TavsiyeEdiyorum.com
TavsiyeEdiyorum.com  
.com
Arama : | Site İçi Arama

Yeni Tavsiye Ekleyin!


Uzman Üyelerimizin Öykü ve Şiirleri

Site üyemiz uzmanlar tarafından yazılan şiir ve öyküleri tarih sırasında sırasına göre aşağıda bulabilirsiniz.

Özlem
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Billur sesle öten bülbül
Haber versem, söylermisin yarime
Özledim çok, söyle ona gitmeye
Gidemedim, göremedim, yol uzak
Kalbim orda, gönlüm burda, gel bir bak
İnan olsun, bu hasrelik pek firak
Keder oldu, acı doldu bu ırak

www.drselcukonart.com
 
     Beğenin    
Papatya Çiçeği
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Yarın Sevgililer günü
Bu yıl sana, papatya çiçeği alacağım,Gülüm
Ben papatya çiçeğinin kokusunu çok severim,
Papatya çiçeğinin kokusu,
Yemyeşil kırları anlatan
Saf, temiz, mis gibi, duru,
Çim, çimen kokusudur
Uzun, yeşilimsi sarı saplarında,
Ard arda, çepeçevre sıralanmış,
Bembeyaz taç yaprakları, ortasında
Güneş rengi sapsarı göbeği ile
Nazlı gelinler, işlemeli dantelalar gibi
Kırlarda, yamaçlarda,tarlalarda
Kendi halinde, özgürce dalgalanır
Esen ılık meltemlerle, salınır,
Itırımsı kokan, buğulu, nemli, serin
Gizemli, bahar fışkıran doğada
İnsanın o anda sevdiğine
Hemencecik koparıp vereceği çiçek,
Papatya çiçeğidir.
Yaşamda gördüğümüz
İlk çiçeğimizdir papatya çiçeği
Ben papatyanın
Seviyor, sevmiyor diye yolunan,
Bembeyaz yapraklarına üzülürüm,
Tek tek ve tane tane, yolunup
“ Ona sorulmadan koparılıp atılan”
Elimde olsa, bir pankartla dolaşacağım
Mitingler yapacağım,
“Yolmayın papatya yapraklarını”
Bozmayın bu güzelim doğayı.
Yok etmeyin yaşamı
Yarın sevgililer günü
Bu yıl sevgililer gününde
Ben papatyama
Papatya çiçeği alacağım

www.drselcukonart.com
 
     Beğenin    
Tabıata Serzenıs
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Merhaba sevgilim, merhaba Bahar
Geçen yıl, senden alacağım var
Çocukluğum mu? Gençliğim mi? Neşem mi, ne?
Burada her şey taksitle, senin acelen ne?
Ne saç kaldı, ne baş kaldı, ne gönül
Umutlarımız söndü, solduk hepimiz, gül
Ne ot bıraktın, ne çiçek, ne kar dağımda
Ne hazin tükettin, öğüttün kucağında
İlk doğduğum günkü çığlığım kulağımda
Sevin yaşım 45 sonbaharında.

www.drselcukonart.com
 
     Beğenin    
Yalnız
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Sokakta yürürken sessiz
Sanırım ki kimsesiz eşsiz
İçim ezilir bilmem neden
Belki de yalnızım kimsesiz sensiz

www.drselcukonart.com
 
     Beğenin    
Bülbül
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Sabah oldu, tanyeri berrak
Bu yıl erken geldin, ey güzel bülbül
Bütün bir kış hasret idim sesine
Ötte sesin duyulsun, ey güzel bülbül

Ezanı geçirmedin hiç bir zamanda
Sesini duyurdun, her bir sabahta,
Baharın başında, ala şafakta
Ötte sesin duyulsun, ey güzel bülbül.

Bilmem, böyle firaklı neye yanarsın
Hasretmisin, aşıkmısın, neyi ararsın
Dert etme, neşelen, elbet coşarsın
Ötte sesin duysunlar, ey güzel bülbül

Bil ki ne devranlar gördü, bu fani dünya
Her fani anladı, yaşam bir rüya
Tanrım muhtaç etmesin kimseyi kula
Ötte sesin duysunlar, ey güzel bülbül

www.drselcukonart.com
Selçuk ONART
 
     Beğenin    
Bir Martı Düşün
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Bir martı düşün, hayalinde
Nasıl mı? Şöyle
Kanatları açılmış, bembeyaz
İçi neşe dolu, uçuyor, uçuyor
Adalara doğru, süzülüyor
Bir telaş, bir telaş, pürtelaş
Kanat teleklerinden güneş ışıkları yansıyor
Çırpıntılı, köpüklü dalgalarda yüzen teknelere
Bağırmak istiyor, tüm sesi ile
Mutlu kanatlarında var gücü ile Adalara uçuyor
Yavrular telaşlı, yavrular aç,
Yavrular, bu anaya muhtaç
Baba uçuyor, ana konuyor
Gagasında ki lokmayı yavrularına taşıyor
Sarı gagası açılıp kapanıyor
Ana mutlu, ana rahat
Yavrusunu besliyor
Anası veriyor, o yiyor
Anası veriyor, o yiyor
Anası, anası, anası
Babası geliyor, anası uçuyor
Martılar damlara konuyor,
Martılar, denizlere konuyor
Martılar Adalara, Modalara, konuyor
Martılar uçuyor, uçuyor, uçuyor.

www.drselcukonart.com
3 . 01 . 2012
Selçuk ONART – Umi Plaza
 
     Beğenin    
Soruver Artık
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Geleceksen gel, bekletme artık
Seneler geçti bak bana da yazık
Günler geçmiyor, bitmiyor gece
Bitsin bu hasret, dönüver artık

Nereden düştüm ben bu engine
Nasıl da kapıldım duygu seline
Sensiz geçen bir günün bile
Kıymeti yok birtanem, kıymeti artık

Kader denilen bu imiş meğer
Sevgini eyledim gönlüme siper
Bize bu matemi estiren kader
Tanrıdan geldi birtanem, biliver artık

Hiç mi özlemedin, bunca yıl, zaman
Kalbimi açmadım, bumudur hatam?
Hiç mi hatıram yok, bil ki bu yalan
Bir ara, bir sor, soruver artık

www.drselcuklonart.com
Selçuk ONART
 
     Beğenin    
Gülüm
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Sana bir şiir yazacağım gülüm
Ucunda, bir tütün demeti olacak
Ilık yaz gecelerinde, sarar da içersin
Dumanın gittiği yönde, beni anarak.
Beyaz dumanı savrulur yönlere
Köprüde rüzgarlı, hırçın dalgalı günlerde
Sakın açma savrulur
Köprüde rüzgarın estiği yönde kaybolur
Her bir satırı uçuşur, tutamazsın ve
Ak martılar kapışır şiirlerimin hecelerini,
İçlerinde özlem olan, neşe olan, anılarımla dolu
Sana bir şiir yazacağım birtanem
Özlem dolu, hasret dolu, sevgi dolu
Şiirimi yalnız sen oku bir tanem
Gizlice aç ve sırtını dön yabana
Sanki süt verirmişcesine yavruna
Sana bir şiir yazacağım gülüm
Ucunda bir tütün demeti
İçinde bizi anlatan
Sevgi dolu, saygı dolu, aşk dolu
Ilık yaz gecelerinde, sarar da içersin
Dumanın gittiği yönde, beni anarak.

www.drselcukonart.com
Selçuk ONART
3 . 01 . 2012Görükle – BURSA
 
     Beğenin    
Kınalı Pamuk Saçlar
ŞİİR | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Kasım 2012
Gözler kapanmış

Nefes azalmış

Kınalı pamuk saçlar

Avuçlarımda

Okşarken başını

Geçmişti hayatı

Film şeridi gibi

Açtığında gözlerini

Umut ve kuzusu ÖZLEM”e

Başladı yeniden hayat…..



12 Kasım 2012 Antalya
 
     Beğenin    
İçimdeki Sevdanın Adı
ŞİİR | © Yazan Halit NART | Yayın Ekim 2012
İstanbul.
Aşkına gebe kalmış bir tramvayın sesiydi gelen Taksim'de
Ekmek ve su için koşuşturan karıncaların topuk değişiydi,
Kulaklarıma gelen seslerin sebebi.
Gün ağarırken başlardı yanmaya,
Sana aşık bir denizin yalnız feneri.
İsmin kırmızı kurdeleler ile sarılıydı boynuma
Bir köy çocuğunun yırtık da olsa ayakkabısına duyduğu sevgiydi;
Senin Kadıköy'de bir kimsesizi benimsemen.
Sen göz göze gelirken dalgaların sesiyle,
Geçerdi bir vapur Haydarpaşa'dan bir annenin ninnisi gibi
Ve sonra ezgisi olurdu gecenin,
Sultanahmet'ten yükselen tatlı bir ezan sesi.
Sonra başlardı koşuşturmacalar.
Ne zaman Fuzuli ağlasa bir beyitinde,
Birbirini özleyen iki sevgili olurduk biz senle.
Kays vuslatta bulurdu kendini,
Ben ise sana duyduğum aşkın selinde...


Bana yansız mektuplar gibiydi tüm öykülerin.
Sana şiirler yazarken titrerdi kalemi şairlerin.
Ben bilirim sensiz kalmanın ne zor olduğunu.
Azıcık uzağımda kalsan yaşlanırdı kucağımdaki bebeğim.
Kulakları çınlansaydı bir gün uzaklarda bir gemicinin,
Bilirdi,
Senden uzak kalmanın yanında ölüm nedir ki...


Dolaşırken bir gezgin Ayasofya'da yapayalnız,
Sana diz çöküp senden ruhuna takat dilenirdi,
İzlerken sende olup bitenleri.
Ne zaman resmi çekilse orda bir bebeğin,
Laleler kenti olurdu az ötede adın
Ve sonra kıskanırdı yedi cihanda aşıklar, sendeki ben'leri..


Yaşama arzusuydun bir tutsağın seyir defterinde.
Bir güvercinin taşıdığı zeytin dalıydı resimlerin,
Bir imparatorluktan ötekine.
Hükmü geçerdi boğazdan geçen bir sandalın.
Bir buğday tanesi olurdun Eyüp'te cami avlusunda,
Bir güvercinin ağzında bir öğlen vakti.
Sonra bir simit sıcaklığında,
Bir çayın deminde olurdu tüm benliğin
Ve başlardı şarkılar,
Ne zaman ismin geçerse aşıklar sofrasında...


Sana uzak diyarlardan mektuplar gelirdi kimi zaman.
Sen birinde sevgili,
Ötekinde oğul,
Diğerinde bir heybede asuman...
Büyürdün hayallerinde bir çocuğun.
Sonra iki gözü oluyordun bir kör kelebeğin.
Ne zaman senden habersiz açsaydı bir gül,
Kan olurdu gömleği bülbülün.
Küserdi güle,içinde başlardı uzun bir sürgün...


Bende kavim olur sana benzeyen günbatımı,
Ne zaman örterken üstünü.
Uzattığım ellerim tutar sana aşkımın mührünü.
Sana onlarda sevdalıdır benim gibi,
Hem toprak hem gökyüzü.
Bazen içtiğim suda seni bulurum,
Bazen Peygamber defterinde o güzel yüzünü...
 
     Beğenin    
-Someone-
ŞİİR | © Yazan Erkan KARAKUŞOĞLU | Yayın Ekim 2012
It was a special day,
I got out of the home early.
Although it was winter,
The weather was sunny.
My mind was full of ideas.
I called her,when I was ready
In the midle of the day
She left me lonely.
I walked on the street slowly
Neither I can smile, nor cry.
After a while,it changed to rainy
At the end of the day,it was stormy...


Yazan:Fzt.Erkan KARAKUŞOĞLU
 
     3 Beğeni    
Evlilik Havuzu
ÖYKÜ | © Yazan Bahattin GÖKTAN | Yayın Ekim 2012
EVLİLİK & İLİŞKİ HAVUZU

Evlilik veya çift ilişkilerinde, uzun soluklu paylaşıma olanak veren, karşılıklı olarak birbirini destekleyen bir birlikteliğin oluşabilmesi, evlilik veya çift ilişkisinin yaşandığı alanın her iki tarafcada beslenmesiyle mümkündür. Bu süreci iki nehirin bir gölü beslemesine benzetebiliriz. Her iki nehirce beslenen bu göl sürekli olarak dolu ve berrak olacaktır. Bu gölü evlilik veya çift ilişkisinin varolduğu bir alan olarak düşündüğümüzde ilişkinin canlılığını koruyabilmesi için bu gölün yeterli dolulukta ve temizlikte olması gerekir.Çiftlerden her birini temsil eden nehirlerden biri sürekli gölü doldururken, diğer nehir ilişkinin canlılığı için sorumluluk olarak değerlendirilecek gölü beslemezse besleyen nehrin gücü ve motivasyonu bu durumu bir yere kadar sürdürebilir. Sonrasında göl kurumaya bir anlamda ilişkideki sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Sorunların ortaya çıkış biçimi öfke, pasif öfke (somurtma,küsme vb) davranışlar olarak belirir. Diğer bir sorun alanıda, ilişkide duyarlılığın, paylaşımın kaybolması, yaşanması olası cinsel uyum sorunlarının beraberinde getireceği yalnızlık duygusuda ilişkisel çatışmayı artıracaktır. Evlilik& çift ilişkisinin ana yaşam kaynağı bu gölün oluşturulaması nedeniyle oluşan sorunları klinik ortamdaki gözlemlerine baktığımızda, eşler arasında sürekli çatışmaların yaşandığı ve bu çatışmalar karşısında çiftlerin bir rakip ilişkisi oluşturduklarını görüyoruz. Çiftlerin birbirlerine karşı toleransını ve duyarlılığınıda azaltan bu durum karşısında empatik bakış ve özeleştride bulunma oluşamamakta bu durum, ilişkide her iki kişiyide kendini haklı olarak görme ve rekabetin olduğu bir ilişki yaşamaya götürmektedir. Sonuç olarak, her rekabette olduğu gibi ortak yaşam alanları doğal olarak paylaşılamamaktadır.

Sonuç olarak baktığımızda; bir ilişkide her iki tarafta sevgileri, eşine karşı duyarlılığı, paylaşımcı yaklaşımı, eşinin kişiliğini olduğu gibi kabul etme düşüncesi ve sağlıklı yaşanan bir cinsellik ile bu evlilik gölünü besleyebilir. Aksi gölün kurumasına ve ilişki can çekişir hale gelir.


Bahattin GÖKTAN
Uzman Psikolog
 
     1 Beğeni    
Kişiliğin Doğum Yolculuğu
ÖYKÜ | © Yazan Bahattin GÖKTAN | Yayın Ekim 2012
Kişiliğin Doğum Yolculuğu

İnsan yaşamında iki doğum süreci yaşıyor. Birincisi annemizden doğduğumuz fiziksel doğum süreci. Tüm işleyişi, doğa kurallarınca belirlenmiş ve hiç birimizin farklı yaşamadığı bir yaşam süreci. İkincisi ise bize ait tüm özelliklerimizin ve diğerlerinden farklılığımızı oluşturan, davranışlarımızın düşüncelerimizin ve duygularımızın bir anlamda kişiliğimizin doğumu. Bu doğum her birey için kendine has olmakta ve ortalama 18--20 yıl kadar sürmektedir. Bu doğum sürecinin önemli ara dönemleri ve bir çok etkileyeni olmaktadır. Ara dönemlerden birincisi, 0-2 yaş olan ve kişiliğin temellerinin atıldığı dönem, ikincisini ise kişiliğimizin yaşama sunuluş aşamasını oluşturduğumuz 11-16 yaş arası olan ergenlik dönemidir. Bu dönemlerin etkileyicilerinin başında özellikle 0-2 yaş arasında anne veya bakım veren kişi gelir. Onun bebek ile kurduğu ilişkinin niteliği, insanın kişilik omurgasının nasıl şekilleneceğinde belirleyici olacaktır. Kişilik omurgasını bir spekturuma benzetirsek bir uçta; kişinin kendini tanıyan, istek ve hedeflerinin farkında, zorluk ve problemlerini kavramış, kendi kaynaklarını ve çevresindeki kaynakları yönetebilen ve bu süreçte gerekli olan ilişkileri geliştirebilen, duygularını yönetebilmeyi becerisine katmış bir kişilik; diğer uçta ise, ayrışma ve bireyleşmesini tamamlayamamış, kendi olmaktan ziyade diğerlerinin kendinden beklediklerine odaklanmış, ilişkilerinde kendiyle ve diğerleriyle tutarlılık sergilemekte zorlanan, zorlukları ve problemleri karşısında bocalayan, gerçeklik algılamasında netleşemeyen bir kişilik bulunur. İnsan kişiliği büyük oranda bu spekturum içinde bir yerlerde konumlanır.

Bu durumu etkileyen ikinci gelişim dönemi ergenlik dönemidir. Yaşam sanki ikinci bir fırsat vermiş gibidir. 0-2 yaş dönemindeki gibi kişiliğimiz adına önemli bir değişim ve gelişim dönemini yaşarız ergenlikte. Beynimizin fizyolojik yapısı başta olmak üzere, tüm vücudumuzda yetişkinliği nasıl yaşayacaksak onun şeklini alacağımız değişimler yaşanır. Buna paralel olarak da duygu, düşünce ve davranış dünyamız farklılaşmaya başlar ve kurduğumuz ilişkiler yeni yapılar kazanır. Otoriteyle çatışma, duygu savrulmaları, düşüncelerde ani değişiklikler ve iç çatışmaaların olduğu bu dönem, bir anlamda annemizden ayrılıp sonucunda, yetişkin biri olarak yaşamı karşılayacağımız bir dönemdir. Uçma egzersizleri yapan bir kuş veya bir fidanın rüzgarlara direnç göstererek ağaç olma yolculuğu gibidir. Kişiliğimizin bu ikinci doğum döneminde, destekleyici, anlayan ve dinleyen, sabırlı, kurallardan ziyade değerleri kazandırmaya çalışan bir anne baba ilişkimiz, doğumun sağlıklı olmasına olanak verir. Aksi ise yetişkin olmasına rağmen duygu ve düşünceleri yönetmekte zorlanan, ilişkilerinde tutarsız, derinlemesine ilişkiler kuramayan, kendi içinde çatışmalı bir yapı bir kişilik olarak dünyaya gelir. Kişinin bu noktada yaşadığı sorunları çözmesi, daha uzun, zor ve profesyonel destek gerektirse de mümkündür.



Bahattin GÖKTAN
Uzman Psikolog
 
     Beğenin    
Güven Tuğlaları
ÖYKÜ | © Yazan Bahattin GÖKTAN | Yayın Ekim 2012
Güven Tuğlaları

İnsaoğlu doğduğunda iki temel korku ile doğar bunlardan biri yükseklik korkusu, diğeri ise yüksek ses korkusudur. Bu iki temel korkuyla doğan çocuk diğer tüm korku ve kaygılarını sonradan nesnelerle (başta anne baba olmak üzere diğer insanlar) kurduğu ilişki ile öğrenecektir. Bu korkulardan önemli bir kısmı onun yaşam içinde kendini korumasına olanak sağlarken, diğer önemli bir kısmıda onun gelişmesine kendini özgüvenli tutarlı ve duygu bütünlüğü içinde yaşamasına engeller oluşturabilecektir. Bu süreci kişinin etrafına örülen tuğlalar ile açıklamak mümkündür. İnsan doğduğunda dört bir tarafında korkularına dair hemen hemen hiçbir engel yoktur. Bir anlamda hiçbir tuğla örülmemiştir. Dört bir yanını alabildiğine görebilmektedir. Zaman geçtikçe başta anneyle kurulan ilk ilişki ile bu tuğlalar örülmeye başlar. Bu tuğlaların ihtiyacımız olan güven duygusunu oluşturanlarıyla, hayatımız boyunca kaygı yaratanlarını Annemiz veya diğer babım verenler beliler. Annenin ses tonundaki kararlılık, mimiklerine yansıyan ihtiyatlı ve ilgili tutum bebeğin merak duygusunun sınırlarını oluşturmasına olanak verirken dolayısıylada özgüvenli kişiliğimizin temellerini oluştururken , aynı koşullardaki dehşet ve korku dolu ses tonu, mimiklerdeki paniklemiş tutum bebeğin psikolojik gelişimi ve özgüvenli kişiliğin temellerini engeller. Bu tutum, onun etrafına güven amaçlı değil, kaygıya korkuya dayalı izalasyon amaçlı tuğlaların örülmesinin ilk temellerini atacaktır. Özellikle yaşamın ilk yıllarındaki bu izalasyon sonucunu doğuran tuğlalar ile etrafı örülmeye başlayan bebeğin yetişkinliğinde dört bir tarafı yüksek tuğlalarla ile kaplı bir hapishanede kendini hissetmemesi olanaksızdır. Ruh sağlığına yönelik problemlerin oluştuğu hal tam bu haldir. Kişinin kendi iç çatışmalarının sıkışmışlığı içinde kendini ve çevresini algılaması gerçeklikten zamanla uzaklaşmaya başlar, sonucunda, duygu düşünce ve davramış dünyası ile psikofizyolojisinde sorunlar yaşamasına neden olur.Terapi sürecide bu tuğlaları en üstten başlayarak kaldırmak ve onun çevresini iç çatışaları ekseninde değil, gerçeklik zemninde algılamasını sağlamaktır.


Bahattin GÖKTAN
Uzman Psikolog
 
     Beğenin    
Sahilde Simit Sefası
ÖYKÜ | © Yazan Bahattin GÖKTAN | Yayın Ekim 2012
Sahilde Simit Sefası
Yaşamın içindeki anlar yavaş çekimde incelendiğinde, tercihlerimizin ve kendimiz için yaptıklarımızın, kişiliğimizin çerçevesini oluşturan, duygu, düşünce ve davranış biçimlerine nasıl yön verdiğini görebiliriz. Yaşamın akışı içinde kendimizle ve başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerde ne kadar, kendi içinde tutarlığı olan bir yapımız varsa, o kadar ruh sağlığını koruyabilen ve yaşamdan keyif alan bir kişiyizdir. Bu sürecin önemli aşamalarından biri, ruh sağlığı terminolojisinde, ‘’Kendilik Aktivasyonu’’ olarak adlandırılan, kişinin kendisi için tutarlılıkla yaptığı tercihler ve kendisi için yarattığı haz alanlarıdır.
Bu duruma yönelik yaşamın içinden gerçek bir kesit;
Bir sabah eşimle beraber sahilde yürüyüş yaptım. Yürüyüş sonrası fiziksel sağlığım için iyi şeyler yapmanın huzuru içinde kendimi çok iyi hissettim ve bir anlamda ruh sağlığıma da iyi bir yatırım yaptığımı düşündüm. İçimden bu durumu pekiştirmek ve kendime güzel bir ödül vermek geçiyordu. Aklıma, sahilde, simit ve peynirin buluşmasını bir sıcak çay ile süslemek, bunun damak tadımda yaratacağı haz ile yaşam sevincimi coşturmanın çok iyi bir tercih olacağı geldi. Bu hayaller ile hazırlığımı yapıp sahile gittim ve açık havada hasır tabureye oturup, orta sıcaklıktaki simitim ile peynirimi yemeye, çayımı yudumlamaya başlamışken, telefonuma bir mesaj geldi. Mesaj kızımdan geliyordu: Mesajda yazan; ‘’Baba Çok Önemli, Evde Odamda Siyah Bir Dosya Var. Onu Bana Okula Getirirmisin ? ‘’Mesajı okuduğumda saatime baktım, bana yüklediği görevi yaparsam, muhteşem kahvaltı sonrası gideceğim toplantıya yetişemeyebilirdim. Ayrıca bu toplantıyı kızımda biliyordu. Dosyayı kızıma götürmem için tek yol, hayalini kurduğum o muhteşem kahvaltıyı bırakmaktı. Bir karar vermem gerekiyordu. Kısa bir süre düşündükten sonra, kararımı simitim, peynirim çayım, açık havam ve hasır sandalyeden yana kullandım. Eğer aksini yapmış olsaydım, hem bu keyiften mahrum kalacağım, hem kızıma dosyayı getirdiğimde öfkeyle onun beni meşkul etmesinin çatışmasını yaşayacağım, sonrasında gideceğim toplantıya yetişemeyeceğim ve sayamayacağım diğer olumsuzluklar hepsi üzerime çullanacaklardı. Ben ‘’Kendilik Aktivasyonumu’’ seçtim. Kendim için yaptığım bu tercihten dolayı içsel bir huzur doldum. Yaşamın tümünde yapması zor olsa da, önemli dönemeçlerinde kendinizi beslemenin hazzını tatmanız dileğiyle…

Bahattin GÖKTAN
Uzman Psikolog
 
     Beğenin    
Serçe Kuşunu Elle Beslemek
ÖYKÜ | © Yazan Bahattin GÖKTAN | Yayın Ekim 2012
• SERÇE KUŞUNU ELLE BESLEMEK
•
Bir gün İstanbul’un azda olsa kalmış olan güzelim parklarından birinde oturmuş simit yerken, birkaç serçenin bana yaklaştığını yediğim simitten dökülen susamları yediklerini fark ettim. Susamlar 15-30 cm arasındaki bir mesafeye dökülüyor ve serçeler ürkekçe de olsa gelip onları alıp kaçıyorlardı. Alışmışlar diye düşündüm çünkü ben diğer insanlardan farklı olarak serçelere güven verecek biri olduğumu düşünmüyordum. Bütün bu keyif verici olup biteni seyrederken bir serçenin bana daha da yaklaştığını, aramızdaki mesafenin 10 cm kadar kaldığını fark ettim ve elimdeki küçük bir simit parçasını çok sakin ve dikkatlice ona doğru uzattım. Çok ama çok dikkat ediyor, o güven mesafesini korumak için tüm dikkatimi serçeye ve elimin ucundaki simit parçasına odaklıyordum. Bir müddet sonra serçe geldi elimden simit parçasını aldı ve hızla uzaklaşıp gitti. Şaşırmıştım, yaşayan bir serçeye ilk kez bu kadar yaklaşıyordum, bir serçeye en son bu kadar yaklaştığımda; çocukken sapanla avladığım serçeyi hatırladım ve şu anda yaşadıklarıma biraz vicdan azabı biraz da; ‘’çocukluktu ne yapayım’’ dediğim işe yarar bir savunmayla baktım. Bizim serçeye gelince 2 dakika sonra tekrar gelmişti ve daha cesur bir biçimde bana yaklaşıyordu, ben yine dikkatli ve nazik bir biçimde ona elimdeki simit parçasını uzattım o yine aldı ve uçtu. Sonrasında birkaç arkadaşını daha alıp gelmişti ve daha cesur ve kararlı bir biçimde bana verdikleri görevi yerine getirmem için, gidiyor ve geliyorlardı. Bir anda serçeleri eliyle besleyen bir hale dönüşmüş, onlarla kuruduğum güven ilişkisinin mutluluğunu yaşıyordum. Onlar ne yaşıyor diye düşünürken, parkta keyifle oynayan oğlum hışımla yanıma geldi ve ‘’baba beni sallarmısın ?’’ diye masum isteğini iletti. Serçeler hışımla gelen oğlumdan öyle ürkmüşlerdi ki, pııırrr diye uçtular ve gittiler. Serçelerin uçup gitmesine ben yol açmamıştım yaşamın doğal akışı (oğlumun benden onu sallamamı istemesi) buna neden olmuştu. Bu durum karşısında üzülsem de, dövünmemem gerekiyordu.


Bahattin GÖKTAN
Uzman Psikolog
 
     Beğenin    
Neredeyim
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Ekim 2012
Neredeyim, bu dünyanın neresindeyim?
Aradım sordum, cevabı yoktu.
Derin okudum, maziye gittim.
Ne mazi, ne ati, her biri boştu.
Derd etmedim bunu kendime,
Ne ilktim, ne sondum, kendi halimde.
Rüzgar mı? Kum, toz mu? Su damlası’mıydım?
Bilen yok, çözen yok, meçhul, bomboştu.

www.drselcukonart.com
Selçuk ONART 23. 07 . 2008
 
     Beğenin    
Geçer
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Ekim 2012
Gün gelir, hafta gelir, ay geçer, yıllar geçer
Göz açılır, göz kapanır, mevki geçer, mal geçer.
Doyamadan, sevemeden, can geçer, canan geçer.
Hayalidir bu konak, yaş geçer, rüya biter.

www.drselcukonart.com
Dr.Selcuk Onart
 
     Beğenin    
Çöl Çiçeği
ŞİİR | © Yazan Halil İbrahim DURAN | Yayın Ekim 2012
Aşk, artık şarkı mısralarında bir yaz yağmuru,
Sen deniz kıyısında bir çöl çiçeği,
Ben bir denizim
Yaprakların gibi kurak dudaklarında,
Savuruyor meltem gülüşlerin polenlerini susamış denize
Bir bal tanesi tuza karışıyor...
Neden varamıyor sana susamış denizim
Neden yağmıyor bana susamış yaprakların

Halil İbrahim DURAN
 
     Beğenin    
Anlamsızlık
ŞİİR | © Yazan Halil İbrahim DURAN | Yayın Ekim 2012
Nereye yol alıyorum yine
Daha söylenmesi gereken şarkılar var dilimde
Anlatabilsem birilerine
İyi ama kimim ben? diye
Bulabilsem bilnmeyen yolculuğum nereye
Konuşabilsem kendimle yalnızlığım üzerine
Nefes alabilsem saplantılarımın yerine
Bir de kandırabilsem gözyaşlarımı gururumun yerine
Yenebilsem korkularımı düşlerimde
Anlamlandırabilsem anlamsız yalnızlığımı senle
Anlatabilsem kendimi kendime
İyi de kimim ben? niye?

Halil İbrahim DURAN
 
     1 Beğeni    

Bu sayfada yayınlanan öykü ve şiirlerin tüm hakları yazarlarına aittir ve üye yazarlarımız tarafından TavsiyeEdiyorum.com Öykü ve Şiirler kütüphanesinde yayınlanmak üzere gönderilmiştir. Burada yer alan eserler yazarlarından önceden izin alınmaksınız başka platformlarda yayınlamaz, sadece kaynak gösterilerek ve yazar ismi zikredilerek KISA ALINTILAR yapılabilir. Aksine davranış Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırılık teşkil edecektir.

12:10
Top