2007'den Bugüne 89,675 Tavsiye, 27,648 Uzman ve 19,669 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Şizofreni
MAKALE #14236 © Yazan Dr.Serhat İPEKÇİ | Yayın Şubat 2015 | 3,810 Okuyucu
ŞİZOFRENİ

Şizofreni sağlık sorunları arasında en ön sıralarda yer alan hastalıklardandır. Dünya nüfusunun yaklaşık %1’ini etkilediği ve hastalık belirtilerinin değişik derecelerde yaşamboyu sürdüğü düşünüldüğünde sorunun önemi tüm berraklığı ile ortaya çıkar. Şizofreninin trajik doğası kişileri en üretken çağlarında yakalamasıdır. Hastaların sosyal, mesleki, aile-içi ilişkilerini son derece olumsuz biçimde etkilemesi şizofreniyi toplumsal ve ekonomik açıdan bedeli en ağır hastalıklar arasına sokmaktadır.

Şizofrenide Sıklık ve Yaygınlık: Çalışmalar toplumda her 100 kişiden 1’inin şizofreniye tutulacağını göstermektedir. Hastalığın en sık ortaya çıktığı yaş dönemleri erkekler için 15-25, kadınlar için 25-35’tir. Şizofreni çocuklarda ve ileri yaşlarda ortaya çıkabilmekteyse de 10 yaşından önce ve 50 yaşından sonra şizofreni başlangıcı son derece seyrektir. Hastalık dünya yüzünde tüm coğrafi bölgelerde, tüm sosyokültürel gelişmişlik düzeylerinde yaklaşık aynı sıklıklarda gözlenmektedir.

Şizofreninin Oluş Nedenleri: Şizofreninin ortaya konabilmiş, tek bir oluş nedeninden söz edebilmek mümkün değildir. Günümüzde düşünülen, şizofreninin pek çok etkenden köken alan, bir hastalıklar kümesi olduğudur. Gerçekten de, yüzlerce şizofreni hastası ele alındığında bile birbirine tıpatıp benzediği söylenebilecek iki-üç tanesini tespit etmek bile çok güçtür. Hastalığın oluş nedenleri arasında çeşitli etkenler ön plana çıkmış durumdadır: Ailesel yatkınlık yani kalıtım, annenin gebelik sırasında maruz kalmış olabileceği enfeksiyonlar ya da zehirlenmeler, doğum sırasında ortaya çıkmış olabilecek zedelenmeler ya da bebeğin oksijensiz kalmış olması, erken çocukluk döneminde çocuğun yetiştirilmesindeki olumsuz ana-baba tutumları, ileri dönemlerdeki olumsuz sosyal koşullar ya da zedeleyici yaşam olayları en çok dikkate alınan oluş nedenleri arasındadır. Tüm bu etkenlerden bir veya daha fazlasının ortak etkileşiminin kişiyi şizofreniye yatkın bir birey haline getirdiği ve bu yatkınlığın doğumdan itibaren taşındığı düşünülmektedir. Kalıtımı ele aldığımızda son derece çarpıcı gerçeklerle karşılaşırız. Normalde toplumda şizofreniye yakalanma riski %1 iken, bu oran anababasından biri şizofren olan çocukta 12 kat; hem annesi, hem babası şizofren olan çocukta ise 40 kat artmaktadır. Şizofrenisi olan bireylerin birinci derece akrabalarında şizofreni gelişme olasılığı normal topluma oranla 8 ila 10 kat daha fazladır. Tüm risk faktörleri bulunsa ve şizofreniye yatkınlık doğumdan itibaren taşınsa da bir grup kişide şizofreni yaşamboyu belirti vermeden gizli kalabilmektedir. Ancak önemli bir grupta da evlenme, askere gitme, işten ayrılma, çok sevilen bir yakının ölümü ve benzeri gibi sarsıcı bir yaşam olayını takiben hastalık tüm belirtileri ile ortaya çıkabilmektedir. Bu durumu zaten dolu olan bardağın son birkaç damlanın eklenmesi ile taşması olarak düşünebiliriz.

Hastalığın Ortaya Çıkışı: Şizofreni sinsi, yavaş seyirli bir şekilde gelişebilmekte ya da ani, son derce gürültülü bir şekilde ortaya çıkabilmektedir. Sinsi seyirde hastanın aylar, yıllar içinde gitgide içe-kapandığı, çevresine karşı ilgisinin azaldığı, metafizik gibi tek yönlü uğraşlara daldığı, gittikçe daha az yıkandığı, temizliğine, kişisel bakımına özensiz hale geldiği, odasından hiç çıkmamaya başladığı, adeta insan ilişkilerinden kaçar hale geldiği, pek az konuştuğu, duygusal olarak soğuklaştığı ifade edilir. Ani, gürültülü başlayan şekilde ise birdenbire ortaya çıkan çılgınca, dağınık davranışlar; saçmasapan konuşmalar; cümlelerde konu bütünlüğünün sağlanamaması; tuhaf giyim tarzı; bir anda öfkelenip bağırıp çağırma ya da nadiren de olsa çevreye karşı saldırgan olabilme ya da kendine zarar verme gibi özellikler izlenir. Yavaş, sinsi başlayan şizofreni genellikle ergenlik çağında ortaya çıkar. Bu hastalar hastalık öncesi dönemlerinde genellikle sessiz ve edilgen, az arkadaşı olan, hayallere dalmayı seven, içedönük çocuklar olarak tanımlanırlar. Ergenlik ve erken erişkinlik dönemlerinde ise içine kapanık, toplumdan uzak yaşayan, acayip ve alışılagelmişin dışında davranışlar gösteren, sözlü iletişimde yetersizlikler gösteren, pek kendiliğinden davranmayan, duygusal iniş çıkışlarında kısıtlılıklar gösteren kişiler olarak bilinirler.

Belirtiler: Şizofreni belirtilerini temel olarak iki grupta toplamak mümkündür. Bunlar pozitif ve negatif belirti gruplarıdır. Pozitif belirtiler normal, sağlıklı bir bireyde bulunmaması gereken, ancak şizofren bir hastada izlenen belirtilerdir. Bunların başında sanrı ya da hezeyan denen gerçekle bağdaşmayan, ancak mantıklı çaba ile değiştirilemeyen yanlış inanışlar gelir. Başkaları tarafından takip edildiği, kendisine zarar verileceği, televizyondan ya da radyodan mesajlar aldığı, hiç kimsede olmayan üstün niteliklere sahip olduğu, peygamberlik görevi üstlendiği, iç organlarının çürüdüğü, güneşin doğmasına ve batmasına neden oldukları gibi inanışlar sanrılara örnektir. Yine pozitif belirtiler arasında hallüsinasyon adı verilen ortada hiçbir uyaran yokken sesler duyma, görüntüler görme, kokular hissetme gibi yaşantılar sayılabilir. Acayip davranışlar, tuhaf el ve yüz hareketleri, konuşurken anlam bütünlüğünü sağlayamama ve saçmasapan konuşma, tümüyle hareketsiz biçimde saatler boyu donakalma, ifade ettikleri konularla tümüyle zıt bir şekilde duygulanma örnekleri gösterme diğer pozitif belirtiler arsında sayılabilir. Son derece üzüntü veren bir olayı anlatırken gülme ya da sebepsiz yere ağlayıp ağıtlar yakma uygunsuz duygulanım adı verilen bu duruma örnektir. Şizofren bir kişi ile karşılaşan kişi onun duygu ve düşüncelerini anlamakta güçlük çektiğini, onun düşünce yapısını yadırgadığını hissedebilir. Negatif belirtiler ise normal, sağlıklı bir bireyde bulunması beklenen, ancak şizofren hastada hastalığın doğası gereği eksik kalan özelliklerdir. Şizofren hastaların pekçoğu adeta dış dünyaya kapılarını kapatmış gibidirler; kendi iç dünyalarında çok fazla arkadaşlık kurmadan yaşama eğilimi gösterebilirler. Toplumsal olaylara dikkatleri genelde azalmıştır. Kişisel bakımlarına özenleri azalmış olabilir; örneğin pek az yıkanabilir, giysilerini son derece seyrek değiştirebilir, saç-sakal traşlarına özensiz olabilirler. Bir eylemi başlatma, onu sürdürme ve sonuçlandırma, dikkatini bir konu üzerinde odaklama, enerjik hissetme, hayattan zevk alma, başka insanlara yakınlık duyabilme, yeni dostluklar kurabilme konularında yetersiz kaldıkları çoğu zaman gözlenebilir. Tüm bu olumsuz özellikler işlerini, evliliklerini, sosyal yaşantılarını olması gerektiği biçimde sürdürmelerine engel olabilir. Şizofren hastaların hayatlarındaki yuva kuramama, boşanma, işten ayrılmak zorunda kalma gibi olaylar onları ekonomik ve sosyal açıdan daha kötü pozisyonlara sürükleyebilir. Şizofren hastaların ortalama ömürleri normal nüfusa göre 10 yıl kadar daha azdır; işsizlik, evsizlik, alkol-made kullanma oranları yüksektir. Hayatının herhangi bir döneminde ciddi depresyon yaşama riski şizofren bir hasta için %70 gibi son derece yüksek bir orandadır. Şizofren hastaların yaklaşık yarısı hayatlarının herhangi bir döneminde intihar girişiminde bulunurlar ve ne yazık ki yaklaşık 10 hastadan biri intihar sonucu kaybedilir. Şizofreninin bu son derece ağır ve trajik doğası hastalığa olabilecek en kısa sürede tanı konmasını ve sorunun en etkin biçimde tedavisini gerektirir.

Tedavi ve Sonuçlar: Grup olarak “antipsikotik” adı verilen şizofreni ilaçlarından ilki 1950 yılında geliştirilmiştir ve bu durum şizofreni tedavisine devrim getirmiştir. Son yıllarda çok daha etkin, yan etkileri çok daha az olan yeni antipsikotik ilaçların sentezi mümkün olmuştur. Tüm antipsikotik ilaçlar “nörotransmitter” adı verilen beyin hormonlarında iyileştirici düzenlemeleri yaparak şizofreninin hem negatif hem de pozitif belirtilerini ortadan kaldırabilmektedirler. Şizofrenide ilaç tedavileri psikoterapi adı verilen sözlü tedaviler ile bütünleştirildiğinde en olumlu sonuçları almak olasıdır. Hastaların üçte birinde hastalık hiçbir belirti kalmadan iyileşebilmektedir, büyük bir grup zaman zaman hafif zorlanmalarla birlikte aile-iş-meslek-yaşantısını başarı ile sürdürebilmektedir. Şanssız olan %10’luk grupta ise gittikçe bozulma ve hastalığın süreklilik kazanması söz konusu olabilmektedir. Hastayı olduğu gibi kabul edebilen, sorunlarını anlayış ve hoşgörü ile karşılayan, ondan beklentilerini aşağı çekebilen, aşırı eleştirici ya da özgürlüğünü kısıtlayıcı derecede koruyucu-kollayıcı-müdahaleci olmayan aile yapısı şizofreni tedavisinde hekimin en büyük yardımcısıdır.

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Şizofreni" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.Serhat İPEKÇİ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dr.Serhat İPEKÇİ'nin izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Serhat İPEKÇİ Fotoğraf
Dr.Serhat İPEKÇİ
Antalya
Doktor "Ruh sağlığı ve hastalıkları - Psikiyatri"
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi1 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dr.Serhat İPEKÇİ'nin Makaleleri
► Şizofreni Dr.Sevilay ZORLU
► Şizofreni Dr.Sevilay ZORLU
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,669 uzman makalesi arasında 'Şizofreni' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Kişilik Bozuklukları Mart 2015
► Sigara Sorunu Mart 2015
► Bilişsel Terapi Mart 2015
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


11:02
Top