2007'den Bugüne 87,973 Tavsiye, 27,247 Uzman ve 19,427 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Duygusal Yorgunluk
MAKALE #16352 © Yazan Psk.Namık ACAR | Yayın Mart 2016 | 5,317 Okuyucu
Çözülememiş ve birikmiş duygusal sorunların taşınmakta zorlanılır hale gelmesine "duygusal yorgunluk" diyoruz.Duygusal yorgunluk bilimsel anlamda bir hastalık değildir ancak bir çok psikolojik hastalığa zemin hazırlayan bir psikolojik sorundur.Ülkemizde yaşamı yönetir iken duygular akıl ve bilgiden daha yoğun kullanıldığından aslında bu duygusal yorgunluk sorunu sanılanın çok üzerinde bir yaygınlığa sahiptir.Temelinde ise duyguların varlığı değil,duyguların kullanılış biçimi ve duygusal konulardaki sorunların çözümünde ağır kalınması yatmaktadır.
Bir yüzde ile ifade etmek gerekirse 100 insanımızın nereden baksanız ortalama 65'inde bu sorun bulunmaktadır.Bu kadar yaygın olmasının en önemli nedeni ise yaşam akışımızda duyguların kapladığı alanın olması gerekenden çok daha fazla olmasıdır.Evet insan duygularıyla birlikte var olan bir varlıktır.Ama yaşam akışında duyguların yeri ve yönelndirici etkisi aslında normalinde sınırlıdır.Ancak ülkemizde bir insanın doğumundan itibaren teneffüs ettiği havada duygular akıl ve bilgiden yaygın kullanılmakta,insanlar bu atmosferde yetişmekte ve dolayısıyla da yaşadıkları olaylar karşısında ilk tepkilerini duygusal tepki olarak veren bir toplum yapısı karşımıza çıkmaktadır.Akıl,bilgi ve yöntemi biraz saf dışı da bırakan bu koşullanma beraberinde hem duygusal eşiği olağan üstü yüksek bir toplum ortaya çıkarmakta hem de bu karakterdeki bir toplumda duygusal yorgunluğa hazır bir zemin ortaya çıkarmaktadır.
İnsan yaşamında duyguların çok ilkginç bir yönü vardır.Eğer siz duygularınızı yönetemezseniz bir süre sonra duygularınız sizi yönetmeye başlayacaktır.Kaldı ki ülke insanımız çoğunlukla duygularını yönetemez ve bir süre sonra duyguları tarafından yönetilen insanlar olarak yaşamlarını sürdürürler.İşin önemli bir boyutu da duyguların sorunların olduğundan daha ağır yaşanmasına yol açması ve sorunların çözümünde pek de aktif bir katkısının olmamasıdır.Örneğin bir psikolog olarak meslek hayatım boyunca bir olay karşısında "çok üzüldüm" diyen insanlara genelde kızmışımdır ve "siz hiç üzülerek sorunlarını çözmüş bir insan gördünüz mü" demişimdir.Çünkü üzülmek bir insanın bir sorun karşısında verebileceği en pasif,en etkisiz ama en yıpratıcı tepki biçimidir.Ya nasıl olmalıdır?Sıkıntı veren bir olay olduğunda "ne yaparsam bu sorunu en sağlıklı şekilde çözerim" diye düşünen ve bu doğrultuda çözüm alternatifleri üreterek ve uygulayarak sorununu çözmeye çalışan insan olmak tabiki en doğrusudur.Ancak bu akılcı yaklaşımla sorunlara yaklaşan ve duygularını sorunlu süreçlerde iyi yöneten insanımız son derece azdır.Biz buna başka bir tabirle "duygu etkin mantık pasif insan yapısı" da deriz.Duygular böyle sere serpe her olaya kolayca bulaştıkça,insanlarımızda sorunları için çözüm becerisi yeterinde doğru işlemedikçe ve yoğun duygusal baskı altında bir insanın çözemediği bir sürü sorun biriktikçe bir süre sonra duygusal yorgunluk kaçınılmaz olur.Nitekim bu durumu yaşayan çok sayıda insanımız vardır ve bu sorunlarını nasıl çözeceklerini,nerede çözeceklerini de bilmemektedirler.
Duygusal yorgunluğu en çok yaratan alan insan ilişkileri ve bunların içerisinde de kadın-erkek ilişkileri alanıdır.Çünkü ülkemizde neredeyse tüm ilişkiler duygular üzerinden yaşanır ve bu ilişki karakteri hem sorun üretmeye hem de duygusal yorgunluğa bir hayli yatkındır.Önemli psikolojik hastalıklar olan ankisyete bozukluğu,stres,depresyon,panik atak,obsesif kompulsif bozukluklar,iletişim çatışmaları,ilişki bağımlılıkları aslında çoğunlukla ilişkiler ve orada duyguların nesnel düşnümeye engel yoğunlukta yaşanması ve ilişkiyi duyguların yönetmesi sonucu ortaya çıkar.Yani bazı insanlar maalesef duyguları nedeniyle aklını bypas etmiş şekilde yaşamlarını sürdürürler.Bu durum olaylar ve sorunlar karşısındaki çözüm becerilerini de yeterince aktif kullanmalarını olumsuz etkiler hatta önler.
İnsanlarımızın ilişkilerinde düştüğüen büyük yanlış partnerlerinde kendilerini aramalarıdır.Oysa insan psikolojisinde her insan ayrı bir dünya olarak değerlendirilir.Bu nedenle bir insanın ilişkiye geçtiği her insanda kendisini,kendi doğrularını araması hem son derece yanlış hem de son dertece sorun doğurucu bir yaklaşımdır.insan ilişkilerinin ilk adımı karşısındaki önce olduğu gibi kabul etmedir.Sonrasında ise o insanı nasıl kendime nasıl benzetirim değil,onunla hangi ortak paydalar geliştirebilirim ve neleri ne kadar paylaşabilirimi doğru kestirebilmektir.Bizim insanlarımız ilişkilerinde adeta karşısındakinden kendisinin fotokopisi olmayı beklemektedir.Bu nedenle de son yıllarda ilişkilerde son derece yoğun iletişim çatışmaları yaşanmaktadır.İşin içerisine bir de yönetilemeyen ve kontrol edilemeyen duyguların girmesiyle insan ilişkileri içinden çıkılmaz bir hal almakta ve insanlarımız maalesef giderek yalnızlaşmaktadır.
Bir insan düşünün...Hem duygularını yönetemiyor,hem insani ilişkileri var,hem de bu ilişkilerde adeta karşısındakinden kendi fotokopisi olmasını bekliyor.Ama bu arada kendisine kendisini öylesine kaptırmış oluyor ki karşısındakinin de bir insan olduğunu,onun da kendince bir karakterinin olduğunu ve bu karakteri doğrultusunda da retleri ve kabullerinin olduğunu unutuyor.Bu şartlarda ne sağlıklı ilişkiler kurulabilir,ne kurulan ilişkiler sağlıklı yönetilebilir,ne de mutlu olunabilir.Bir kere her şeyden önce ilişkilerde her şey değil,paylaşıbilen şeyler ve oratk paydalasr paylaşılır.Çünkü aksi halde bir ilişki insanı kendisi olmaktan çıkarır bambaşka bir insana dönüştürürdü.Oysa ilişkilerin paylaşmak gibi bir işlevi vardır ama bir insanı kendisi olmanın dışına çıkarmak gibi bir işlevi yoktur.İnsanlarımız ilişkilerinde geniş ölçüde haklarının sınırlarını bilmiyorlar,karşısındakinin alanına çok rahatlıkla girme ve onun alanını daraltarak kendi alanını genişletme hakkını kendilerinde buluyorlar.Bu aslında hem bilinsiz hem de hastalıklı bir ilişki tarzıdır.Kaldı ki bu günkü modern çağda karı-koca ilişkisi dahil hiç bir ilişki bir insanın öbür insanı köleleştirmesi olarak kullanılamaz.
Ayrıca yaşam algımızda ve hissediş aktivitemizde de normal olmayan şeyler var.çok çabuk seviniyoruz,çok çabuk üzülüyoruz,çok az düşünüyoruz ama aşırı yoğun hissediyoruz.Bu insan karakteri maalesef ülkemizde aklın yeterince kullanılmasını,yaşamın mantık üzerinden yönetilmesini güçleştiriyor.Yol ve yönetem yanlış olunca da bir süre sonra yaşam biçimi de yanlış olmaya başlıyor.Oysa yanlışla yol alarak doğruya varmak imkansızdır.Bu nedenle insanlarımızın ne yapıp edip yaşamlarında duygularını doğru ölçüye çekmesi gerekiyor.Nihayetinde bu duygusallık sürdüğü sürece ilişkiler daha yorucu yaşanıyor,yaşam yanlış bir algıyla yürütülüyor ve sorun çözme becerisi pasifleştiriliyor.Tüm bunların bir sonucu olarak da bir çok insanımız ölçü koymamadığı duyguları yüzünden duygusal yorgunluğa düşüyor,yaşam kalitesini kaybediyor ve ilişkilerinde de başarısız oluyor.
Peki ne yapmalı..?Aslında duygusallığın bu kadar öne çıkması normalde insanlarımızın kendi tercihleri değil,içlerinde yetiştikleri dünyanın onlara öğrettiği bir yanlış yaşam algısından kaynaklanmaktadır.Çünkü bir toplum hiç bir sorun karşısında doğru düzgün düşünmez ve her sorun karşısında bolca üzülürse ortaya böyle bir insan karakterinin çıkacağı aşikardır.Bu nedenle duygusallığı normal yoğunluğun üzerinde hissedenler önce kendileri duygularını yönetmeye çalışmalıdır.Bunu başaramazsalar da bunu bir psikolojik sorun olarak kabul etmeli,kendilerini yaşamın içinde çok yoracağını görmeli ve duygularını yönetmeyi öğrenmek üzere bir psikologtan psikolojik destek almalıdır.Bu yönlü sorunlarda sebat edilirse mutlaka netice alınmakta ve yaşam bir hayli rahatlatılmaktadır.Hoş kalın hoşça kalın...
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Duygusal Yorgunluk" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Namık ACAR'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Namık ACAR'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Namık ACAR Fotoğraf
Psk.Namık ACAR
Kocaeli (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi11 kez tavsiye edildi
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Namık ACAR'ın Makaleleri
► Psikolojik Yorgunluk Psk.Namık ACAR
► Mental Yorgunluk Psk.Serap DUYGULU
► Yinelenen Yorgunluk Hissi Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR
► Kronik Yorgunluk Sendromu Dr.Psk.Dnş.Ayavar Cem KEÇE
► Kronik Yorgunluk Sendromu ve Terapisi Psk.Aygün Tuçe ATAŞ
► Romantik Yorgunluk Cinsel İsteksizlik Yapabilir! Dr.Psk.Dnş.Ayavar Cem KEÇE
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,427 uzman makalesi arasında 'Duygusal Yorgunluk' başlığıyla benzeşen toplam 25 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Boşanma Sendromu Ağustos 2021
► Duygulara Esir Olmak Ağustos 2021
► Benlik Bağımlılığı Haziran 2021
► Tereddüt Sendromu Haziran 2021
► Yaşamsal Netlik Mayıs 2021
► Yaşam Yorgunluğu Mart 2021
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


02:12
Top