İlişkinin Evreleri
“Nedir İlişki” başlıklı yazımda, ilişkinin canlı bir organizma olduğunu, bizden doğup bizi içine alan bir yapı olduğunu belirtmiştim. Her canlı organizmada olduğu gibi ilişkinin de doğum ve gelişim evreleri vardır. Bu yazımda ilişkinin doğum/gelişim evrelerinin neler olduğunu kısaca açıklamaya çalışacağım. Bunu yaparken bilimsellikten ziyade konunun anlaşılmasına özen göstereceğim.
Biz bile isteye başlatmayız ilişkiyi, o bizden bağımısızdır. Doğumu bile bizden bağımsız olan ilişkinin gelişimi, içine doğduğu sistemin/çevrenin koşullarından olumlu ya da olumsuz yönde etkilenir. Çünkü ilişki tıpkı bebekler gibi dış dünyaya ayarlanmadan doğar. Önceden kurgulanmış ve planlanmış bir yapı değildir ilişki. Her canlı organizma gibi içine doğduğu ortama uyum sağlamaya ve ortamı özümsemeye çalışır.
Fakat bu durum ilişkinin edilgen bir yapı olduğu şeklinde algılanmamalıdır. İlişki etkilendiği oranda etkileyen bir yapıdır. Doğduğu çevreyi ve içine aldığı kişileri etkiler. Bu etkileşim sürecinde ilişki, onu doğuran bizlerden ve içine doğduğu çevreden bağımsızlaşmaya ve kendi kimliğini kazanmaya çalışır. Çünkü henüz psikolojik anlamda doğumu gerçekleşmemiştir. Psikotik bir nedenden dolayı sekteye uğramadan doğumunu tamamlamak ister.
İlişkinin gelişim evrelerini, insan yavrusunun gelişim evrelerinin paralelinde değerlendireceğiz. Peki nedir bu evreler?
Bu evrede kişiler ilişki kümesi içinde tek eleman gibi davranırlar. Bu evre bir önceki evredeki panik ve tedirginliği giderir. Panik ve gerginliğin yerini doyum ve haz alır. Doyum ve hazzı yaşatacak her fırsatı değerlendirme çabasındadırlar. Nerdeyse tek bedende yaşayan iki kişilik, tek benlik gibidir veya olmaya çabalar. Bu evrede oluşturmaya çalıştıkları ‘tek benlik’ tecrübesi ilişkinin kullanıldığı ve kullanılmadığı her durumu etkiler. Hatta o kişilerden kaynaklı olarak doğacak her ilişkiye de yansır.
İlişkinin bu evresi kişilerin ilişki tanımı üzerinde de etkilidir. Kişiler bu evredeki haz ve doyumu ilişkinin her evresinde yaşamak ve devam ettirmek isterler. Haz ve doyumun azaldığını hissettiklerinde ise panik yaşar, tedirgin olurlar. Tedirginlik ilişki içindeki pozisyonların değişmesine neden olacağından suçlamaya ya da suçluluk duygusu yaşamaya başlarlar.
Bu evrenin sonuna doğru kişiler diğerinin olmadığı haz tecrübeleri edinmeye başlarlar. Sadece arkadaşlarla geçirilen zamanlar, kız kıza yapılan kaçamaklar, arkadaşlarla maç izlemeler, tek başına/diğerinin olmadığı eylemlerde artış olmaya başlar. Bu durum kişileri tedirgin eder ve gerer. Fakat kişilerin bu durumu özümsemeleri ilişkinin diğer evreye geçmesine yardımcı olur. Eğer kişiler yavaş yavaş ayrışmaya başlayan benliklerin oluşumuna izin vermez ve simbiyozun devamlılığını sağlamaya çabalarlarsa çatışma çıkar.
Bu evrede kişiler kaybetme korkusu ile başa çıkmaya çalışırlar. Geçmiş yaşamlarında güvenli bağlanma/ayrışma sürecini deneyimleyen kişiler ilişkinin bu evresinde de güvenli bir ayrışma ve ilişki içinde benlik kazanıp bağımsızlaşma sürecini başarıyla tamamlarlar. Aksi durumda güvensizlik bunalımına düşerler ve paranoit davranışlar göstermeye başlar.
Kişilerin boşanmaya karar verdikleri ya da terapiye gitme kararı aldıkları evre genelde bu evredir. Bazen de bu evrede kazanılan patolojik bir durum ilişkinin devamlılığına hizmet eder. Bizim patalojik ilişki olarak tanımladığımız bu ilişki formu çiftin her ikisine de acı vermektedir, fakat kişiler acı veren bu durumdan kurtulmak için harekete geçememektedirler. Çünkü örtük olarak patolojinin ortadan kalkması, onların bu süreçten elde ettikleri kazançlardan yoksun kalmaları anlamına gelir. “Ne seninle ne de sensiz” denilen durumdur bu! Patolojik ilişki formunda patoloji ilişkinin devamlılığına katkı sağlar.
İlişkinin simbiyotik evresinde “doyum sağlama” kişilerin başarıyla ayrışıp bireyleşmesinin ön koşuludur. Yine doyum sağlayamama,kişilerin ilişki içinde güven bunalımı yaşamalarının en önemli nedenidir. Yeterli düzeydeki simbiyoz bireyleşme adımlarının atılması ve dengeli bir “kimlik duygusu (ilişki içinde tanımlanma)” kazanılması için son derece önemlidir.
Ayrılma-Bireyleşme evresinin önemli gelişim aşamalarından biri kişisel sınırların ve sınır duygusunun oluşmasıdır. Simbiyoz evresinde sınırlar neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. Kişiler bu evrede kişisel sınırlarını belirleme ihtiyacı duyarlar. İlişki içinde neyi nereye kadar yapabileceğini, kaldırabileceğini öğrenmeye/keşfetmeye başlar. Eşinin de sınırlarının farkına varmasını ve bu sınırlara saygı duymasını bekler. İlişki içinde karşılıklı olarak sınırların belirlenmesi ve sınır duygusunun oluşması kişileri diğer bir önemli aşamaya, özel bağ kurma aşamasına taşır.
Özel bağın kurulması kişilerin kendilerini ilişki içinde tanımlamaları ve pozisyon alışları ile belirlenir. “Sen benim eşim ve tamamlayıcımsın ama benden ibaret değilsin.” anlayışının başladığı evredir bu evre. Kişiler ilişki içindeki pozisyonlarından emin olurlar ve kendilerini güvende hissederler. İlişki içinde yutulma ve boğulma korkusundan kurtulurlar.
Özel bağın kurulması kişilerin ilişki içinde kendi benliklerini oluşturmalarına katkı sağlar. Ki bu da ayrılma-bireyleşme evresinin diğer bir önemli aşamasıdır. Bu evre yeni bir benlik kazanma değildir. Geçmiş yaşamdan beslenen benlik algısının ilişki içinde yeniden tanımlanmasıdır. İlişki içinde kendini değerli hissetme/me, değer verilme/me, varlığının onaylanması ya da hiçe sayılması gibi olumlu olumsuz duyguların nasıl bir yoğunlukta yaşanacağı kişinin benlik algısının oluşup oluşamaması ile doğru orantılıdır.
Bu evrede yoğun olarak yaşanan korkuların başında eşin kaybedilmesi ve ilişkinin kullanımının sonlandırılması gelir. Bu korku kişiyi kıskançlık ve kontrol etme arzusuna iter. Kişi eşindeki, ilişki içinde yutulma/boğulma korkusunu farkına varmadan aktive eder. Kıskançlık ve kontrol edilmeyi kendi benliğine saldırı olarak algılayan eş, ilişki içindeki pozisyonunu değiştirir ve uzaklaşmaya başlar. Bu da diğerinin korkusunu daha da alevlendirir.
Bu evrede yaşanan diğer bir korku da sevginin kaybedilmesidir. Kişi artık sevilmediğini düşünmeye ve bu düşüncesini doğrulayacak deliller aramaya başlar. Eşinin farkında olarak veya olmayarak yaptığı birçok şeyi “artık kendisini sevmediğine” yorar. Doğal olarak bu düşünce öfke duygusu doğurur ve birçok konu çatışma için uygun zemin haline gelir.
Bu korkular yeniden yaklaşma evresinin çözümlenmesi gereken krizleridir. Eğer kişiler ilişkilerinin tanımlarını ve ilişki içindeki konum ve pozisyon alışlarını yeniden belirleyebilirlerse doyum oranı yüksek bir ilişki yaşayabilirler. Aksi durumda ilişki çatışmalı bir hal alır ve birçok patolojik durumu da beraberinde getirir. Ya da önceden var olan patolojiler kronik hale gelir.
Sonuç olarak ilişki de tıpki insan gibi bir gelişim süreci yaşar. Yaşanan bu süreçler birbirinden tamamen bağımsız değildir, birbirini tamamlayacı özellikleri vardır. İlişki süreç içinde bu evreleri atlayabildiği gibi evrelerden birine takılıp kalabilir de. Ayrıca bu evreler bir kere yaşandıktan sonra bir daha o evreye dönülmeyecek diye bir şey yoktur; ilişki süreci içinde evreler tekrar edebilir. Hatta tüm süreç yeniden ve yeniden yaşanabilir.
Biz bile isteye başlatmayız ilişkiyi, o bizden bağımısızdır. Doğumu bile bizden bağımsız olan ilişkinin gelişimi, içine doğduğu sistemin/çevrenin koşullarından olumlu ya da olumsuz yönde etkilenir. Çünkü ilişki tıpkı bebekler gibi dış dünyaya ayarlanmadan doğar. Önceden kurgulanmış ve planlanmış bir yapı değildir ilişki. Her canlı organizma gibi içine doğduğu ortama uyum sağlamaya ve ortamı özümsemeye çalışır.
Fakat bu durum ilişkinin edilgen bir yapı olduğu şeklinde algılanmamalıdır. İlişki etkilendiği oranda etkileyen bir yapıdır. Doğduğu çevreyi ve içine aldığı kişileri etkiler. Bu etkileşim sürecinde ilişki, onu doğuran bizlerden ve içine doğduğu çevreden bağımsızlaşmaya ve kendi kimliğini kazanmaya çalışır. Çünkü henüz psikolojik anlamda doğumu gerçekleşmemiştir. Psikotik bir nedenden dolayı sekteye uğramadan doğumunu tamamlamak ister.
İlişkinin gelişim evrelerini, insan yavrusunun gelişim evrelerinin paralelinde değerlendireceğiz. Peki nedir bu evreler?
- OTİSTİK EVRE
- SİMBİYOTİK EVRE
Bu evrede kişiler ilişki kümesi içinde tek eleman gibi davranırlar. Bu evre bir önceki evredeki panik ve tedirginliği giderir. Panik ve gerginliğin yerini doyum ve haz alır. Doyum ve hazzı yaşatacak her fırsatı değerlendirme çabasındadırlar. Nerdeyse tek bedende yaşayan iki kişilik, tek benlik gibidir veya olmaya çabalar. Bu evrede oluşturmaya çalıştıkları ‘tek benlik’ tecrübesi ilişkinin kullanıldığı ve kullanılmadığı her durumu etkiler. Hatta o kişilerden kaynaklı olarak doğacak her ilişkiye de yansır.
İlişkinin bu evresi kişilerin ilişki tanımı üzerinde de etkilidir. Kişiler bu evredeki haz ve doyumu ilişkinin her evresinde yaşamak ve devam ettirmek isterler. Haz ve doyumun azaldığını hissettiklerinde ise panik yaşar, tedirgin olurlar. Tedirginlik ilişki içindeki pozisyonların değişmesine neden olacağından suçlamaya ya da suçluluk duygusu yaşamaya başlarlar.
Bu evrenin sonuna doğru kişiler diğerinin olmadığı haz tecrübeleri edinmeye başlarlar. Sadece arkadaşlarla geçirilen zamanlar, kız kıza yapılan kaçamaklar, arkadaşlarla maç izlemeler, tek başına/diğerinin olmadığı eylemlerde artış olmaya başlar. Bu durum kişileri tedirgin eder ve gerer. Fakat kişilerin bu durumu özümsemeleri ilişkinin diğer evreye geçmesine yardımcı olur. Eğer kişiler yavaş yavaş ayrışmaya başlayan benliklerin oluşumuna izin vermez ve simbiyozun devamlılığını sağlamaya çabalarlarsa çatışma çıkar.
Bu evrede kişiler kaybetme korkusu ile başa çıkmaya çalışırlar. Geçmiş yaşamlarında güvenli bağlanma/ayrışma sürecini deneyimleyen kişiler ilişkinin bu evresinde de güvenli bir ayrışma ve ilişki içinde benlik kazanıp bağımsızlaşma sürecini başarıyla tamamlarlar. Aksi durumda güvensizlik bunalımına düşerler ve paranoit davranışlar göstermeye başlar.
Kişilerin boşanmaya karar verdikleri ya da terapiye gitme kararı aldıkları evre genelde bu evredir. Bazen de bu evrede kazanılan patolojik bir durum ilişkinin devamlılığına hizmet eder. Bizim patalojik ilişki olarak tanımladığımız bu ilişki formu çiftin her ikisine de acı vermektedir, fakat kişiler acı veren bu durumdan kurtulmak için harekete geçememektedirler. Çünkü örtük olarak patolojinin ortadan kalkması, onların bu süreçten elde ettikleri kazançlardan yoksun kalmaları anlamına gelir. “Ne seninle ne de sensiz” denilen durumdur bu! Patolojik ilişki formunda patoloji ilişkinin devamlılığına katkı sağlar.
İlişkinin simbiyotik evresinde “doyum sağlama” kişilerin başarıyla ayrışıp bireyleşmesinin ön koşuludur. Yine doyum sağlayamama,kişilerin ilişki içinde güven bunalımı yaşamalarının en önemli nedenidir. Yeterli düzeydeki simbiyoz bireyleşme adımlarının atılması ve dengeli bir “kimlik duygusu (ilişki içinde tanımlanma)” kazanılması için son derece önemlidir.
- AYRILMA-BİREYLEŞME EVRESİ
Ayrılma-Bireyleşme evresinin önemli gelişim aşamalarından biri kişisel sınırların ve sınır duygusunun oluşmasıdır. Simbiyoz evresinde sınırlar neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. Kişiler bu evrede kişisel sınırlarını belirleme ihtiyacı duyarlar. İlişki içinde neyi nereye kadar yapabileceğini, kaldırabileceğini öğrenmeye/keşfetmeye başlar. Eşinin de sınırlarının farkına varmasını ve bu sınırlara saygı duymasını bekler. İlişki içinde karşılıklı olarak sınırların belirlenmesi ve sınır duygusunun oluşması kişileri diğer bir önemli aşamaya, özel bağ kurma aşamasına taşır.
Özel bağın kurulması kişilerin kendilerini ilişki içinde tanımlamaları ve pozisyon alışları ile belirlenir. “Sen benim eşim ve tamamlayıcımsın ama benden ibaret değilsin.” anlayışının başladığı evredir bu evre. Kişiler ilişki içindeki pozisyonlarından emin olurlar ve kendilerini güvende hissederler. İlişki içinde yutulma ve boğulma korkusundan kurtulurlar.
Özel bağın kurulması kişilerin ilişki içinde kendi benliklerini oluşturmalarına katkı sağlar. Ki bu da ayrılma-bireyleşme evresinin diğer bir önemli aşamasıdır. Bu evre yeni bir benlik kazanma değildir. Geçmiş yaşamdan beslenen benlik algısının ilişki içinde yeniden tanımlanmasıdır. İlişki içinde kendini değerli hissetme/me, değer verilme/me, varlığının onaylanması ya da hiçe sayılması gibi olumlu olumsuz duyguların nasıl bir yoğunlukta yaşanacağı kişinin benlik algısının oluşup oluşamaması ile doğru orantılıdır.
- YENİDEN YAKLAŞMA EVRESİ
Bu evrede yoğun olarak yaşanan korkuların başında eşin kaybedilmesi ve ilişkinin kullanımının sonlandırılması gelir. Bu korku kişiyi kıskançlık ve kontrol etme arzusuna iter. Kişi eşindeki, ilişki içinde yutulma/boğulma korkusunu farkına varmadan aktive eder. Kıskançlık ve kontrol edilmeyi kendi benliğine saldırı olarak algılayan eş, ilişki içindeki pozisyonunu değiştirir ve uzaklaşmaya başlar. Bu da diğerinin korkusunu daha da alevlendirir.
Bu evrede yaşanan diğer bir korku da sevginin kaybedilmesidir. Kişi artık sevilmediğini düşünmeye ve bu düşüncesini doğrulayacak deliller aramaya başlar. Eşinin farkında olarak veya olmayarak yaptığı birçok şeyi “artık kendisini sevmediğine” yorar. Doğal olarak bu düşünce öfke duygusu doğurur ve birçok konu çatışma için uygun zemin haline gelir.
Bu korkular yeniden yaklaşma evresinin çözümlenmesi gereken krizleridir. Eğer kişiler ilişkilerinin tanımlarını ve ilişki içindeki konum ve pozisyon alışlarını yeniden belirleyebilirlerse doyum oranı yüksek bir ilişki yaşayabilirler. Aksi durumda ilişki çatışmalı bir hal alır ve birçok patolojik durumu da beraberinde getirir. Ya da önceden var olan patolojiler kronik hale gelir.
Sonuç olarak ilişki de tıpki insan gibi bir gelişim süreci yaşar. Yaşanan bu süreçler birbirinden tamamen bağımsız değildir, birbirini tamamlayacı özellikleri vardır. İlişki süreç içinde bu evreleri atlayabildiği gibi evrelerden birine takılıp kalabilir de. Ayrıca bu evreler bir kere yaşandıktan sonra bir daha o evreye dönülmeyecek diye bir şey yoktur; ilişki süreci içinde evreler tekrar edebilir. Hatta tüm süreç yeniden ve yeniden yaşanabilir.
Yazan
|
Bu makaleden alıntı yapmak
için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir: "İlişkinin Evreleri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Halil GÜNGÖR'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır. Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Halil GÜNGÖR'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz. |






Yazan Uzman
|
Makale Kütüphanemizden | ||||
|
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak
hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir
yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.