2007'den Bugüne 89,706 Tavsiye, 27,650 Uzman ve 19,676 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!


Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR'ın Öykü ve Şiirleri
Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR
  1. Yemci Abdullah ÖYKÜ | Temmuz 2020
  2. Balkonlu Ev ÖYKÜ | Temmuz 2020
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
 Yazarla İletişim  


Yemci Abdullah
ÖYKÜ © | Yayın Temmuz 2020
Aramızdan ayrılalı iki yıl oldu. Babam rahmetli, dedikoduyu sevmez, haram yemez, boş duranı ve tembellik yapanları sevmezdi. Bugün vefat yıldönümünde ona dair duygu ve düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Pendik’te bize yemcinin oğulları diyorlar. 1970 li yıllarda biz üç kardeş üniversitede okuyorduk. Biraz da Marksist-leninist teröristlerin şehiri yaşanmaz hale getirmelerinin de etkisiyle ve bizim okumamızı desteklemek maksadıyle babam rahmetli Kars’tan İstanbul’a göç etmek zorunda kalmıştı. Pendikte rahmetli Muzaffer dedemin satın aldığı arsa üzerinde betonarme bir ev yaptıktan sonra önceleri en iyi bildiği iş olduğu için inşaat işleriyle uğraşmıştı. Kalfalık, taşeronluk gibi işlerle uğraşırken; İnşaat sektörü krize girince bir kamyon odun getirerek mahallede odunculuk yapmayı denemişti. Odunların yarısını sattıktan sonra diğer yarısını gece hırsızlar götürünce kantarı kullanmak amacıyla eve yakın bir yerde Şehit Fethi Caddesi üzerinde ara bir sokakta komşulardan birinin boş dükkanlarından birini kiralayıp yemciliğe başlamıştı. O zaman yeni mahallede çok sayıda bostan, bahçe ve ahır vardı. Yem işi bayağı tutmuştu. Yusuf amcamı da ortak ederek yemin yanında un vb. ürünler de satmaya başlamıştı. Mahallede yapılaşma sonrasında yemci dükkanını mahalle bakkalına dönüştürerek hatırladığım kadarıyla 2012 yılına kadar çalışmaya devam etti.
Rahmetli babam çok dürüst, çalışkan ve girişken bir insandı. Sözü, sohbeti severdi, latife yapmayı iyi bilirdi ama biraz otoriterdi. 12 yaşındayken babasız kalmıştı. Çocuk yaşta duvar ustalığı, çobanlık ve çifçilik yapmak zorunda kalmıştı. Ömrünün son zamanlarında çok zayıfladığı için denge sağlamakta zorlanıyordu. Biz hastanede veya evde kardeşler olarak sırayla gece nöbetleri tutuyorduk. Bu nöbetler bana babamı tanıma fırsatı sunmuştu. O güne kadar babamla uzun boylu sohbet etme imkanım olmamıştı.
Bir sohbet esnasında çocukluğunun nasıl geçtiğini sorduğumda; babası hayattayken ve amcalarla birlikteyken herşeyin çok güzel olduğunu söyledi. Onun anlattığına göre bizimkiler (Zekeriya dedem ve kardeşleri) Arpaçay’a bağlı Vanaza köyünden göç edip Mağaracığa geldiklerinde beşkardeş birlikte yaşamışlar. Rahmetli anneleri (Besti nene) ayrılmalarını istememiş. Yıllarca bir hayatın içerisinde yaşamışlar. Bir süre sonra sorunlar yaşanınca Yahya ve Haley dedeler ayrılarak kendi evlerini kurmuşlar. Muhtar, Balabey ve Zekeriya kardeşler birlikte yaşamaya devam etkişler. Üç kardeşin çocukları birlikte büyümüşler. Sonra babam 10-12 yaşlarındayken Zekeriya dedemi de ayırmışlar. Ayrıldıktan kısa süre sonra da vefat etmiş.
Babama Zekeriya dedem hakkında neler hatırlıyorsun diye sorduğumda; sessiz, sürekli çalışan ve üreten, kötülük düşünmeyen bir insandı. Karsın kurtuluşundan sonra (1918) daha 15 yaşındayken askere yazmışlar. O zamandan sonra İstiklal savaşının tüm aşamalarında bulunmuş bir gaziymiş. Köyde çok sevilen bir insandı. En küçük kardeş olduğu için tüm işler ona yüklenmiş, biraz da kendisi yüklenmiş. Babama “ bak oğlum ben kendime dikkat etmedim, çok yıprandım ve yoruldum, sen kendine dikkat et” diye nasihatte bulunmuş. Babam rahmetli baba nasihatine çok bağlıydı. Kendisine çok dikkat ederdi. Temizliğine, yemesine, dinlenmesine, sağlığına önem verirdi.
Dedem kime benziyordu? diye sorduğumda; Yusuf amcana benziyordu, onun gibi iri-yarı ve kuvvetli bir insandı. Ot yüklü arabanın tekerleği kırıldığında tek başına omuzlayıp arabanın tekerini yerine takılmasını sağladığını olayın şahitleri anlatmış. Bu arada Yusuf amcamın da çok çalışkan ve iyi bir insan olduğunu ifade etmek isterim.
Adını kim koymuş? diye sorduğumda; ben doğduğumda evde Kağızmanlı bir aile dostu varmış. Misafire hürmeten onun adını koymuşlar. Adamın adı Abdulbaki imiş. Nufusta Abdullah olarak yazmışlar. Köyde Baki adı kullanılmış (Terekeme dilinde Bagı).
Bagı babam rahmetli köyde açılan ilkokulun üç yıllık döneminden mezundu. Askerliğini Jandarma olarak yapmıştı. Anlattığına göre askerlik sonrası polislik, maliye memurluğu gibi fırsatlar çıkmış fakat babaannem(Döne anam) izin vermemişti. Mağaracık köyünde tarım ve hayvancılıkla uğraşmak zorunda kalmıştı.
Bugünlük bu kadar. Babamla sohbetlerimizin başka boyutlarını da ileride paylaşmak dileği ile…
 
     Beğenin    
Şiir-Öykü Listesi
Balkonlu Ev
ÖYKÜ © | Yayın Temmuz 2020
Babam vefat ettikten sonra Cabamı ziyarete gittiğim günlerden birinde dedim ki “Caba babamla nasıl evlendiniz”. Aslında ben hem sohbet etmek hem de anımsama terapisi uygulamak istiyordum. Çayımızı yudumlarken anlatmaya başladı: Oğul ben bebekken yetim kaldım ama, anam ve amcalarım sayesinde çocukluğum ve gençliğim güzel geçti. Evlilik çağına gelince taliplilerim çoktu. Babanın da beni istediğini dayımın hanımı Şamama ablam ve abimin hanımı Hünkar ablam söyledi. Bu arada Şamama ablam “Bagı sana balkonlu ev yapacak” dedi. Baban o zaman köyün en iyi duvar ustası ve en yakışıklı delikanlısıydı. Vekil abiyle birlikte; Emin dayıma, Niyazi amcama yaptığı evler herkesin hayranlığını kazanmıştı. Ben de Alosman amcamın balkonlu evini çok seviyordum. Babanı kabul etmemde “Balkonlu ev hayalim”, akrabalık bağlarımız, babanın dürüst ve güvenilir olması etkili olmuştu. Ayrıca onun da benim gibi yetim büyümüş olmasının etkisi de olabilir. Yazı-kader işte. 1952 yılında evlendik, ilk yıllarda çok yoksulluk yaşadık; ama baban geçte olsa sözünü tuttu, yirmi beş yıl sonra İstanbul Pendik’te balkonlu evi yaptı.
Evet, Cabam dediysem yanlış anlamayın öz annemden bahsediyorum. Övünmek gibi olmasın, adımın da etkisiyle olacak; Caba kısaltmasını ben icad etmişim. Evdeki amcalar, halalar ve akraba olan herkes ona Cahan abla derken ben hem tasarruf yapmışım hem de ana dediğim birinin varlığı etkili olmuş. Bu arada beni rahmetli Döne nenem emzirmiş, en küçük halam Belkıs ile aramızda 5-6 ay varmış, cabamın sütü yeterli olmayınca nenem devreye girmiş. Rahmetli beni çok şımartmış, biraz da erkek evlattan ilk torunu olmamın etkisi olmuştur. (kız evlattan ilk torun Serdar abidir). Cabam diyor ki evin işleriyle uğraşırken ben “ana gel otur, ne sen yorul ne de ben bırak gelin çalışsın” dermişim. Onlarda gülüşürmüş.
Döne anamdan da Cabamdan da hiç şiddet içeren tepki gördüğümü hatırlamıyorum. Hep güzellikle ikna etmeye çalışırlardı. Ben çok nazlıydım, her pişeni yemezdim. Misafirlerden önce benim payımın verilmesini isterdim. Özellikle kaz pişmişse mutlaka birileri gelirdi. Kokuyu mu alırlardı bilmem. Zaten misafiri bol bir aileydik. Bu arada geniş bir aile olduğumuzu da ifade edeyim. “Misafirsiz sofraya oturulmazdı” dersem abartma olmaz. Ramazanda iftara yakın bizi caddeye gönderirlerdi, kimse varsa çağırın diye. O yıllarda sonbahar geldiğinde Digor’un köylerinden Karsa alışveriş için gelenler çok olurdu. Bir gece kalıp sabah erkenden yola çıkarlardı. Gece konaklamak için tercih ettikleri evlerden biri bizim evimizdi. Kapıya gelen hiç kimse geri çevrilmezdi. Allah misafiri kabul edilirdi. Belki de o yüzden herşey çok bereketliydi.
Çocukluğuma ilişkin anılarım o kadar çok ki. Muzaffer dedem ve Döne nenemle ilgili olanları ayrı bir yazıda ele almayı planlıyorum. Bu günlük bu kadar.
 
     Beğenin    
Şiir-Öykü Listesi

Yazan Uzman
Mehmet Zeki İLGAR Fotoğraf
Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR
Ordu (Online hizmet de veriyor)
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı

Bu sayfada yayınlanan öykü ve şiirlerin tüm hakları yazarına (Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR) aittir ve Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR tarafından TavsiyeEdiyorum.com Öykü ve Şiirler kütüphanesinde yayınlanmak üzere gönderilmiştir. Burada yer alan eserler yazarından önceden izin alınmaksınız başka platformlarda yayınlamaz, sadece kaynak gösterilerek ve yazar ismi zikredilerek KISA ALINTILAR yapılabilir. Aksine davranış Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırılık teşkil edecektir.

10:53
Top