2007'den Bugüne 76,197 Tavsiye, 24,874 Uzman ve 17,101 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!


Uzman Üyelerimizin Öykü ve Şiirleri

Site üyemiz uzmanlar tarafından yazılan şiir ve öyküleri tarih sırasında sırasına göre aşağıda bulabilirsiniz.

Değişim-Annem
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Nisan 2014
DEĞİŞİM
Salime YILMAZ
Kış zamanı, yıl 1951… Erzurum Aşkale’nin bir köyünden
dokuz aylıkken Erzincan’ın Tercan ilçesi Yaylacık köyüne
taşınırlar. Beş kardeşin ortancası olarak dünyaya gelir. Yuvarlak
yüzü, al yanağı uzun örgü saçlarıyla annem Sakine Pekgöz.
İlkokula başlar, kızlı erkekli sınıflarında. Dayılarım “kız kısmı
okumaz” derler, annem çok üzülür ve okulu yarım kalır. Sessiz,
sakin, tarlada çalışır, koyun sağar, ekmek pişirir annem. Aklında
hep kitapları. Babası istermiş okumasını ama ağabeylerin sözü
geçmiş. Her ne kadar o ağabeylerin kızları üniversite okusa da o
zaman öyleymiş. Yıllar geçmiş annem on beş yaşına gelmiş.
Köyün yakışıklı, sesi güzel, türküler söyleyen, halayda başı
çeken genç delikanlının da etrafında bir sürü hayranı varmış. Kendi
de bunların farkındaymış. Küçük yaşta annesi ölünce İstanbul’a
gurbete gitmiş. Karda, soğukta, Cağaloğlu’nda gazetelerin
üstünde yatmış. Adapazarı–İstanbul trenlerinde limon satmış,
bahçıvanlık yapmış. Sonra askerliğini bitirince babası onu devlet
kurumunda işe koymuş Antalya da. Köye döndüğünde babası
artık oğlu evlensin istemiş. Onu idare edebilecek, çalışkan, iyi
aile kızı annemi düşünmüş “Hanlı Yusuf ’un kızı Sakine- gelinim
olsun” demiş ve bunu babama söylemiş. Aklı havalarda babam
evlenmeyi daha düşünmüyormuş ama yine de “Tamam” demiş.
46
Annemi bir akrabası evine çağırdığında babam da gelmiş.
Annem çok korkmuş. Babam elini tutmuş ve “Seni babandan
isteyeceğiz” demiş. Annem yüzüne bile bakamadan kaçmış. Onu
tanıyormuş ama “gölgesi bile ağır” gelirmiş. Elini de tuttu. Artık
hayır diyemez. Namus…
Annem, dedemden istenmiş. Anneme sormuşlar. Elini
tutmuştu ya hayır diyemez. Aslında başka gençler de varmış
annemi isteyen. Kader demişler. Annem gelinlik giymiş, atın
sırtında. Geleneklere göre damdan bir elma atılırmış gelinin
başına. Elma düşmüş… Davullar, zurnalar, yemekler, halaylar…
Annem büyükbabamın evine gelmiş. İlk aylarında hamile
kalmış. Bir gün tandırın üzerinden banyo kazanı kaldırırken
düşük yapmış. Yaşasalardı iki ağabeyim olacakmış. Aradan
daha bir yıl geçmeden bana hamile kalmış. Dağların arasında,
kerpiçten yapılmış evlerin olduğu, baharda rengarenk çiçeklerle
bezeli şirin yerde dünyaya gelmişim 1967’de. Köyün ebesiyle
devletin ebesi kavga etmiş benim için doğurturken. Toprak
bağlanırmış bezime sıcak tutsun diye. Tahta beşikte sallıyorlarmış
beni. Dedem koymuş adımı: Salime. Annem, halalarımla, üvey
babaanneyle iyi anlaşırmış ve dedem değer verirmiş. Ama babam
yanımızda değilmiş. Dedem düşünmüş ve “Böyle olmaz gelsin
ailesini alsın. Sorumluluk alsın, ayrılık olmasın” demiş. Babam da
gelmiş ve bizi Antalya’ya getirmiş.
Annem, babam, ben ve bir yatak. Şark Ekspresi. Trende
yolculuk. Çok açmışım üzüm, ekmek yemişim bol bol. Annemin
sütü yetmezmiş, aç kalırmışım çoğu zaman. Artık her şey daha
iyi olacak bir arada ve şehirde. Eski Sanayi Mahallesi’nde, şimdiki
binaların olduğu yerde gecekondular varmış. Bir tanıdığın mutfağı
annemin evi olmuş. Ağzı beyaz tülbentle kapalı annemin; ağzı
var dili yok. Babam, Köy Hizmetleri’nde sürveyan olarak sürekli
köy yollarını yapmaya gidiyormuş. Annem, ben bir de yanımızda
annemin küçük görümcesi varmış. Kimseye gitmezmiş,
korkarmış. Komşular ve tanıdıkları gündüz yanına gelirlermiş.
47
Babam bana çok düşkünmüş, evine karşı sorumluymuş ama
çok titizmiş; yemekte, ütüde ve hayatın her alanında. Bir odalı
evden Fethiyeli Şükrü Amca’nın iki odalı evine geçmişler. Çok
iyi insanlarmış. Babamı evladı gibi sevmişler ve bizi de. Bir gün
babam yokken ayağıma çaydanlıktan sıcak su dökülmüş ve bir ay
boyunca annem beni pansumancı Hasan Amca’ya bir de Sigorta
Hastanesi’ne götürmüş. Sonraları bakılmış ki annemin bacağına
da o sıcak sudan dökülmüş. Korkudan söylememiş. Babam çok
kızgınmış. Susmuş, susmuş… İkinci kız kardeşim doğmuş gece
yarısı, babam arazide, görevde. Komşular doğurtmuş. Annem
şehirde ama doktora gitmeye korkarmış doğum için. Kardeşime
yaşamaz demişler zor doğunca. Babam haber alıp gelmiş ve bir iş
arkadaşının adını koymuş kız kardeşime, Nazan.
“Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, aşrı aşrı memlekete
kız vermesinler” türküsünü her duyuşunda annem köyünü
özlermiş, dağlarını… Ailesi yanında olsa çok mutlu olacakmış.
Ama ne çare “gurbet o kadar acı ki ne varsa içinde”. Annem ve
babam bir evleri olsun istemişler. Zeytinköy’de elleriyle taşınıduvarını
yaptıkları, güzel-büyük bir ev. Bir süre suyu dışarıdan
taşımış annem. Babam kırk tane ağaç dikmiş; yarma şeftaliler,
elma vb. Fasulyemiz, çileğimiz… 1971 Kıbrıs Barış Harekâtı
zamanı helikopterler geçerdi, ajanslar can kulağıyla dinlenirdi.
Üçüncü kardeşime hamile olan annem için ambulans çağrılmış.
Tam kapıya geldiğinde doğmuş Ercan. Babam en sevdiği
arkadaşı olan mühendisin adını koymuştu. Kız erkek ayrımı
yoktu babamda. Hepimizi çok sever ve okutmak isterdi, özellikle
kızlar okumalıydı. Annem ve babam karar almışlar “burada
çocuklar okuyamaz daha iyi bir çevreye taşınalım” diye. Evlerini,
komşularını çok seviyorlarmış ama dünyaya bakışları farklıymış.
Orada kadınlara ilk defa pantolon giydirmeyi babam sağlamış.
Ailecek hafta sonları gezmelere, pikniklere, denize gitmekte
babam örnek olmuş. Geleceği düşünen annem ve babam
Bahçelievler’e taşınmışlar.
Annem okuma–yazma kursuna gitti, sonra diplomasını
48
aldı. Çok mutluydu. Babam destekledi. Halk Eğitim’de biçkidikiş
kursuna gitti. Yeni muhitinde çocukları Barbaros
İlkokulu’na gidiyordu. Orada, oğlunun öğretmeni ona çok örnek
oldu. Nezihe Budak Hoca’dan çok şey öğrendi; hakkını aramayı,
sesini çıkarmayı. Dört çocuk olacaktı “Hayır” diyebildi. Annem
çocuklarına karşı hep ilgiliydi. Okuldan evimize geldiğimizde
hep bizi karşılardı. Annem ev hanımıydı, diğer çocukların
anneleri de çalışmıyordu ama annem farklıydı. Evde annesini
bulamayan, yemeği pişmemiş çocukları da evine alırdı. Birlikte
o sıcaklığı yaşardık. Ev eşyasına önem verilmezdi ama akşam
sofralarında bir arada olmak önemliydi bizim için. Eğitimimize
ve gezmemize değer verildi. İlk ansiklopedimizi aldıklarında
ne kadar heyecanlanmıştık. Bize hiç “ders çalışın” denmezdi,
biz zaten çalışırdık. Annem, ev işlerini kendi üstlenirdi. Veli
toplantılarımıza muhakkak gelirdi. Erkek kardeşim anaokuluna
yazdırılmıştı ve hepimiz çok mutluyduk. Ben ve Nazan Antalya
Lisesi’ni bitirdik. Üniversite sınavında ben Hacettepe Fizik Tedavi
ve Rehabilitasyon bölümünü kazandım 1984’te. Şehir dışına kız
çocuğunu göndermek normal değildi o zaman ama bağırlarına
taş basıp beni gönderdiler. Yurtta kalarak okudum. İki yıl sonra
da Nazan, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık bölümünü
kazandı ve İstanbul’a gitti. O da yurtta kaldı. Annem ayrılığımıza
zor alıştı. Evde el işleri, dantel yaptı sattı, yıllardır da yapardı.
Sonra bir bebeğe bakmaya başladı ve bu hem bebek için hem
annem için çok iyi oldu. Halen haberleşirler Atıl’la. Sonra Ercan;
evden uçtu kuş misali. Onunla iletişim olsun diye hayatında hiç
yapmadığı halde futbol maçını izlemeye başlamıştı. Çok sever
oğlunu, o da annesini. Anadolu Lisesi’ni bitiren oğlu İstanbul’da
İşletme okudu ve bankacı oldu. Şu an bir bankada şube müdürü.
Annem ve babam gurur duyuyorlardı bizimle. Önceliği
hep çocukları olmuştu. Şu zamanki gibi sevdalardan değildi
onlarınki. Didişirlerdi. Annem hep gönlü alınsın isterdi, babam
anlatamazdı sevgisini. Annem istemezdi ne eşya ne para. Değer
verilmekti, ömür boyu istediği. Gözünü onda açmıştı. Sanki
babam onu da bizimle büyütmüştü. Öyle derdi. Annem zaten
49
gelişmeye açıktı. Türk kadını olarak yöneticiydi, yumuşaktı
ama ailesi için her türlü savaşa girerdi, aslan kesilirdi. Gizli bir
sevgi diliydi aralarındaki. Sanki didişen onlar değildi biz bir
şey söylediğimizde, hemen babam korurdu annemi. Annem ve
babam bir bakarsın bir konuda söz birliği etmiş, tek duvar olur
karşımıza çıkarlardı. İnsanlara yardımı severlerdi. Annem her
zaman yaşlının, hastanın yanındadır. Bize de örnek olmuştur.
Bir tas çorba, bir ziyaret onun hayatındadır, paylaşır. Genç
anneleri hep girişimci olmaya zorlamıştır. Başarmıştır. Şimdi
onlar birer çalışan, üreten kadındır. Okuyamadı ama üç çocuk
okuttu. Sadece okutmadı onlara güzel değerler verdi. Babam üç
çocuk okuttum derken çevremiz ve biz bilirdik ki gizli kahraman
annemdi.
Ben İstanbul’da işe başladım. Annem, babam ve üç kardeş
tekrar İstanbul’da bir araya geldik. Annem, Antalya’da dolmuşa
hiç binmemişti “Bu şehirde herkes koşuyor normal yürüyen yok”
demişti, şaşırmıştı. Artık tek başına bir yerlere gidebiliyor, küçük
şehirdeki gibi toplum baskısı da yoktu. Kişisel olarak kendini
bulduğu yer oldu İstanbul. Okuma–yazma bilmeyen kadınları
organize etti, kurslar açtı, onlarla birlikte oldu. Annem bizimle,
tiyatrolara, sinemalara geldi, söyleşilere katıldı. İlk fotoğraf
sergimde gelip annemi bizim için tebrik etmişlerdi. Yıllar sonra
bir fotoğraf sergisinde fotoğraf konusunda yorum yaparken onu
duyunca çok şaşırmıştım. 2001’de annem ve babam Antalya’ya
döndü, kız kardeşim döndü. 2006’da ben ve eşim “oğlum
anneannesinin yanında büyüsün” diye Antalya’ya döndük.
Bıraktığımız kadar olmasa da Antalya’da yaşamak kolaydı.
Deniz ve güneş… Annem kırk altı yıllık hayat arkadaşı babamın
koah hastalığıyla son iki yıl uğraştı. Babam, annemi yanından,
gözünün önünden ayırmak istemedi. Yıllar sonra ağzından tatlı,
övgü dolu sözler çıktı. Çocuklar değil, gerçek olan hayat arkadaşı,
eşiydi. Bir de ilk torunları için çok beklemişlerdi ama şu an
altı yaşında olan Barış onlara yaşam enerjisi olmuştu. Hastalık
sırasında ikinci torun haberi de geldi. Oğlunun kızı olmuştu:
50
Defne Lavin. Yıllar sonra hastalık nedeniyle güneş gören, birinci
kat bir eve taşınıldı. Annem, aydınlık mutfakta ona yemekler
yaptı. Balkonunda kahve içtiler. Hayat zorluklarıyla da olsa
güzeldi. “Ölüm Allah’ın emri ayrılık olmasaydı” derdi annem,
annesine doyamadığında gurbette. Şimdi ölüm yakınındaydı.
Eylül 2011’de babamı kaybettik ve bir çınar devrildi yetmiş
üç yaşında. Geride onun yokluğunu her an hisseden bir eş ve
çocukları. Annem, Sakine Yılmaz, yine ayakta, yine çocuklarına
kol-kanat olmaya devam edecek.

SALİME YILMAZ

Antalya Büyükşeh İr Belediyesi İ YAYINLARI: 7
HERKESİN BİR HİKÂYESİ VAR
BAŞARILI KADIN HİKÂYELERİ PROJESİ SAHİBİ:
Antalya Büyükşehir Belediyesi
Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı
Mart 2012
 
     Beğenin    
Hayat-Nietzche
ŞİİR | © Yazan Aysun DEVRAN | Yayın Nisan 2014
Şiir

Gidene kal demeyeceksin. ..

Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.

Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme,
yoksa değersiz olan hepsen olursun...

Düşün...

Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...

Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini...

Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..


Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum,
Oynadım.

Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan anladım.
 
     Beğenin    
Üç Kadın
ÖYKÜ | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Şubat 2014
Ocak 2014

Yağmur çiseliyor
Nemli, ıslak bir Antalya akşamı
Şehrin ışıkları yanmaya başladı

Büyük şehirlerden farkı erkenden insanlar evlerine çekilmiş, sokaklarda yaz aylarının canlılığı yok, sakin ve huzurlu.

Üç kadın , üç dost Antalya sokaklarında..

Onları birleştiren iş anlayışları, onları birleştiren insana önem vermeleri, onları birleştiren yüzlerinde maskenin olmaması..

Maskeleri olmayan insanlar gönüllerini açar birbirlerine, dertlerine çözüm olamasalarda yanlarında hissederler birbirlerinin, maskeleri olmayanlar hala insanlığı yüreğinde kaybetmeyenlerdir.

Tek tük kalan turunç ağaçlarının eşliğinde , yürüyen üç kadın…

Şehrin yat limanına bakan çay bahçesinde tente altında tek kuru kalmış masa etrafında başladı sohbet. Hem birlikteydiler hem de kendi dünyalarında. Geziniyordu düşünceleri, hayalleri,umutları.. Üç ayrı yaş kuşağı; 20 li,30lu,40lı yaşlar....

Aşağıda yat limanının tekneleri, küçük anfi tiyatrosu, restaurantların masaları, boşluk,,,,
Mermerli çay bahçesi her zamanki heybeti ve güzelliğiyle karşıda.Arkasında Karaalioğlunun Kalesi…Mermerli plajı . Babamın çocukken bizi orada yüzdürdüğünü anlatır annem. Bir gün oğlumu orada yüzdüreciğimi hayal ediyorum.
Akdeniz, dalgalarıyla Mermerlinin plajına ,kayalara çarpıyor. Bembeyaz köpükler. Her çarpan dalga hayatın zorluklarını anlatıyor sanki. Kayalardan çarpıp dönen sular tekrar tekrar devinim halinde..Bazen zorluklar çıksa da hayatımızda su temizler her şeyi. Her şey yerini bulur hayatta ..Su akar bulur yolunu derler ya..Yalnız değilseniz varsa yanınızda dostlarınız her şey kolay gelir size..

Üç kadın , yağan yağmur, şehrin ıslaklığında ve sukunetinde sıcacık olur yürekleri…

Nemli, ıslak bir Antalya akşamı

OCAK 2014
 
     Beğenin    
Son Durak
ŞİİR | © Yazan İsmail ÇALIK | Yayın Şubat 2014
Güneş penceremden içeri ince çizgiler halinde süzülüyor
Ellerimi uzatıyorum güneşe ona dokunmak istercesine
Kalbim heyecanla çarpıyor o an titrerken ellerim
Sanki ilk kez ışığı gören bir bebek gibiyim.

Kendime soruyorum sen ışığı hiç gördün mü diye
Doğdun mu hiç bir annenin kucağına?
Ya da dümdüz uzanan uçsuz bucaksız bir ovaya…
Hayır doğmamıştım yeni yeni anlıyorum.

Şimdi düşünüyorum da
Ben hep rölantide yaşamışım hayatı.
Hayatı, ciğerlerine dolan temiz havadan çok,
Ceplerine dolan parayla kıyaslayanları bilmişim gerçek diye.
Egoları hep daha büyük olmuş insanların
İnsanlara besledikleri sevgiden.

Mutluluğa giden yolda ben hep geç kaldığımı sanmışım,
Ya da beni oraya götürenin çoktan beklediğim duraktan geçtiğini,
Son durağa vardığımda ise anladım ki orada beni bekliyormuş o.
Ellerini açmış,
Yüzünde ince dudaklarının oluşturduğu gamzeli bir gülümseme…

O da beni bekliyormuş onca zamandır orada.
Birçok gelen olmuş otururken o durakta
Fakat içindeki ses “işte bu!” dememiş gelenler için,
Ta ki beni görene kadar,
Ta ki bana ellerini açana kadar…

Önce korkmuş bana ellerini uzatırken,
Sonra bir sıcaklık kaplamış içini,
İçini kaplayan sıcaklık, ışık olmuş,
Sonra gelmiş gönlümün penceresinden içeri ince çizgiler halinde
Ve ben o güne kadar hiç görmemişim o gerçek ışığı
Ve ben, ellerimi uzattım ışığa, titreyerek…

İsmail ÇALIK Haziran '10
 
     Beğenin    
Sevgili Eşim İçin
ŞİİR | © Yazan Gökhun İnan YÜCEL | Yayın Ocak 2014
İlle de doğacak güneş, kara salkım saçlarına
Sana inat şevk katıyor, bu sabah mahmurluğuma.
Ne demiştik; hayli zamandır senle,
Sarıp sarmalayıp, çilekeş geçen yılları,
Ermeyecek miydik artık bizde muradına.
Xx
Dün, evlat sevgisi gibi, yandı mı senin de bağrın?
Sokulurken minik Çınar, sancılı anasına,
Titrek sesin ürperdi mi bir lahzacık bile olsa?
Hazin hazin, başın eğik, yürüyorken sen yanımda.
Xx
T an yerleri ışıdıysa,
U kte kalmaz yarınlara.
G ün yanılır şaşar mı hiç,
D oğacaktır nasıl olsa.
E vladımız da olacak
M adem ahd ettik yarına.
 
     Beğenin    
Başlıksız
ŞİİR | © Yazan Gökhun İnan YÜCEL | Yayın Ocak 2014
Gül yüzünde bir tebessüm açarsa,
Ve ben bunu bilirsem,
Şu an Edirne de kör eden bu sis dağılır,
Kasvet gider,
Ve sadece sen gelirsin şair ruhuma,
Her şafak olduğu gibi…
 
     Beğenin    
Başlıksız
ŞİİR | © Yazan Gökhun İnan YÜCEL | Yayın Ocak 2014
Çocuksu saflığın aklım(ı) çalan,
N’olur sen de desen bir pembe yalan!
Kız aşka düş. Sen de tutul.
Var biraz sen de tasalan.
N’olur sen de olma bir pembe yalan!
Xx
Hani Haziran ayında o yaz sabahı var ya;
Sevmiştin sen de güya.
Daha o ilk bakışlar,
Sendin kalbime kor saçan,
N’olur sen de desen bir pembe yalan…
 
     Beğenin    
Sevginin Önemi...
ŞİİR | © Yazan Derya OĞUZ SARIALP | Yayın Aralık 2013
Çocuklarımızı koşulsuz şartsız severiz, ve bunu her daim göstermeliyiz;

Onu yaparsan seni severim, bunu yaparsan seni sevmem şeklinde konuşmamız son derece YANLIŞTIR !

Ne yaparsa yapsın, o sizin biricik oğlunuz- biricik kızınız ve onun sevilmeye ihtiyacı var.

Sevilmediğini duyan çocuk buna inanır, sevilmediğini düşünür, bu onu karamsarlığa iter.

Biz de 6 yaşımızdayken annemiz- babamız tarafından sevilmediğimizi duysaydık çok üzülürdük.

İnsanların en temel gereksinimlerinden biri de sevgidir. Karnımızın doyduğundan emin olduktan sonra sevildiğimizi de bilmek isteriz.

Çocuklar koşulsuz severler. Onu doyurduğunuz, giydirdiğiniz, okuttuğunuz için DEĞİL, sizi siz olduğunuz için severler. Siz onun biricik anne- babasısınız. Çocuğunuzun dünyasında her zaman doğruyu yapan, doğruyu dile getiren büyük KAHRAMANLARSINIZ.

Çocuğumuza onu sevdiğimizi söyleyelim, onları sevgiyle büyütelim.

Araştırmalar da bunu kanıtlamıştır. En ağır derece zihinsel geriliği olan çocuk bile onu sevdiğimizi söylediğimizde bunu anlayabiliyor.

Onu sevdiğimizi söylersek çocuğun kişilik, karakter, zihinsel gelişimine olumlu katkıda bulunmuş oluruz.

Şimdi harekete geçin, dönün ve çocuğunuza adıyla birlikte seni seviyorum deyin.

Sevgilerimle...



Psikolog Derya OĞUZ
 
     Beğenin    
Aıds ( Acil İlgilen Dilediğince Sev ) = Alf' İn Ağzından Mektup
ÖYKÜ | © Yazan Işıl KARATAN | Yayın Ekim 2013
Merhaba ;

AİDS olduğumu öğrendiğimde mama kabıma gömülmüş deliler gibi günlerdir aç olan karnımı doyurmakla meşguldum...A.İ.D.S yani " Acil İlgilen Dilediğince SEV" gibi bi şey olduğunu düşündüğüm AİDS konusu beni hiç enterese etmemiş aksine o anda oldukça mutlu mırıl mırıl bir kedi haline getirmişti. Günlerdir süren burun akıntım, deliler gibi hapşırmalarım, göğsümden gelen o boğuk hırıltılı sesler, boğazımın hemen altında ceviz büyüklüğündeki kocaman kocaman şişliklerim, yürümekte zorluk çıkartacak kadar şişen arka bacaklarım, ağrıyan kulaklarım hep bundanmış...AİDS !!!

Bense, sokak çocuğu olmanın getirdikleridir diye düşünüyordum...Açlıktan ve bakımsızlıktandır diye kanıksamıştım yaşadığım hayatı.Gerçeği nihayet öğrendim...Ben AİDS' e yakalanmıştım. Acil doyur istiyorsan sevebilirsin güzel bir duyguydu ama aslında bu ölümcül ve çok bulaşıcı bir hastalığın kısa adıydı..."KEDİ AİDS " i diye bir hastalıkmış beni yıllar sonra ilk kez bu kadar güzel ve sevgi dolu bir bakımla karşı karşıya getiren şey, ama aslında beni yavaş yavaş öldüren şeymiş bu AİDS denen hastalık...

İnanın KEDİ olmak ve AİDS'e yakalanmak bu hayattaki seçimlerimden biri değildi. Ben böyle yaratılmıştım ve sokaklarda doğmuş yine sokaklarda büyümüştüm. Kavgacı ruha sahip değildim, ama kavga etmezsem hayatta kalmayı başaramazdım ki. AIDS 'e, karışmak zorunda kaldığım kavgalarda aldığım ısırık yaralarının sebep olabileceğini öğrendiğimde gözümün önünden o harika delikanlılık yıllarım film şeridi gibi geçip gitti. Artık bir klinikte sıcak ve güvenli huzur dolu bir kedi kafesindeydim sokaklardan şimdilik uzaklaşmıştım ama tedavim tamamlandığında daha fazla burada kalmama imkan yoktu. Sokaklara geri dönebilmeme de imkan yoktu, hem benim hem de diğer kedilerin sağlığı için benim özel bakıma alınmam gerekiyordu. AİDS ısırık yaralarıyla diğer kedilere geçebilirmiş,eee ben beni ısıranı ısırmadan duramam ki, delikanlılığa sığmaz... İstemem bu lanet hastalık bir başka kediye de geçsin o yüzden benimle özel ilgilenecek bir sahip aramaya koyulmam lazım...Bunu nasıl yaparım bilemiyorum. Facebook sayfam yok, gmail adresi almayı da bilmiyorum ki durumumu herkesle paylaşabileyim...Burada tüm bunları benim için yapacak harika insanlarla tanıştım . Nevzat Bey beni Karaköy sokaklarından alıp o zor şartlarda Yeşilköy'e kadar getiren benim asıl kahramanımdır. O beni burada Işıl Hanım ve Gökçen bey adında sürekli beyaz giyen iki kişi ile tanıştırdı. Beyaz giyenler melek olmalıydı; ama ben henüz ölmemiştim ki :) Hala yaşamaya gayret ediyorum ve konuşulanlar iyi olacağım yönünde güzel cümlelerdi...Beyaz giyenlerin VETERİNER HEKİM olduklarını öğrendiğimde çok şaşırdım sırf benim için yıllarca tıp okumuş olmaları inanılmazdı. Kendimi ne kadar önemli hissettiğimi tahmin edemezsiniz.

Neyse ; AİDS'in acil ilgilen, doyur sonra sevebilirsin gibi bir anlama gelmediğini , vücuduma giren bir virusun bağışıklık sistemimi çökerttiğini öğreneli bir kaç gün olmuştu ki artık o delikanlılık namımın sürdüğü sokaklara yeniden dönemeyeceğimi öğrendim. Bir evim, bir ailem ve beni seven insanlar olmalıydı hayatımda, bana sürekli göz kulak olacak beni güzel besleyip bağışıklığımı yukarılarda tutmaya kendini adayacak sahiplerim olmalıydı yoksa hayat bana istediğim şekilde yaşamaya devam etmemi sağlayamayacaktı...

Ben sadece mırıl mırıl etrafta dolanıp, sahibimin bacaklarına sürtünüp kıtır kıtır kuru mamalarımı afiyetle yiyip sıcacık kalorifer yanında uyuyabileceğim bir hayat hayal ediyorum...Öyle dubleks, kocaman bahçesi olan, kapısında bekçi köpekleri olmayan villalar, kutu kutu çeşit çeşit konservelerle dolu kocaman bir mutfak falan hayal etmiyorum. Benimle aynı koltuğu paylaşabilecek TV seyrederken bir eliyle benim tüylerimin arasında ellerini dolaştıracak birini hayal ediyorum hepsi bu :)

AİDS olmak benim seçimim değildi ama sizin seçiminiz benim yaşam şansım olacak. Lütfen beni klinikte ziyarete gelin olur mu ? Oturalım hayat hakkında konuşalım siz anlatın ben mırıltımla size eşlik edeyim ve sohbetimiz hayat devam ettiği sürece sürsün. Ne dersiniz beni görmeye geleceksiniz değil mi?

Haaa bu arada unutmadan; İsmim ALF; hayat çok kısa bugün varım kimbilir belki de yarın yok, o yüzden şimdiden tanıştığımıza memnun oldum...

..........................................................................................................
ALF' in duygularıyla....

Bir kedinin gözünden hayata bakmaya çalıştım Onlarla hayatı paylaşan herkesin anlayabileceği cümlelerle ve tüm kalbimle sevgiler

Vet.Hekim Işıl Karatan
Yeşilköy Pet Care Veteriner Kliniği
Tel: (212) 662 73 76
Klinik GSM: 0 552 442 73 53
www.yesilkoyvet.com
 
     Beğenin    
Akasya
ŞİİR | © Yazan Dilek YÖRÜK | Yayın Nisan 2013
Kim derdi ki o kuru daldan yeşil beyaz bahar fışkıracak,
Üstünde kuşlar, altında karıncalar barınacak...
Umudunu tüketseydi o akasya ağacı
Erermiydi bahara
Gururla seremiydi bağrını, dökermiydi saçını
Umudundan vazgeçseydi
Vazgeçseydi,geçseydi,sevmeseydi
Güvenmeseydi,inanmasaydı...
 
     Beğenin    
O An
ŞİİR | © Yazan Salime YILMAZ ALTUNBAY | Yayın Ocak 2013
Bir gitar, anne
Yanında gitarın tellerinde minik elleri dolanan oğul,can
Akşam karanlığı,dar sokaklarda seke seke yürüyor oğul
Yolun bir sağında bir solunda
Anne bir süprizim var der
Oğul söyle anne söyle anne
Oyuncak mı? Hangi oyuncak? Ne kadara aldın? der
Cansız değil oğul
Canlı birşey der anne
Yoksa bir tavşan mı?Sabret oğul
Nerede
Yolun sonunda
Yolun sonu göründü
Nerede anne nerede
Yolun karşısında
Süpriz
Oğul koşar, O koşar, öyle bir sarılmaktır ki
Baba dizler üzerinde yere çöker
Oğul sarılır
Öpülür, kucaklanır
Baba sarılır
Oğul güler,yanaklar kızarır
Baba öper
Özlemdir o
Sevgidir o
OĞUL, CAN
 
     Beğenin    
Ne Zaman
ŞİİR | © Yazan Emre Oğuzcan ÖZDEMİR | Yayın Ocak 2013
ne zaman çarpacak bulutlar yere
ne zaman aşk olacak bu trafikte
bilinmez
istenir, olsun artık denir
beklenir

bulutlar pamuk gibi kalır gökte
tükense de sabır inmezler yere
olmaz, aşk hiç olmaz

toz gibi kar mı
bulut parçası değildir onlar
ruhsuz sevişmeler gibidir
kent işidir


emre oğuzcan özdemir
 
     Beğenin    
Bilmeden Özlediğim
ŞİİR | © Yazan Emre Oğuzcan ÖZDEMİR | Yayın Ocak 2013
bir anadolu çocuğunun
denize baktığı gibi
hayretle baktım sana
hâlâ şaşırıyorum
bir insanın
bu kadar su oluşuna

yelkenlerimi açtıran rüzgarımsın, tamam
rıhtımlara demir attıran
fırtınam da ol
bu gel git mevsiminde yüzün haziran
 
     Beğenin    
Nerdesin
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Nerdesin birtanem, nerdesin, nerde?
Aldattın, durmadın verdiğin sözde
Kalbim hep seninle olduğum yerde.
Ne olur bekletme, özletme beni.
Buradayım birtanem, özledim seni.
Ne olur durma gel, bekletme beni

Gecelerim, gündüzlere dolandı
İçimde sevdan, taştı çoğaldı,
Sevgilim gel gitme, kalbim daraldı
Çok sevdim bir tanem, çok sevdim inan
Buradayım birtanem, özledim seni.
Ne olur durma gel, bekletme beni

Bizimde bahtımız gülecek inan
Yuvamız neşeyle dolacak inan
Seninle mutluyum yanında heran
Olmaya hasretim sevgilim inan
Buradayım birtanem, özledim seni.
Ne olur durma gel, bekletme beni

www.drselcukonart.com
 
     Beğenin    
Özlem
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Billur sesle öten bülbül
Haber versem, söylermisin yarime
Özledim çok, söyle ona gitmeye
Gidemedim, göremedim, yol uzak
Kalbim orda, gönlüm burda, gel bir bak
İnan olsun, bu hasrelik pek firak
Keder oldu, acı doldu bu ırak

www.drselcukonart.com
 
     Beğenin    
Papatya Çiçeği
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Yarın Sevgililer günü
Bu yıl sana, papatya çiçeği alacağım,Gülüm
Ben papatya çiçeğinin kokusunu çok severim,
Papatya çiçeğinin kokusu,
Yemyeşil kırları anlatan
Saf, temiz, mis gibi, duru,
Çim, çimen kokusudur
Uzun, yeşilimsi sarı saplarında,
Ard arda, çepeçevre sıralanmış,
Bembeyaz taç yaprakları, ortasında
Güneş rengi sapsarı göbeği ile
Nazlı gelinler, işlemeli dantelalar gibi
Kırlarda, yamaçlarda,tarlalarda
Kendi halinde, özgürce dalgalanır
Esen ılık meltemlerle, salınır,
Itırımsı kokan, buğulu, nemli, serin
Gizemli, bahar fışkıran doğada
İnsanın o anda sevdiğine
Hemencecik koparıp vereceği çiçek,
Papatya çiçeğidir.
Yaşamda gördüğümüz
İlk çiçeğimizdir papatya çiçeği
Ben papatyanın
Seviyor, sevmiyor diye yolunan,
Bembeyaz yapraklarına üzülürüm,
Tek tek ve tane tane, yolunup
“ Ona sorulmadan koparılıp atılan”
Elimde olsa, bir pankartla dolaşacağım
Mitingler yapacağım,
“Yolmayın papatya yapraklarını”
Bozmayın bu güzelim doğayı.
Yok etmeyin yaşamı
Yarın sevgililer günü
Bu yıl sevgililer gününde
Ben papatyama
Papatya çiçeği alacağım

www.drselcukonart.com
 
     Beğenin    
Tabıata Serzenıs
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Merhaba sevgilim, merhaba Bahar
Geçen yıl, senden alacağım var
Çocukluğum mu? Gençliğim mi? Neşem mi, ne?
Burada her şey taksitle, senin acelen ne?
Ne saç kaldı, ne baş kaldı, ne gönül
Umutlarımız söndü, solduk hepimiz, gül
Ne ot bıraktın, ne çiçek, ne kar dağımda
Ne hazin tükettin, öğüttün kucağında
İlk doğduğum günkü çığlığım kulağımda
Sevin yaşım 45 sonbaharında.

www.drselcukonart.com
 
     Beğenin    
Yalnız
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Sokakta yürürken sessiz
Sanırım ki kimsesiz eşsiz
İçim ezilir bilmem neden
Belki de yalnızım kimsesiz sensiz

www.drselcukonart.com
 
     Beğenin    
Bülbül
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Sabah oldu, tanyeri berrak
Bu yıl erken geldin, ey güzel bülbül
Bütün bir kış hasret idim sesine
Ötte sesin duyulsun, ey güzel bülbül

Ezanı geçirmedin hiç bir zamanda
Sesini duyurdun, her bir sabahta,
Baharın başında, ala şafakta
Ötte sesin duyulsun, ey güzel bülbül.

Bilmem, böyle firaklı neye yanarsın
Hasretmisin, aşıkmısın, neyi ararsın
Dert etme, neşelen, elbet coşarsın
Ötte sesin duysunlar, ey güzel bülbül

Bil ki ne devranlar gördü, bu fani dünya
Her fani anladı, yaşam bir rüya
Tanrım muhtaç etmesin kimseyi kula
Ötte sesin duysunlar, ey güzel bülbül

www.drselcukonart.com
Selçuk ONART
 
     Beğenin    
Bir Martı Düşün
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Kasım 2012
Bir martı düşün, hayalinde
Nasıl mı? Şöyle
Kanatları açılmış, bembeyaz
İçi neşe dolu, uçuyor, uçuyor
Adalara doğru, süzülüyor
Bir telaş, bir telaş, pürtelaş
Kanat teleklerinden güneş ışıkları yansıyor
Çırpıntılı, köpüklü dalgalarda yüzen teknelere
Bağırmak istiyor, tüm sesi ile
Mutlu kanatlarında var gücü ile Adalara uçuyor
Yavrular telaşlı, yavrular aç,
Yavrular, bu anaya muhtaç
Baba uçuyor, ana konuyor
Gagasında ki lokmayı yavrularına taşıyor
Sarı gagası açılıp kapanıyor
Ana mutlu, ana rahat
Yavrusunu besliyor
Anası veriyor, o yiyor
Anası veriyor, o yiyor
Anası, anası, anası
Babası geliyor, anası uçuyor
Martılar damlara konuyor,
Martılar, denizlere konuyor
Martılar Adalara, Modalara, konuyor
Martılar uçuyor, uçuyor, uçuyor.

www.drselcukonart.com
3 . 01 . 2012
Selçuk ONART – Umi Plaza
 
     Beğenin    

Bu sayfada yayınlanan öykü ve şiirlerin tüm hakları yazarlarına aittir ve üye yazarlarımız tarafından TavsiyeEdiyorum.com Öykü ve Şiirler kütüphanesinde yayınlanmak üzere gönderilmiştir. Burada yer alan eserler yazarlarından önceden izin alınmaksınız başka platformlarda yayınlamaz, sadece kaynak gösterilerek ve yazar ismi zikredilerek KISA ALINTILAR yapılabilir. Aksine davranış Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırılık teşkil edecektir.

08:39
Top