Öfke Kontrolü Konulu Söyleşi
|
| Öfke Kontrolü Konulu Söyleşi NTV'de "Öfke Kontrolü" konusunda canlı yayında Çiğdem Anad ile yapılan bir söyleşimden notlar.. ÇİĞDEM ANAD: Türkiye öfkeli insanlar cenneti. Hem öfkelenecek çok insan var, hem öfkelendirenler . Her öfkeli kişiye ceza verince tahmin edersiniz ki nüfusun 3 de 1’i herhalde öfke cezası alır. İlk öfke cezası alan Cem Uzan, Cem uzan başbakana hakaretten suçlu bulundu ama öfke cezası aldı. Bir rehber denetiminde en az üç ay öfke kontrol programına devam edecek beş kitapta okuyacak. Bu cezanın ne anlama geldiğini Cem Uzan daha henüz anlayabilmiş değil. Başbakan Erdoğan bile öfke hitabet sanatıdır diyor ama hakimler aynı görüşte değil. Uzmanlar ne diyor. Konuğumuz Uzm.Psikolojik Danışman Bülent Budak. Hoş geldiniz. BÜLENT BUDAK: Hoş bulduk. ÇİĞDEM ANAD: Şimdi çevremizde öfkeli insan sayısı o kadar çok ki Cem Uzan öfkeli de; Başbakan, Deniz Baykal, Fatih Terim öfkeli değil mi? BÜLENT BUDAK: Şimdi, Çiğdem hanım tabi ki öfke son derece doğal bir duygu ve olmazsa olmaz bir duygu bana göre sorun şu tabi bence herkes öfkeli aslında ama ayırımı şurada yapabiliriz belki öfkesini kontrol edebilen vardır edemeyen vardır. ÇİĞDEM ANAD: Kontrol edememe nerede başlıyor kaba fiziksel bir şiddete dönüşmüyorsa öfke kontrol altında tutuluyor denebilir mi? BÜLENT BUDAK: Tabii ki! Artı şu var. Nerden itibaren bu kavgaya dönüşüyor. 1.sesin yükselmesi, 2. si fiziksel şiddet. Bedensel hareketler üzerine yürüme bu tür tepkiler başladığı zaman öfke kontrolden çıkmış demektir. ÇİĞDEM ANAD: Ama diğer türlü istediğiniz kadar belki sesinizi yükseltseniz fiziksel bir atakta bulunmuyorsanız öfkenizi kontrol altında tutabiliyorsunuz demektir. BÜLENT BUDAK: Tabii kelimelerde de seçici olmak gerekir. Bu nokta da bazı kelimeler vardır ki bir anda öfkeye dönüşebilir veya karşı tarafın öfkesini artırabilir. Dolayısıyla sizde tepki verirsiniz, sonuçta çatışma alanından kavga alanına geçebilirsiniz. ÇİĞDEM ANAD: Şimdi böyle sakin sakin konuşan insanlar vardır, aslında çok sivri dillidirler ve çok öfkelendirirler. Yüksek sesli, hararetli konuşan insanlar vardır ama aslında o kadar da sinir bozmazlar. Sadece görüntüye bakarak mı söyleyeceğiz bu insan öfkeli, bu insan öfkeli değil diye neye göre? BÜLENT BUDAK: Hayır. Tabii seçilen kelime, uslüp, kullanılan ifadeler, bütün bunlarda belirleyicidir. Dışarıdan baktığımız zaman bir insan sesini yükseltmişse bu öfkelidir, sesini yükseltmemişse sakin konuşuyorsa bu insan öfkeli değildir anlamına gelmiyor. Belki ayrımı yine öfkesini kontrol ederek konuşuyor, tartışma uslübuyla öfkesini kontrol ediyor demektir. Diğer taraf ise kavga uslübuyla ifade ediyor demektir. ÇİĞDEM ANAD: Peki hangi adam daha öfkelidir? Açığı olduğunu düşünen, kaybedeceğini anlayan insan mı daha öfkelidir. BÜLENT BUDAK: Bütün duyguların insanlara anlatmak istediği bir şeyler vardır. Aynen bir otomobilin göstergeleri gibidir bunlar. Öfke duygusu size hayatınızda bir haksızlık olduğunu anlatır, hakkaniyet prensibinin ihlal edildiğini gösterir. Ya siz? Birisine haksızlık yapmışsınızdır, bu biraz da vicdan azabı olarak döner veya haksızlığa uğradıysanız öfke duygusuyla beden size bunu anlatır. ÇİĞDEM ANAD: Şimdi kitap okuyarak herhalde öfke kontrol altına alınamaz. Biraz zor bunun bir terapisi var. Uzun mu sürer, zor mudur? BÜLENT BUDAK: Şimdi Çiğdem Hanım öncelikle şu var. İnsanların öfkelerini kontrol etmek istemesi gerekir. Biliyorsunuz bazı insanlar bunu çıkar amaçlı da kullanabiliyorlar. Öncelikle bunu isteyecek, daha sonra biz terapist nezaretinde bunun denetimini öğrenmesi gerekiyor. Bazı uygulamaları vardır bunun, belirli bir süreçtir bu. Tabii bunun için şu kadar sürer demekte çok doğru değil. Kişinin uygulamalarına, terapistiyle uyumuna bağlı bir süreçtir bu. Ama ben şunu net olarak söyleyebilirim ki öfke kesinlikle kontrol edilebilen bir duygudur. ÇİĞDEM ANAD: Peki şimdi bazı adamlar vardır, dünya yansa umurunda değildir. Bazı adamlarda en ufak bir şeye tepki verirler. Dünya yansa umurunda olmayan, her türlü lafı, sözü, eleştiriyi işitip buna rağmen sakin kalan insanlarda acaba terapiye muhtaç değiller mi? BÜLENT BUDAK: Kesinlikle terapiye muhtaçtır onlar. Benim şöyle bir alan teorim vardır. ‘Sorun Yok Alanı’, ‘Tartışma Alanı’, ‘Kavga Alanı’. Sizin bahsettiğiniz insanlar genellikle birinci alanda yaşarlar ‘Sorun Yok Alanı’ yani vardır da yok gibi davranırlar, tepki vermezler. Bu evliliklerde de böyledir. Baktığınız zaman biriken öfke duygusu bir anda taşar ve partnerini, karşısındaki insanı o kişi alarak bir anda kavga alanına götürür. Dolayısıyla aslında dünyanın en mutlu insanları ikinci alanda yaşayanlardır. Fakat onunda şartları vardır. Kolay değildir o alanda kalmak. ÇİĞDEM ANAD: Aslında güzel söylediniz. Öfkelere bakıyoruz hep de, bir de öfkelendirene bakmak lazım. Yani öfkelendirenin hiç mi suçu yok? BÜLENT BUDAK: Tabii bu etki tepki meselesi. Dolayısıyla bir insan bunun ne kadar eğitimini alır, öfke kontrolünü öğrenirse de yine de karşı taraftaki insan eğer bu bilgiye sahip değilse bir anda o insanı kavga alanına taşıyabilir. Ama bu tür risklerden korunmak içinde öncelikle kişinin ciddi anlamda stres yönetimine ihtiyacı vardır. Stres yönetiminde başarılı olursa insan karşısındaki insan ne kadar uslübu anlamında yanlış davransa da tolere edebilir diye düşünüyorum. ÇİĞDEM ANAD: Peki samimi söyleyin, siz öfkenizi her zaman kontrol altında tutabilir misiniz yoksa bu işin uzmanı olmanıza rağmen zaman zaman sizinde öfkenizin taştığı olur mu? BÜLENT BUDAK: Tabii ki olur. Çünkü bizde insanız ama belirli oranlarda bunu bizde yaşıyoruz. Belki de mesleğimizin avantajı kontrolünü bilebildiğimiz için stres yönetimi anlamında öncelikle alt yapımızı hazırladığımız için o tür risklere karşı biraz daha korumalıyız. ÇİĞDEM ANAD: Efendim çok teşekkürler ediyoruz. Liderlerin tabii sizin danışmanlığınıza ihtiyacı var, aslında sıradan insanlar gibi.
|


