2007'den Bugüne 87,630 Tavsiye, 27,130 Uzman ve 19,373 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Varoluşsal Bir Korku: Ölüm
MAKALE #16136 © Yazan Uzm.Psk.Esra ERDOĞAN | Yayın Ocak 2016 | 2,598 Okuyucu
VAROLUŞSAL BİR KORKU: ÖLÜM

Bu ara ölümle ilgili düşünüyorum.
Sanırım belli bir yaşın üzerin de eskiden çalışamadığım, aslında empati kuramadığım geriatri üzerine biraz düşünüp, araştırmaya koyulduğundan olsa gerek...

Anneannemi kaybetmiş olmanın da etkisi ile ertesi gün düşündüklerimi kaleme alabilme cesareti gösterebildim.

neden yadsırız ölümü
çünkü korkarız
neden korkarız
çünkü bir bilinmezdir ölüm
bilinmezden neden korkarız
insan oğlunun en temel korkularından biridir bilinmezin korkusu

karanlıktan, dilini ve adetlerini bilmediğimiz bir yerde kaybolmaktan, paramızın ve barınacak yerimizin olmamasından korkarız. Aç kalmaktan, susuz kalmaktan, yalnız kalmaktan korkarız. Kendimiz gibi olanla olamamaktan yani sosyalleşememekden, beğenilmemekten, sevilmemekten, sayılmamaktan...

lakin bunların hiç biri ego gelişimi yeterli düzeyde bir birey için başa çıkılamayacak durumlar değildir. Öğrenilebilen ve rahatlıkla ya da güçlükle üstesinden gelebileceğimiz durumlardır.

alışık olduğumuz dünya içinde bilindik sorunlar.

oysa ölüm...

adı bile insana sevimsiz gelen doğumun karşıtı yani başlangıç doğum ise ölüm sondur.
en azından çeşitli kültürlerde hafifletilmiş olmaya çalışılsa da ve din ile yeniden bir doğuş farklı bir boyut gibi gösterilse dahi insan aklı buna evet demez deseydi ölüm de doğum gibi sevilen bir olgu olma niteliğinde kalırdı.

oysa nadir kültür ve durumlar hariç vefat dünyanın hiç bir yerinde kutlanan bir durum halini almamıştır.

neden?

bunca dinsel öğreti ve insanların cennetten yer ayırtmalarına varacak kadar fanatikliklerine rağmen neden biraz daha yaşamak ister insan oğlu???

çünkü; İnsan ölümün bilinmezliğinin verdiği temel korkuyu kendisine bir şey olacak kaygısını hissetmeye başladığı ilk günden beri yaşar.

ilk doğduğunda sevinçle karşılanan bebek, hastalandığında üzülmeyi ve korkmayı öğrenir.
bu bünyeyi rahatsız eden hastalık, ebeveynleri de telaşlandırmıştır; çocuk bunu kayıt eder.


demek ki bünyenin zayıf düşmesi kötü, güçlü olması ise iyidir.

insanlar yaşlandıkça zayıflar ki bu doğal bir gerçektir.

zayıf düşen bünye öğrendiği üzere gücünü kaybetmiş, hastalıkla ve devamında zihinsel olarak ölüm ile eşleşmiştir.

yaşlanır ve ölürüz.

çocuklara da bu öğretilir ki gerçek de budur.

zamanından önce olan ölümlerden pek bahis edilmezse de hepimiz 10 lu yaşlarımızda tam olarak kavrarız ki ölüm sadece yaşlılık ile ilgili değildir.

yine de ilk öğretimiz hayatımızda daima önemli bir yer kaplamaya devam eder.

insanlar sağ beyinleri ile hayal kurar, dine inanırlar; cennet, cehennem, huriler, şırıl şırıl akan ırmaklar tamamı bize söyleneni hayal edip, inanmamızdan ibarettir. Bu yüzden de adı inançtır ya ...

sol beyin; gerçeklikle uğraşan kısım ise bütün bu inanç ve hayali sığınmanın yanında bilim, matematik ve gerçeklikle uğraşır; işleyişi böyle düzenlenmiştir ki yaşam için ve ölüm için günlük aktiviteler ve kalıcı eserler bırakma niyetindedir.

ikisinin birlikte çalıştığı bir uzmanlık alanı da vardır elbet: SANAT

Sanatçılar sağ ve sol beyinlerini bir arada kullanabilme yeteneğine sahiptirler ki bir sanat eseri ortaya çıkarabilsinler ama bu başka bir makalenin konusu olsun.

biz konumuza devam edelim,

İnsanlar ölüm korkuları yüzünden; Tanrılar yaratır, ürer ve sanat eserleri bırakırlar...
bu durum çoklanabilir ise de her sistemin aksayan bir yönü vardır.

çocuklar büyür ve yuvadan uçar

cennete sığınmak ister; gidip de dönen olmamıştır

evet SANAT kalıcıdır ve bir sanatçı için süreklilik arz eder ama herkes de sanatçı olamaz ki

geriye kendimizi genç tutmak için yaptıklarımız kalırsa da onlar da bir yere kadar;

spor, estetik, dengeli beslenme, genç sevgili, spor giyim, sürekli rejim vs.

Sonuçta kendimizi daha genç ve dinç hissetmek istememiz, kendimizi ölümden beri tutmak içindir.

üstelik bu çok insanca ve hepimizin paylaştığı bir duygudur.

Ölüme meydan okuyan Deli Dumrul misali insan oğlu sonunda doğaya yenik düşer ve ona katılır.

hal böyleyken bunu bilen bilinçli akılın sığındığı yer yine de yok oluş ve bitiş saydığı ölümden uzaklaşmak için hayalci beyindir ki ondan kendisini inandırmasını ister.

hayatın sonlu olması fikri yazarken bile kötü; yeniden doğacağına ya da cennette sevdiklerinle buluşacağına inandığın da ise hayat daha anlamlı geliyor değil mi... bu hepimiz için kaçınılmaz bir gerçek.

Devamı varsa ve sonsuzluk bizi bekliyorsa bu dünya daha bir anlam kazanıyor ama çelişki şurada böyle inandığını söyleyenlerin hepsi de ölmekten korkuyor.

ölüm tek başına yapılacak bir eylem;

tıpkı doğum gibi diyeceksiniz ama orada annemizin güvenliği hep bizimle...içeri de ve dışarı da...

Sonlanış da ise yanımız da kim olursa olsun o an yalnızız; gidiş anı, ne olduğunu tam olarak bilmediğimiz, korkutucu da gelen bir bilinmeze sevdiklerimizi ve tüm bildiğimiz güvenliğimizi bırakarak çırılçıplak mecburi bir gidiş: TEK BİLET.

Biz ölüme yaklaştıkça bilincimizde hayat devam ederken bizim oyundan çıkacağımız ve sonlanacağımız fikrini haklı olarak sevmiyor ve benimseyemiyoruz.

filmin devam edeceğine inanmak bu dünyada bizi biraz rahatlatsa da zaman yaklaştıkça bu his azalır.

ölüm olgusu ile yüzleşmek imkansız olsa da yaşamla dolmak imkan dahilindedir.

şimdi sizler bu yazıyı okurken içiniz karardı biliyorum.

O zaman bütün bu duruma bir de şöyle bakalım;

Hayat bize 1 kez verilmiş bir armağan
hepimiz bir diğeri için önemliyiz
yaşamımıza giren insanların bize öğrettiği ve bizim onlara öğrettiklerimiz var. Siz bu yazıyı okurken, ben de yazarken bir birikimi paylaşıyoruz aslında

Yaşarken her dönemi dolu dolu yaşasak diyor ve burada
Erikson'un kişilik gelişiminde ki dönemlerinden alıntı yaparak devam etmek istiyorum;

Temel Güvene Karşı Güvensizlik (0 – 2 Yaş) Anne bebeğini sevip, korur, onu beslerse bebek kendini güvende hissedecektir. Bu sayede temel güven duygusu oluşacaktır. Ancak tam tersi bir durum olursa güvensizlik duygusu oluşacaktır.
Özerkliğe Karşı Kuşku ve Utanç (2 – 4 Yaş) Çocuğun konuşmaya ve yürümeye başlaması ile annesine olan bağımlılığı azalacaktır. Tuvalet kontrolüyle beraber bu dönemde çocuk özerkleşmeye ve bağımsız davranışlardan zevk almaya başlar. Çocukların kendilerini kontrol etme olanağı onlara verildiği zaman çocuklarda özerklik duygusu gelişecektir. Anne babanın aşırı kontrolü ise çocuğun kendi kapasitesi hakkında kuşkuya düşmelerine sebep olacaktır. Önemli: İki dönemde de güven duygusu vardır. İlkinde yaşadıkları çevreye bir diğerinde ise kendilerine güvenirler.
Girişimciliğe Karşı Suçluluk (4 – 6 Yaş) Cinsiyet bu dönemde keşfedilir ve merak duygusu fazla olur. Çocukların bu dönemde amaçları vardır. (Oedipus’tan kaynaklı karşı cins ebeveyni elde etmek). Cinsel içerikli sorular bu dönemde artar. Çocukların sorulara sabırlı davranılıp çocuğa uygun cevaplar verilmelidir. Katı ve cezalandırıcı olunursa süperego gelişmeye başladığından bu dönemde o katılıktan etkilenip sürekli suçluluk duyguları oluşturup egoyu gerçeklikten çıkartmaya çalışır.
Başarıya Karşı Aşağılık (Yetersizlik) (6-12 Yaş) Okulla beraber başarı isteği artar. Başarı duygusunu elde ettikçe çocuğun kendine güveni artar. Çalışmaya ve başarılı olup arkadaşlarından ve çevrelerinden takdir görmek ister. Öğretmenler bu dönemde çocukları değerlendirirken sürece bakmalıdırlar sonuca değil. Çabalayanlara destek olmaları çocukların gelişim dönemlerini olumlu geçirmelerine yardımcı olur. Tam tersi durumda aşağılık ve yetersizlik duygusu oluşur. Önemli: Geri bildirim önemlidir.
Kimliğe Kazanımına Karşı Kimlik Kargaşası (12-18 Yaş) Ergenlik yıllarında bireyler anne-baba etkisinden kurtulmaya çalışarak ben kimim sorusuna cevap ararlar. Annelerinin etkilerinden kurtulmaya çalışmaları yüzünden bir çatışma içine girerler. Çeşitli kişilerle özdeşim kurmaya çalışırlar. (Onların kimliklerine kendilerine almak için.) Önemli olan bu dönemde bireyin özgürce seçim yapabilmesi. Kendi ilgi ve yetenekleriyle uyumlu bir kimlik duygusu geliştirmesidir. Önemli: Cinsiyet rolü, toplumsal rol ve meslek tercihi bu dönemi etkileyen 3 önemli faktördür.
Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık veya Uzaklık (18 – 30 Yaş) Başkaları ile yakın ilişkiler kurması gerekir. İlişki kurup bir aile sahibi olmaya yönelir. Tersi olursa yakın ilişki kuramaz insanlardan uzak durur. Görev ve sorumluluk getirecek ilişkilerden kaçınmayı yeğler. Yalnızlık duygusu kişiliğe hakim olur.
Üretkenliği Karşı Durgunluk (30 – 60 Yaş) Aile, iş ve sosyal yaşamda üretici olmayan bireyler içine kapanarak durgunluğun hakimiyeti altına girerler. Başkaları için kişi gerekli olduğu duygusunu yaşamalıdır.
Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk (60 Yaş – Ölüm) Benlik kişinin kendi kimliğidir. Kendisinin farkında olmasıdır. Kendisine en uygun yaşama sahip olan yani kendilerinin farkında olan bireyler bütünlük duygusuna sahip olurlar. O güne kadar ürettiklerinden mutlu olurlar. Hayatının boşa geçtiğini düşünen birey umutsuz olur.
Sonuç; Yaşam kendi içinde bir bütündür ve Erik Erikson'un da son derece güzel izah etmiş olduğu bir duruma tekrar vurgu yapmak istiyorum.

Her dönem kendi içinde doğru yaşandığı ve bir evvel ki döneme takılı kalınmadığı sürece bizler olağan hayat döngümüzde yaşamın sonuna doğru yaklaştıkça depresyon da değil bilgelik döneminde olmalıyız, böylece ölüm olgusu olduğu gibi kabul edilen yaşam bütünlüğü içinde yerini bulacaktır.
Saygılarımla...
Uzm. Psikolog Esra Erdoğan
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Varoluşsal Bir Korku: Ölüm" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Esra ERDOĞAN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Esra ERDOĞAN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Esra ERDOĞAN Fotoğraf
Uzm.Psk.Esra ERDOĞAN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi15 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Esra ERDOĞAN'ın Yazıları
► Varoluşsal Kaygılar ve Başetme Psk.Bengisu Nehir AYDIN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,373 uzman makalesi arasında 'Varoluşsal Bir Korku: Ölüm' başlığıyla benzeşen toplam 20 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Birey Toplum İlişkisi Temmuz 2019
► Paylaşılmış Psikoz Eylül 2018
► Travma ve Dissosiasyon Kasım 2017
◊ İnsanı Anlamak Temmuz 2018
◊ Travma ve Dissosiasyon Kasım 2017
◊ Aklı Kullanmak Kasım 2017
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


00:34
Top