2007'den Bugüne 89,850 Tavsiye, 27,680 Uzman ve 19,689 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Fobilerin Etiyolojisi ve Uçuş Fobisi
MAKALE #12306 © Yazan Dr.Psk.Melis DEMİRCİOĞLU | Yayın Mart 2014 | 4,665 Okuyucu
KORKU NEDİR?
Korku, normal ve oldukça sıradan bir duygudur. Hoş bir duygu değildir fakat bazı durumlarda yararlı olduğunu kabul etmek gerekir. Tehlikelerden korur, hatta uygun dozlarda motive edici bile olabilir. Aşırı ve panik şeklinde olursa, tam tersine bizi engeller. Korkunun objesi gerçek ya da hayal ürünü olabilir.

FOBİ NEDİR?

Hayal ürünü ya da irrasyonel korkuları fobi olarak adlandırıyoruz. Yani fobi, bireyin bir şeyden korkusu ona saçma ve mantıksız gelmesine ve bundan korkmamalıyım demesine rağmen bu korku ve kaçınmadan kendini alıkoyamamasıdır. Bunu saçma bulduğu için başkalarına anlatamaması, hayatını, ya da bir işlevini aksatması nedeniyle duyulan sıkıntı, ızdırap ve engelleme durumu da fobinin bir parçasıdır.
Fobi ile korku ya da korkaklık farklı olgulardır. Fobik kişi sadece fobik olduğu şeyden kaçınır. Başka konularda ise oldukça girişken ve cesur olabilir.
Sonuçta; bir veya birkaç fobimiz olması her şeyden korktuğumuz anlamına gelmez. Hele cesur bir olmadığımız anlamına hiç gelmez.

FOBİLERİN ETİYOLOJİSİ

Fobilerin nedenleriyle ilgili görüşleri psikanalitik, davranışçı, bilişsel ve biyolojik paradigmalara göre inceleyebiliriz.

PSİKANALİTİK KURAMLAR

Fobik davranışın gelişimini ilk defa sistematik biçimde açıklamaya çalışan Freud’dur. Freud’a göre fobiler bastırılmış id itkilerinin ortaya çıkardığı kaygıya karşı geliştirilen savunmalardır. Bu kaygı korkulan id itkisinin yerini alır ve simgesel bir ilişkisi olduğu düşünülen başka bir nesneye yöneltilir. Bu nesneler daha sonra fobik uyarıcı haline gelirler. Bunlardan kaçınarak bastırılmış çatışmalarla baş edilebilir. Fobi, egonun gerçek sorunla, bastırılmış çocukluk çatışmasıyla yüzleşmesini önleme yoludur.
Bir başka psikanalitik kuram Aireti (1979) tarafından ileri sürülmüştür. Ona göre bastırılan id itkisi değil, çocukluktaki belirgin bir kişilerarası sorundur. Aireti’nin kuramına göre, fobikler çocukken bir masumiyet dönemi geçirirler. Bu dönemde etrafındakilerin onları tehlikelerden koruyacaklarına inanırlar. Ancak daha sonra etrafındakilerin, bunlar genellikle anne babadır, güvenilir olmamalarından korkmaya başlarlar. Bu güvensizlik ya da başkalarından korkarak yaşamaya dayanamazlar; insanlara tekrar güvenebilmek için bilinçdışı olarak bu korkuyu kişiler dışındaki nesne ya da durumlara yönlendirirler. Yetişkinlikte fobi, kişi stresle karşılaştığında su yüzüne çıkar.

DAVRANIŞÇI KURAMLAR

Fobilerin hepsinin davranışsal açıklamasında bunların öğrenilmiş olduğu sayıltısı vardır. Ancak fobilerin gelişmesindeki öğrenme mekanizmaları ve gerçekte neyin öğrenildiği davranışçı kuramlara bağlı olarak farklılık gösterir. Birazdan bunu daha iyi anlamak için üç farklı kuramı ele alacağız:
-Kaçınma koşullaması
-Model alma
-Edimsel koşullama
Kaçınma Koşullaması Modeli
Mowrer tarafından ileri sürülen görüşe göre, fobiler iki öğrenme sürecine bağlıdır: Bir kişi nötr uyarıcıdan (koşullu uyarıcı) korkmayı, bu uyarıcının korku ya da acı veren bir uyarıcıyla (koşulsuz uyarıcı) eşleşmesi sonucu klasik koşullama yoluyla öğrenmektedir.
Daha sonra, kişi bu koşullu korkuyu azaltmayı koşulsuz uyarıcıdan kaçarak ya da kaçınarak öğrenir. Bu ikinci öğrenme edimsel öğrenme olarak kabul edilmektedir; tepki, sonuç pekiştiği için sürmektedir.
Bazı durumlarda da özgül bir nesne ya da durumla ilgili bir fobinin özellikle söz konusu nesne ya da durumla yaşanan acı bir deneyimin ardından gelişmiş olduğu bilinmektedir. Bazı insanlar kötü bir şekilde düştükten sonra yükseklikten yoğun bir şekilde korkarlar, kimileri ise arabalarında bir panik atak yaşadıktan sonra araba sürmekle ilgili bir fobi geliştirirler, ayrıca sosyal fobikler çoğu kez travmatik sosyal deneyimler anlatırlar.
Tüm bu verilere rağmen kaçınma modelini bütün fobilere uygulamada bir problem vardır. Eldeki kanıtlar sadece bazı korkuların bu şekilde gelişebildiklerini göstermektedir. Diğer klinik raporlar fobilerin, korkutucu deneyim olmadan da gelişebildiklerini göstermektedir.
Yılandan, yükseklikten, mikroplardan, uçaklardan korkanlar, klinisyene bu nesne ve durumlarla ilgili herhangi korkutucu bir deneyimleri olmadığını söylemektedirler.
Ancak pek çok fobik kişinin bellek çarpıtmasına bağlı olarak, şu an korkulan nesnelerle ilgili geçmişte yaşadıkları travmatik deneyimlerini hatırlayamadıkları gözden kaçırılmaması gereken bir gerçektir.
Özetle, gözden geçirdiğimiz veriler bütün fobilerin kaçınma koşullaması yoluyla öğrenilmediğini göstermektedir. Böyle bir süreç bazı fobilerin etiyolojisinde rol oynayabilir, ancak diğer süreçler kendi gelişimleri içinde ima edilmelidirler.
Model Alma
Fobik davranışlar başkalarının tepkilerini taklit ederek de öğrenilebilir. Fobik tepkilerin başkalarını gözleyerek öğrenilmesi genellikle vekaleten öğrenme olarak tanımlanır.
Gözleyerek öğrenmenin potansiyel önemi en açık şekilde Mineka ve arkadaşlarının yaptığı bir araştırmada gösterilmiştir. Ergen rhesus maymunları yılanlardan aşırı korkusu olan ana babaları tarafından yetiştirilmiştir. Gözleyerek öğrenme oturumları sırasında genç maymunlar ana babalarının nötr uyarıcılarla korkusuz, gerçek ve oyuncak yılanlarla korkuyla etkileşimlerini gözlediler. Altı oturumdan sonra, ergen maymunların korkusu yetişkinlerden ayrılamayacak düzeydeydi. Üç aylık bir izlemeden sonra korkunun kalıcı olduğu bulunmuştur.
Klasik koşullamada olduğu gibi vekaleten öğrenme deneyleri de bütün fobileri içeren kapsamlı bir model oluşturmamaktadır. İlk olarak, tedaviye başvurmuş fobikler çoğu kez birisini gözledikten sonra fobinin geliştiğini bildirmemektedir. İkinci olarak, birçok kişi başkalarının başına gelen çok korkutucu olaylara tanık olsalar bile fobi geliştirmemektedirler.

BİLİŞSEL KURAMLAR

Bilişsel görüş, kaygının negatif uyaranlara daha fazla dikkat etmeyle ve negatif olayların gelecekte daha fazla ortaya çıkacağına inanmayla ilgili olduğunu vurgulamaktadır.
DiNardo ve arkadaşlarının araştırmasında, köpeklerle travmatik bir deneyim yaşayan, sonrasında da bu hayvanlara karşı güçlü bir korku geliştirmiş olan insanları, benzer deneyimler yaşayıp güçlü bir korku geliştirmeyenlerden ayıran nokta, fobik grubun gelecekte benzer olayların gerçekleşebileceğine odaklanması ve bu konuda kaygılanmasıydı.
Fobilerin kökenleri ile ilgili bilişsel kuramlar aynı zamanda bu bozuklukların bir başka özelliği ile de ilişkilidir; korkular gerçekte bunları yaşayan insanlara mantık dışı gibi görünmektedir. Olasılıkla bu, korkunun bilinçli farkındalık düzeyinde olmayan erken dönem bilişsel süreçler aracılığıyla edinilmesi nedeniyle meydana gelmektedir.
Bu düşünceyi test eden bir araştırmada, yılanlardan ya da örümceklerden yüksek düzeyde korku duyan kişilere farklı içerikleri olan resimler sunulmuştur; bu resimlerin bazılarının (yılanlar ve örümcekler) korku uyandırması beklenmiş, bazılarının (çiçekler ve mantarlar) ise beklenmemiştir. Resimlerin içeriğinin bilinçli olarak fark edilmemesi için, her resmin ardından otuz milisaniye sonra başka bir görüntülü uyaran verilmiştir. Yine de yılanlara karşı yüksek düzeyde korkusu olan kişiler yılan slaytlarına karşı artmış bir deri iletkenliği göstermiştir.
Bu durum fobik korkuların bilinç düzeyinde olmayan, dolayısıyla mantık dışı gibi görünen uyaranlar tarafından ortaya çıkarılabildiklerini göstermektedir.

BİYOLOJİK YATKINLIK FAKTÖRLERİ

Şimdiye kadar gözden geçirdiğimiz kuramlar, fobilerin nedenleri ve sürdürülmesinde çevresel faktörleri ele almışlardır.
Ancak aynı öğrenme olasılıkları olduğu halde niçin bazı kişiler gerçekçi olmayan korkular geliştirdikleri halde diğerlerinde bu korkular olmamaktadır?
Belki, stresten olumsuz olarak etkilenen kişilerin onları yatkın kılan biyolojik bir işlev bozuklukları (yatkınlıkları vs) vardır. Bu noktada da iki ayrı konuya değinmek faydalı olabilir; otonom sinir sistemi ve kalıtsal faktörler.

Otonom Sinir Sistemi

İstemsiz yaptığımız hareketleri yapmamızı sağlayan sinir sistemimizin bir alt birimi olarak basitçe tanımlayabileceğimiz otonom sinir sistemi sempatik ve parasempatik sinir sistemi olmak üzere ikiye ayrılır.
Sempatik sistem doku ve organlara gönderdiği sinyallerle genel olarak vücudun aktivitesini, enerji tüketimini artırıcı yönde hareket eder. Örneğin sempatik sinirler kalbin çalışma hızını ve atardamarlardaki kan basıncını artırır. Sempatik sistem aynı zamanda organizmanın korku, öfke, dehşet, heyecan ve şiddetli ağrı gibi stres yaratan durumlarda tepki oluşturmasını sağlar. Örneğin kas aktivitesi gerektiren stres durumlarında, hipotalamusun uyarılmasıyla sempatik sistem organizmada bazı değişikliklere yol açar. Bunlardan bazıları kandaki glikoz yoğunluğunun artışı, atardamarlarda kan basıncının yükselmesi ve kas gücünün artmasıdır. Bu değişiklikler organizmanın stresle baş etmesinde etkili olur.
Parasempatik sistem ise hareketlerimizi yavaşlatır. Parasempatik sistem doku ve organlara gönderdiği sinyallerle genel olarak vücutta enerjinin korunmasını sağlayacak yönde etki eder. Örneğin kalp atışının yavaşlaması, sindirimin artması gibi.
Belli çevresel durumlara farklı cevap verme, bazı kişilerin otonom sinir sistemlerinin kolaylıkla uyarılmasına bağlı olabilir.
Lacey, otonom aktivitenin iki boyutuna, durağanlık-oynaklık boyutlarına dikkat çekmiştir. Oynak kişiler, otonom sistemleri çok sayıda uyarıcı tarafından uyarılabilenlerdir. Açıkça, korkuda ve fobik davranışlarda otonom sinir sisteminin rolü olduğu için otonom oynaklık boyutunun önemi anlaşılabilir.
Otonom oynaklığın bir dereceye kadar kalıtsal olarak saptandığına dair kanıtlar olduğundan ötürü kalıtımın fobi gelişiminde oldukça önemli bir rolü olabilir.

Kalıtsal Faktörler

Fobilerde kalıtsal bir faktörün bulunup bulunmadığını inceleyen birkaç araştırma yapılmıştır. Kan ve enjeksiyon fobisi kuvvetli bir biçimde aileseldir. Kan ve enjeksiyon fobisi olan hastaların %64’ünün aynı bozukluğa sahip en azından bir tane birinci dereceden akrabası vardır; görülme sıklığı genel nüfusta yalnızca %3-4’tür.
Benzer şekilde, hem sosyal hem de özgül fobiler için görülme sıklığı hastaların birinci derece akrabalarında ortalamadan daha yüksektir.
Bu konuda yapılmış araştırmalar ve elde edilmiş veriler açık bir şekilde kalıtsal faktörlere işaret etmez. Yakın akrabalar genleri paylaşıyor olsalar da, bu kişiler birbirlerini gözleme ve etkileme yönünde de dikkate değer olanaklara sahiptirler.
Bir babanın ve oğlunun yüksekten korktuğu gerçeği kalıtsal bir bileşeni değil, babanın davranışından sonradan, oğlunun davranışının model alarak geliştiğini gösterebilir (ya da her iki faktör iç içedir).
Her ne kadar kalıtsal faktörlerin fobilerin etiyolojisine dahil olabileceklerine inanmak için bazı nedenler olsa da, henüz bunların önemli olduğunu gösteren kesin bir kanıt yoktur.

UÇUŞ FOBİSİ NEDİR?

Uçak/uçma fobisi (aerofobi) toplumda oldukça sık rastlanan bir durumdur.
Günümüz çağdaş dünyasında ulaşım için uçağı kullanmaktan kaçınmak hem zaman açısından hem de maddi olarak kayıplara yol açacaktır, bu bakımdan uçuş fobisi insan hayatında oldukça kısıtlayıcı bir engel olabilmektedir.
Uçuş korkusu genellikle 20-30 yaş arasında kendini göstermektedir. Bu korku cinsiyet, ırk, din, meslek ayrımı gözetmemektedir.
Toplumda %40 gibi yüksek oranlarda olduğu bildirilen bu durum nedeni ile birçok kişi uçağa binmekten kaçınmakta ya da korku ve sıkıntı içinde uçmaktadırlar.
Uçuş korkusunun en önemli nedenlerinden biri bu korkuyu arttırıcı nitelikteki uçak ve uçuşlarla ilgili olumsuz söylemlerdir. Buna karşın binlerce uçuşun ne kadar rahat ve güvenli geçtiği vurgulanmamaktadır.

Kişide Uçuş Fobisinin Gelişmesinin Altında Yatan Olası Temel Etkenler

1. Kapalı alanlarda bulunma korkusu (klastrofobi)
2. Yükseklikten korkma (akrofobi)
3. Kontrolün kendisinde olmaması hissinden kaynaklanan uçuş korkusu
4. Kaçmanın/kurtulmanın zor olacağı alanlarda panik atak geçirme korkusu
5. Uçağın kaçırılması ya da terörizme yönelik korku
6. Türbülans korkusu
7. Su üzerinde uçmaya ya da gece uçmaya yönelik korku
8. Hamilelik süresince salınan hormonlardan kaynaklı uçuş korkusu
9. Yaralanma ya da ölümle sonuçlanabilecek bir kaza olmasına yönelik korku.

Fobilerin etiyolojisi ile ilgili halen araştırmalar yapılmaktadır ve günümüzde önemi gitgide artan uçuş fobisine yönelik alternatif yaklaşım arayışları devam etmektedir.


Ancak tüm bu çalışmalar sürerken diğer özgül fobi türleri gibi uçuş fobisinin de doğru tedavi verildiğinde söndürülmesi oldukça kolaydır.


Fobilerin tedavi edilmedikleri sürece varlıklarını sürdürmelerinin sebebi fobiklerin korkulan uyarandan kaçınmalarıdır.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Fobilerin Etiyolojisi ve Uçuş Fobisi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.Psk.Melis DEMİRCİOĞLU'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dr.Psk.Melis DEMİRCİOĞLU'nun izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Melis DEMİRCİOĞLU Fotoğraf
Dr.Psk.Melis DEMİRCİOĞLU
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Doktor Klinik Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi11 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dr.Psk.Melis DEMİRCİOĞLU'nun Makaleleri
► Uçak / Uçuş Korkusu Psk.Semra EVRİM
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,689 uzman makalesi arasında 'Fobilerin Etiyolojisi ve Uçuş Fobisi' başlığıyla benzeşen toplam 19 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Kişilik Bozuklukları Şubat 2014
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


06:44
Top