2007'den Bugüne 74,814 Tavsiye, 24,666 Uzman ve 16,940 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!


Uzman Üyelerimizin Öykü ve Şiirleri

Site üyemiz uzmanlar tarafından yazılan şiir ve öyküleri tarih sırasında sırasına göre aşağıda bulabilirsiniz.

Evlilik Havuzu
ÖYKÜ | © Yazan Bahattin GÖKTAN | Yayın Ekim 2012
EVLİLİK & İLİŞKİ HAVUZU

Evlilik veya çift ilişkilerinde, uzun soluklu paylaşıma olanak veren, karşılıklı olarak birbirini destekleyen bir birlikteliğin oluşabilmesi, evlilik veya çift ilişkisinin yaşandığı alanın her iki tarafcada beslenmesiyle mümkündür. Bu süreci iki nehirin bir gölü beslemesine benzetebiliriz. Her iki nehirce beslenen bu göl sürekli olarak dolu ve berrak olacaktır. Bu gölü evlilik veya çift ilişkisinin varolduğu bir alan olarak düşündüğümüzde ilişkinin canlılığını koruyabilmesi için bu gölün yeterli dolulukta ve temizlikte olması gerekir.Çiftlerden her birini temsil eden nehirlerden biri sürekli gölü doldururken, diğer nehir ilişkinin canlılığı için sorumluluk olarak değerlendirilecek gölü beslemezse besleyen nehrin gücü ve motivasyonu bu durumu bir yere kadar sürdürebilir. Sonrasında göl kurumaya bir anlamda ilişkideki sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Sorunların ortaya çıkış biçimi öfke, pasif öfke (somurtma,küsme vb) davranışlar olarak belirir. Diğer bir sorun alanıda, ilişkide duyarlılığın, paylaşımın kaybolması, yaşanması olası cinsel uyum sorunlarının beraberinde getireceği yalnızlık duygusuda ilişkisel çatışmayı artıracaktır. Evlilik& çift ilişkisinin ana yaşam kaynağı bu gölün oluşturulaması nedeniyle oluşan sorunları klinik ortamdaki gözlemlerine baktığımızda, eşler arasında sürekli çatışmaların yaşandığı ve bu çatışmalar karşısında çiftlerin bir rakip ilişkisi oluşturduklarını görüyoruz. Çiftlerin birbirlerine karşı toleransını ve duyarlılığınıda azaltan bu durum karşısında empatik bakış ve özeleştride bulunma oluşamamakta bu durum, ilişkide her iki kişiyide kendini haklı olarak görme ve rekabetin olduğu bir ilişki yaşamaya götürmektedir. Sonuç olarak, her rekabette olduğu gibi ortak yaşam alanları doğal olarak paylaşılamamaktadır.

Sonuç olarak baktığımızda; bir ilişkide her iki tarafta sevgileri, eşine karşı duyarlılığı, paylaşımcı yaklaşımı, eşinin kişiliğini olduğu gibi kabul etme düşüncesi ve sağlıklı yaşanan bir cinsellik ile bu evlilik gölünü besleyebilir. Aksi gölün kurumasına ve ilişki can çekişir hale gelir.


Bahattin GÖKTAN
Uzman Psikolog
 
     1 Beğeni    
Kişiliğin Doğum Yolculuğu
ÖYKÜ | © Yazan Bahattin GÖKTAN | Yayın Ekim 2012
Kişiliğin Doğum Yolculuğu

İnsan yaşamında iki doğum süreci yaşıyor. Birincisi annemizden doğduğumuz fiziksel doğum süreci. Tüm işleyişi, doğa kurallarınca belirlenmiş ve hiç birimizin farklı yaşamadığı bir yaşam süreci. İkincisi ise bize ait tüm özelliklerimizin ve diğerlerinden farklılığımızı oluşturan, davranışlarımızın düşüncelerimizin ve duygularımızın bir anlamda kişiliğimizin doğumu. Bu doğum her birey için kendine has olmakta ve ortalama 18--20 yıl kadar sürmektedir. Bu doğum sürecinin önemli ara dönemleri ve bir çok etkileyeni olmaktadır. Ara dönemlerden birincisi, 0-2 yaş olan ve kişiliğin temellerinin atıldığı dönem, ikincisini ise kişiliğimizin yaşama sunuluş aşamasını oluşturduğumuz 11-16 yaş arası olan ergenlik dönemidir. Bu dönemlerin etkileyicilerinin başında özellikle 0-2 yaş arasında anne veya bakım veren kişi gelir. Onun bebek ile kurduğu ilişkinin niteliği, insanın kişilik omurgasının nasıl şekilleneceğinde belirleyici olacaktır. Kişilik omurgasını bir spekturuma benzetirsek bir uçta; kişinin kendini tanıyan, istek ve hedeflerinin farkında, zorluk ve problemlerini kavramış, kendi kaynaklarını ve çevresindeki kaynakları yönetebilen ve bu süreçte gerekli olan ilişkileri geliştirebilen, duygularını yönetebilmeyi becerisine katmış bir kişilik; diğer uçta ise, ayrışma ve bireyleşmesini tamamlayamamış, kendi olmaktan ziyade diğerlerinin kendinden beklediklerine odaklanmış, ilişkilerinde kendiyle ve diğerleriyle tutarlılık sergilemekte zorlanan, zorlukları ve problemleri karşısında bocalayan, gerçeklik algılamasında netleşemeyen bir kişilik bulunur. İnsan kişiliği büyük oranda bu spekturum içinde bir yerlerde konumlanır.

Bu durumu etkileyen ikinci gelişim dönemi ergenlik dönemidir. Yaşam sanki ikinci bir fırsat vermiş gibidir. 0-2 yaş dönemindeki gibi kişiliğimiz adına önemli bir değişim ve gelişim dönemini yaşarız ergenlikte. Beynimizin fizyolojik yapısı başta olmak üzere, tüm vücudumuzda yetişkinliği nasıl yaşayacaksak onun şeklini alacağımız değişimler yaşanır. Buna paralel olarak da duygu, düşünce ve davranış dünyamız farklılaşmaya başlar ve kurduğumuz ilişkiler yeni yapılar kazanır. Otoriteyle çatışma, duygu savrulmaları, düşüncelerde ani değişiklikler ve iç çatışmaaların olduğu bu dönem, bir anlamda annemizden ayrılıp sonucunda, yetişkin biri olarak yaşamı karşılayacağımız bir dönemdir. Uçma egzersizleri yapan bir kuş veya bir fidanın rüzgarlara direnç göstererek ağaç olma yolculuğu gibidir. Kişiliğimizin bu ikinci doğum döneminde, destekleyici, anlayan ve dinleyen, sabırlı, kurallardan ziyade değerleri kazandırmaya çalışan bir anne baba ilişkimiz, doğumun sağlıklı olmasına olanak verir. Aksi ise yetişkin olmasına rağmen duygu ve düşünceleri yönetmekte zorlanan, ilişkilerinde tutarsız, derinlemesine ilişkiler kuramayan, kendi içinde çatışmalı bir yapı bir kişilik olarak dünyaya gelir. Kişinin bu noktada yaşadığı sorunları çözmesi, daha uzun, zor ve profesyonel destek gerektirse de mümkündür.



Bahattin GÖKTAN
Uzman Psikolog
 
     Beğenin    
Güven Tuğlaları
ÖYKÜ | © Yazan Bahattin GÖKTAN | Yayın Ekim 2012
Güven Tuğlaları

İnsaoğlu doğduğunda iki temel korku ile doğar bunlardan biri yükseklik korkusu, diğeri ise yüksek ses korkusudur. Bu iki temel korkuyla doğan çocuk diğer tüm korku ve kaygılarını sonradan nesnelerle (başta anne baba olmak üzere diğer insanlar) kurduğu ilişki ile öğrenecektir. Bu korkulardan önemli bir kısmı onun yaşam içinde kendini korumasına olanak sağlarken, diğer önemli bir kısmıda onun gelişmesine kendini özgüvenli tutarlı ve duygu bütünlüğü içinde yaşamasına engeller oluşturabilecektir. Bu süreci kişinin etrafına örülen tuğlalar ile açıklamak mümkündür. İnsan doğduğunda dört bir tarafında korkularına dair hemen hemen hiçbir engel yoktur. Bir anlamda hiçbir tuğla örülmemiştir. Dört bir yanını alabildiğine görebilmektedir. Zaman geçtikçe başta anneyle kurulan ilk ilişki ile bu tuğlalar örülmeye başlar. Bu tuğlaların ihtiyacımız olan güven duygusunu oluşturanlarıyla, hayatımız boyunca kaygı yaratanlarını Annemiz veya diğer babım verenler beliler. Annenin ses tonundaki kararlılık, mimiklerine yansıyan ihtiyatlı ve ilgili tutum bebeğin merak duygusunun sınırlarını oluşturmasına olanak verirken dolayısıylada özgüvenli kişiliğimizin temellerini oluştururken , aynı koşullardaki dehşet ve korku dolu ses tonu, mimiklerdeki paniklemiş tutum bebeğin psikolojik gelişimi ve özgüvenli kişiliğin temellerini engeller. Bu tutum, onun etrafına güven amaçlı değil, kaygıya korkuya dayalı izalasyon amaçlı tuğlaların örülmesinin ilk temellerini atacaktır. Özellikle yaşamın ilk yıllarındaki bu izalasyon sonucunu doğuran tuğlalar ile etrafı örülmeye başlayan bebeğin yetişkinliğinde dört bir tarafı yüksek tuğlalarla ile kaplı bir hapishanede kendini hissetmemesi olanaksızdır. Ruh sağlığına yönelik problemlerin oluştuğu hal tam bu haldir. Kişinin kendi iç çatışmalarının sıkışmışlığı içinde kendini ve çevresini algılaması gerçeklikten zamanla uzaklaşmaya başlar, sonucunda, duygu düşünce ve davramış dünyası ile psikofizyolojisinde sorunlar yaşamasına neden olur.Terapi sürecide bu tuğlaları en üstten başlayarak kaldırmak ve onun çevresini iç çatışaları ekseninde değil, gerçeklik zemninde algılamasını sağlamaktır.


Bahattin GÖKTAN
Uzman Psikolog
 
     Beğenin    
Sahilde Simit Sefası
ÖYKÜ | © Yazan Bahattin GÖKTAN | Yayın Ekim 2012
Sahilde Simit Sefası
Yaşamın içindeki anlar yavaş çekimde incelendiğinde, tercihlerimizin ve kendimiz için yaptıklarımızın, kişiliğimizin çerçevesini oluşturan, duygu, düşünce ve davranış biçimlerine nasıl yön verdiğini görebiliriz. Yaşamın akışı içinde kendimizle ve başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerde ne kadar, kendi içinde tutarlığı olan bir yapımız varsa, o kadar ruh sağlığını koruyabilen ve yaşamdan keyif alan bir kişiyizdir. Bu sürecin önemli aşamalarından biri, ruh sağlığı terminolojisinde, ‘’Kendilik Aktivasyonu’’ olarak adlandırılan, kişinin kendisi için tutarlılıkla yaptığı tercihler ve kendisi için yarattığı haz alanlarıdır.
Bu duruma yönelik yaşamın içinden gerçek bir kesit;
Bir sabah eşimle beraber sahilde yürüyüş yaptım. Yürüyüş sonrası fiziksel sağlığım için iyi şeyler yapmanın huzuru içinde kendimi çok iyi hissettim ve bir anlamda ruh sağlığıma da iyi bir yatırım yaptığımı düşündüm. İçimden bu durumu pekiştirmek ve kendime güzel bir ödül vermek geçiyordu. Aklıma, sahilde, simit ve peynirin buluşmasını bir sıcak çay ile süslemek, bunun damak tadımda yaratacağı haz ile yaşam sevincimi coşturmanın çok iyi bir tercih olacağı geldi. Bu hayaller ile hazırlığımı yapıp sahile gittim ve açık havada hasır tabureye oturup, orta sıcaklıktaki simitim ile peynirimi yemeye, çayımı yudumlamaya başlamışken, telefonuma bir mesaj geldi. Mesaj kızımdan geliyordu: Mesajda yazan; ‘’Baba Çok Önemli, Evde Odamda Siyah Bir Dosya Var. Onu Bana Okula Getirirmisin ? ‘’Mesajı okuduğumda saatime baktım, bana yüklediği görevi yaparsam, muhteşem kahvaltı sonrası gideceğim toplantıya yetişemeyebilirdim. Ayrıca bu toplantıyı kızımda biliyordu. Dosyayı kızıma götürmem için tek yol, hayalini kurduğum o muhteşem kahvaltıyı bırakmaktı. Bir karar vermem gerekiyordu. Kısa bir süre düşündükten sonra, kararımı simitim, peynirim çayım, açık havam ve hasır sandalyeden yana kullandım. Eğer aksini yapmış olsaydım, hem bu keyiften mahrum kalacağım, hem kızıma dosyayı getirdiğimde öfkeyle onun beni meşkul etmesinin çatışmasını yaşayacağım, sonrasında gideceğim toplantıya yetişemeyeceğim ve sayamayacağım diğer olumsuzluklar hepsi üzerime çullanacaklardı. Ben ‘’Kendilik Aktivasyonumu’’ seçtim. Kendim için yaptığım bu tercihten dolayı içsel bir huzur doldum. Yaşamın tümünde yapması zor olsa da, önemli dönemeçlerinde kendinizi beslemenin hazzını tatmanız dileğiyle…

Bahattin GÖKTAN
Uzman Psikolog
 
     Beğenin    
Serçe Kuşunu Elle Beslemek
ÖYKÜ | © Yazan Bahattin GÖKTAN | Yayın Ekim 2012
• SERÇE KUŞUNU ELLE BESLEMEK
•
Bir gün İstanbul’un azda olsa kalmış olan güzelim parklarından birinde oturmuş simit yerken, birkaç serçenin bana yaklaştığını yediğim simitten dökülen susamları yediklerini fark ettim. Susamlar 15-30 cm arasındaki bir mesafeye dökülüyor ve serçeler ürkekçe de olsa gelip onları alıp kaçıyorlardı. Alışmışlar diye düşündüm çünkü ben diğer insanlardan farklı olarak serçelere güven verecek biri olduğumu düşünmüyordum. Bütün bu keyif verici olup biteni seyrederken bir serçenin bana daha da yaklaştığını, aramızdaki mesafenin 10 cm kadar kaldığını fark ettim ve elimdeki küçük bir simit parçasını çok sakin ve dikkatlice ona doğru uzattım. Çok ama çok dikkat ediyor, o güven mesafesini korumak için tüm dikkatimi serçeye ve elimin ucundaki simit parçasına odaklıyordum. Bir müddet sonra serçe geldi elimden simit parçasını aldı ve hızla uzaklaşıp gitti. Şaşırmıştım, yaşayan bir serçeye ilk kez bu kadar yaklaşıyordum, bir serçeye en son bu kadar yaklaştığımda; çocukken sapanla avladığım serçeyi hatırladım ve şu anda yaşadıklarıma biraz vicdan azabı biraz da; ‘’çocukluktu ne yapayım’’ dediğim işe yarar bir savunmayla baktım. Bizim serçeye gelince 2 dakika sonra tekrar gelmişti ve daha cesur bir biçimde bana yaklaşıyordu, ben yine dikkatli ve nazik bir biçimde ona elimdeki simit parçasını uzattım o yine aldı ve uçtu. Sonrasında birkaç arkadaşını daha alıp gelmişti ve daha cesur ve kararlı bir biçimde bana verdikleri görevi yerine getirmem için, gidiyor ve geliyorlardı. Bir anda serçeleri eliyle besleyen bir hale dönüşmüş, onlarla kuruduğum güven ilişkisinin mutluluğunu yaşıyordum. Onlar ne yaşıyor diye düşünürken, parkta keyifle oynayan oğlum hışımla yanıma geldi ve ‘’baba beni sallarmısın ?’’ diye masum isteğini iletti. Serçeler hışımla gelen oğlumdan öyle ürkmüşlerdi ki, pııırrr diye uçtular ve gittiler. Serçelerin uçup gitmesine ben yol açmamıştım yaşamın doğal akışı (oğlumun benden onu sallamamı istemesi) buna neden olmuştu. Bu durum karşısında üzülsem de, dövünmemem gerekiyordu.


Bahattin GÖKTAN
Uzman Psikolog
 
     Beğenin    
Neredeyim
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Ekim 2012
Neredeyim, bu dünyanın neresindeyim?
Aradım sordum, cevabı yoktu.
Derin okudum, maziye gittim.
Ne mazi, ne ati, her biri boştu.
Derd etmedim bunu kendime,
Ne ilktim, ne sondum, kendi halimde.
Rüzgar mı? Kum, toz mu? Su damlası’mıydım?
Bilen yok, çözen yok, meçhul, bomboştu.

www.drselcukonart.com
Selçuk ONART 23. 07 . 2008
 
     Beğenin    
Geçer
ŞİİR | © Yazan Selçuk ONART | Yayın Ekim 2012
Gün gelir, hafta gelir, ay geçer, yıllar geçer
Göz açılır, göz kapanır, mevki geçer, mal geçer.
Doyamadan, sevemeden, can geçer, canan geçer.
Hayalidir bu konak, yaş geçer, rüya biter.

www.drselcukonart.com
Dr.Selcuk Onart
 
     Beğenin    
Çöl Çiçeği
ŞİİR | © Yazan Halil İbrahim DURAN | Yayın Ekim 2012
Aşk, artık şarkı mısralarında bir yaz yağmuru,
Sen deniz kıyısında bir çöl çiçeği,
Ben bir denizim
Yaprakların gibi kurak dudaklarında,
Savuruyor meltem gülüşlerin polenlerini susamış denize
Bir bal tanesi tuza karışıyor...
Neden varamıyor sana susamış denizim
Neden yağmıyor bana susamış yaprakların

Halil İbrahim DURAN
 
     Beğenin    
Anlamsızlık
ŞİİR | © Yazan Halil İbrahim DURAN | Yayın Ekim 2012
Nereye yol alıyorum yine
Daha söylenmesi gereken şarkılar var dilimde
Anlatabilsem birilerine
İyi ama kimim ben? diye
Bulabilsem bilnmeyen yolculuğum nereye
Konuşabilsem kendimle yalnızlığım üzerine
Nefes alabilsem saplantılarımın yerine
Bir de kandırabilsem gözyaşlarımı gururumun yerine
Yenebilsem korkularımı düşlerimde
Anlamlandırabilsem anlamsız yalnızlığımı senle
Anlatabilsem kendimi kendime
İyi de kimim ben? niye?

Halil İbrahim DURAN
 
     1 Beğeni    
Hiç Bir Şey...
ŞİİR | © Yazan Halil İbrahim DURAN | Yayın Ekim 2012
Hiç bir hüzün fırtınası yıkamaz
Sensizlik ağaçımı
Hiç bir yaz ısıtamaz
Benliğimdeki kışı
Hiç bir ıssızlık kaplayamaz
Kayıp çığlığımı
Hiç bir boşluk dolduramaz
Sağır anlamsızlığımı
Hiç bir ölüm uyandıramaz
Renksiz düşlerimi
Hiç bir ton veremez
Kederimin siyahını
Bu yüzden çizemem ya yalnızlığımın portresini
Yok ki bu dünyada yalnızlığımın siyahı


Halil İbrahim DURAN
 
     Beğenin    
Korkulu Rüyalar-Iıı
ŞİİR | © Yazan Halil İbrahim DURAN | Yayın Ekim 2012
Ağlamak istiyorum şarkılarımdaki anılarla
ağlayamıyorum...
Ağlamak istiyorum
Geçmişteki sevgilerime
ama;
Arkama dönüp baktığımda
Ne anılarımın, ne de kendime ait
Bir hüzün çiçeğinin bile olmadığını görüyorum
ağlamak istiyorum ama; yok
Tekrar sarılmak istiyorum
Anılarıma ve
Ağlamak istiyorum ama;
Yüreğimin yarısı yok
Ağlamak istiyorum ama ; yok

Oysa içimde biriktirdiğim derin yaralarım var
İçimde git gide çoğalan başı boş çığlıklarım var
Ağlamak istiyorum....yok
Neden diye soruyorum
Benden sürekli kaçan gölgeme
Sana sığınmak istiyorum
Ağlamak istiyorum

Neden kaçıyorsun benden
Kadere sarılır gibi yanıt veriyor
Bunun nedeni ben değilim
Güneşe sor diyor!
Ağlamak istiyorum...yok

Aşıklara aşk veririken yakalıyorum
Batan güneşi
Neden bırakmıyorsun gölgemi benim
Dostum olsun, niye?
Niye sürekli benden kaçıyor?
Kızgın ışık saçan büyük yıldız
Kırılgan ışıklarıyla yanıtlıyor, soğuk nefretimi
Bunun nedeni ben değilim! Gözyaşları ile dolu ses
Sürekli başımı döndüren dünyaya sor
Ağlamak istiyorum yok.

Hüzünlerle dolu
Ağlamak isteyen
Bir yağmur bulutuna rastlıyorum
Çıkarıyor beni gökyüzüne
Serseri bir yıldıza teslim ediyor
Bakıyorum yeryüzüne
Uzayıp giden boşluktan
Görüyorum dertlerle dolu dünyayı
Görüyorum nedensiz dünyamı
Ağlamak istiyorum...yok
Soruyorum neden?

Biranda kulaklarımda yükseliyor
Belirsizlikle dolu sözcük
Hayır......
Bir arkadaşız olmaz diyor
Neden diyorum
Körelmiş kulaklarmın ısrarıyla
Neden???
Biz arkadaşız diyor başıboş iki göz
Beynim yankılanıyor..Belirsiz iki sözle
rüyalarımdan uyanıyorum
ve Karanlıkta Kayboluyorum


Halil İbrahim DURAN
 
     Beğenin    
Ben, Bende Değilim
ŞİİR | © Yazan Halil İbrahim DURAN | Yayın Ekim 2012
Çöküyor üstüme gün ortasındaki karanlık
Gece başladı içimde
O yalnız kalınan yer
Ben, bende değilim
Bir kere olsun kendimi bulamadım
Kendimi kimlere sorayım
Benden ayrılıp kaçsa sevgin
Rahatlasa yüreğim
Yüreğimde ağır ve acıllı bir gece
Çöküyor üstüme gün ortasındaki karanlık
Gece başladı içimde ve dışımda...


02.02.2001

Halil İbrahim DURAN
 
     Beğenin    
Yalnızlığım Üzerine...
ŞİİR | © Yazan Halil İbrahim DURAN | Yayın Ekim 2012
Geri döndün demek!..
Niye?
Benim yalnızlığım seninkinden daha yalnız ve daha soğuk
Yalnızlığım izin vermiyor artık bana
Biliyorsun yalnızlığım yönetiyor artık beni
Kabul etmiyor seni
Kapladı bütün benliğimi
Savaşmıyorum dünyayla artık sen gittiğinden beri
İşlemiyor nükleer silahları

Konuşmuyorum artık kuşlarla
Anlatamıyorlar dertlerini dilsiz yalnızlığıma
Küfür etmiyorum artık rüzgara
Soğutamıyor, soğuk yalnızlığımı daha fazla
Kavga etmiyorum artık tanrıyla
Lanetleyemiyor lanetli yalnızlığımı bir daha
Sığındığım karanlığı sevmiyorum artık
Yalnızlığım daha karanlık
Korkmuyorum artık yalnızlıktan
Tek dostum çünkü yalnızlığım


Halil İbrahim DURAN
 
     Beğenin    
Seni Seviyorum X
ŞİİR | © Yazan Halil İbrahim DURAN | Yayın Ekim 2012
seviştiğimizde
Seni Seviyorum
sevişme...

sensiz kaldığımdan ötürü
Seni Seviyorum
sensizlik....

seni sevmek istediğimde
Seni Seviyorum
istediğimde...

yalnızlığımı yaşattığın için
Seni Seviyorum
yalnızlığım...

balık ekmek yerken
Seni Seviyorum
2.250 + salata...

kentkartım bitmiş, metroya binerken
Seni Seviyorum
son paramla bir bira içmiştim...

uyumak istediğimde
Seni Seviyorum
hani olur ya bazen kaçarsın her şeyden...

yolda yürürken
Seni Seviyorum
uzayıp giden boşlukta...

kendimle çatıştığımdan ötürü
Seni Seviyorum
benliğimde...

ben görmezlikten gelirken "nasılsın?" dediğinde
Seni Seviyorum
iyilik..işte her zamanki gibi...

beni aradığında
Seni Seviyorum
1 cevapsız arama...

kafam güzelken
Seni Seviyorum
yalnızlığımın mezesi...

kaçarken kendimden
Seni Seviyorum
kaybolmak...

beni sevdiğinden ötürü
Seni Seviyorum
beni...

seni sevdiğimden ötürü
Seni Seviyorum
seni...

beni sevdiğim için
Seni Seviyorum
ben...

beni sevdiğin için
Beni Seviyorum
sen...


01.04.2003

Halil İbrahim DURAN
 
     Beğenin    
Korkulu Rüyalar-Iı
ŞİİR | © Yazan Halil İbrahim DURAN | Yayın Ekim 2012
Seni çekiyorum her nefes alışımda içime
Sağnak yağıyor gözyaşlarım sen diye
Yalnızlığımı her düşündüğümde
Uzat diyorsun ellerini bana
Karanlık rüyalarımın yalnızlığında
Uzatamam ellerimi artık sana
Paylaşamam yalnızlığımı da
Şizofreniyim artık yalnızlığımla


Halil İbrahim DURAN
 
     Beğenin    
Korkulu Rüyalar-I
ŞİİR | © Yazan Halil İbrahim DURAN | Yayın Ekim 2012
Boğuluyorum her nefes alışımda
gökyüznün karanlığında
Boğuluyorum, her aklıma gelişinde
okyanusların derinliğinde
Boğuluyorum, her baktığında bana
yalnızlığımın kollarında
Boğuluyorum, her kaçışımda yalnızlığımdan
korkularımın duvarlarında
Uyandım şimdi rüyalarımdan
seni düşünüyorumda
Boğuluyorum gözyaşlarımda.....


Halil İbrahim DURAN
 
     Beğenin    
Sen Gittiğinde
ŞİİR | © Yazan Halil İbrahim DURAN | Yayın Ekim 2012
Sen gittiğinde,
Bir parçamı da aldın gittin yanında
Sen gittiğinde,
Hüzünlerin bayramı vardı
Dokuz gün hüzünlerin şenlikleri...
Sen gittiğinde
Acılar çaldı kapımı
Açmadım, kapımı acılara
Ama; zorla kırdılar yüreğimin kapılarını
İçine hüzünler yerleştirdiler

Sen gittiğinde,
Bir parçamı da almıştın yanında
Atmıştın bir kıyıya düşünmeden belli
Yoksa üşür müydüm
Bu yalnızlığın cehenneminde

Sen gittiğinde,
Benliğimi düşürüp kaybettim
Yırtık ruhumdan
Delmişti ruhumu yokluğunun pençeleri
Aradım umarsızca
Kaybolmuş benliğimi
Karanlık kederli sokaklarda
Şuursuz gözlerimle

Ararken benliğimi
Yitirdim umudumu sessizce.
Yalnızlığım çıktı karşıma
Boş sokaklarda.
En büyük dostum oldu
İçki masamda yalnızlığım.
Umutsuzca aradık yalnızlığımla
Seni,içki şişelerindeki sarhoş yudumlarda.
Seni doldurdum
Hep bitmeyen kadehlerime
Bir de gözyaşlarımı...

Umutsuzca dönerken
Kaybettiğim savaştan,
Yüreğimi buldum
Boş sokaklarda paramparça
Örtülüydü bir gazete parçası ile
Yüreğimin üstü.
Görülmesin diye
Acılarımın büyüklüğü
Gazetede bir yazı "faili meçhul"


23.11.2003
Halil İbrahim DURAN
 
     Beğenin    
Umudu Bekleyiş
ÖYKÜ | © Yazan Zülal ERİK | Yayın Ağustos 2012
Erkenci bir leylek süzülüyor gökyüzünden,
umudun tohumlarını bırakıp
kayboluyor yüksek duvarların arkasında...

Bir an, rengarenk dağ çiçeklerinin kokusu sarıyor çevrelerini,
gelinlik giymiş ağaçların, rüzgârla gönderdiği selamın tebessümü,
kuşların cıvıltısı inadına...
Umut, bir anlığına yalayıp geçiyor gözlerini,
ürperterek tüm bedenlerini.
Bu taştan yığının arasında özledikleri tek şey toprak,
toprağın kokusu, sevgilinin tatlı tebessümü...
Umut ve umutsuzluk harmanlanmış aldıkları her nefeste.

Bekliyorlar...

Kaç mevsim tükettiler burada, bu duvarın önünde,
güneşin karşısında, güneşi özleyerek;
gökyüzünün altında, gökyüzüne imrenerek?
Kaç leyleği selamladılar sessizce,
kaç defa el salladılar, tekrar görüşmek üzere bahara?

Bekliyorlar...

Bekliyorlar, tükenen sabırlarını yeniden üreterek.

Sulayıp içlerine akıttıkları gözyaşları ile umutlarını,
yaşatıyorlar gelecek güzel günlerin düşüyle.

Bekleyenlerden biri bozuyor sessizliği:
-Gelecek mi?
-Belki, diyor bir diğeri.

Demirden bir kapının soğuk sesiyle uyanıyorlar düşten.
Onlardan olmayan ses haykırıyor:
-Güneşle vedalaşın beyler!
Derin bir nefes alıp,
bir kez daha selam duruyorlar,
yirmi adımlık gökyüzüne...

(İçerdeki ve dışardaki tüm kader mahkumlarına
sevgi ve umutla...)
 
     Beğenin    
Korkma Küçüğüm Yanarsın En Kötüsü
ŞİİR | © Yazan Zülal ERİK | Yayın Ağustos 2012
Hey sen, küçüğüm
içten olan
sana sesleniyorum
içtenliğin beş para etmediği dünyada
içtenliğine yanan şaşkınca
duy beni...

Saklanbaç oyununun daimi ebesi yani
her seferinde kendini iyice saklamaya karar verip
ortada çırılçıplak kalan ebedi acemi...
Sen küçüğüm sen,
sen yani, kaşlarını çatmış
dudaklarını büzmüş içini çeken
kendine yine savaş ilan etmiş olan
sana sesleniyorum
duy beni

Kolay değil insanın senin gibi soyunup dökünmesi
onlar ki büyüme yolunun her keskin virajında
korunmak için hesapsız esen rüzgardan
büründüler üzerlerine en pahalısından
üzeri hayal kırıklıkları ile işlenmiş örtülerini
ve döne döne kendi etraflarında
kaybettiler anadan firan özlerini...

Kolay değil küçüğüm
sana sesleniyorum
bir kalbin kendini hapsettiği korku tünelinden ışığa çıkması
kan kırmızı, çıplak, savunmasız
hiç kolay değil
duy beni

Sen küçüğüm sen,
sen yani, kaşlarını çatmış
dudaklarını büzmüş
içini çeken,
sana söylüyorum
özenme hiç allı pullu giysilerin ardına saklanmaya
ipliği hayal kırıklığıdır o kumaşın
dokuyanı korku
sızdırmaz ışığı, havayı
duy beni

Özenme küçüğüm
elmas kakmalı bin bir surat maskelere
kör eder seni.
Barış kendinle küçüğüm
çıplaklığınla barış.

Sana söylüyorum
özenme saklanbaç oyunlarının daimi galiplerine,
korkma be küçüğüm kaybetmekten
sen ki damarlarında taşırsın tarih öncesinden
anka kuşunun ölümsüz gücünü.

Marifet saklanmakta değil
kovalamakta hiç değil!
Marifet çokların içinde dimdik durmakta
gerekiyorsa yangının ortasında
ELİNİ UZATIP UMUDA
İŞTE BEN DİYEBİLMEKTE
KORKMA KÜÇÜĞÜM YANARSIN EN KÖTÜSÜ
AMA DOĞARSIN TEKRAR GÜÇLENEREK KÜLLERİNDEN
SEN TEK DUY BENİ..
 
     Beğenin    
Öleceğinizi Bilseydiniz...
ŞİİR | © Yazan Zülal ERİK | Yayın Ağustos 2012
ÖLECEĞİNİZİ BİLSEYDİNİZ...
Yaşamda öyle anlar var ki, durup kaldığınız...
Öyle anlar var ki, hiç bir okulda öğretilmesi mümkün olmayan..
Öyle anlar var ki, bir çuval kitaba bedel...

Hiç beklemediğiniz bir anda çıkıp geliveren görünmez kazalardan bahsediyorum.
Öyle kazalar ki kırk yıl düşünsen aklına gelmeyecek türden...
Vardır hepimizin böyle bir kaç yaşantısı..
ya da yakın çevrenizden, tanıklık ettiğiniz yaşantılar;
Size ölümü hatırlatan,
öyle çok uzakta olmadığını yüzünüze haykırıveren...
Ve ölümün bir anda, hiç beklenmeyen bir anda gelebileceğini fısıldayan..

Düşünsenize evden çıkıyorsunuz,
belki o gün sevdiğinize homurdandınız,
belki siz çekip giderken o olduğu yerde kala kaldı,
gözleri buğulanmış bir halde;
belki canınızdan çok sevdiğiniz çocuğunuzu,
bir bardak kırdı diye azarladınız daha bir saat önce..

Sahi annenize en son ne zaman "seni seviyorum" dediniz?
Ya babanıza?
Kardeşlerinize? Çocuklarınıza? Dostlarınıza?
Peki ya ona?

İnsan ölüm gerçeği ile yüzleşince
tüm küslükler, kırgınlıklar, takıntılar,
yaşamak için değil, yaşamamak için bulunan tüm bahaneler,
incir çekirdeğini doldurmayan ama yaşamımızı zehir eden tüm ayrıntılar,
ne kadar komik ve anlamsız oluyor...

Ne malum bu yıl içinde ölüp gitmeyeceğiniz?
Eğer bilseydiniz bir yıl içinde öleceğinizi şimdi ki gibi mi olurdu
sevdiklerinize, en önemlisi kendinize karşı tavrınız?
Ya bir ayınız kaldığını bilseydiniz?
Ya bir hafta, belki de daha az!?
Neler eksik kalırdı içinizde?
Neyin pişmanlığını yaşardınız?
Keşke şu kadar daha zamanım olsaydı...
O zaman herşey farklı olurdu der miydiniz?
Belki de herşeyi yoluna koymak için
ihtiyacınız olan zamana, tam da şu anda sahipsiniz...
Hadi ama ne duruyorsunuz?
Düşünün bu gün, bu hafta, bu ay, bu yıl öleceğinizi bilseydiniz
neleri değiştirmek isterdiniz?
Hemen bir kağıt, kalem alın elinize
yazın alt alta
yatağınızın baş ucuna asın
acele edin
gerçekleştirdiklerinize yıldızlı bir artı koymayı da sakın unutmayın..

Dünkü pişmanlıklara yanarken
bu gün ağlayarak
hazırlıyoruz hiç düşünmeden
yarına bir kaç pişmanlık daha...
Bu gün dünden dolayı boynu bükük
Yarın bugünden dolayı öksüz
Hep eksik, hep pişman
hep mutsuz bir yaşam, geride kalan!..
 
     Beğenin    

Bu sayfada yayınlanan öykü ve şiirlerin tüm hakları yazarlarına aittir ve üye yazarlarımız tarafından TavsiyeEdiyorum.com Öykü ve Şiirler kütüphanesinde yayınlanmak üzere gönderilmiştir. Burada yer alan eserler yazarlarından önceden izin alınmaksınız başka platformlarda yayınlamaz, sadece kaynak gösterilerek ve yazar ismi zikredilerek KISA ALINTILAR yapılabilir. Aksine davranış Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırılık teşkil edecektir.

11:10
Top