TavsiyeEdiyorum.com
TavsiyeEdiyorum.com  
.com
Arama : | Site İçi Arama

Yeni Tavsiye Ekleyin!


Uzman Üyelerimizin Öykü ve Şiirleri

Site üyemiz uzmanlar tarafından yazılan şiir ve öyküleri tarih sırasında sırasına göre aşağıda bulabilirsiniz.

Yaşam Ertelenmeye Gelmez Bu Gün Değilse Ne Zaman!
ÖYKÜ | © Yazan Abdullah TOPAL | Yayın Mart 2008
Yaşam Ertelenmeye gelmez bu gün değilse ne zaman!

Dün bir rüya(düş) gördüm ya da gördüğümü sandım ve uyanınca sizlerle paylaşmak istedim.

“TIK, TIK, TIK...

-KIM O?

-HAZIRLAN GIDIYORUZ.
-SEN KIMSIN?

NEREYE GIDIYORUZ?

-SIRAN GELDI.

GERÇEK EVINE GIDIYORUZ.

-GERÇEK ten MI? SEN!
YOKSA! ( AZRAİL Mİ)

-EVET. HADI GIDELIM.

-DUR BIR DAKIKA..BIR SURU YARIM ISIM VAR.

-IS YARIM KALMAZ. BIRILERI TAMAMLAR. OYALANMA ARTIK.

—COCUKLAR, ONLAR DAHA COK KUÇUK, BARI VEDALASSAYDIM.

—SEN OLMADAN DA BUYURLER, HADI BEKLIYORLAR.

—BEKLIYORLAR MI? ONLAR DA KIM?

—GIDINCE GORURSUN.

—ANLADIM. ANLADIM AMA KALBINI KIRIP, GONLUNU ALAMADIKLARIM,
IYILIGINI GORUP, KARSILIK VEREMEDIKLERIM VAR. ANLAYACAGIN BORCLU
GITMEK ISTEMIYORUM.

—BUNU ZAMANINDA DUSUNSEYDI
-ZAMANINDA MI? IYI DE BEN DAHA ZAMANIM VAR SANIYORDUM.

—HEPINIZ AYNISINIZ. ZAMAN DEDIGIN, IÇINDE BULUNDUGUN AN. BUNUN
OTESI YOK.

—KESKE, KESKE.

—DEVAM ETME. BUGUNU YASARKEN HEP YARIN VAR GIBI DAVRANDIN.
USTUNDEKI UNIFORMANIN SORUMLULUKLARI VAR. YERINE GETIRMEDIN.
BU SANA BIR UYARIYDI. SIMDI GITMIYORUZ... AMA HER AN GIDEBILIRIZ.
BIR DAHA GELDIGIMDE ONUNDE UMUT, ARKANDA PISMANLIK OLMASIN !”

Mutlu yaşamın sırı içimizde gizli ve bu gizem o kadar basit ve sade ki bunu algılayabilmek için bilge olmaya, alim olmaya, çok eğitime, çok da paraya gerek yok sanırım. Ancak ısrar ile mutlu olmak için çok çabalamak gerekliliğine inanırsanız yine haklı çıkarsınız. Çünkü bilinçaltınız inandığınızı gerçekleştirme eğilimdedir. İnandığınızı gerçekleştirebilmek sizi haklı çıkarır. Ne yapıp edip size mutlaka gerekçeler bulmaya çalışır.
Mutlu olmak için bu günde, şimdi ve burada olmak gerekir.Çünkü asıl olan bu gün ve şuan olmakla birlikte ne dün ne de yarın aslında gerçek değildir.Dün ve yarın aslında sanal olan andır .Sanal olan odaklandığımızda bu günü yaşamamakta ve dolayısıyla da yarına da ipotekli girmek durumunda kalmaktayız.Bu günü yaşamak için yaşadığımız ana mutlaka pozitif bakabilmek için o kadar çok nedenimiz var ki….
En azında nefes alıyoruz ve de yaşıyoruz. Soluk almak yaşadığımızı hissetmek bile mutlu olabilmek için hatta şükür edebilmek için yetebilir. Bu günde olabilirsek bu günü tam anlamıyla yaşayabilirsek, şükür edebilirsek, değiştiremeyeceklerimiz içinde bunu koşulsuz bir kabul içinde olabilirsek, her şeye rağmen kendimizi aff edebilecek kadar cesur olduğumuzda mutluluk kendisi yakamızdan düşemeyecektir.
Abartısızca bu günde olmak, günü ötelemeden, ertelemeden bu günü algılamak ve yapılması gerekenleri yapıyor olmak bizi mutlu edecektir.
Ötelenmemiş ve ertelenmemiş anları yaşaybilmeniz dileğiyle...
Her şey gönlünüzce olsun...

Abdullah TOPAL
PSİKOTERAPİST-HİPNOTERAPİST
www.mersinterapi.com
 
     Beğenin    
Kestane Saçlı Kadın
ÖYKÜ | © Yazan Dilek YÖRÜK | Yayın Mart 2008
Yalnızca saç rengi değil,ruh rengi varsa eğer oda kestanedir herhalde...Kendisine çok yakışan bu rengi herkes bu güzellikte taşır mı,yoksa eski arkadaşıma biraz torpil yapan gözlerle mi bakıyorum bilemem ancak,insanlar bir yiyecek olsaydı,onun kestane olduğundan eminim.
Kestanenin dikenli dış kabuğunu yumuşatmak için,iki ay kadar toprağa gömülüp çamurda bekletilir.Hayat onun savunmalarını,dik başlılığını törpülemek için öyle çok çamura batırıp çıkardı ki...Bazen düşünürdüm hayat niye bu kadar hırpalıyor bu kadını diye.Aslında bir cevabım var,hayatın bütün yere çalmalarına rağmen gülünce bütün hücreleriyle güler.kestane saçları güler,elleri ayakları vücudu güler.Hayata güler herşeye inat,bir kedinin hayatı duyumsayıp haz alması,sonbaharda güneş kırıntılarını sonuna kadar içine çekip,bütün kaslarıyla gerinmesi esnemesi gibi...Hayatın zevklerini içine alır da alır,hayat da bu zevkleri geri almak için vurur da vurur kabuğuna...
Geçenlerde bana soruyordu ben mi kavga ediyorum,hayat mı kavgacı diye.Herhalde ikiside var.Formül basit:etki tepki.Yalnız ilk kavgayı hayatın başlattığı gerçek.Yoruldum artık kavga etmekten demişti.Ben de her zamanki gibi o anda cevap verememiştim ancak duygu tonunu ve sorusunu işleme almıştım.
Bence hayata galip gelen yok.Parça bütünü yenemez.Bırak dikenlerini alsın.Hayatın gizli ellerinin bir bildiği var.Yumuşatsın dış kabuğunu ve seni sevenler közde pişmiş kestane kebabın vazgeçilmez lezzeti ve kokusunu daha sık duysun.Belki de hayatın yapmak istediği seni sevenlerine dikensiz olarak sunmaktır.Yanmak acıdır ama yanan egoysa bu iyidir.Kırılan kabuğun altından çıkan öz bu dünya hayatından gelip geçerken görmek herkese nasip olamayacak kadar kıymetlidir.Hayatın verdiği acı da tatlı da bizi büyütür.
Hayatın seni bu kadar çok çamura yatırması da kestane renginin sana çok yakıştığını bilmesinden olmasın sakın?
 
     Beğenin    
İstanbul Boğazı
ŞİİR | © Yazan Yeşim KALE | Yayın Şubat 2008
İSTANBUL BOĞAZI

İstanbul Boğazı...
Her mevsim, her an bir başka güzelsin...
Baharda erguvanlarını sunarsın,
Yeşillerin arasında maviliğini...
Sana hayran hayran bakanlar,
Bir daha unutabilir mi seni...
Oturup sahilinde, içtiğim çaylar
Bir başka sıcak kışında...
Lodosun esip de kıyılarına vurunca
Dalgalar, yüreğim kabarır senin gibi...
Açlığımızı balıklarınla doyurursun,
Fethedildiğin günden beri...
Senin gibi inceden inceye dantel gibi
İşlenmiştir,tarih ve aşk kokan yalıların...
Ne sevdalar yaşanmıştır sana bakan gözlerin
Sahibi yüreklerde...
Yazın gezinir sularında kayıklar, motorlar,
Onlara müşfik bir ana olur,
Sakin sakin akan bir nehire dönüşürsün...
Güneş batarken Salacak’tan,
Karanlık pelerinini giyinirsin...
Boynunda iki gerdanlık,
Biri inciden, diğeri elmas...
Geceleri yıldızlar gibi aydınlatır sularını...
Sonbaharın bir başka güzel...
Sararır elbisen, suların gri...
Yıldırımlar selam sunar sana,
Yağmur yağdıran bulutlarıyla...
İstanbul Boğazı...
Canların cananı...
Birgün ben gitsem bile dünyadan,
Kıyamete kadar misafirlerini ağırlayıp
Hayran edeceksin kendine...
Daha öncekilere sevdirdiğin gibi...
Aşık olacaklar sana, tıpkı benim gibi...
 
     Beğenin    
Gönül Kapım
ŞİİR | © Yazan Yeşim KALE | Yayın Şubat 2008
Gönül kapımı açmak istiyorum hayata,
Gören gözlere, işiten kulaklara...
Yıldızlar dansetsin, ay alkışlasın istiyorum,
Semazenlerin eteğindeki rüzgar olmak istiyorum...
Gökten kalbe, kalpten dile, dilden kulağa,
Yaradana yakışır bir ilham olayım...
Ulaşayım sonsuzluğa...
 
     Beğenin    
Birazdan Gün Doğacak
ŞİİR | © Yazan Ramazan AKDEMİR | Yayın Şubat 2008
Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı.

Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın.

Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak,

Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana,

O inanmışlar çağının.



Zaman akar yer direnir gökyüzü kanat gerer.

Siz ölümsüz çiçeği taşırsınız göğsünüzde.

Karanlığın ormanında iman güneşidir gözünüz.

Soluğunuz umutsuz ceylanların gözyaşına sünger.



Gün doğar rüzgar eser bulut dolanır.

Rahmet şarkısı söyler yağmurlar.

Alnınız en soylu isyandır demir külçelere.

Gürültü susar ses donar sevgi tohumu patlar.

Sessiz bir bombadır konuşur derinlerde.



Ey bizim sabır yüklü toprağımızın kutsal ağacı.

Sen bize hayatsın umutsun mezarlar kadar derin.

Bizi tutan bir şey varsa dirilten o sensin.

Üzerinde uyuduğumuz yavru kuşların tüy renkli sıcaklığı.

Ey damarlarımızda donan buz yüzlü heykeller beldesinden,

Yıkıntılar sonrası sığındığım şefkat anası.

Ey dağları yerinden oynatan ses, ey mermeri toz eden rüzgar,

Ey alemi donatan ışık toprağa can veren el.



Gün olur toprak uyanır uyanır böcekler.

Sarı bozkır titrer çıplak dağlar yeşerir gök yıkanır kirli dumanlardan,

Su coşar deniz kabarır canlanır ölü şehirler.

Yemyeşil bir rüzgar eser yıldızlar arasından.



Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü.

Çatlayacak yalanın çelik kabuğu.

Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu.

ERDEM BEYAZIT
 
     Beğenin    
Kar Musıkısı
ŞİİR | © Yazan Ramazan AKDEMİR | Yayın Şubat 2008
KAR MUSIKISI

Bin yildan uzun bir gecenin bestesidir bu,
Bin yil sürecek zannedilen kar sesidir bu.

Bir kuytu manastırda dualar gibi gamlı,
Yüzlerce agızdan koro halinde devamlı,

Bir erganun ahengi yayilmakta derinden,
Duydumsa da zevk almadim Islav kederinden.

Zahnim bu sehirden, bu devirden cok uzakta,
Tanburi Cemil Bey calıyor eski plakta.

Birden bire mes` udum, isitmek hevesiyle,
Gönlüm dolu Istanbul`un en özlü sesiyle.

Sandim ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık
Uykumda bütün bir gece körfezdeyim artık.

YAHYA KEMAL
 
     Beğenin    
Karanlık
ŞİİR | © Yazan Cemal KURT | Yayın Şubat 2008
KARANLIK

Küçük beyaz mumlarla aydınlanan karanlık dünyamda,
Bilinmeyene duyulan özlemle,
Daha da karanlaşırken tutsak gecelerim,
Tüm kaygılarımı serpiştirerek beynimin en ücra nöronlarına,
Duyumsamaya çabalıyorum korkuların, kahpeliklerin mabedi karanlığı

Son arzuların sorulduğu idam sehpalarında
Kızıl gelincikler içinde bir kelebek olmak isterdim,
Tüm çiçeklerden güzellikler devşiren bir kelebek.

Kelebeklerin bile masumluğunun sorgulandığı bir çağda,
Gerçekleri haykırmak,
Kör karanlık odalara düştü şimdi.

Tıbbiyeliler önünde yatan gönüllü bir kadavrayım şimdi.
Bölsünler beni kör testereleriyle
Karanlığa teslim olmuş yüreğimi ve
Direnmeyi çoktan unutmuş paslı beynimi.

Sonra savursunlar küllerimi bir gökdelenden
Tatlı ve ölümcül uykulardaki yığınlara,
Kendini külünden yaratan Anka kuşuna inat
Beyaz bir güvercin saflığıyla..

Cemal KURT
Çınar 1999
 
     Beğenin    
Sorgu
ŞİİR | © Yazan Cemal KURT | Yayın Ocak 2008
SORGU

Yolun sonunda, ismin -yalnızlık halinde,
Pişmanlıkların sorgusunda,
Sorgulandım gecelerce,
İnliyorum her itirafta.

Ve dökülmekte her itirafta,
Dilimden gizli öznelerle,
Yüreğimden damıttığım gözyaşlarım.

Dokunuyorum gecenin gözlerine,
Ve sokuluyorum gecenin koynuna,
Evlat edinmeyi bekleyen öksüz çocuk garipliğiyle,

Haykırmak istiyorum tüm devrik cümleleri,
Haykıramıyorum,
Karanlık bir karabasanın gölgesinde.


Cemal KURT
Çınar, 1999
 
     Beğenin    
Yüreğimin Kara Yeri
ŞİİR | © Yazan Cemal KURT | Yayın Ocak 2008
YÜREĞİMİN KARA YERİ

Şimdi Karacadağ eteklerinde bir dolu insan,
Eteklerine kahırları doldurup,
Ellerini göklere doğru açmışlar,
Ve hayata dualarıyla hükmediyorlar.

Karacadağın talihi de kendisi gibi kara,
Bir taş yağmurundan sonra arta kalanlar gibi etekleri hep,
Ve kenger toplayan her çocuğun gözleri birer Karacadağ.

Keşke coşup taşsaydın Karacadağ, eskisi gibi,
Lavlarınla kovsaydın eteklerindeki biçareleri,
Belki kaderine ortak olmazlardı o zaman senin.

Ama umut yerine koca kara taşları bağrına basıyorlar,
Şifa diye sularda eritilen topraklarını içiyorlar senin
Belki de bundandır ölesiye sevdalılar senin çaresiz topraklarına..

Cemal KURT
Çınar 1999
 
     Beğenin    
Gidenlerin Ardından Okunacak Şiir…
ŞİİR | © Yazan Cemal KURT | Yayın Ocak 2008
İki dilde ağladım bu gece,
Her ayrılıktan pay çıkardım kendime,
Soğuk duvarlara haykırdım öylece,
Haykırdığım yalnızlığımmış.

Gidenlerin ardından dökülen sularda boğuldum,
Ayrılıklardan güzellik devşirmekten yoruldum,
Ayrılığı da yazarak kader haneme
Bağrıma bastım hesabıma düşen hüzünleri.

Yürek coğrafyasında hayatı arayan kâşifim,
Küçük adacıklar keşfetmekle yarılandı ömrüm,
Sonsuz Ummanları tatlı yalanlarda yaşadım,
Büyük keşiflerde tesadüfleri hesaba katarak.

Yinede sevdim gidenlerin ardından sallanan elleri
Sevdim özlemle nemlenen yorgun gözleri
Sakladım yaşanmış her dakikayı
Varlığında yokluk çektiğim özlem krizlerinde, anlık bir teselli için.

Cemal KURT
Çınar, 1998
 
     Beğenin    
Darlık
ŞİİR | © Yazan Kaya ÖZKUŞ | Yayın Ocak 2008
İçten konuşmalı bir hayat yaşıyorum
zamanı belleğimden geçirerek
Her şey bir anda olup bitiyor
zamanın askısına takılıyor sonra
Her şey.
Tarihler birikiyor.

Ağaçları çıplak bir kış sabahı gibi bekliyorum
yapılması gerekenlerin bir adım
dışında tutarak bedeni

Yaşadığımı deniz kıyısında dingin
bir yürüyüşe dönüştürüp
her adımın tadını bedenime
yerleştiriyorum.

Hayatı yakaladığım yerden uzaklaştırıyor beni
artık aklın yetmediği bir darlıkta
barınmaya çalışmak.

ARTAKALAN/Günizi Yayıncılık/2003
 
     Beğenin    
Rembetiko
ŞİİR | © Yazan Kaya ÖZKUŞ | Yayın Ocak 2008
Sen şurada
hemen şurada oturuyorsun
Ben yazıyorum.
İlk defa oluyor bu burada
Sen kitap okuyorsun,
Ayakların çok güzel
Ben bunları yazıyorum,
ilk defa oluyor bu burada
Dünya durmadı,
müzik susmadı radyoda
Dışarısı kalmadı,bir burası
Bir de yağmur
Bir adım ötede de savaş adlı adınca
Sen şurada oturuyorsun
Uzanıyor bedenin
yarı oturur yarı uzanır
Dışarısı sıcak,
daha dışarısı savaş adlı adınca
Ben sana hala aşığım ama uzağında
Bir başıma
Dünyanın hangi ucu burası
Böyle rüzgarsız.
Adlı adınca
 
     Beğenin    
Yaşamaktan Vazgeçtin
ÖYKÜ | © Yazan Bahar TURUNÇ | Yayın Ocak 2008
Sormadın, söylüyorum... İlk yaz çiçekleri olmadan geliyor yaz, çokça yağmur. Sen olmadan da var kuşlar, kertenkeleler, asfaltların yalnızlığı. Oysa ne sık konuşmuştuk ölümü. Geride kalanların üzülmesine şaşar anlamlı sözler dizerdin yan yana. Öykülerin olurdu gülünesi, taklidini yaparak anlattığın eski zaman öğretmenlerinden kalma. Sıklıkla yinelemene karşın sevin diye her seferinde bilmezcesine güldüğüm. Sevinirdin... Sana sık sarılmak için bahaneler bulurken, belli bir mesafeyi korumak amacıyla sıcaklığımı belirsizce iterdin. Hiç sorgulamamışım gözyaşlarını iki insanın ölümünü anımsarken kullanırdın. Gene de dirimle ölümü hiç umursamaz bir tavrın vardı, “Ne olacak ki yaşıyoruz- gideceğiz” derken. Anlattıklarınla yaşadıkların arasındaki çelişkilere gözlerim kördü. Senden öğrenmiştim bunu. Duyguların yaşamak mantığınsa sadece konuşmak için var olduğunu.

Ve en duyarsız olması gereken kişiyken tüm standartları aşan dipsiz kuyu yaşantılarını nedense sadece ben anlamıştım. Bunu bildiğindendi, ellerini mutluluğum için görünmezliklere uzatırdın. Bırakacağın acıyı hafifletmek için gittiğin gün yapacaklarımdan ve hissetmem gerekenlerden söz ederdin. İlkin bir sigara yakacaktım, birkaç kadeh içecektim, evraklar şurada duruyordu, onları alacaktım, -karşı çekmecedeki zarflarda- cenaze işlemleri zor olmayacaktı, gülümseyecektim. Bunları duymak istemiyorum, konuşmayalım diye bölerdim sözünü, sen hep burada olacaksın derdim, sen gitmeyeceksin ki... Direncim sıkıydı. Ama her zaman olduğunca sen kazandın kırdın zincirlerimi, bakışlarımdan anladığında sana hak verdiğimi asla unutmamamı söyledin dinlediklerimi.

Duymuyorsun, anlatıyorum... Unutmanın en kolay yolu budur diye ardında bıraktıklarını ışın hızıyla yok ettik. İlkin seninle özdeşleşenleri harcadık. Gülünecek ayrıntılar bulup giysilerini- kullandıklarını simsiyah torbalara doldurup yaşamını birilerine dağıttık. Ansızın ağlamalarım oldu elbiselerinin ceplerini boşaltıp, çiçeklerin solmasın diye su verirken. Ve iki satır yazını aradım korkunç bir arzuyla. Sevgini anlatıyordun bana ya da bıraktığın düşlerini. Öfkelendim karıştırılan defterlerle düzgün el yazınla tutulan notlar arasında adıma yazılmış hiçbir şey olmamasına. Yaşamında yer almamışım sandım, önemsenmemişim, yokmuşum. Kolaylaştı böylece sana ait olanları anı saymayıp fırlatıp atmak.

Bir gün içimdeki fırtınanın şiddetiyle sarsılıp, bir parktaki banka oturmuşluğumda çılgınca seni özlediğimi ayrımsadığımda, ağlayıp da acımla ne yapacağımı şaşırdığımda duydum söylenecek ne varsa söylemiştik birbirimize. Yazılara bırakmadan, pişmanlık duymamak için sonradan. Sen bana, ben sana anlatmıştık sevgimizi zincirleyen anlamsız dış etkenler nedeniyle nasıl da yıllarca birbirimize dokunmadığımızı- kızgınlıkla baktığımızı. Ama birbirimizi hep sevmiş olduğumuzu.

Tam konuşmayı öğrenmiştik seninle, gülmeyi ve ağlamayı.

Tam anlamaya başlamıştın yüzümdeki acının gölgesinden nedenlerimi.

Tam anlamıştım geçmişte bana acı veren aşklarının tanımsız güzelliğini.

Tam tamamlamıştık aramızdaki tüm eksik halkaları ki yaşamaktan vazgeçtin.

Bilmiyorsun, söylüyorum... Sen olmadan da yağmurlarda yürüyorum, eğleniyorum, gülüyorum. Sen olmadan da yaşam sürüyor, sıklıkla unuttuğum da oluyor varlığınla yokluğunu. Ama arada anımsadığımda ölesiye özlüyorum seni, şiddetinden depremler kopuyor dört yanımda öyle özlüyorum. Ve acısını senden alan duyuşlarımdan kurtulmak için bir çiçekle alay edip, araba markaları ezberliyor, kuşlara ne haber, tanımadığım adamlara merhaba diyorum.
 
     1 Beğeni    
Maskesiz Gülümseme
ŞİİR | © Yazan Nezih OKTAR | Yayın Ocak 2008
maskesiz gülümsemeyi çok görmeyin bize
bizim de oyuncağımız var
hayallerimizde pembe melekler
kalem tutan ellerimizde umut var

maskesiz gülümsemeyi çok görmeyin bize
rüzgarda dalgalanan saçlarımız yok
güneşi denizi okşamamız yasak
okulumuz öğretmenimiz sınıfımız yok

maskesiz gülümsemeyi çok görmeyin bize
doktorlarımız hemşire ablalarımız var
güllerimizi tazeler hergün hayırseverler
gözlerimizle konuştuğumuz arkadaşlarımız var

maskesiz gülümsemeyi çok görmeyin bize
ölümden korkumuz yok
dünyayı terketmemiz yasak
sizden başka gidecek yerimiz yok


Prof.Dr.Nezih Oktar
İzmir,2005
 
     Beğenin    
Şerife Teyze
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Aralık 2007
ŞERİFE TEYZE

Yıllar önceydi…
İstanbul Eyüp sokaklarında bir bahar pazarı. Arkadaşım Bilal’la sokakları keşfe başladık. Ellerimizde fotoğraf makinaları. Eyüp Sultan camiye çok yakınız. Dar bir sokağa sapıyoruz. Uzun, üzeri Arapça yazılı mezar taşları ve arkasında yeşil kapılı ahşap bir ev dikkatimizi çekiyoruz. Kapıya dayalı, elinde baston , gözünde kalın camlı gözlüklerle minyon bir teyze vardı.Laf atmadan geçemedik. Komşusuna ziyarete gelmiş, biraz ilerde oturuyormuş. Görkemli ahşap ev kullanılmıyordu.Orada tek odada ve dipdibe 5 kişilik aile yaşıyordu.

Fotoğrafını çekmeye ikna ettik. Tekrar geri gelecek ona fotografını verecektik.Takma dişlerini çıkarıp bize komiklik yapan teyzeyi geride bırakarak ilerledik. Pier Lotiyi onu istanbula geri getiren sevdiği AZİYADE’nin hikayelerinin düşünerek, haliç’e bakan kır kahvesinde kahvelerimizi yudumladık. Tekrar geri gelmeyi umut ederek dönüş yoluna koyulduk.

Fotograflar çıkmıştı. Şerife teyzeye ulaştırmak için bu sefer yalnız Eyüp sokaklarındaydım. Onun aşevi civarında olabileceğini söylediler. Yanıma mahalleden bir çocuğu rehber olarak kattılar. Aşevini ilk defa görüyordum. O bölgenin fakir insanları buradan karınlarını doyuruyormuş.Eski,tarihi bir yapı. İçerde kadın-erkek ahçılar büyük tencerelerin başında pişirdikleri yemeği dağıtıyorlardı. Neşeli grubun yan tarafında kurban verilen hayvanlar kesiliyordu. Kırmızı hırkası,kalın gözlüğü, elinde 3 lü sefer tasıyla Şerife teyze sıradaydı. Aklıma annemin babama işe giderken hazırladığı sefer tası gelmişti. Ne güzel günlerdi onlar; emeğin, alın terinin değeri vardı o zamanlar ve ailenin….

Onunla sıramızı bekledik,üç kap yemeğini aldık.Meydana doğru yürüdük. Bir banka oturduk. Yiyeceğini sandığım yemekleri yere koydu, açtı; kediler etrafımızı sarmıştı. Kedileri için hergün yemek alırmış meğerse… Ona simit ikram ettim. Sohbete başladık.Fotografını verdikten sonra tekrar geleceğimi söyleyerek yanından ayrıldım

Yaz geldi.Sıcaklar başladı.Şehirden uzak geçen gezilerimizle yollardaydık.Sonbahar geldiğinde kendi kabuğumuza biraz çekiliriz ya işte o gelmişti aklıma…Onun sokağına girdim. Komşusu şerife teyzeye haber verdi. Evini bilmiyordum. O gelene kadar aileyle sohbete başladık. Liseye giden büyük kız iyi bir işte çalışmak, ailece normal bir evde yaşamak istiyordu. Umutları var dı yani…Teyzem geldiğinde canı biraz sıkkındı. Aşevinden dönerken zabıtalar ayaklarıyla tekme atarak onun oturduğu yerden kalkmasını istemişler. 0 dilenci değildi ki….Gururu incinmişti.

Oturduğu evi, hayatını merak ediyordum. Anlatmaya başladı. Gençliğinde Safranbolu’da bir konağa hizmetçi olarak girmiş.Evin beyinin ona zorla sahip çıkmasıyla bir çocuk doğurmuş.Sonra çocuğu alıp onu dışarı atmışlar. Düşmüş İstanbul yollarına.Yıllarca çocuğunun görememenin acısı çökmüş yüreğine. Neler yaşadı bu zamana kadar daha konuşamadık ama geçen yıllarda oğlu onu bulmuş. Arada arıyormuş. O arada evini göstermeye razı oldu. Ahşap 2 katlı bir evdi.Kırık dökük tahta merdivenlerden, loş ışıkta yukarı çıktık. Avlu gibi ortaya açılan 4 kapı vardı. Her birinde bir aile yaşar mış .Onun evim dediği bir odada büyük bir yatak vardı. Bir küçük tüp ve kırık bir cam. Hani şu kedilerinin girip çıktığı, birlikte uyuduğu yer. O tüp üzerinde kap ta çamışarlar vardı. Orada kaynatıp yıkarmış.Kedilerin sinen kokusu ise odada.Utandığı için bana göstermeyi geciktirdiği evi.
80 yaşındaki teyzeme teşekkür edip yanından ayrıldım.
Aradan 1 yıl geçmişti.Dünya dertleri ya arayamamıştım onu. Komşunun ve onun hatırını sormak için açtığım telefon elimde, donakaldım. Şerife teyzenin çamaşırını kaynattığı tüpten yangın çıkmış ve ciddi yanıklarla samatya hastanesinde yatıyormuş.
Ölümü yakın hissettiğimde hep ayaklarım geri giderdi ya onu görmeye gidemedim. 1 hafta sonra aradığımda onu kaybetmiştik. Onu eskisi gibi hatırlamak istemiştim. Gözyaşlarım ise geri getirmeyecekti ….
Safranbolu da başlayan yazgızı ve sonu
Kalbimdesin güzel yüreğin ve gururunla, her eyüp sokaklarından geçerken seni düşünerek….
1995 EYÜP
 
     Beğenin    

Bu sayfada yayınlanan öykü ve şiirlerin tüm hakları yazarlarına aittir ve üye yazarlarımız tarafından TavsiyeEdiyorum.com Öykü ve Şiirler kütüphanesinde yayınlanmak üzere gönderilmiştir. Burada yer alan eserler yazarlarından önceden izin alınmaksınız başka platformlarda yayınlamaz, sadece kaynak gösterilerek ve yazar ismi zikredilerek KISA ALINTILAR yapılabilir. Aksine davranış Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırılık teşkil edecektir.

08:08
Top