2007'den Bugüne 87,394 Tavsiye, 27,082 Uzman ve 19,333 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Göç Eden Ailelerin Uyum Sorunları
MAKALE #11121 © Yazan Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ | Yayın Temmuz 2013 | 5,064 Okuyucu
Çocuk gelişiminde fiziksel ve sosyal çevrenin önemi nedir? Göç eden ailelerin çocukları bu değişimden nasıl etkileniyor?

Bu noktada ailenin tutumu çok önemli, ne kadar bilinçli bir aile olduğu, göç olgusunu nasıl karşıladığı, şehre uyum sağlama sürecini atlatmak için neler yaptığı. Çünkü çocuklar anne babalarından doğrudan etkilenir, anne babanın verdiği her tepkiyi radar gibi alırlar. Diyelim ki anne baba gönüllü göç etmiş; fakat hayal kırıklığı yaşıyor, kendine şehirde sosyal bir çevre edinememiş, komşuluk ilişkileri kuramamış. Bu durumdaki anne babanın aile içi sohbetinin şu şekilde olduğunu farz edelim: “Biz buraya geleli çok kısa bir zaman oldu, burada eş dost edinmek için zamana ve gayrete ihtiyacımız var, elbette biz insanlara ve insanlar bize kolay alışmayacaklar zamanla birbirimizi tanıyacağız ve zamanla bizim de çevremiz oluşacak, bunun için hem kendimize hem de çevremizdeki insanlara zaman tanıyalım.” Çocuğun duyduğu söylemler bu tarzdaysa, çocuk sağlıklı büyür ve uyum sürecine sağlıklı bakar; yani çocuk bunun bir süreç olduğunu, bu sürecin de geçeceğini, zaman içinde uyumun yakalanacağını anlar. Bir de gönüllü göç etmiş mız mız, şikayetçi bir anne baba düşünün aralarında şöyle konuşuyor: Geldik geleli yalnız kaldık, keşke gelmeseydik, nereden geldik buraya, böyle olacağını bilseydim gelmezdim.” Çocuğun duyduğu söylemler bunlarsa, doğal olarak çocuğun yaşayacağı his korku olur, evet biz burada güvensiz ortamdayız, burada bize kimse sahip çıkmaz, evet biz yalnızız, biz ne yapacağız burada. Yani anne babanın göç olgusuna karşı tutumu ve nasıl tepkiler verdiği çok önemli. Eğer anne baba göçe sağlıklı yaklaşabiliyorsa zaten başlangıçta uyum sorunları yaşayabileceğinin farkındalığındadır. Bırakın il değiştirmeyi, göç etmeyi, evimizi bir semtten başka bir semte taşısak bile etkileniriz. Kasabımız değişecek, manavımız değişecek, komşularımız değişecek, kullandığımız toplu taşıma araçlarımız değişecek… yani tüm çevremiz değişecek, ister istemez etkileneceğiz. Bunun bir ilden başka bir ile; hatta birbirinden çok uzak illere olduğunu düşündüğümüzde bu sürecin tereyağından kıl çeker gibi atlatılmasının pek mümkün olmadığı görülecektir.

Nihayetinde göç eden ailenin çocuğu da aynı süreci atlatmak ve göç ettiği yere uyum sağlamak gerçekliğiyle yüzleşecektir. Okulundan, arkadaşlarından, alıştığı çevreden koparak başka bir yere uyum sağlamaya çalışmak elbette başlangıçta çok da kolay olmayacaktır. Göç etmemiş yalnızca okul değişikliği yapmış çocuklarda bile uyum sorunlarıyla sıklıkla karşılaşıyoruz ki bir de bunun göç olgusuyla birleştiğini düşünün. Çocuk sevdiği arkadaşlarından, dostlarından, öğretmen ya da öğretmenlerinden ayrılarak zihninde “Acaba arkadaş edinebilecek miyim, acaba öğretmenlerim nasıl olacak, sınavlarda zor mu sorarlar, gideceğim okulda sınıfımı geçebilir miyim?” gibi çeşitli sorularla boğuşacaktır.

Yapılan araştırmalar asiliğin ve radikalleşmenin en çok göç eden ailelerin çocuklarında olduğunu gösteriyor. Bu neden kaynaklanıyor olabilir? Çocukta kompleks, ötekine düşmanlık gibi olumsuz duygular hangi etkenlerle ortaya çıkıyor? Örneğin ayrımcı yaklaşımlar, ailelerin olumsuz telkinleri, akran grupları arasında örgütlenmeler vs…

Çocukla ilgili her konuda ailenin tutum, konuya yaklaşım ve davranış şekilleri çok önemli. İstanbul Bilgi Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi’nin konuyla ilgili bazı araştırmaları var. Söz konusu araştırmaların sonuçlarına göre, göç eden ailelerin çocuklarının çoğu, özellikle de 12 yaş üzerindeki çocukların çoğunluğu eğitim hayatlarını bırakıyor, başta tekstil sektörü olmak üzere yaşına uygun olmayan, statüsü olmayan, herhangi bir sosyal güvencesi olmayan işlerde çalıştırılıyor. Çocuk çalışmaya bireysel olarak karar veremez, çalışmaya onu iten ailesidir. Yine burada ailenin özellikle de babanın tutumu devreye giriyor. Eğer baba ailesini de alıp şehre göç etmiş, fakat şehirde iş bulamamış, para kazanamamış, tutunamamışsa ki İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde tuvalete gitmenin bile parayla olduğu göz önünde bulundurulursa böyle bir ailenin doğru düzgün bir evde oturamadığını, elektirik, su… gibi faturalarını ödeyemediğini, çocuklarının eğitim masraflarını karşılayamadığını düşünelim, ister istemez bu ailede tüm bireyler kendilerini güvensiz hissedecektir.

İnsan önce ne ister? Doymak ister, sonra bir yerde barınmak korunmak ister, güvenli bir çatı altında kendini güvende hissetmek ister. Eğer güvende hissetmiyor ve bu durumu travmatik düzeyde yaşıyorsa o zaman o panikle çocuklarına gidin “Siz de çalışın, siz de eve ekmek getirin” ya da daha sert şekilde “git çalış, eve ekmek getir, mendil sat, su sat, ışıklarda dur araba camlarını sil…”gibi ve saire işleri yapmaya iterler. Bu duruma maruz kalan çocuk eğer ailesi gibi düşünmüyor, okumak istiyor fakat çalışmaya zorlanıyorsa aileyle arası elbette bozulacaktır. Bir diğer yönden çalışırken mahalle ya da okuldan arkadaşlarla karşılaşma baskısıyla ezilecektir. Bu tür baskılarla çocuklarını çalıştıran ailelerin sağlıklı, bilinçli anne babalar olma ihtimali zaten minimum düzeydedir, çocuğa doğru rehberlik edilmediğinden, onun ahlaki gelişimi tamamen çocuğun kendi inisiyatifine bırakıldığından göç eden aile çocuklarında asilik, kompleks görülmesi sürpriz olmamaktadır.

Çocukları komplekse iten bir diğer sebepte çocuğun anadili ya da şivesi olabilmektedir. Özellikle mahalle ya da okul arkadaşlıklarında bu durum sorun olabilmektedir. Çocuklar, anaokulu döneminde birbirleriyle alay etmezler; fakat 7 yaşla birlikte alay dönemine girer ve birbirlerinin kusur olarak gördüğü şeyleriyle alay etmeye başlarlar. Örneğin geldiği yörenin şivesiyle konuşan bir çocuğa “Sen bizim gibi konuşmuyorsun, sen git, seninle oynamak istemiyoruz, …. bile diyemiyorsun” diyerek onunla alay edip grup dışı bırakabilirler. Bu duruma maruz kalan çocuk içe kapanabilir, kaygılanabilir, okuldan kaçınma ya da sokağa çıkmaktan kaçınma gibi davranışlar gösterebilir.

Bir de durumu kıyafet yönünden ele alalım, şehrin hangi semtinde olduğuna göre değişimler gösterse de çocuklar belli standartlarda belli markaları kullanıyor, onlar için marka çok önemli. Eğer ailesi kendisini bulunduğu çevrenin standartlarında kıyafetlerle giydirebilecek güçte değilse, yine çocuk kendini kötü, dışlanmış, özgüvensiz hissedebilir. Bu nokta da aile duruma sağlıklı yaklaşarak “Tamam senin istediğin marka çantayı sana alamıyorum, paramız olduğunda sana alacağım.” da dese çocuk “Siz yetersizsiniz, zaten ne zaman paranız var ki, bak başkalarının anne babaları nasıl alıyor, siz niye alamıyorsunuz?” diye tepki gösterebiliyor.

Göç eden aileleri aidiyet duygusu açısından ele aldığımızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor? Anne baba ve çocuklar kendilerini memleketlerine mi, yoksa yaşadıkları şehre mi ait hissediyorlar? Arada kalmışlık çocukları nasıl etkiliyor?

Yapılan araştırmalar 10-20 yaş arası çocuk ve gençlerin göç ettikleri bölgeye en hızlı adapte olan, en kolay uyum sağlayan grup olduğunu gösteriyor. Uyum sağlama da en zorlanan grubun anneler olduğu, göç eden annelerin %88’inin memleketlerine geri dönmek istedikleri, babaların büyük kısmı ise eğer bir iş bulabilecekse şehirde kalmaya devam etmek, eğer vakitlerinin çoğunu kahvehanelerde boşa geçireceklerse memleketlerine geri dönmek istiyorlar.

10-20 yaş arası çocuk ve gençlerin göç ettikleri bölgeye en hızlı adapte olan grup; çünkü onlar için şehirlerde sosyal imkanlar daha fazla, eğitim olanakları daha iyi, sosyal ortam daha geniş… bu ve bunun gibi sebeplerle onlu yaşlardaki çocuklar memleketlerine geri dönmek istemiyorlar; hele kız çocuklar memleketlerine dönmeye en karşı grup, genç kızlar hiç dönmek istemiyor; çünkü şehirlerde oldukça rahat olduklarını bildiriyorlar. Nihayetinde kırsal kesimlerde herkes birbirini tanıdığından özellikle kız çocuklar üzerinde çok ciddi bir sosyal baskı söz konusu, genç kız köyde bir erkek arkadaşıyla gezemez; ama şehirde durum böyle değil. Erkek arkadaşıyla istediği yere gidebilir, sosyal baskı, tanıdık korkusu yok, ailesi hiçbir şekilde bu durumlardan haberdar olmayabilir. Şehir genç kızlar için bu anlamda daha özgür bir ortam.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Göç Eden Ailelerin Uyum Sorunları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Tuğba DEMİRÖZ Fotoğraf
Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ
İstanbul
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi244 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Tuğba DEMİRÖZ'ün Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,333 uzman makalesi arasında 'Göç Eden Ailelerin Uyum Sorunları' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Manüplasyon Ocak 2017
► Empati Kasım 2016
◊ Kıyamet Senaryoları Temmuz 2013
◊ Ticari Zeka Haziran 2013
◊ Hey Tuğba Naber? Nisan 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


00:10
Top