2007'den Bugüne 87,372 Tavsiye, 27,073 Uzman ve 19,322 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Bağlanma Kuramının Gözden Geçirilmesi
MAKALE #14549 © Yazan Uzm.Psk.Hülya MACİT | Yayın Nisan 2015 | 3,372 Okuyucu
Çocukluktaki ve yetişkinlikteki yakın ilişkileri anlama ve araştırmaya yönelik önemli kuramsal açıklamalardan biri Bowlby (1969, 1980) tarafından geliştirilen bağlanma (attachment) kuramıdır. Bu kuram, yaşamın ilk yıllarında bebek ve bakımını üstlenen kişi -genellikle anne- arasında kurulan ve geliştirilen ilişkilere dayanmaktadır. Bu ilişkinin tonu, kişinin erişkinlik dönemindeki ilişkilerinin temelini oluşturur.
Psikanalitik ekolde yetişen Bowlby, sorunların kaynağının bütünüyle iç çatışmalardan kaynaklandığı görüşüne karşı çıkmış ve sorunların kökenini anne- çocuk arasındaki ilişkide aramıştır (Hortaçsu, 2Ö03a:74). BebeRIerın ve^çocuklarm birincil bakıcılarından (genellikle anne) belli sürelerle ayrı kalmaları sırasında gösterdikleri tepkileri gözlemlemiş ve diğer pek çok primat araştırmacısının gözlemlerine benzer sonuçlara ulaşmıştır.

İnsan yavruları ile primat yavrularının duygusal tepkileri arasındaki dikkat çekici benzerlik Bowlby'i bunun, evrimsel bir durum olduğu sonucuna götürmüştür. O, bu duygusal bağın bebekleri anneden kısa süreli ayrılmalarda av olmaktan ve diğer çevresel tepkilerden korumak gibi biyolojik bir işlevi olduğunu varsaymıştır. Özellikle yaşamları boyunca az yavru yapabilen türler için bu ilişki çok önemlidir. Bu görüşe göre hem anne hem bebek böyle bir ilişkinin kurulabilmesini kolaylaştırmaya yarayan beğeniler, tercihler, fiziksel özellikler ve davranış eğilimleri ile donatılmışlardır (Hortaçsu, 2003b: 55-56). 
Bebeğin bakıcısı ile duygusal bir bağ kurduğu ve bu bağın niteliğinin gelişim sürecini etkilediği konusunda bir görüş birliği bulunmakla birlikte, bağlanmanın gerçekleşmesini sağlayan temel süreçlerin neler olduğuna dair kuramsal açıklamalar farklılıklar göstermektedir.

Bağlanmayı açıklayan kuramsal görüşler

Bağlanmayı açıklayan kuramsal görüşler arasında en fazla dikkat çekenler psikanalitik kuram, öğrenme kuramları ve Bowllby'nin bağlanma kuramıdır (akt: Üretmen, 2003:5).
Psikanalitik kuram ve öğrenme kuramları ortak bir biçimde bağlanmanın temel olarak beslenme ihtiyacının giderilmesi ile ilgili olduğunu ileri sürmektedir. Psikanalitik kurama göre yaşamın ilk iki yılını kapsayan oral dönemde bebeğin temel haz kaynağını ağız ve çevresi ile ilgili faaliyetler oluşturmaktadır. Emzirme yolu ile bebeğe bu hazzı veren kişi olduğu için anne bebeğin temel sevgi objesi haline gelmektedir (Fenichel, 1975:56-58). Öğrenme kuramına göre ise, bağlanmanın temelinde bebeğin yiyecek ile anne arasında bir bağlantı kurması yatmaktadır. Birincil bir pekiştireç olan yiyecek sürekli olarak anne tarafından sağlandığı için, bebek yiyecek ile annesi arasında bir bağlantı kurmakta ve bir süre sonra annenin kendisi ikincil bir pekiştireç haline gelmektedir (Domjan, 2004:42-46). Her iki kuramsal yaklaşımda da bağlanma ilişkisinin kurulmasının altında yatan temel faktör bebeğin veya yavrunun biyolojik ihtiyaçlarının giderilmesidir.
Biyolojik ihtiyaçların giderilmesinin önemini vurgulayan kuramlara en büyük darbe Harry Harlovv tarafından maymunlar üzerinde yapılan deneylerle vurgulanmıştı. Bu deneylerde maymunlar, doğumdan hemen sonra annelerinden ayrılmış ve yapay annelerle büyütülmüşlerdir. Yavru maymunların kafesine, biri telden yapılmış ve üzerinde süt şişesi bulunan, diğeri yalnızca yumuşak kumaştan yapılmış ve ısıtılmış iki anne konulmuştur. Araştırmacılar yavru maymunların süt vermeyen ama sıcak ve yumuşak anneyi tercih ettiklerini, korktuklarında ona sarıldıklarını görmüşlerdir. Bu sonuç, bağlılık ilişkisinde ana maymunun açlık giderilmesinin ilintilisinin gerekli olmadığını ve böyle bir ilintinin bağlılık ilişkisinin kurulması için yeterli olmadığını fiziksel temasın da önemli olduğunu göstermiştir.

Daha sonraki araştırmalar fiziksel temasın bağlılığın kurulmasında önemli olmakla birlikte, tek ve en önemli etmen olmadığını göstermiştir. Bu araştırmalar karşılıklı etkileşimin üzerinde durmuştur. Kuzuların tel örgü arkasından görüp dokunamadıkları bir koyuna, hatta dokununca ses çıkaran bir çöp sepetine bile bağlandıkları görülmüştür. Başka bir deyişle, bağlılık ilişkisinin kurulmasında en önemli etken yavrunun karşısındaki canlı veya cansız varlıktan davranışlarına bir tür tepki alması, yani karşılıklı etkileşim içinde olmasıdır.

Bütün bunların yanı sıra bebeklerin doğuştan getirdikleri birtakım özellikleri ile annelerin bazı özelliklerinin de bağlılık ilişkisinin kurulmasında önemli bir yere sahip olduğunu da göstermektedir. Bebeklerle ilgili olan kısmı şunlardır:

Doğuştan gözleri normal olan bebekler, 20-25 cm. mesafedeki nesneleri görebilirler. Bu mesafe de, yaklaşık olarak süt veren anne ile bebeğin yüzü arasındaki mesafedir. Bunun yanı sıra bebeklerin insan yüzü gibi girintili çıkıntılı şekilleri tercih etmeleri de önemlidir.
Bebeklerin işitme duyulan da, normal insan sesini algılayabilecek biçimde oluşmuştur. Ayrıca doğumdan hemen sonra kafalarını duydukları ses yönüne çevirebilmekte, başka bir deyişle, işitme-duyma duyuları arasında koordinasyon sağlayabilmektedirler (Hortaçsu, 2003b:56-62).

Bu ve bunun gibi hayvan ve insanlarla yapılan çalışmalar Bowlby'ın biyoloji kökenli görüşünü desteklemektedir. Evrim olgusu içerisinde, bağlanma sistemi, türün devamı için gereken bakıcılık, çiftleşme ve keşfetme gibi davranış sistemlerinin sadece biridir. Fakat bağlanma sistemi, diğer sistemlerin arasında en merkezi ve kritik öneme sahiptir. Bu davranış sistemi diğerlerinin düzenli ve sağlıklı çalışmalarını sağlar. Bu hayati öneme sahip sistemin kendine özgü, onu diğer duygusal ve sosyal ilişkilerden ayıran, genel olarak bütün türlerde bulunan bazı temel karakteristik özellikleri vardır.

Bağlanma İlişkisinin Temel Karakteristiği

Bağlanma sisteminin temel özellikleri ve işlevleri bir bebeğin davranışlarında açıkça görülebilir. Bebek, özellikle bir rahatsızlık hissettiğinde ya da çevreden tehdit algıladığında bağlanma figürüne yakın olmak ister (yakınlık arama ve yakınlığı koruma) ve bakıcısının yakınlığı ona bu tür stresli durumlarda güvenlik ve rahatlık duygusu verir (güvenli sığınak). Böylece bebek, çevreyi araştırma ve keşfetme gibi bağlanma dışı davranışlara girişebilir. Çünkü bakıcısının, ne zaman isterse ve ihtiyaç duyarsa rahatlık ve güven için dönülebilecek bir yer (güvenli üs) olduğunun farkındadır (Şekil 1). Ainsvvorth (1989)'a göre bağlanma sisteminin bu üç temel işlevi, bağlanma ilişkilerini diğer sosyal ilişkilerden ve bağlanma figürünü diğer yakın ilişkide olunan kişilerden faklı kılan özelliklerdir. Bağlanma figürünün bir diğer özelliği de gönülsüz ayrılıklarda protesto eylemlerinin gösterilmesidir. Bu protesto davranışları bağlanma figürünü arama, ağlama ve huzursuzluktur (Güngör, 2000:5).

Anneyi güvenlik üssü olarak kullanan bebek diğer davranış sistemlerini geliştirir. Yani bağlanma davranışı, bebekler ve anneleri ile fiziksel yakınlığı güçlü tutarak hem kendilerini çevreden gelebilecek tehlikelerden korunmasına yardım eder hem de onlara çevreyi keşfetmeleri için gerekli koşulları sağlar. Annenin güvenliğinden mahrum kalan bebek sosyalleşme ve keşfetmeye yönelik davranışlarına son verir. Çünkü bağlanma davranış sistemi harekete geçmiştir, bebek tekrar annenin varlığını kazanmaya çalışmakla meşguldür.

Şekil 1. Bağlanma sisteminin temel işlevleri (Derya Güngör tarafından Hazan& Shaver'dan uyarlanmıştır).
Sistematik gözlemler bebeğin periyodik olarak annenin varlığını ve ilgisini kontrol ettiğini göstermektedir. Bebek anneden zamanla, yavaş yavaş uzaklaşmaya ve özerkleşmeye başlar, ancak arada optimal bir mesafe bırakır. Yani gereksinim duyduğu anda anneyi görebilecek ya da işitebilecek uzaklığa kadar gider. Optimal durumlarda belirli bir dereceye kadar ayrılık kaygısı yaşar ve bu kaygı arttığı anda, yavru anneye koşup, duygusal yakıtını yeniden doldurur. Yani anneye bakar, ona dokunur, onun kokusunu alır, onunla iletişim kurar(Mahler ve ark., 2003:8-13). Anne güvenlik üssü olarak ortamda bulunuyorsa bağlanma sistemi hareketsiz olduğu için bebek mutlu bir şekilde oynar, gülümser, oyuncaklarını ve keşiflerini anneyle paylaşır ve diğer insanlara sıcak ilgi gösterir. Bu anlamda bağlılık, mutluluk, güvenlik ve özgüvenin temelidir.
Benzer özellikler yetişkinlikteki bağlanma ilişkilerinde de dikkati çekmektedir. Örneğin yetişkinlikte birey, özellikle stres altında olduğunda, bağlanma figürüne yakın olmak ister (yakınlık arayışı). Bağlanma figürüyle ilişkisinde güven ve rahatlık arar; üçüncüsü, bağlanma figürü bireye özgürce çevreyi keşif imkanı verir (güvenli üs). Son olarak, bağlanma ilişkisi gönülsüz ayrıklıkları prıtesto eylemleri içerir. Bağlanma figürünün kaybına kişi yasla tepki verir. Bovvlby (1980) eşini kaybeden kişilerle yaptığı araştırmalarda bu yetişkinlerin çocuklukta protesto tepkilerine benzer davranışlarda bulunduklarını gözlemlemiştir (akt:Güngör, 2000:5- 6). Bu davranışlar kaybedilen kişiyi arama, ağlama, anıları çağırma, huzursuzluk ve yas durumlarını içerir (Volkan ve ark., 1999).

Colin (1996) bu bağlamda bakıldığında çoğu evliliğin, pek çok romantik ilişkinin, arkadaş ve kardeş ilişkisinin bağlanma ilişkisi sayılabileceğini belirtmiştir. Buna karşılık, örneğin takım arkadaşları, sinemaya birlikte gidilen arkadaşlar, diğer tanıdıklar hayatı zenginleştiren ve çevreyi tanıma ve keşfetme çabasına katkıda bulunan kişiler olsalar da çoğu zaman birer bağlanma figürü değildirler. Bu kişilerin kaybına yönelik bir tehdit hissedildiğinde bağlanma sistemi harekete geçmiyor ve onların yokluğunda derin üzüntü yaşanmıyorsa söz konusu ilişki bir bağlanma ilişkisi değildir. Weiss (1991) bağlanmanın pekiştirilmediği zamanlarda bile bağlanma sisteminin çoğu zaman farkında olmaksızın ve kontrol dışında yürürlükte olduğunu ileri sürmüştür. Bağlanma figürü reddedici, tutarsız ve duyarsız olduğunda bile bağlanma oluşur, pekişir ve bu bağlanma figürünün yokluğunda da ayrılmaya protesto tepkileri gözlenebilir (akt:Güngör, 2000:7).

Bağlanma İlişkisinde Bireysel Farklılıklar

Yukarıda da ifade edildiği gibi bağlanma figürü reddedici, tutarsız ve duyarsız olduğu zamanlarda bile bir bağlanma ilişkisi oluşmaktadır. Bu durum bağlanmanın biyolojik temellere dayanan temel karakteristiği ile açıklanabilir. Fakat her bebekte var olan bu temel işlevlerin yanı sıra bireysel farklılıklar da dikkat çekmektedir. Bireysel farklılıkları sınamak amacıyla, ilk olarak Ainsworth, Bleher, Waters ve Wall (1978) tarafından Bowlby' in kuramını temel alarak, "Yabancı Oda" (strenge situation) adını verdikleri deneysel bir süreçle, 12-18 aylık bebekleri incelemişlerdir.

Yabancı oda durumu yaklaşık üçer dakika süren sekiz aşamadan oluşur. Gözlem, içinde oyuncaklar ve anne için bir koltuk ve dergiler bulunan oda gibi düzenlenmiş bulunan bir psikoloji laboratuarında yapılır. Gözlem başlamadan önce anneye bebeğiyle doğal davranması, bebeğin dikkatini odadaki oyuncaklara özellikle çekmemesi, ancak bebeğin iletişim girişimlerine içinden geldiği gibi karşılık vermesi söylenir. Yabancı odada gözlemin çeşitli aşamaları vardır:

Birinci aşama: araştırmacı, bebek, anne. Araştırmacı anne ve bebeği gözlem odasına götürür. Bebek odaya annesinin kucağında girer. Araştırmacı anneye bebeği nereye koyacağını ve kendisinin nereye oturacağını söyler ve odadan çıkar.
İkinci asama: anne, bebek. Araştırmacı odadan çıktığı gibi anne bebeği oyuncakların yanına oturtur ve kendisi de koltuğuna oturup dergisini okumaya başlar. Bu aşamada bebeğin yabancı duruma tepkileri gözlenir.

Üçüncü aşama: yabancı, anne, bebek. Yabancı bir kadın kapıya vurarak içeri girer, kendini tanıtır ve bir köşede oturur. Yabancı, bir dakika sessizce oturduktan sonra bir dakika anneyle sohbet eder ve sonraki dakikada da bebeğin ilgisini çekmeye çalışır. Bu süre içinde anne köşesinde sessizce oturur ve yalnızca yabancı kendisiyle konuştuğunda yanıt verir. Amaç bebeğin yabancının artan ilgisine tepkini gözlemlemektir. Üç dakika sonunda anneye odayı terk etmesi için işaret verilir. Anne çantasını koltuğunda bırakarak ve mümkün olduğu kadar dikkat çekmeyerek odayı terk eder, kapıyı arkasından kapatır.

Dördüncü aşama: birinci ayrılık; yabancı ve bebek: yabancı ve bebek odada yalnızdır. Anne araştırmacı ile beraber ve bebeğinin çok rahatsız olduğunu düşünürse odaya girebilir.

Besinci aşama: birinci kavuşma; anne ve bebek: anneye gözlem odasına girmesi söylenir. Anne odaya girmeden önce kapalı kapının ardından bebeğine seslenir, biraz durduktan sonra içeri girer. Bir an durakladıktan sonra bebeğine yaklaşır ve onu rahatlattıktan sonra tekrar oyuncakların yanına bırakır. Gözlemci bebeğin yeteri kadar rahatladığına karar verdiğinde anneye odayı terk etme işareti verilir.

Altıncı asama: ikinci ayrılık; yalnız bebek: işaret verildikten sonra anne mutlu bir biçimde oyuncaklarla oynadığı bir anda çantasını koltuğunda bırakarak kapıya gider, kapıda biran durarak bebeğe "bay bay" der, kapıyı arkasından kapatarak çıkar. Gözlem odasına giderek bebeğini izler. Bebeğin çok rahatsız olduğunu görürse odaya girebilir.
Yedinci asama: yabancı ve bebek: anne odada yokken yabancı odaya girer ve bebeğin yabancıya tepkisi gözlenir. Bebeğin yabancı tarafından rahatlatılıp rahatlatılamayacağı, yabancı ile birlikteyken oyuncaklarla oynayıp oynamadığı gözlenir.

Sekizinci asama: ikinci kavuşma; anne ve bebek: anneye odaya girmesi söylenir. Anne kapıyı vurmadan içeri girer ve bir durur. Bu anda bebeğin anneye tepkisi gözlenir. Daha sonra anne bebeğiyle konuşur ve içinden geldiği gibi davranır. Bir süre sonra anneye gözlemin bittiği haber verir.

Ainsworth ve arkadaşları birkaç örneklem üzerinde ayrıntılı gözlemler yaparak üç değişik bağlılık türü belirlemişlerdir.
• Güvenli bağlılık (secure): güvenli bağlanma stiline sahip bebekler annelerini güvenli bir sığınak olarak kullanmışlar; anneleri ile beraberken rahatça çevreyi keşfe çıkmışlardır. Bu bebekler annelerinin yokluğunda çok az huzursuzluk belirtisi göstermiş ve yabancı kişi ile rahatlıkla iletişim kurabilmişlerdir. Anneleri geri döndüğünde kolayca sakinleşmekte ve çevreyi keşfe devam etmektedirler.
• Kaçınan bağlılık (anxious avoidant): Bu bağlanma stiline sahip bebekler annelerinden ayrıldıklarında çok fazla tepki göstermemekte ve anneleri ile yeniden bir araya geldiklerinde anneleri ile temas kurmaktan kaçınmakta, daha çok çevre ile ilgilenmeyi tercih etmektedirler.
• Kaygılı-kararsız bağlılık(anxious resistant): bu bağlanma stiline sahip bebekler annelerinden ayrıldıklarında yoğun bir kaygı, gerilim ve kızgınlık yaşamakta, yabancı kişi ile iletişim kurmayı reddetmektedirler Anneleri geri döndüğünde kolayca sakinleşmemekte ve çevreyi keşfetme konusunda isteksiz davranmaktadırlar (Sümer&Güngör, 1999:77-80).

bağlanma ilişkisinde ve buna bağlı olarak bağlanma davranışında bireysel farklılıkların bulunması, doğuştan programlanmış olan bu davranışın bir dereceye kadar yaşantılar tarafından da biçimlendirildiğini göstermektedir. Anne ve çocuk arasındaki etkileşim sonucu gelişen bağlanma ilişkisine etki eden birden çok faktör mevcuttur.
Bebeğin ne tür bir bağlanma stili geliştireceğini belirleyen en önemli etkenin annenin bebeğin ihtiyaç ve isteklerine karşı olan duyarlılığının derecesi ve sağladığı bakımın niteliği olduğu konusunda yaygın bir görüş birliği bulunmaktadır (akt:Üretmen, 2003:25). Ainsvvorth, Bell, ve Staylon (1974), çocuğun davranışlarına dikkat eden, bunları çocuğun bakış açısını göz önüne alarak doğru bir şekilde yorumlayan ve çocuğa uygun tepkiyi veren anneleri "duyarlı" olarak tanımlamışlardır. Annenin betimlenmesindeki bu ölçüt de yine bağlanma kuramının altında yatan temel varsayımlardan çıkarılmaktadır. Bağlanma kuramına göre, bebekler, onların davranışlarını rahatlatılma, yatıştırılma ve korunma ihtiyaçlarının bir belirtisi olarak yorumlayan, aynı zamanda da özerk davranış ve keşifte bulunmalarına izin veren ve bunu destekleyen bir bakıcı beklentisi ile donanımlı olarak dünyaya gelirler. Dolayısıyla, Ainsvvorth ve arkadaşlarına göre (1974), çocuğun doğuştan getirdiği bu beklentiyi karşılayan ana baba "duyarlı" ana babadır (akt: Güngör, 2000:14-15).

Annelerinden, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarına uygun ve tutarlı yanıtlar alan bebekler annelerinin ulaşılabilir ve güvenilebilir olduğuna dair zihinsel temsiller geliştirirler. Böylece annelerini "güvenli üs" olarak kullanarak, güvenle çevreyi araştırmaya girişebilirler. Annelerinde tutarsız ve ihtiyaçlarıyla uyuşmayan yanıtlar alan bebekler ise kaygılı ve kararsız bir davranış örüntüsü sergilerler. Çünkü annelerinin ulaşılabildiği konusunda emin değildirler. Çevreyi araştırmak konusunda kaygılıdırlar ve yabancı bir ortamda sıkıntı duyarlar. Son olarak, annelerinden tutarlı olarak reddedici ve duyarsız tepkiler almış bebekler zaten annelerinin ulaşılamaz olduğuna dair bir zihinsel temsil geliştirmiş olduklarından, yabancı bir ortamda pek y az stres belirtisi gösterirler ve annelerine yakınlık için başvurmazlar.

Annelerin çocuklarına davranışlarının ve yaklaşımlarının altında yatan en önemli etmen annenin çocuğunu nasıl algıladığıdır. Anne çocuğuna hayatına anlam katan bir varlık olarak mı bakmaktadır, yoksa bir stres faktörü olarak mı görmektedir? Bu bakış açılarındaki farklılıklar annenin kişiliğinin ve dünya görüşünün bir yansımasıdır. Bu varsayımı ilk olarak Levitt ve arkadaşları 1986'da yaptıkları bir çalışma neticesinde ortaya atmışlardır. Kaçınan bağlanma stiline sahip bebeklerin annelerinin, güvenli ve kararsız bağlanma stiline sahip bebeklerin annelerine kıyasla, yaşamlarıyla ilgili daha olumsuz duygular içinde olduklarını ortaya koymuştur. Aynı sonuç Crittenden'in yaptığı çocuklarına karşı çok sert, ilgisiz ve yeterli davranış gösteren üç anne gurubunun, çocukları ile ilişkilerinin incelendiği araştırmada da elde edilmiştir. Sert anneler, çocuklarının davranışlarına aşırı derecede karışmış, onları gereğinden fazla kontrol etmiş, çocuklarına adeta düşmanca davranmışlardır. Bu türden anneler toplumsal çevre ile ilişkilerinde de kaynakların kısıtlı olduğu, sadece güçlülerin varlığını sürdürebildiği, düşmanlarla dolu bir dünyada yaşadıkları izlenimini uyandırmışlardır. Bu tür annelerin çocukları huysuz ve idaresi zor olarak nitelendirilmiştir. İlgisiz anneler ise, insan ilişkilerinden doyum sağlamanın olanaksızlığına inanmış, depresif kişilik özelikleri gösteren insanlar olarak tanımlanmıştır. Bu türden annelerin çocukları edilgen bulunmuştur. İlgisiz annelerin edilgen çocukları, insanların genelde kendilerine ilgisiz olacağı inancıyla öğretmenleri ve diğer insanlarla ilişkilerinde de, onların ilgisini çekmek için hiç çaba göstermeyebilir. Böylelikle şans eseri olarak çok şefkatli ve duyarlı bir öğretmene düşmemişler ise, sınıfın bir köşesinde unutulmuş olarak varlıklarını sürdürebilirler. Öte yandan yeterli bir annenin ilgi göreceğine inanan çocuğu, öğretmenin de kendi olumlu çabaların, ödüllendireceğini düşünerek akıllıca sorular sorup, yanıtlar vererek öğretmen ve arkadaşlarının beğenisini kazanıp, kendisine sınıf içinde saygın bir konum edinebilir (Hortaçsu, 2003b:66-68).

Bağlanma ilişkisindeki bireysel farklılıklarının oluşmasında annenin kişilik özelliklerinin yanı sıra bebeğin doğuştan getirdiği bir takım özellikler de etkili olmaktadır. Mizaç konusunda 1950'lerde yapılan öncü bir çalışmada üç ayrı mizaç türü olduğu görüşü ortaya atıldı:

Kolay mizaç: oyun seven, düzenli beslenme ve uyku alışkanlıkları olan ve yeni durumlara kolayca uyum sağlayan bebekler.
Zor mizaç: çabuk kızan, uyku ve beslenme alışkanlıkları düzensiz olan, yeni durumlara sert ve olumsuz tepki gösteren bebekler.
Yavaş alışan: faaliyet düzeyi düşük olan, ılımlı bir tutumla yeni durumlardan kaçınma eğilimi gösteren ve yeni duruma uyum sağlamaları, kolay bebeklere kıyasla daha çok zaman gerektiren bebekler (Atkinson ve ark.,2003: 91-
Mangelsdorf ve arkadaşları (1990) tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada anne-bebek ilişkisi açısından bebek özelliklerine kıyasla anne özelliklerinin daha önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anne özelliklerinin ilişkiyi anne davranışları yoluyla etkilediği, bebek özelliklerinin ise yine anne davranışları yolu ile etkilediği söylenebilir. Yani anne bebeğin davranışlarına tepkisel değil de duyarlı ve sıcak yaklaştığı takdirde bebeğin mizacını değiştirme imkanına sahiptir.

Ayrıca bu noktada anne ve bebek özellikleri arasında kalıtımsal bağlar da olabileceğini unutmamak gerekir. Olasılıkla tabiat olarak sinirli bir annenin bebeği zor bir bebek olacak, sinirli anne huysuz bebeğinden rahat annelere kıyasla daha fazla etkilenecek ve bebeği gerektiği gibi rahatlatamayacaktır. Bu durum bebeğin büsbütün huysuzlaşmasına ve anneyi çileden çıkarmasına yol açacaktır (Hortaçsu, 2003a:70).
Anne ve çocuğun huy, kişilik ve becerilerinin uyması bağlanma ilişkisini etkileyen bir diğer temel etmendir. Anne-çocuk arasında sağlıklı bağ kurabilmek, sözel olmayan ipuçlarını değerlendirip, uygun cevaplar verebilmek için anne-çocuk arasında uyum olmalıdır (İmamoğlu, 2003:52). Ayrıca Zarling, Hirsh ve Landry tarafından anne-çocuk ilişkisinin, içinde yaşanan koşul ve toplumsal çevreden etkilendiğini gösteren çalışmalarda yapılmıştır (Hortaçsu, 2003a: 104-108)

Yukarıda geçen tüm faktörler, bağlanma figürüyle ilişkiler temelinde geliştirilen zihinsel modeller ve yakınlığın korunması amacıyla geliştirilen stratejiler, bağlanmadaki bireysel farklılıkları doğurur. Dolayısıyla zihinsel modeller bağlanma kuramının özünü oluşturur. Çünkü bebeğin hayatının ilk anlarında başlayan, bağlanma figürüyle ilişkisi temelinde şekillenen ve daha sonraki hayatında bütün insani ilişkilerinde etkisi olacak temel yapılar içsel çalışan modeller tarafından taşınır. Başka bir ifadeyle geçmişin bugünü etkilemesi içsel çalışan modeller vasıtasıyla gerçekleşmektedir.

Bowlby'a göre yaşamın ilk yıllarında bakıcının çocuğa verdiği tepkiler ve onun yakınlık isteğine karşı sergilediği davranışlar çocuk tarafından zihinsel temsiller olarak kodlanırlar. Bowlby zihinsel temsilleri içsel çalışan modeller olarak tanımlar (akt: Güngör, 2003:7). Bu içsel çalışan modeller, birbirleriyle ilişkili olan iki farklı boyuttan oluşmaktadır: "benlik modeli", bireyin kendisini ne kadar değerli gördüğüne ve başkaları tarafından da ne oranda sevildiğine ilişkin algılarını içerir. Bir bebeğin kendisiyle ilgili bir yargıda bulunması, kendini tanıması ve tanımlaması, en azından kendisinin iyi bir şey mi kötü bir şey mi olduğu konusunda karar verebilmesi mümkün değildir. Bebek (kendisi ile ilgili ilk tasarımları annesinin veya anne yerine geçen, kendisine bakım veren kişinin gözlerindeki, yüzündeki ifadeden çıkarmaktadır (Erten, 2004:117). İşte bu tasarım, çocuğun benlik modelidir. "Diğeri modeli" ise, bireyin ihtiyacı olduğunda yakın çevresindeki insanlardan ne oranda yardım isteyebileceğine ve kişilerin güven vericiliğine ilişkin değerlendirmelerini yansıtmaktadır. Bu modelin oluşmasının kaynağı da yine annedir.

Çocuk ihtiyacı olduğunda veya kaygı duyduğunda bağlanma figüründen gereken desteği ve olumlu tepkiyi görürse bakıcısının ulaşılabilir, güvenilir ve destekleyici olduğuna, kendisinin de bakıma değer birisi olduğuna ilişkin zihinsel temsiller geliştirir.
Bowlby bağlanma sisteminin doğuştan yürürlükte olduğunu ancak kişiler arası etkileşim örüntülerinin zihinsel modellere dönüşümünün, yaşamın ilk yılının son çeyreğinde "nesne sürekliliği" kavramının kazanılması ile başladığını savunmaktadır. Bağlanma örüntülerinin sürekliliğinde rol oynayan zihinsel modelleri, yaşamın ilk yıllarında daha esnek ve duruma bağlı olarak yeniden örgütlenebilir, görece değişken ve çevreye duyarlıdır. Bowlby'a göre ilk yıllardaki bu esneklikle birlikte, bağlanma figürü ile aynı türden tekrarlayan etkileşimler, zihinsel modellerin yapılanmasına, pekişmesine yol açar ve böylece değişime karşı direnç göstermeye başlar (akt: Güngör, 2000:9).
Bowlby geliştirilen zihinsel modellerin değişmez, durağan olduğunu, hatta bireylerin yetişkinliklerinde ve ebeveyn olduklarında kendi çocuklarına da aynı davranış örüntüleri içinde davrandıklarını, kendi davranış paternlerini bilinçsizce transfer ettiklerini savunurken Bretherton, zihinsel modellerin sürekli bir süreç olduğunu, gelişim süreci içersinde daha kompleks hale geldiğini ve bu nedenle çocuğun gelişimi boyunca değişime uğrayabileceği görüşündedir. Hastalık ya da ebeveynin işten ayrılması gibi yaşam tarzındaki ani değişimler sonucu ebeveynin stres altında ve depresyonda olması ve çocuğa daha öncekinden farklı davranışlarda bulunması, onu devamlı şekilde terk ile tehdit etmesi çocuğun bağlanma modeline ilişkin geliştirdiği bağlanma modellerini tekrar gözden geçirmesine, kendisi ve diğerlerine ilişkin yeni bağlanma modelleri geliştirmesine neden olacaktır. Benzer şekilde yaşam şartlarının iyileşmesi, ebeveynin daha duyarlı davranışlar sergilemesi de çocuğun kendini değerli, başkalarının da güvenilir olduğuna dair değerlendirmelerini kapsayan yeni zihinsel bağlanma modelleri kurulmasını ya da var olan modellerin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Fakat alanda yapılan boylamsal çalışmalar sayesinde Ainsworth ve arkadaşlarının bulgularını destekleyen sonuçlar elde edilmiştir. Grossman &Grossman (1991) tarafından yapılan boylamsal çalışmada, "Yabancı Durum" deneyinde gözlemlenen çocuklar 10 yıl sonra tekrar incelenmeye alınmıştır. Benzer şekilde VVaters, Merrick, Albersheim & Treboux (1995) de 50 çocuğu 20 yıl boyunca aynı kaldığına dair veriler elde edilmiştir (akt:İmamoğlu, 2003:49-50).Daha sonra yetişkinlerle ilgili yapılan farklı çalışmalar da Bovvlby'ın görüşlerini destekler yöndedir.

Bilişsel psikolojide bellek ve bilgi işleme süreçlerine ilişkin gelişmeler zihinsel modelleri daha iyi anlamamıza olanak sağlamıştır. Bilişsel psikolojiye göre; benlik kavramı şemalardan oluşan hiyerarşik olarak örgütlenmiş bir yapıya sahiptir. Bowlby (1973) ve Bretherton (1990)'a göre içsel çalışan modellerin de çok sayıda düzeye sahip hiyerarşik yapılar olarak görülmesi gerektiği ileri sürülmüştür (akt: Güngör, 2000:10). Bu hiyerarşiyi iç içe geçmiş katmanlar olarak düşünürsek en iç katmanda, en derinlerde, en temelde ilk deneyimler sonucunda biçimlenen ve genellikle hiç sorgulanmamış olan algılar ve fikirler yer almaktadır. Bunlar kişi tarafından değişmez doğrular olarak, olduğu gibi kabul edilirler. Katı, toptancı, aşırı genelleyicidirler. Onu çevreleyen bir dış katman; temeldeki katmandan beslenen bir takım kurallar ve varsayımlardan oluşur. En dış katmanda ise daha somut deneyime dayalı etkileşimleri içeren şemalar yer alır (Beck, 2001:70). İşte benliğe, diğerlerine ve genel olarak dış dünyaya ilişkin zihinsel modellerin ve bunları oluşturan hiyerarşik düzeyler birbirlerinden tamamen ayrı değildirler, bütün şemalar karşılıklı bir etkileşim içinde birbirlerini beslerler. Bu durum, bağlanma zihinsel modellerinin bebeklikten yetişkinliğe bir kararlılık gösterebilmesine katkıda bulunmaktadır. Bu sürekliliğe etki eden bir diğer etken de farklı bağlanma stillerinin sosyal çevre üzerindeki farklı etkileri yoluyla da sağlanmaktadır. Herhangi bir durumu veya ortamı bir insan bir türlü, bir başka insanın da bir başka türlü algılamasının altıda yatan şey de budur (Beck, 2001:17). Swann'a göre, insanlar mevcut sosyal algılarını doğrulayacak geri bildirimler almalarına yol açacak davranışlarda bulunma ve sosyal ortamlar yaratma eğilimindedirler (akt:Güngör, 2000:10). Dolayısıyla, aynı sosyal çevre farklı bağlanma stillerine sahip bireyler tarafından farklı algılanmakla kalmaz, bu algılar doğrultusunda verilen tepkiler ve alınan geri bildirimlerle oluşan sosyal çevre açısından gerçekte de farklıdırlar.

Görüldüğü gibi bağlanma figürüyle ilişkiler bağlamında oluşan içsel çalışan modeller, kendimizi ve dış dünyayı algılamamızı, algılamada seçici olmamızı, algıladığımız materyali yorumlamamızla ilgili bilişsel süreçlerimizi etkilemekle kalmayıp, bunlara bağlı olarak davranış düzeyinde tepkiler vermemize de neden olmaktadır. Ve verilen tepkilere uygun yanıtlar alarak içsel çalışan modellerin pekişerek devamına olanak sağlamaktadır.
İçsel çalışan modeller bağlamında son olarak üzerinde durulması gereken bir önemli noktada; kendilerine ve başkalarına karşı sahip olunan inançlar açısından farklılaşan kişilerin başkalarıyla ilişkilerinde, özellikle rahatsızlık verici durumlarda kullandıkları başa çıkma stratejileri açısından gösterdikleri farklılıktır. Bu durum içsel çalışan modellerin yukarıda anlatılan davranışsal ve bilişsel bileşenlerinin yanı sıra duygu düzenleme açısından işlevleri olduğunu da göstermektedir.

Daha önce de üzerinde detaylı olarak durulduğu gibi çocuğun, tehlike anında bağlanma figürüyle yakınlık araması ve bu şekilde hayatta kalma şansını arttırması biyolojik temelli bir davranıştır ve genel bağlanma sisteminin doğal bir sonucudur. Bağlanma sistemleri çocuğun kendini stres altında hissettiği ve güvende hissetmediği durumlarda aktifleşir. Bu durumda kendini tekrar güvende hissetmesini sağlayacak tepkiler elde edene kadar çocuk, keşfetme davranışını kesip, dikkatini anneye yoğunlaştıracaktır. Eğer anne çocuk ile yeniden temas kurar ve ihtiyacına duyarlı tepki elde ederse, çocuk kendini güvende hissedecektir. Aksi durumda çocukta kaygı ve huzursuzluk yaratacak olan ayrılığı protesto tepkileri ortaya çıkacaktır. Main (1990) sağlıklı bağlanmanın temel koşulu olan ve çocuklukta çevreye uyumu kolaylaştıran bu davranış örüntülerini "birincil koşullu stratejiler" olarak tanımlamaktadır (akt:İmamoğlu, 2003:48-49). Birincil bağlanma stratejilerinin kısmen ya da tamamen bastırılması veya manipülasyonu, örneğin stres altındayken bağlanma figüründen kaçınma, doğal olmayan , belirli bir koşul ya da bağlanma figürünün belirli bir davranış örüntüsüne bağımlı olan bir davranış olduğundan "ikincil koşullu strateji" olarak adlandırılır. Main'e göre ikincil koşullu stratejiler, uyum sağlayıcı bir işleve sahip olsalar da, birincil stratejilerin, yani doğal bağlanma davranışının bastırılmasını ya da manipülasyonunu gerektirdiğinden psikolojik süreçleri tehlikeye sokan süreçlerdir.

Birincil ve ikincil stratejilerin içerikleri ne olursa olsun amaçları aynıdır: bağlanma figürüyle yakınlığı korumak. Bunun için bebek bağlanma figürünün ilgisini mümkün olduğunca yüksek düzeyde kendi üzerinde tutabilmek için onları en hoşnut edici ya da en azından onlar için en az stres yaratıcı davranış örüntülerini sergilemelidir. Birincil koşullu stratejide söz konusu olan, stres durumunda aktif bir şekilde bağlanma figürü ile yakınlık aramak, ikincil koşullu stratejide ise bağlanma figüründen kaçınarak (ve böylece onu öfkelendirmeyerek) ya da sürekli olarak, takıntılı bir şekilde yakınlık arayarak yakınlığı korumaya çalışmaktır. Hangi stratejinin benimseneceği büyük oranda bağlanma figürünün tepkilerine bağlıdır (akt:İmamoğlu, 2003:31-32). Genelde yapılan araştırmalar güvenli bağlanan stilin "birincil koşullu stratejileri" diğer kaygılı bağlanan stillerin ise "ikincil koşullu stratejileri" kullandığı yönünde sonuçlara ulaşmıştır.

Bağlanma Kuramının Bileşenlerini Kavramsallaştırma Çabaları

Bağlanmaya ait içsel çalışan modeller davranışsal, bilişsel ve duygusal yönleri olan bağlanma içerikli zihinsel yapılardır. Bu zihinsel yapılar yaşamın ilk yıllarında çocuğun bağlanma figürüyle ilişkilerinde gösterdiği davranışları gözlemek yoluyla incelenebilirken, ilerleyen yaşlarda bağlanma yaşantılarına ilişkin biliş ve duygular düzeyinde de ölçülebilmektedir. Dolayısıyla çalışmanın bu bölümünde bebeğin ilk davranış örüntülerinin gözlenmesinden başlayıp daha sonra işin içine bilişsel süreçler ve duyguların da girdiği daha komplike süreçlerin incelendiği ve özellikle günümüzde bağlanma ilişkisini ve stillerini ölçmemize olanak sağlayan temel çalışmalar üzerinde durulmaya çalışılacaktır.

Daha önce de bahsedildiği gibi bağlanma kuramına ilk büyük katkıyı 1978'de "Yabancı Ortam" adını verdikleri deneyle, anababa-çocuk ilişkisi temelinde bağlanma davranışına ilişkin bireysel farklılıkları inceleyerek, Bowlby'ın kuramının temel sayıtlılarını ilk kez sistematik olarak sınayan Ainsworth ve arkadaşları yapmıştır. Bu çalışma çocukların davranış düzeyindeki tepkileri gözlemlenerek elde edilen verilere dayanmaktadır. Çalışma sonucunda "güvenli", "kaçınan", "kararsız" olmak üzere üç çeşit bağlanma stili ortaya konulmuştur.

Ainsvvorth ve arkadaşlarının çalışmalarında bebeklerin deney için hazırlanmış özel şartlarda gösterdikleri davranışlar ev ortamında gözlenen anne- bebek ilişkisinin niteliğiyle yüksek düzeyde ilişkili bulunmuştur. Dolayısıyla çocuklukta bağlanma ile ilgilenen daha sonraki pek çok araştırmada "Yabancı Ortam" anne-bebek ilişkisini değerlendirmekte kullanılmış ve sonuçlar ev ortamına genellenmiştir.
Çocuk büyüdükçe, zihin ve dil gelişimi, bağlanma ilişkisinde daha farklı yöntemlerle çalışılmasına olanak vermiş, böylece bireysel farklılıklar bilişsel olarak da incelenebilmiştir. Bağlanmayı bilişsel düzeyde inceleyen araştırmalar arasında önemli bir yere sahip olan Mikulincer (1995)'e göre güvenli bağlanma stiline sahip bireyler iyi örgütlenmiş ve birbiriyle tutarlı şemalara sahiptir. Temel güven duygusu edinmiş olan bu kişiler benliklerinin ve ilişkilerinin zayıf ve güçlü yanlarını gerçekçi bir şekilde değerlendirebilmektedirler. Dolayısıyla güvenli kişiler olumsuz ya da mevcut şemalarıyla çelişen sosyal bilgiyi zihinsel model hiyerarşileri içerisinde kaygı yaşamadan ve tehdit hissetmeden barındırabilirler ve zihinsel modellerini yeni durumlara daha esneklikle ayarlayabilirler (akt: Güngör, 2000:18-20).

Bretherton (1990)'a göre, hiyerarşik yapının tamamen ya da kısmen birbirinden kopuk şemalardan oluşması halinde bunun yanlı, eksik ya da hatalı bilgi işleme ile sonuçlanacağını, böylece hatalı şemaların yeni deneyimleri işleme sürecini etkilemeye devam edeceğini ileri sürmektedir. Ona göre güvensiz bireylerde bu tür bir süreç işlemektedir (akt: Işınsu, 2003:46).

Bağlanmayı bilişsel düzeyde inceleyen araştırmalar, yetişkinler üzerinde bağlanma yaşantılarına ilişkin yapılandırılmış görüşmeler ya da kendini değerlendirmeye dayanan standart ölçekler yardımıyla gerçekleştirilmektedir. Bu amaçla en yaygın olarak kullanılan yöntemlerden birisi Main ve arkadaşlarının geliştirdikleri yarı yapılandırılmış Yetişkin Bağlama Görüşmesi (YBG) yöntemidir. Bu yöntem, anılardaki boşlukların, duraksamaların, tutarsızlıkların ve anlatımın örgütleniş şekli gibi göstergelerin farklı zihinsel temsillerle ve bağlanma stilleriyle bağlantılı olduğu varsayımı üzerine kurulmuştur.

Bu görüşmeler sonucunda Main ve arkadaşları (1995), Yabancı Ortam'daki bebeklerin sınıflandırmalarına benzer şekilde, özerk (güvenli bağlanmaya karşılık gelmektedir), saplantılı ve kayıtsız olmak üzere üç tür bağlanma stili saptamışlardır. Özerk bireyler geçmişteki bağlanma yaşantılarına ve onlann şimdiki kişilikleri üzerindeki etkisine değer veren, geçmişteki ilişkileri olumlu olsun ya da olmasın betimlemelerinde genel olarak tutarlı ve açık olan kimselerdir. Saplantılılar, geçmiş bağlanma yaşantılarıyla çok fazla meşgul olan ve bunları takınaklı bir şekilde anlatan ancak anlatımlarında tutarlılık ve açıklık gözlenmeyen ve ebeveynleriyle geçmişteki yaşantılarını betimlerken kızgınlık gösteren kişilerdir. Son olarak kayıtsız bireyler, bağımsızlıklarına aşırı değer veren , çocukluk anılarını hatırlamada güçlük çeken, betimlemelerinde tutarsız olan, ebeveynlerini idealleştiren ve geçmişteki olumsuz yaşantılarının kişilikleri üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığını vurgulayanlardır (akt:Güngör, 2000:20-23).

Yetişkin bağlanması ile ilgili öncü çalışmalardan biri de Hazan ve Shaver (1987)'ın yakın ilişkilere ilişkin inançlar temelinde bağlanmayı inceleyen bir araştırmasıdır. Bu araştırmacılar romantik aşkı bir bağlanma ilişkisi olarak ele almışlar, bu amaçla Ainsworth ve arkadaşlarının bebek bağlanma davranışını sınıflamada kullandıkları ölçüt ve betimlemeleri ele almışlardır. Bunları yetişkin bağlanma örüntülerini sınıflandırabilmek amacıyla yetişkinlikteki romantik ilişkilere uyarlamışlar ve üç bağlanma stiline karşılık geldiğini varsaydıkları paragraf betimlemeler oluşturmuşlardır. Araştırmalarında, yetişkinlere her bir bağlanma stiline ilişkin betimlemeden hangisinin kendilerini en iyi tanımladığını sormuşlardır. Elde edilen sonuçların, deneklerin, romantik ilişkilerindeki, duygu, düşünce ve davranış eğilimlerini yansıttığı görülmüştür (akt:Üretmen, 2003:14). Örneğin, güvenli stil içerisinde sınıflandıranların başkalarını genel olarak iyi niyetli ve güvenilir olarak değerlendirdikleri, romantik ilişkilerinde daha mutlu, destekleyici oldukları bulunmuştur. Kararsızların kendilerinden kuşku duyan, başkalarını kendileriyle yakınlık kurmada isteksiz olarak gören, ilişkilerinde takıntılı ve kıskanç olduklan, sürekli duygusal iniş çıkışlar yaşadıkları gözlenmiştir. Kaçınanların ise kendi başlarına kalmayı yeğleyen, eşlerini en az kabul edici, ilişkilerinde en uzak ve soğuk olan kişiler oldukları rapor edilmiştir (akt:Güngör, 2000:24-46).

Yetişkin bağlanması konusunda önemli bir başka katkı, Bartholomew ve Horowitz (1991)'in Dörtlü Bağlanma Modeli'dir (DBM). Bu model, bowlby'in zihinsel modellerin benliğe ve başkalarına ilişkin inançları içerdiği görüşünden yola çıkarak geliştirilen bu modelde, benlik ve başkaları zihinsel modellerinin olumlu ve olumsuz olma durumlarının çaprazlanmasından dört bağlanma stili elde edilmektedir. 

"Olumlu benlik modeli", başkalarının onayından bağımsız olarak sahip olunan, içselleştirilmiş özsaygı ve sevilebilirlik duygusunu; "olumsuz benlik modeli" ise düşük özsaygı ve başkalarından onay alma gereksinimini içermektedir. "Olumlu başkaları modeli", başkalarının ulaşılabilirlik ve güvenilebilirliğine ilişkin beklentileri içerir ve başkalarından yakınlık ve destek aramak gibi davranışları yönlendirir, "olumsuz başkaları modeli" ise yakınlık kurmaktan kaçınmayı, sosyal destek alma konusunda kayıtsızlık ve ilişkilerde olumsuz beklentilere sahip olmayı kapsamaktadır. Araştırmacılar, benlik modelinin bağımlılık/kaygı boyutuyla, başkaları modelinin de kaçınma boyutuyla aynı ekseni paylaştığını ifade etmektedir. Şimdi bu temel boyutları dikkate alarak bağlanma stillerinin kısaca prototiplerini verebiliririz:

Güvenli Bağlanma Stili; olumlu benlik ve olumlu başkaları modellerinin birleşiminden oluşmaktadır. Dolayısıyla bu kişiler kendilerini sevilmeye değer olarak 
algılar ve başkalarının güvenilir, destek verici ve iyi niyetli oluğuna inanırlar. Buna bağlı olarak da ortamda bir belirsizlik bulunduğunda diğer insanların olumsuz sonuçları olan davranışlarına daha az düşmanca niyetler yükler ve anlaşmazlık durumlarında daha az kötümser olurlar. Bartholomew ve Horowitz, güvenli bağlanan bireylerin, başkalarıyla kolaylıkla yakınlık kurduklarını ve bu konuda daha az kaygı yaşadıklarını, başkalarının onayına daha az gereksinim duyduklarını ve dolayısıyla da özerk kalmayı başarabildiklerini belirtmişlerdir (Üretmen, 2003:15).

Saplantılı Bağlanma Stili; olumsuz benlik ve olumlu başkaları modellerinin birleşimi ile tanımlanmaktadır. Bu tür bağlanma stili kendini değersiz hissetme veya sevilmeye değer görmeme duygular ve başkalarına karşı olumlu duygular beslemesi ile ifade eder. Saplantılı bağlanma stiline sahip kişilerdeki en belirgin özellik kendine güven eksikliğidir; hem reddedilmekten hem de terk edilmekten korkarlar (Kart, 2002:24). Bu nedenle bu tür kişiler ilişkilerinde kendilerini kanıtlama eğilimi gösterirler, ilişkilerine takıntılıdırlar ve ilişkileri ile ilgili gerçekçi olmayan beklentilere sahiptirler (Sümer&Güngör, 1999:78-79).
Kayıtsız Bağlanma Stili; olumlu benlik ve olumsuz başkaları modeliyle tanımlanmaktadır. Dolayısıyla kendine değer verme ve yüksek özsaygı ile başkalarını olumsuz olarak algılayıp değerlendirmenin birleşiminden oluşmaktadır (Sümer&Güngör, 1999:79-80). Bartholmew ve Horowitz'e göre kayıtsız stile sahip kişiler, özerkliğe aşırı derecede değer verirler ve başkalarına olan gereksinimi yakın ilişkilerin gerekliliğini şiddetle reddederler.

Korkulu Bağlanma Stili; olumsuz benlik ve olumsuz başkaları modellerinin birleşimi ile tanımlanmaktadır. Korkulu bağlanma stili tam olarak güvenli stilin tersini ifade etmektedir. Korkulu bağlanan bireyler, kendilerini değersiz hissederler ve başkalarını da güvenilmez ve reddedici olarak algılarlar. Bu tür kişiler reddedilme olasılığını engellemek için riskli buldukları ortam ve yakın ilişkilerden kaçarak incinmemeye çalışırlar.
Dörtlü bağlanma modeli, bağımlılık ve yakınlıktan kaçınma boyutları temelinde de ele alınabilir. Dikey eksende yer alan yakınlıktan kaçınma boyutu yakın ilişkilerde bulunmaya duyulan isteklilik düzeyini yansıtmaktadır. Boyutun düzeyinin düşük olması yakınlık kurmada rahat ve özerk olmayı, yüksek olması ise yakınlık kurmaya kayıtsız kalmayı ifade etmektedir. Yatay eksen ise ilişkilerdeki bağımlılık düzeyini göstermektedir. Düşük bağımlılık içselleştirilmiş ve dışsal onay gerektirmeyen benlik değerini ifade ederken; yüksek bağımlılık ise başkalarının onay ve takdirine dayanan özsaygıyı ifade etmektedir (akt: Kart, 2002:18).

Bu bağlamda kayıtsız ve korkulu stile sahip kişiler yakınlıktan kaçınma boyutunda birbirlerine benzerlerken, olumlu benlik değerini korumak için başkalarına gereksinim duymaları (bağımlılık) açısından birbirlerinden farklılaşmaktadırlar. Benzer şekilde, saplantılı ve korkulu bağlanma stilleri ilişkilerine bağımlılıkları açısından birbirlerine benzerlerken, yakınlıktan kaçma düzeyleri açısından farklılaşmaktadırlar.

KAYNAKÇA
Beck, S. Judith, Bilişsel Terapi Temel İlkeler ve Ötesi, çev: Hisli, Şahin, Nesrin, Türk Psikologlar Derneği Yayınları, Ankara, 2001.
Bowlby, J., Winnicott, W.Donald, Montessori, M., Bettelheim, B., Çocukları Anlamak, çev: Yazıcı Ahmet, Gendaş Yayınları, İstanbul, 1999.
Cooper M. L., Shaver, P.R., Coliins, N.L., "Attachment Styles, Emotion Régulation and Adjustment in Adolescence", Journal of Personality and Ssocial Psycology, 1998.
Domjan, Michael, Koşullanma ve Öğrenmenin Temelleri, çev: Çetinkaya, Hakan, Türk Psikologlar Derneği Yayınları, Ankara, 2004.
Erten, Yavuz, Psikanaliz ve Sonrası, 8.bs., Remzi Kitabevi, İstanbul, 1998.
Fenichel, Otto, Nevrozların Psikoanalitik Teorisi, çev: Tuncer, Selçuk, Ege Üniversitesi Matbaası, İzmir, 1974.
Güngör, Derya, "Bağlanma Stillerinin ve Zihinsel Modellerin Kuşaklar Arası Aktarımında Anababalık Stillerinin Rolü" (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi, Ankara, 2000.
Hortaçsu, Nuran, Çocuklukta İlişkiler, İmge Kitabevi, İstanbul, 2003a.
Hortaçsu, Nuran, İnsan İlişkileri, 3.bs.,İmge kitabevi, İstanbul, 2003b.
Işınsu, Melahat, "¡kili İlişki Biçimi ve Süresi ile Bağlanma Stilleri Arasındaki Bağiantılar"(Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi, Ankara, 2003.
İmamoğlu, Seval, "Öğretmen Adaylarının Öfke ve Öfke İfade Tarzları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi" (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Marmara Üniversitesi, İstanbul, 2003.
Kağıtçıbaşı, Çiğdem.Yeni İnsan ve İnsanlar, 10.bs.,Evrim Yayınevi, İstanbul, 2004.
Kart, N.M., "Yetişkin Bağlanma Stillerinin Bazı Bilişsel Süreçlerle Bağlantısı:Sağlık Personeliyle Yapılan Bir Çalışma" (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi, Ankara, 2002.
Kayahan, Ayşen, "Annelerin Bağlanma Stilleri ve Çocukların Algıladıkları Kabul ve Reddin Çocuk Ruh Sağlığı İle İlişkileri" (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ege Üniversitesi, İzmir, 2002.
Kobak, R.R, Cole, H.E., Frenz-Giliez, R., Fleming, W.S., Gamble, W., "Attachment and Emotion Regulation During Mother-Teen Problem Solving: A Control Theory Analysis", Child Development, 1993.
Kohut, Heinz, Kendiliğin Çözümlenmesi, çev:Cebeci, Oğuz, Metis Yayınları, İstanbul, 1998.
Mahler, S.Margaret, Pine, Fred, Bergman, Anni, İnsan Yavrusunun Psikolojik Doğumu, çev:Babaoğlu, A. Nihat, Metis Yayınları, İstanbul, 2003.
Özakkaş, Tahir, Bütüncül Psikoterapi, Litera Yayıncılık, İstanbul, 2004.
Simpson, J.A., Rholes, W.S., Nelligan, J.S., "Confikct in Close Relatinship: An Attachment Perspective", Journal of Personality and Social Psycology, 71(5), 1992.
Stalker, C.A., Davies, F., "Working Models of Attachment and Representations of The Object in Clinical Sample of Sexually Abused Women", Bulletin of the Menninger Clinic, 62(3), 1998.
Sümer, N., Güngör, D., "Yetişkin Bağlanma Stillerinin Türk Örneklemi Üzerinde Psikometrik Değerlendirilmesi ve Kültürler Arası Bir Karşılaştırması", Türk Psikoloji Dergisi,14(43), 1999.
Üretmen, Seçil, "Yetişkin Bağlanma Stilleri, Mekana Bağlanma Eğilimi ve Keşfetme Yönelimi Arasındaki İlişkiler" (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi", Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 2003.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Bağlanma Kuramının Gözden Geçirilmesi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Hülya MACİT'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Hülya MACİT'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Uzm.Psk.Hülya MACİT
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi4 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Hülya MACİT'in Yazıları
► Bağlanma - Çocuklarda ve Yetişkinlerde Bağlanma ÇOK OKUNUYOR Psk.Mehmet Enver BAYATLI
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,322 uzman makalesi arasında 'Bağlanma Kuramının Gözden Geçirilmesi' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Kendini Kontrol Ocak 2017
► Empati Aralık 2016
► Ergenlik Ne Demektir? Nisan 2015
► Yarık Ruhlar Mart 2015
► Cinselliğin Dili Mart 2015
◊ Narsisizm Kültürü-I Ocak 2017
◊ Terapiden-I Ekim 2016
◊ Terapiden-Iı Ekim 2016
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


22:14
Top