2007'den Bugüne 87,919 Tavsiye, 27,240 Uzman ve 19,426 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Kadın ve Erkek İlişkileri
MAKALE #12130 © Yazan Uzm.Psk.Bilge ÇAPOĞLU | Yayın Ocak 2014 | 5,767 Okuyucu
KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ

Kadın ve Erkek

Jung her erkeğin içinde bir kadın (anima), her kadının içinde de bir erkek (animus) olduğunu söyler. Anima erkek için en önemli kadın figürünü temsil eden kollektif bilinçdışı arketipidir. Erkeği kadınsı hareketlere sürükleyen bu figür aynı zamanda ilişkilerini de belirler. Jung “Her anne ve her sevgili, erkeğin içindeki derin gerçekliği oluşturan, her zaman var olan, bu öncesiz imajın taşıyıcısı olmak zorunda kalır” der. Bir başka deyişle erkek seçimlerini bu figüre göre yapar ve ilişkilerini buna göre yaşar. Aynı şekilde kadın da seçimlerini animus figürüne göre yapar (Altunay, 2010).

Kadın ve erkeği anlamak anima (dişil) ve animusu (eril) anlamaktan geçmektedir. Her iki cinste de bu iki enerji mevcuttur. Kadın ve erkeğin, kadın ve erkek olabilmesi için karşılıklı birbirlerine ihtiyaçları vardır. Yani kadın erkeğe çekilir çünkü onda erkek eksiktir ve erkek kadına çekilir çünkü onda kadın eksiktir. Öyleyse, bir erkek bir kadını kadın olarak aldığında tam bir erkek ve bir kadın da erkeği erkek olarak aldığında tam bir kadın olabilir.

Kadın ve erkek birbirinden tamamen ayrı iki oluşumdur. Kadınlar erkekleri erkekler de kadınları tam olarak anlayamazlar. Bu gerçeğin böylece kabul edilmesi gerekmektedir.
Kadın ve erkeğin bazı temel farklılıkları şunlardır:

  • Kadın, erkekten her zaman önde ve güçlüdür. Tüm erkekler kadınlardan dünyaya gelirler.
  • Erkek verir, kadın alır.
  • (Erkeğin erkek gibi olması için bir görevi olması lazım. Bu görev ilişkide sevginin barınmasına yol açan bir şey.)
  • Kadın duygusal, hassas, fazla konuşkan.
  • Erkek sert. (cool olursa daha iyi olacağını bilen.)
  • Erkeği her şeyi sert, kadınınki yumuşak.
  • Erkeğin her şeyi açık, kadınınki kapalı. (cinsel organlar, orgazm)
Bunların dışında Osho’nun da kadın erkek farlılıklarıyla ilgili belirttiği birkaç nokta vardır. Örneğin Osho’ya göre kadın yaşam üretmeye muktedir olduğundan erkeğe göre sevmeye de daha çok muktedirdir. Ona göre kadın ve erkek ne eşittir, ne de eşit değildir. Onlar eşsizdir. İki eşsiz varlığın buluşması varoluşa mucizevî bir şey getirir (Osho, 2005).

Hint mitolojisine göre kadın-erkek:
Kadın,
Tanrı yaprağın hafifliğini, ceylanın bakışını, güneş ışığının kıvancını, sisin gözyaşını aldı; rüzgârın kararsızlığını, tavşanın ürkekliğini buna ekledi. Onların üzerine kıymetli taşların sertliğini, balın tadını, kaplanın yırtıcılığını, ateşin yakıcılığını, kışın soğukluğunu, saksağanın gevezeliğini, kumrunun sevgisini kattı. Bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadın yaptı. Yarattığı kadını erkeğe armağan etti.

Erkek,

Tanrı kaplumbağanın yavaşlığını, boğanın bakışını, fırtına bulutlarının kasvetini, tilkinin kurnazlığını, boranın dehşetini aldı. Kedinin nankörlüğünü, hindinin kabarışını, gergedan derisinin sertliğini onlara ekledi. Bunların üzerine ayının kabalığını, bukalemunun şıpsevdiliğini kattı ve erkeği yarattı. Yarattığı erkeği adam etsin diye kadına verdi.

“Evlilikte İdeal Duruşlar:Yeni bir Evlilik ve Aile Modeli” kitabının yazarı S. Servet Hocaoğulları’na göre (2007) erkek önce arzulayan sonra duygulanan bir varlıktır. Kadın ise önce duygulanan, sonra arzulayan bir varlıktır. Erkeklerin kadınların duygularına hitap eden bütün söylem ve duruşlarına rağmen “kadını”, kadınların ise erkeklerin arzularına hitap eden bütün söylem ve duruşlarına rağmen “erkeği” çözemeyişlerinin nedeni işte bu sıralama farkıdır.

Burada kadının erkeğe öykünmesinin doğuracağı patolojiden de bahsetmek yerinde olacaktır. Kadının gücünün yadsınması, kadınların bu yüzyılda giderek erkekleşerek, doğanın dengesinin bozulmasına yol açmıştır.

Sevgi

Kadın-erkek ilişkilerinin zehiri sevilmeyi istemek, panzehiri sevmeyi becermektir. Sevginin ilk dersi sevgiyi istemek değil, sadece vermektir.
Sevgi bizden ölmemizi bekler ki içinde yer alabilelim. Eski aşk Tanrısı Amor yaydan çıkmış okun kalbe doğru geldiğini tasvir eder. İçimizdeki egoyu öldürmeli bu aşk. Hayata, bizden farklı olanlara düşüncelerimizi öldürmediğimiz sürece yaşamda tutunamayız.
Sevginin değişik türleri vardır. Her sevgi ilişkiyi tutan ve mutlu eden sevgi değildir. İlişkilerde ihtiyacımız olan sevgi özgür sevgidir. Özgür sevgi; aramıza istediği kadar gelip, istediği kadar kalıp, işine gelmediği zaman giden sevgidir. Aramızda kalmasını uzatmak bizim elimizdedir, diğer taraftan onun devamlı bizimle kalmasını istemek onun özgür doğasına uymayan bir şeydir.
Bilincimiz sevgiyle nasıl gelişir? Sevginin olgunluk basamakları vardır. Özgür sevginin yanı sıra bir de çocuksu sevgi vardır. Çocuksu sevgi; şefkat, görülme ve talep etmeyi içinde barındıran, büyümemiz için gerekli olan sevgidir. Aynı zamanda vedalaşmamız gereken, vedalaşmamız zorlaştığında ise özgür sevgiye yol açamayan bir sevgidir. İlk sevgi, özgür ve sonsuz sevgi; sadece belli koşullar yerine geldiğinde kalabilen bir sevgidir. Diğeri zamansaldır. O çocuksu sevgiden vedalaşmamız gerekir. Yeteri kadar alamamış olsak dahi. İşte bilincimiz sevgiyle böyle gelişir.
Özgür sevginin neye ihtiyacı var? Ona hiçbir koşul sunmamamıza. Sevilmeye değil karşı tarafı sevmeye ihtiyacı var. Kişinin kendisini sevmesine ihtiyacı var. Yüreği geniş insan tipine ihtiyacı var (Zararsızoğlu, 2010-‘Partner İlişkileri Semineri’).
Bert Hellinger ‘Destekleyen Sevgi (Supporting Love)” adlı kitabında yaşamımızın annemize aşkla başladığından bahseder. Ona göre bu en büyük ve en derin aşk, sevgidir. Çocuk büyüdüğünde annesinin yerine geçen önemli kişiyle tanışır. Kadın bir adamla ve adam bir kadınla tanışır ve aşık olurlar. Tutkulu aşkta kişi, aradığı annesini bulduğunu düşünür. Aşkları kördür ve birbirlerini gerçekte görmezler. İkisi de mükemmel annelerini bulduklarını zannederler. Zamanla aynı ihtiyaç, beklenti ve taleplere ihtiyaçları olduklarını anlarlar. Aşık olma biter ve sevgi başlar. Hellinger’e göre bu sevgi farkındadır ve diğerini olduğu gibi sevmek ister.
“Sevgi Mi Bağımlılık Mı” kitabının yazarı Brenda Schaeffer’a göre bağımlı sevgi, korkuların üzerine kurulmuştur; reddedilme korkusu, acı çekme korkusu, kontrolü kaybetme korkusu, hayatını kaybetme korkusu ve mutlu olma korkusu bunlardan belli başlılarıdır. Ve bağımlı sevgi ile sağlanmak istenen de bu korkularımızdan korunmaktır.
Benzer şekilde Bradshaw’a (1995) göre arayış içinde ve eksiklikleri olan insanlar kendilerini tamamlamak için başkalarını ararlar. “Seni seviyorum, çünkü sana ihtiyacım var” derler. Bireyselliğini tamamlamış, yalnızlığı ve ayrılığı tatmış insanlarsa kendi başlarının çaresine bakabileceklerini bilirler. Tamamlanmaları gerektiğinden değil, sevmek istediklerinden bir eş ararlar. “Sana ihtiyacım var, çünkü seni seviyorum” derler. Sevgilerini ihtiyaçlarından değil, cömertliklerinden sunarlar.
Bradshaw’a göre toplumda genellikle ‘gerçek aşk’ olarak nitelendirilen, aslında bir bağımlılık ilişkisidir. İki insan birbirleri olmadan yaşayamayacaklarına inanmaktadır. Taraflardan birinin büyümesi ya da değişmeye başlaması bu ilişkiyi tehlikeye sokar.
Toplumumuzda aşk inancı da bağımlılığa dayanır. Pasif ve bağımlı aşk koşullandırılır. En yüce aşk, insanın kendi fiziksel, duygusal ve entelektüel gereksinimlerini başkalarına hizmet etmek ve bakmak için bir yana bırakması demektir. İyiliğe ulaşmanın başlıca iki yolunun uzun süre acı çekmek ve kendini feda etmek olduğunu söylerler. İyi ve adil davranmak, gerçekte iyi olmaktan, sevgi dolu hareket etmek, sevgi dolu olmaktan daha önemlidir.
Bağımlılık yaratan bir deneyim insanın bilincini kaplar ve tıpkı yatıştırıcı ilaçlarda olduğu gibi, endişe ve acı hislerini yok eder. Bilincimizi kaplama konusunda hiçbir şey belli bir tür aşk ilişkisi kadar iyi olamaz.
Scott Peck’e göre bağlılık duygularını açıklayıp reddedilme olasılığını göze alma cesaretiyle korkuyu alt etmeyi gerektirir. Bu nedenle aşk bir duygu değil, bir irade ve karar meselesidir. Bütün gerçek aşklar kendini sevmekle başlar. Aşk için gereken çaba ve disiplin insanın kendine değer vermesinden kaynaklanır. Başkalarına değer vermeden önce kendimize değer vermeyi öğrenmemiz gerekir.
Evlilik ile birlikte aşk ve sevgide nasıl bir değişme olur sorusuna Osho söyle cevap verir: “Evlilik senin içinde gizli olan ne varsa sadece onu ortaya çıkarır. Eğer sevgi sadece bir gösterişse, sadece bir yemse, o zaman er ya da geç kaybolacaktır.” Osho sevginin evlilik tarafından yok edildiğini değil, sevginin sevmeyi bilmeyen insanlar tarafından yok edildiğini düşünmektedir. Sevgi evlilikle ortadan kalkıyorsa, bunun ta en başından beri sevginin olmadığının göstergesi olduğunu savunur. Halbuki Osho sevginin ölümsüz olduğunu düşünür. Eğer büyürsek, eğer sanatı bilirsek ve aşk hayatının gerçeklerini kabul edersek, o zaman sevginin her gün gelişmeye devam edeceğini vurgular. Ona göre evlilik, sevgi içinde muazzam bir gelişme potansiyeline dönüşmektedir.
Osho’ya göre sevgi bir tutku değildir, sevgi bir duygu değildir. Sevgi, birisinin bir şekilde seni tamamladığını derinden, çok derinden anlamaktır. İnsan sayısı kadar sevgi vardır. Pek çok katman, pek çok sevgi düzlemi vardır. Adolf Hitler’in bir sevgi fikri olacaktır, Gautam Buda’nın başka olacaktır. Ve bunlar birbirleriyle taban tabana zıt olacaktır çünkü onlar iki ayrı kutuptadırlar. Ancak en yüksek zirvede, sevgi artık bir ilişki olmadığında, sevgi varlığın bir hali olduğunda, lotus çiçeği bütünüyle açar ve muhteşem kokular yayılır. En aşağıda sevgi sadece politik bir ilişkidir. En yükseğinde sevgi dini bir bilinç halidir.
Satir’e göre (2001) özgüvenimiz ne kadar yüksek olursa, eşimizin bize olan saygısının kanıtını görmeye o kadar az ihtiyaç duyarız. Buna karşılık, özdeğer duygumuz zayıf olduğunda ise sürekli olarak güvence isteriz ve bu da sevgi kavramını yanlış tanımlamamıza neden olur.
Satir’e göre bir diğer konu da evliliklerde sevginin asla karşılayamayacağı şeylerin beklenmesidir:
“Beni seviyorsan, dediğimi yaparsın.”
“Beni seviyorsan, istediğimi veririsin.”
Sevgiyi yok eden diğer bir mit ise sevginin aynılık olduğu inancıdır. Uzun yıllar birlikte olabilmek için farklılıkların tadını çıkabilmeniz gerekmektedir. Farklılıklar kabul edilmezse insanca ve zevkli bir ilişki sürdürmek güçleşir (Satir, 2001).
“Sevgiye Dönüş” kitabının yazarı Marianne Williamson’a göre (1996) ise yalnızca iki durum vardır: sevgi ve korku. Tüm olumsuzlukların temelinde korku vardır. Karanlık yalnızca ışığın yokluğu ve korku da yalnızca sevginin yokluğudur.
Williamson korkuyu sevgi çağrısı olarak yorumlayabileceğimizden bahseder. Eğer biri bize sevgiyle davranırsa, o zaman kuskusuz, sevgi uygun karşılıktır. Eğer o insan bize korku ile davranırsa, o zaman onun davranışını sevgiye bir çağrı olarak görmeliyiz. Istırabın nedeni başkalarının bizden esirgediği sevgi değil, fakat daha çok bizim onlardan esirgediğimiz sevgidir.
Williamson’a göre bizi bütünleyecek tek sevgi Tanrı sevgisidir ve Tanrı’yı sevmek herkesi sevmektir. Bu ilişkimizin şeklinin herkesle aynı olduğu anlamına gelmez, fakat bu her ilişkide aynı içeriği gözettiğimiz anlamına gelir: form ve beden değişikliklerinin ötesine ulaşan bir kardeşçe sevgi, bir dostluk niteliği.
Özel bir kişiye beslenen sevgi ise, yanlış yaraya şifa vermeye çalışan ‘kör’ bir sevgidir. “Özel bir ilişki, birliğin oradan dışlandığı bir birlik türüdür.” Biz diğer insanları oldukları gibi olmaları için serbest bıraktığımızda saf bir sevgiyle seviyoruz demektir. İki insan Tanrı`da buluştuğunda bizi ayırır gibi görünen duvarlar kaybolur. Hiç kimse mükemmel Tanrı çocuğu`ndan daha az bir şey değildir ve biz aşık olduğumuz zaman bir insan hakkında tüm gerçeği gördüğümüz bir anımız vardır. Onlar gerçekten mükemmeldirler. Bu sırf bizim hayal kurmamız değildir. Fakat ego çabucak fiziksel, maddesel eksiklikleri aramaya başlar. Böylece birbirimizi idealize ederiz ve ideale uygun yaşamayacak olursa, düş kırıklığına uğrarız (Williamson, 1996).
Bizi alıkoyan, geride bırakan, geçmişte almamış olduğumuz sevgi değil fakat şimdi veremediğimiz sevgidir (Williamson, 1996). Bu, yanlış anlaşılmamalıdır. Geçmişte alamadığımız sevgiyi şayet hazır değilsek şu an vermeye çalışmak, bizi sevgiyi bir ödeve dönüştürmek gibi bir tuzağa da düşürebilir. Çünkü sevgiyi gösterme ahlaki bir ödev değildir. Sevgi özgür bir varoluş halidir, yüksek bir bilinç farkındalığının sonucu doğan olgunlaşmadır. Bu olgunluğa erişen bir kişi, sevgiyi verirken iradesini kullanmaz ve asla zorlanmaz. Çünkü sevgi onun doğal varoluş halidir. Böyle bir durumda ‘sevgiyi vermek’ de doğru bir sözcük değildir. Sevgiyi vermeyiz, biz sevgiyizdir. Güneş ışık vermez, güneş zaten ışıktır.

Buraya kadar kadın ve erkeğin farklılıklarını ve sevgi konusunu ele aldık. Kadın ve erkek arasındaki sevginin ilişkilerde ve evlilik serüvenindeki seyrini izlememiz de konumuz açısından tamamlayıcı olacaktır.

İlişki

‘Bir kimse ile karşılaştığınız zaman, bunun kutsal bir karşılaşma olduğunu unutmayın. Onu nasıl görürseniz, kendinizi de öyle göreceksiniz. Ona nasıl davranırsanız, kendinize de öyle davranacaksınız. Onun hakkında ne düşünürseniz, kendi hakkınızda da öyle düşüneceksiniz. Bunu asla unutmayın, çünkü siz o insanda ya kendinizi bulacak ya da yitireceksiniz.’ (Marianne Williamson)

Tüm problemler ilişkilerde ortaya çıkar. İlişki sorunu da sevgiyle ilişkilidir.
Eksikliklerimizi tamamladığımız yegâne yer ilişkilerdir (Zararsızoğlu, 2010).
İlişki kurmak sevmek demektir. Ancak paylaşmak için önce sahip olman lazım. Ve sevmeden önce sevgiyle dolu olman, sevgiyle taşman gerek (Osho, 2005).
İlişkiler bize verilmiş ödevlerdir. Onlar bizim aydınlanmamız için engin bir planın parçalarıdır (Williamson, 1996).
İki kişinin birbirine sahip olması ilişki değildir. Aslında sahip olmak tüm ilişki kurma olasılığını yok eder. Halil Cibran, “Aynı çatıyı destekleyen iki sütun gibi olun ama diğerine sahip olmaya başlamayın. Aynı çatıyı destekleyin: Bu çatı sevgidir.” der (Akt., Osho, 2005).
İyi bir ilişkinin temelinde koşulsuz sevgi yatar. Bu belirsiz bir duygu değil, bir karardır. Sağlıklı işlevsel bir ilişki eşitliğe (varoluşsal) dayanır. Her biri birbirlerine duydukları sevgi sayesinde büyürler. Sağlıklı işlevsel bir evlilikteki bireyler eninde sonunda kendi davranışlarından ve kendi mutluluklarından sorumlu olduklarını bilirler. Yaşam çevrenin desteğinden kendi kendine bakmaya doğru bir geçiştir. Eksiklik ve ihtiyaca dayalı hiçbir ilişki sağlıklı olamaz. Sağlıklı ilişkiler olgundur, bu da eşit ve sorumlu olmaları anlamına gelir (Bradshaw, 1995).

Toplumun Ortak-Bağımlı Özellikleri

Literatüre bakıldığında, ilişki konusu ele alınırken sıklıkla bağımlılık konusunun da gündeme geldiği dikkat çekmektedir. Bunun nedeni sıklıkla ilişkilerimizi çeşitli bağımlılıklarımız üzerine kurmamızdır. Çocukluğumuzda veya daha sonradan karşılanmayan temel ihtiyaçlarımız bizde çeşitli güçlü arzu ve talepler yaratmıştır. Bu arzu ve talepler bizdeki bağımlılıkların temelini oluşturmaktadır. Bu çocuksu talep ve ihtiyaçlarımız ilişkilerde yaşadığımız sorunların da temeli olmaktadır. Bu çocuksu bilinç tarafından yönetilen insanlar karşılanmamış ihtiyaçlarını sürekli olarak ilişkide olduğu diğer insanlardan talep etme ve alamadığında ise hayal kırıklığına uğrama ya da birilerini suçlama kısır döngüsünü yaşamaktadır. Bu kısırdöngünün kırılması, kişinin karşılanmayan bu ihtiyaçlarının tüm sorumluluğunu üstlenmesi ve kendini sevmesine bağlıdır.
Bradshaw’a göre (1995) kendi benliklerimizi yitirdiğimiz için karşılıklı bağımlıyız. Ego, bizim kendi tamamlanmamış ihtiyaçlarımızı karşılamak üzere başka insanları kullanmamızı öngörür. Böyle düşünerek ihtiyaç içinde olduğumuz ilizyonunu güçlendirmekteyiz. Egonun rehberliğinde daima bir şey ararız, ama ne var ki bulduklarımızı daima baltalarız.
Filozof Judith Krishnamurti’ye göre çoğumuz için başkasıyla ilişki, ister ekonomik olsun ister psişik, bağımlılığa dayanır. Bu bağımlılık korku yaratır, içimize sahiplenme tohumları atar, sonunda da sürtüşmeye, kuşkuya, düşkırıklığına neden olur. İlişkide akılda tutulması önemli olan başkası değil, insanın kendisidir; bu da insanın kendini soyutlaması demek değildir, insanın kendi içinde çatışmaya ve sıkıntıya neden olanları derinden anlamasıdır. İlişkideki uyum bir başkasında veya çevrede değil, insanın kendi içinde bulunabilir. İnsan ancak kendi içinde uyumlu olduğunda bir başkasıyla uyumlu olabilir. Aslında birbirimizle pek de ilgilenmeyiz. İlişki bizi hoşnut ettiği sürece vardır. Bizler kendi psişik varlığımızın güvenlik duvarlarının içine kaçıp orada yaşamak isteriz. Dolayısıyla birçoğumuz için ilişki, aslında bir soyutlanma sürecidir. Önemli olan insanın bir başkasıyla ilişkisinde kendini anlamasıdır. O zaman ilişki bir soyutlanma süreci olmaktan çıkar, kendi güdülerinizi, düşüncelerinizi, arayışlarınızı keşfettiğiniz bir harekete dönüşür, bu keşif de özgürlüğün ve dönüşümün başlangıcıdır.
İlişki kendimizi açığa vurma sürecine dönüşmediği sürece de kendinizden kaçma aracı olmaktan öteye gidemez. Size fizyolojik ya da psişik açıdan gereksinimim olduğu için sizinle ilişkideysem, bu ilişkide kendini açığa vurma olmaz. Böyle bir ilişki her zaman bir yük, bir sıkıntı olacak ve bize acı verecektir (Krishnamurti, 1999).
Bir ilişkimiz bulunmadığı zamanlarda ego sanki bir ilişkimiz olsa bütün açıların geçip gideceği yolunda bir izlenim yaratır. Ama eğer ilişki devamlı olursa o ilişki aslında mevcut acılarımızın çoğunu su yüzüne çıkaracaktır. Onun amacı kısmen budur. O bizim şefkat, kabullenme, vazgeçme, bağışlama ve özveri konusundaki tüm becerilerimizi talep edecektir (Williamson, 1996).
Bir arzu bir duadır. En aydın dua “Sevgili Tanrım, bana harika bir insan gönder” değil fakat “Sevgili Tanrım, benim harika biri olduğumun farkına varmam için bana yardim et”dir. Bay Doğru yoktur. Bay Yanlış da yoktur. Önümüzde her kim ise o vardır.
Pasif şekilde karşımızdaki kişide ilgi duyduğumuz ve duymadığımız şeyleri görmek için beklemek yerine ilgi duyduğumuz koşulları aktif bir biçimde yaratabiliriz. Ego, desteklemek için yeterince çekici bir kimse aramaktadır. Oysa olgun kişiler insanları çekici olmaları için destekler. Karşımızdaki insani olabileceğinin en iyisi olma yolunda nasıl destekleyeceğimizi öğrenebiliriz.
Biz birbirimizi idealize ederiz ve biri o ideale uygun yaşamayacak olursa, düş kırıklığına uğrarız. Bizim ruhsal eşlerimiz, tıpkı bizler gibi, normal büyüme sürecinden geçmekte olan insanlardır. Hiç kimse ‘tamamlanmış’ değildir. Hiçbirimiz aslında nesnel olarak ne çekici ne de çekicilikten yoksunuz. Böyle bir şey yoktur. Hepimizin potansiyel olarak paylaştığımız parlaklığı tezahür ettiren ve ettirmeyen insanlar vardır.
Williamson “ Herhangi bir durumda, eksik olan tek şey, ancak sizin vermemiş olduğunuz şey olabilir.” der.
Sorun belli tipteki insanı kendimize çekişimiz değil, bizim belli tipteki insanlara çekilişimizdir. Duygusal bakımdan mesafeli biri bize, örneğin, anne babamızdan birini ya da her ikisini hatırlatabilir. Şu halde, sorun yalnızca bize acı verilmesi değil, fakat o acı ile kendimizi rahat ve evimizde hissetmemizdir.
Eğer ben yeterince iyi olmadığım kanısında isem, bunun tersini düşünen bir kimseyi hayatıma almakta zorluk çekeceğim. Bir kimsenin beni harika bulmasını kabul etmemin tek yolu, benim kendimi harika bulmamdır. Fakat kendini kabul ego için ölüm demektir (Williamson, 1996).
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kadın ve Erkek İlişkileri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Bilge ÇAPOĞLU'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Bilge ÇAPOĞLU'nun izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Bilge ÇAPOĞLU Fotoğraf
Uzm.Psk.Bilge ÇAPOĞLU
İstanbul
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi48 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Bilge ÇAPOĞLU'nun Makaleleri
► Kadın Erkek İlişkileri Psk.Namık ACAR
► Kadın Erkek İlişkisi Psk.Burçin DEMİRKAN
► Eş Seçimi: Kadın ---- Erkek Psk.Mehmet DUMAN
► Cinsellikle Kadın ve Erkek Faktörü Psk.Dnş.Özgür TÖNBÜL
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,426 uzman makalesi arasında 'Kadın ve Erkek İlişkileri' başlığıyla benzeşen toplam 31 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Panik Atak ve Emdr Haziran 2014
► Ego ve Terapi Nisan 2014
► Kendimiz Olmak Nisan 2014
► Yardım Etmenin Düzenleri Aralık 2013
► Eşim Beni Hiç Anlamıyor Ağustos 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


17:05
Top