklerime oje süren , saçımı ören kişi . Bana doğruları gösteren , hayatımı aydınlatan kişi . Benim ne kadar değerli olduğumu hissettiren kişi . O benim Abi'm . Ve ben abimle gurur duyuyorum . Başarıları, hayatta olan sevgisi , güçlü olması , pes etmemesi ve sıcacık olan sevgi dolu kalbi ile gurur duyuyorum . Umarım Abi'm hep mutlu olur . Çünkü mutlu olmayı hak ediyor. Seni seviyorum abi seni çok seviyorum"
Sizin de abiniz var mı?
 
     Beğenin    
Hayatın Anlamı
ÖYKÜ | © Yazan İlker KÜÇÜK | Yayın Ağustos 2014
Günlerden bir gün adamın biri hayatın anlamını merak etmiş. Bulduğu hiçbir yanıt ona yeterli gelmemiş ve çevresine danışmış. Aldığı cevaplar da ona yetmemiş.
Köy, kasaba, ülke dolaşmış ama yetineceği hiç bir cevap bulamamış.
Tam umudunu yitirmişken bir köyde ona…
-”Şu karşıki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git. Belki o sana aradığın cevabı verebilir” demişler.
Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı yere ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamını sormuş.
Bilge “Sana bunun cevabını söylemeden önce bir sınavdan geçmen gerek” demiş …
Adam derhal kabul etmiş.. Bilge adamın eline bir çay kaşığı vermiş ve içine silme zeytinyağı doldurmuş. Şimdi çık ve bahçede bir tur at ve tekrar buraya gel … Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin eğer bir damla eksilirse kaybedersin.. Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş.
Bilge bakmış:
“Güzel…! Kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?”
Adam şaşkın: “Ama, demiş, ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki.”
“Şimdi tekrar bahçeyi dolaş, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip de gel” demiş Bilge…
Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler karşısında büyülenmiş
Döndüğünde bilge adama “Bahçe nasıldı ?” diye sormuş …
Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini heyecanla anlatmış..
Bilge gülümsemiş, “Ama kaşıkta hiç yağ kalmamış!” demiş ve eklemiş;
“Hayat ancak senin bakışınla anlam kazanır ya sadece bir noktayı görürsün ve hayatın akıp gider sen farkına varmazsın.. Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın ve zamanın anlam kazanır …
 
     Beğenin    

Bu sayfada yayınlanan öykü ve şiirlerin tüm hakları yazarlarına aittir ve üye yazarlarımız tarafından TavsiyeEdiyorum.com Öykü ve Şiirler kütüphanesinde yayınlanmak üzere gönderilmiştir. Burada yer alan eserler yazarlarından önceden izin alınmaksınız başka platformlarda yayınlamaz, sadece kaynak gösterilerek ve yazar ismi zikredilerek KISA ALINTILAR yapılabilir. Aksine davranış Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırılık teşkil edecektir.

12:59
Top