2007'den Bugüne 88,387 Tavsiye, 27,365 Uzman ve 19,482 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Ortaokul Çağındaki Çocukların Davranış Problemleri Göstermeleriyle, Annelerinin Depresyon Düzeyleriyle Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
MAKALE #17376 © Yazan Psk.Dnş.Kerem ÇETİNKAYA | Yayın Ekim 2016 | 3,694 Okuyucu
Özet

Ülkemizde eğitim öğretim kalitesini arttırabilmek ve eğitim öğretim faaliyetlerini olduğundan daha iyi seviyelere getirebilmek için yıllardır çok fazla çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmalar genel olarak var olan durumları iyileştirmek ve problemli durumları ise ortadan kaldırmak şeklinde ilerlemektedir. Günümüzde hali hazırda okul ortamlarında eğitim öğretim faaliyetlerinin gerçekleşmesini engelleyen veya olumsuz bir şekilde etkileyen birçok durumun olduğu bilinmektedir. Okullarda en çok karşılaşılan olumsuz durumlardan bir tanesi de öğrencilerin davranış problemleri göstermesidir. Davranış problemi gösteren çocukların okul içerisindeki ve sınıf içerisindeki olumsuz davranışları; okul ortamını, sınıf ortamını, eğitimcileri ve arkadaşlarını kötü bir şekilde etkilemekte, motivasyonu düşürmekte ve eğitim öğretim çalışmalarının verimliliğini azaltmaktadır. Amaç: Bu çalışmada amaç çocukların davranış problemleri göstermeleriyle annelerinin depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Bu amaç doğrultusunda ortaokul öğrencisi olan 10-15 yaşları aralığında davranış problemi gösteren 4 kız, 5 erkek çocuk ve anneleri problemli davranış grubu olarak, aynı yaş aralığında herhangi tekrarlayan bir davranış problemi göstermeyen, genel olarak uyumlu olan 8 kız, 6 erkek çocuk ve anneleri uyumlu davranış grubu olarak çalışmaya alındı. Tüm çocukların annelerine Beck Depresyon Envanteri uygulandı. Bulgular: Araştırma sonucunda problemli davranış grubundaki annelerin Beck Depresyon Envanteri puanları, uyumlu davranış grubundaki annelerin puanlarına göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak annelerin depresyon düzeyi ile çocuklarının davranış problemi göstermeleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi. Bu nedenle çocukların davranış problemlerine çözüm ararken depresyon düzeyi yüksek olan annelere gerekli ve yeterli ruhsal destek sağlanması önerilmektedir.

Anahtar sözcükler: Davranış problemleri, ortaokul, çocuklar, ergenler, anneler, depresyon.


ANALYZE OF THE RELATION BETWEEN CHILDREN AT COLLEGE AGE SHOWING BEHAVIORAL PROBLEMS AND DEPRESSION LEVELS OF THEIR MOTHERS

Abstract

There have been many studies managed for many years to increase the education quality and to reach upper level of educational activities than ever. These kinds of studies generally progress to improve the current situations and to make away with the problematical circumstances. In our day, it is known that there have been many negative circumstances which prevent educational activities in school environment. One of the most negative circumstance encountered in school is that students show behavioral unconformity. Negative behaviors of children showing behavioral problem in school and in classroom affect negatively school and classroom environment, teachers and other students and accordingly it decreases the motivation and efficiency of educational activities. Objective: The main objective of this study is to analyze the relation between behavioral problems of children and the depression levels of their mothers. Method: In accordance with this objective, a problematical behavioral group with 4 girls, 5 boys at the age of 10-15 with behavioral problem and their mothers; another coherent group consisting of 8 girls, 6 boys with generally coherent attitudes and their mothers were established. Beck Depression Inventory was applied to all mothers. Symptoms: It was found that Beck Depression Inventory scores of the mothers of the problematical behavior group were more than the mothers of the coherent group. Results: Eventually, it was stated that there was a significant relation between the depression level of mothers and the children showing behavioral problems. This is the reason why psychological support is essential and efficient for mothers with high level of depression while searching out a solution for behavioral problems of their children.
Key words: Behavioral problems, college, children, adolescents, mothers, depression.


Giriş

Aile, çocuğun ilk davranış kalıplarının oluştuğu yerdir. Çocukluktan yetişkinliğe geçişte bu davranış kalıpları onun kişiliğinin temelini oluşturur. Bu durumda aile çocuğun ilk temel davranışlarını edindiği yer olarak ortaya çıkmaktadır (Topbas,2004). Bir toplumun gelişimi açısından çocuklara, sağlıklı, güvenli, mutlu bir aile ortamının sağlanması çok önemlidir. Yaşamının ilk yıllarında çocuğun çevresindeki, çocuğa bakım veren en yakın kişilerin; anne ve babaların, çocuğun gelişimindeki yeri tartışılmaz bir önem taşır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesinin 2. İlkesine göre “Çocuklar; özel olarak korunmalı, yasa ve gerekli kurumların yardımı ile fiziksel, zihinsel, ahlaki, ruhsal ve toplumsal olarak sağlıklı normal koşullar altında özgür ve onurunun zedelenmeyecek biçimde yetişmesi sağlanmalıdır” (UNİCEF, 1989). Her ailenin beklentileri, gereksinimleri, yasayış biçimi ve çocuklarına uyguladıkları eğitim tarzı farklıdır. Anne babanın çocuk yetiştirme ve eğitimi konusundaki tutum ve davranışları; eğitim düzeyleri, içinde bulundukları sosyal ve kültürel çevreye ait özellikler, eslerin birbirleri ile olan ilişkileri ve kendi yetiştirilme biçimleri gibi değişkenlere bağlı olarak farklılık gösterir (Güler, 2007). Bu farklılıklar doğrultusunda, çocuklar kendilerine özgü sosyal, kültürel ve ahlaki değerler geliştirirler.

Aile çocuk etkileşiminin önemi tüm gelişim kuramlarında yer almıştır. Freud ailede ikili etkileşimin gelişim ve yasam evrelerinde bilinç gelişimi ile ilişkili olduğunu ve psikoseksuel gelişim evrelerinde anne baba çocuk etkileşiminin çocuğun kişilik gelişiminde etkili olduğunu ifade eder (Geçtan,1988 ). Ericsson’a göre anne bebek ilişkisi bebeğin gerek güven gerekse güvensizlik duymasını büyük ölçüde belirler. Bebek ve küçük çocuklarla onların yaşamındaki anlamlı yetişkinler ile arasındaki etkileşimin kalitesi, bu önemli yıllarda aldıkları bakım, gerçekleştirdikleri güven ve özerklik duyguları onların duygusal açıdan sağlıklı bireyler olarak gelişmeleri için yaşamsal ögelerdir (Gander ve Gardiner, 2001). Jung’a göre yaşamının ilk yıllarında çocuğun ayrı bir kimyası yoktur, psişesi (bilinçli ya da bilinçdışı tüm duygu, düşünce ve davranışları) anne babasının psişelerinin yansımasından oluşur. Bundan dolayı anne ve babada var olan ruhsal sorunlar çocuğa da yansıyabilir (Geçtan,1988). Adler yasamın ilk beş yılının ve bu süredeki aile içi ilişkilerin, bireyin kişilik özelliklerinin belirlenmesinde büyük önem taşıdığına inanmıştır. Özellikle annenin tutumları, doğum sırası ve kardeşler arası ilişkilerin niteliği önemlidir. Anne baba sevgisi Adler’e göre çocuğun sosyal duygusunun gelişmesinde başlıca rolü oynar. İnsanın sosyal-biyolojik mirası annenin bakımına emanet edilmiştir (Altıntas ve Gültekin, 2003).

Aile içi iletişim bozukluklarının, aile bireyleri üzerinde özellikle çocuklar üzerinde olumsuz etkiler bıraktığı artık pek çok yaklaşım tarafından kabul edilmektedir. Ana babalar, bazen is, para, sağlık, aile içi sorunlar, kişilik sorunları, çocuk eğitimi konusundaki bilgi ve rehberlik eksikliği gibi nedenlerle çocuklarına yeterli eğitim sağlayamamaktadırlar. Aileler çocuklarının fiziksel ve ekonomik gereksinimlerini karşılamak amacı ile daha fazla çalışmakta ancak onların duygusal dünyalarından giderek uzaklaşmaktadırlar. Bu durumda çocukların gereksinimleri ihmal edilebilmektedir (VanFleet, 2007). Patterson (1983) çocukların ana babalarına karsı olumsuz duygular beslemelerinin kaynağını ilgi ve bakım eksikliği olarak görmektedir. Gereksinimleri karşılanmayan çocuklarda dikkati çekme, kontrolü ele alma, intikam isteği, sorumluluktan kaçma biçiminde özetlenebilecek amaçlardan birini gerçekleştirmek üzere bazı olumsuz davranışlar görülebilmektedir (Dreikurs,1958; Akt. Gordon, 2004). Anne babalar da bu tip davranışlarla basa çıkmak için çeşitli yöntemler geliştirmekte ve bazen kullandıkları yöntemler olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Çocuklarının istendik davranışsal ve duygusal özelliklere sahip olmalarında kritik bir öneme sahip olması nedeni ile etkili çocuk yetiştirme yollarını öğrenmede anne babalara önemli sorumluluklar düşmektedir (Korkut, 1996).

Aile bireyleri arasında duygusal yakınlık, anne babaların destekleyici tutumları, yerinde ve uygun kurallar koymaları aileye ilişkin koruyucu etkenlerdir. Güvenli, tutarlı, sevgiye dayalı anne baba çocuk ilişkisinin koruyucu etkisi tartışılmaz. Ciddi anlaşmazlığın olduğu evliliklerde yalnızca tek bir anne baba ile olumlu, destekleyici bir ilişkinin bile çocuklar için güçlü bir koruyucu etkisi olduğu bulunmuştur (Sonuvar, 1999). Anne baba davranışı ya da çocuğun yakın çevresi daha geniş çevrenin ya da yasam koşullarının olumsuz etkilerinden çocuğu koruyabilir. Burada ana babanın özellikleri, çocuğa yaklaşımları, bilinç düzeyleri ön plana çıkmaktadır. Bu çerçevede ana baba eğitimi, genel bilinçlendirme, destek sağlama gibi uygulamalar etkili olmaktadır (Kagıtçıbası, 1999).

Çocuk yetiştirme konusunda, son zamanlarda gerçekleştirilen araştırmalar, birçok ana babanın çocuk gelişimine ilişkin yeni bilgilerden haberdar olduklarını, ancak bu bilgilerin genellikle uygulanmadığını göstermektedir (UNICEF, 1998). Çocuk yetiştirmeye dair birçok bilgi çeşitli yollarla edinilse de anne çocuk etkileşiminin olumlu yönde geliştirilmesi için sadece bilgi almak, kitap okumak yeterli olamamaktadır (Ersoy ve Sahin, 1999).

İnsanın doğası gereği hayatta kalabilmesi için birileri tarafından ihtiyaçlarının giderilmesi gerekmektedir. Bu ihtiyaçlar özel bir durum olmadıktan sonra, doğumdan önce ve sonra anne tarafından karşılanmaktadır. Bu durum anne ile çocuk arasında güçlü bir iletişim oluşmasını sağlamaktadır. Büyüyen ve gelişen çocuk bu süreçte ailenin diğer üyeleriyle ve başka kişilerle de iletişim kurmaktadır fakat anne çocuk iletişimi yoğunluğu açısından diğer kişilerle olan iletişimlere kıyasla çok daha yoğun olmaktadır. Bu nedenle anne çocuk iletişiminin problem düzeyinin düşük olması önem arz etmektedir. Bunun içinde annenin hem fiziksel hem de ruhsal olarak sağlıklı olması oldukça önemlidir.
Annede görülen ruhsal problemler, çocuğun anneden yeterli ilgi ve sevgiyi bulamamasına ve dolayısıyla çocukta davranış problemlerinin ortaya çıkmasına, duygusal ve bilişsel gelişiminde duraklamaya, bedensel rahatsızlıklara, depresyona, anksiyete ve korkulara, düşmanlığa, saldırganlığa, okula uyum gösterememe, dikkat eksikliği ve hiperaktivite gibi davranış problemlerine neden olabilmektedir (Gürşimşek ve ark., 2006). Davranış problemleri olan çocukların anneleriyle yapılan görüşmelerde, annelerin mutsuz, enerjisiz, çökkün olduğu gözlenmiştir. Bu durumun tam tersi ise çocukları ile ilgili olumlu beklentiler içerisinde olan annelerin çocukları ile ilgili olumsuz duyumlar ve şikâyet alması onların ruhsal durumunu olumsuz etkilediği gözlemlenmiştir. Bu gözlemlerden ve bilgilerden yola çıkılarak çocukların davranış problemleri ile annelerinin depresyon durumu ilişkisi hakkındaki varsayım öne sürülmüştür.
Depresyon, derin üzüntülü bir duygu durum içinde düşünce, konuşma ve hareketlerde yavaşlama ve durgunluk, değersizlik, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık duygu ve düşünceleri ile fizyolojik işlevlerde yavaşlama gibi özellikleri içeren bir sendromdur (Öztürk,1997, Köknel, 1989). Depresyon, insanların yaşama isteklerinin ve zevkinin azaldığı veya kaybolduğu, kendisini derin bir üzüntü içinde hissettiği, geleceğe dair karamsarlık içeren düşünceler, geçmişle ilgili duyulan pişmanlık, ölüm düşüncesinin, ölüm girişiminin ve ölümünde olabildiği, uyku, iştah, cinsel istek ile ilgili fizyolojik bozuklukların olduğu hastalık olarak tanımlanmaktadır (Alper,2001). İnsanlar eski çağlardan beri duygulanım bozukluklarını tanımışlar ve yaşamışlardır. Depresyon ve depresyon belirtilerine ilişkin ilk gözlem Gılgamış Destanı’nda yer almaktadır (Köknel, 1989). Depresyon, duygusal durumla, bellek ve düşünmeyle ilgili değişiklikler, ayrıca davranışsal ve bedensel değişiklikler ile ortaya çıkan, önemli bir hastalık olarak da tanımlanmaktadır(Köroğlu,2013). Öztürk’e göre; bir depresyon nöbetinde şu ana belirtiler genellikle bulunmaktadır;

1. Çökkünlük ve bunaltı ruh hali
2. Psikomotor becerilerde yavaşlama
3. Yorulmanın çabuk isteğin az olması
4. Geçmişte zevk alınan şeylerden zevk almama
5. ilgilerin sınırlılığı
6. Dalgın olma, dikkat yoğunlaştırmada güçlükler
7. Değersizlik içeren düşünceler
8. geçmişe duyulan pişmanlık, gelecekten umutsuz olma
9. uyku bozuklukları
10. iştahın azalması, kiloda düşüş
11. cinsel istekte azalmalar
12 özkıyım düşünceleri(Öztürk,1997).

Depresif duygu durumun en önemli belirtisi her konuya karşı ilgisizliğin yaşanması ve buna eşlik eden çöküntü, hüzün, umutsuzluk olarak olmasıdır. İştah problemleri, beden ağırlığında değişiklikler, uyku bozuklukları, psikomotor ajitasyon, yavaşlama, enerjinin azalması, değersizlik, suçluluk duyguları, düşünmede ve dikkat toparlama da zorluk, ölüm düşünceleri ve intihar girişimleridir. Bu belirtiler kişinin hayatını etkilemektedir(Geçtan,2006) Duygulanımı üzüntü, acı, keyifsizlik halindedir. Bazı hastalar kaygılı, öfkeli, tedirgin olmakla beraber ağlama nöbetleri geçirebilir ve yerinde duramama gözlenebilir(Küllü,2008). Hastalar kendilerini sabaha oranla akşam daha iyi hissedebilir, anksiyete sabah erken saatlerde daha belirgindir(Tan,2008). Çabuk öfkelenebilir, çevresindekilerden nefret edebilir, nadir olsa da sevdiklerine karşı beslediği bütün duygularını yitirmiş görünebilir(Öztürk,1997). Kederli ve tedirgin olmaları yaşamdan zevk almalarını engeller ve zihinsel işlevlerde zayıflamaya yol açar(Köknel,1989). Depresyon hastaları karamsarlıkları nedeniyle gelecek ile ilgili olumsuz beklentilere sahiptirler ve bedensel, ruhsal, toplumsal kökenli sorunlarının ileride kötüleşerek devam edeceğini düşünürler. Bu nedenle intihar girişimleri, düşünceleri ve eğilimleri olur(Köknel,1989). Sosyal ve mesleki işlevler de bozulur.(Şişli Etfal) Çalışmada depresyon tanısından ziyade depresyon düzeyi ile ilgili çalışılmaktadır. Bu nedenle bu belirtileri tamamını ya da birçoğunu gösteren annelerin aile ortamlarının çok sağlıklı olmayacağı düşünülmektedir. Depresyon nedeniyle anne çocuk arasındaki sosyal ilişkilerin bozulması ise depresyonun çocuğu etkilediği önemli bir noktadır.

Bu nedenle sağlıklı bir anneyle kurulan sağlıklı iletişim çocuğun gelişim görevlerini problemsiz ya da az problemli atlatmasını sağlamaktadır. Bunun tam tersi sağlıksız bir anne ile sağlıksız kurulacak ilişki de çocuğun gelişim görevlerini atlatamamasına, zor atlatmasına, problemler yaşamasına ve sonuç olarak da problemli davranmasına neden olacaktır.

Çocuklardan gelişimleri tamamlamalarının yanı sıra, çevresindeki diğer kişilerle olumlu ilişkiler kurması ve sürdürmesi de beklenmektedir. Davranış problemleri, bireyin kendisi ya da başkaları için sorun oluşturabilecek durumlardır. Birkan’a (2002) göre; bir davranış, çocuk o davranışı yapmamayı becerebilecek yeterlilikte olduğu ve yapmaması söylendiği halde, tekrar yaptığında sorunlu davranış olarak kabul edilmektedir.
Duygusal ve davranışsal problemler, üç ve dört yaş çocuklarında oldukça benzerdir. Bu yaşta görülen problemlerin neredeyse yarısı ergenlik döneminde veya ileriki yaşamlarında da devam etmekte ve çocukların önemli bir çoğunluğunda, bu problemin kalıcı olma riski çok yüksek olmaktadır. Ayrıca, bu problemlerin yanında diğer uyum bozuklukları da görülebilmektedir. Bu durum, çocukların ilerideki ruh sağlıkları ile ilgili olup özellikle de antisosyal davranışların habercisi olmaktadır (Galboda-Liyanage, Prince ve Scott, 2003; Coe ve ark., 2003; Hughes ve Ensor, 2006). Davranış problemi gösteren çocuklar, arkadaşları tarafından dışlanabildikleri gibi, onlardan öğrenebilecekleri bazı sosyal becerilerden de yoksun kalabilmektedirler (Erbaş, 2002). Çocukta problem olarak nitelenen belirtiler, çocuğun gelişim dönemi ve belirtilerin hangi sıklık ve şiddette olduğunun dikkatle incelenmesi sonucunda problem olarak tanımlanmalıdır. Dış baskılara bağlı olarak ortaya çıkan ve bir süre sonra yok olan belirtiler sürekli olmadığından problem olarak değerlendirilmemelidir (Arı, Bayhan ve Artan, 1995). Çocuklarda görülen davranış problemleri, çocuktan çocuğa farklılık göstermekte (Le Compte, Okman ve Sükan, 1979) ve duygusal ve davranışsal problemler, çocuklarda yaşlara göre değişik oranlarda görülmektedir. Üç yaşındaki çocukların % 7’sinde hafif veya ciddi derecede problemler, % 15’inde kurallara uymama davranışları görülürken, daha büyük çocuklarda bu oranlar artmaktadır (Ekşi, 1999).

Depresyon düzeyi yüksek olan bir annenin eşi ile ilgili bir takım problemler yaşaması kaçınılmaz görülmektedir. Aile içerisinde yaşanmış ve yaşanacak olan problemler ailenin bütün fertlerini de etkilemektedir. Bu durumda ailenin bütün dengesi sarsılmış olacaktır. Dengesi bozulmuş olan bir ailenin çocuklarına karşı tutumları da elbette ki çok sağlıklı olmamaktadır. Sağlıksız bir durumda olan ailenin ise çocuklarına karşı oldukça farklı sağlıksız tutumlar sergiledikleri gözlenmektedir. Aile tutumlarının sağlıklı olmaması da çocuğun davranış problemleri göstermesine neden olan en büyük unsurlardandır. Yapılan araştırmalarda bunu desteklemektedir. Anne-baba tutumları anne-babanın demokratik, otoriter, duyarsız, mükemmelci, ihmalci, hükmedici, cezalandırıcı, koruyucu veya reddedici tutumlarının çocuk üzerinde çok farklı etkileri olabilmektedir (Arı, 2005).
Demokratik anne-baba tutumuna sahip aile ortamında, anne babalar sıcak ve ilgilidir. Karşılıklı sevgi ve saygı çerçevesinde çocuğun varlığına ve isteklerine saygı duyulmakta, sabırlı ve duyarlı bir şekilde çocuklar dinlenmekte, aile içinde verilecek olan kararlarda çocukların görüşleri alınmakta, çocuğun duygularına değil, davranışlarına sınır konulmakta, eleştiri, kişiliğe değil, yaptığı işe yönelik yapılmaktadır (Nas, 2001; Aslan, 1992). Çocuğa güven duyulmakta ve çocuk desteklenmektedir. Uyulması gereken kurallar önceden belirlenmiş ve sınırları çizildiği için, çocuk, hangi davranışı yaptığında ödül, hangi davranışı yaptığında ceza alacağını bilmektedir (Tuzcuoğlu, 2003). Bu tutuma sahip aile içinde yetişen çocukların genellikle, sosyal yeterliliğe sahip, becerikli, yardımsever, arkadaş canlısı, diğer insanların gereksinimlerine duyarlı olan, ne istediğini bilen, özgüven ve sosyal sorumluluk sahibi çocuklar oldukları görülmektedir (Aslan, 1992).

Otoriter tutuma sahip anne-babalar, çocuğun nedenini kavrayamadığı yasaklar koymakta, kişiliğine yönelik eleştiriler yöneltmekte, çocuğa fiziksel cezanın yanında sözlü cezalar da vermektedirler (Aslan, 1992). Korku nedeniyle ya da anne babasının olası bir patlamasını engellemek için iyi davranan çocuklar, otoriteden uzak olduklarında onlara hizmet edecek olan içsel disiplini geliştirememektedirler (Pantley, 2002). Otoriter ailede yetişen çocuklarda, sevginin esirgenmesi ve sık uygulanan cezalar nedeniyle, olumsuz benlik algısı, kendine güvensizlik, isteksizlik, çekingenlik ve pasif bir kişilik yapısı, özellikle erkek çocuklarda yüksek saldırganlık gibi olumsuz davranışlar geliştiği (Aslan, 1992; Çağdaş, 2003), özgüven eksikliği ve anne-babalarının kendilerini sevmediklerine dair inançlar geliştirilmesi nedeniyle, çocuklar; okulda ve çevrede saldırgan, yaramaz, başkalarına zarar veren ve derslerinde başarısız olan çocuklar durumuna düştükleri (Alıcıgüzel, 2001) belirlenmiştir. Aşırı baskıcı ve otoriter bir aileye sahip olma, böyle bir ailede çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, ilgisizlik ve sevgisizlik yaşanması (Yavuzer, 1999), çocuğun çözemediği korku, kaygı, yalnızlık ve aşağılık duygusu (Pekçağlayan, 1991) gibi faktörler tırnak yeme davranışının sergilenmesine neden olmaktadır. Aşırı hoşgörülü anne-babalar, çocuklarına karşı sıcak ve sevecen olmakla beraber, çocuklarını hiçbir şekilde kontrol etmemekte, çocuklarının bütün konularda kararlarını kendilerinin vermelerine izin vermekte, çocuğa sınırsız haklar tanımakta, çocuğun davranışlarına hiçbir sınırlama getirmemekte, bazen de ihmale varan bir şekilde hatalı davranışlarını bile büyük bir hoşgörü ile karşılayarak kabul etmektedirler. Bu tutuma sahip anne babalar, çocuk kasıtlı olarak çevresine zarar verse bile bu davranışını kabul etmediklerini belirten bir tepki göstermemektedirler (Çağdaş, 2003). Bu tutum içinde yetişen çocuklar kendilerini güvensiz hissetmekte, benmerkezci olmakta, asi ve saldırgan davranışlar sergilemektedirler. Yaşamlarında sınırları öğrenemedikleri için başkalarıyla işbirliği yapamamakta, bu nedenle sosyal ilişkilerde başarısız olmaktadırlar (Yavuzer, 2004). Neyin doğru, neyin yanlış olduğu öğretilse bile, uygulama ve denetleme düzensiz olduğundan, davranışlara sınır çekilmediğinden, verilen cezalar çok yetersiz kalmakta ve çocuk doğru davranışı kazanamamaktadır (Yörükoğlu, 2002). Yaşamaları gereken deneyimleri kazanamadıkları ve aileden ayrılıp sosyal hayatın içine girdiklerinde gereğince hazırlanamadıkları için çoğunluğa uyamamakta, beceriksiz, çekingen, sakar ve korkak görünmektedirler (Altınköprü, 2003).
Dengesiz ve tutarsız tutuma sahip anne babalar, bir gün hoşgörü ile karşılanan davranışı, bir diğer gün cezalandırmakta, çocuklarından bir şey yapmasını istediklerinde ve ceza verdiklerinde de nedenini açıklamamaktadırlar (Çağdaş, 2003). Çocuğa eğitim verilirken, anne-babanın çocuğun normal bir davranışına aşırı tepki göstermemesi, dengeli, tutarlı ve kararlı bir tutum içinde olmaları, çocuğun neyi yapıp neyi yapmayacağını öğrenmesine yardımcı olmaktadır. Bu şekilde davranan anne babalar, aynı zamanda çocuğun sosyalleşme çabasına katkıda bulunmaktadırlar (Gander ve Gardiner, 1993; Alıcıgüzel, 2001). Sürekli dengesiz ve kararsız tutum içinde olan anne-baba kendi tutarsızlıklarını çocuklarına da aktarmakta ve sürekli tutarsız davranış ve tutumlarla karşı karşıya kaldığı için çocuk da şaşırmakta; korkular, kuruntular ve ilgiyi üstüne çekecek sorunlar çıkarmaktadırlar (Yörükoğlu, 1992). Aşırı koruyucu tutuma sahip anne babalar, gerektiğinden fazla kontrol, özen ve ilgi gösterilerek çocuğun her türlü ihtiyacını karşılamakta, her türlü hareketine ve ilişkisine sınırlamalar getirmekte, çocuk adına her türlü kararı vermekte, çocuğun gereksinim duymadığı olaylarda bile müdahale etmekte, çocuğun yapması gereken birçok şeyi, çocuk üzülmesin, yorulmasın, zorlanmasın düşüncesiyle kendileri yapmaktadır (Tuzcuoğlu, 2003; Navaro, 1989). Böylece, çocuğun bağımsız davranmasını ve kendine güven duymasını engellemekte, savunmasız, çabuk uyum gösteren, diğer kimselere aşırı bağımlı, dıştan denetimli, sürekli başkalarının yönetiminde olmaya eğilimli, güvensiz ve utangaç bir kimlik kazanmalarına neden olmaktadırlar. Bu tutuma sahip ailede yetişen çocuklar, kendi yaşamlarındaki olaylardan kendilerini değil, başkalarını sorumlu tutmaktadırlar (Navaro, 1989; Cüceloğlu, 2005). Hatta bu bağımlılık çocuğun yaşamı boyunca sürebilmekte ve aynı koruyucu tutumu gelecekte eşinden de bekleyebilmektedir (Yavuzer, 2004). Evde aşırı bir koruma ve yardım ortamı içinde yetişen çocuk, aile bireyleri arasında dengeli, iyi huylu ve mutlu bir izlenim bırakabilmekte, ancak ev dışında, bu özenden yoksun olduğu bir çevrede, örneğin okulda, çekingen, mutsuz ve beceriksiz olabilmektedir (Altınköprü, 2003). Aşırı koruyucu anne-baba davranışları, çocuklarda okul fobisinin ortaya çıkmasına (Başal, 2012), gece altını ıslatmalara, içine kapanmaya ve utangaçlık görülebilmesine neden olmaktadır (Yavuzer, 1998)

Reddedici ve itici tutuma sahip anne-babalar, çocuğu çeşitli nedenlerden dolayı istememekte ve ona karşı düşmanca duygular beslemektedirler (Çağdaş 2003). Bu tutuma sahip ailede yetişen, reddedilme duygusunu yaşayan, anne babalarının sevgi, ilgi ve şefkatinden yoksun olan çocuklarda olumlu bir benlik saygısı ve özgüven duygusu gelişememekte, sürekli bir şeyi ya da sahip olduklarını kaybetme korkusu ve insanlara güvensizlik duygusu gelişmektedir. Beklenilen davranışları gösterdiği halde, yine de kabul edilmeyen çocuk, onaylanan ve onaylanmayan davranışlarının ayrımını yapmada güçlük çekmektedir (Geçtan, 2006; Tuzcuoğlu, 2003; Çağdaş, 2003). Bu tür bir ortamda yetişenler, normal çocukların canlılığından yoksun olup, sevgisizlikten kaynaklanan duygusal bir açlık içindedirler (Geçtan, 2006).

Denetleyici ve yargılayıcı bir tutum içinde olan anne babalar, çocuğun tutum ve davranışlarını değiştirme amacı taşımaktadırlar (Yavuzer, 1998). Denetleyici anne babaların çocukları, sürekli bir denetim altında oldukları için, bu çocukların en küçük yanılgıları ve yaramazlıkları gözden kaçmamakta; hemen üstünde durulmakta ve düzeltme yoluna gidilmektedir. Çocuğun kurallara sıkı sıkıya uyması beklenmekte ve durum ve koşullar ne olursa olsun, anne-babaya boyun eğmesi gerekmektedir (Yörükoğlu, 2002). Yargılayıcı tutumda ise; anne ve babalar sürekli olarak, çocuğun davranışlarını “iyi”, “kötü”, “ayıp” biçiminde değerlendirdiğinden, çocuklar küçük yaştan itibaren yargılama tutumunu içselleştirmektedirler. Yargılayıcı tutum, çocuğun kendisini anlaşılmamış, itilmiş, haksızlığa uğramış birisi olarak görmesine neden olmakta, böylece çocuk, iletişimi kesip, savunmaya geçmeye ve karşılık vermeye zorlanmaktadır (Cüceloğlu, 1996; Kaya, 2003). Çocuklarını olumsuz yönde sürekli eleştiren, kısıtlayan, onların duygu ve düşüncelerini doğal bir biçimde ifade etmesini engelleyen anne babalar, pısırık, çekingen, içine kapalı, alıngan bireyler yetiştirmektedirler (Cüceloğlu, 1996).Farklı tutumlarda yetişen çocuklarda farklı davranışlar gelişmektedir (Hakan, 2003).

Davranış problemleri en belirgin olarak okul ortamında fark edilir. Bir toplumsal yapı olan okul birbirinden farklı insanların uyumlu yaşaması gerektiği bir ortamdır. Bahsedilen uyum ortamının ve toplumdaki bireylerin huzurlu bir şekilde yaşayabilmeleri için her bireyin yerine getirmesi gereken bir takım kurallar ve beklentiler mevcuttur. Okul belirli bir amaca hizmet eden bir kuruluştur. Planlanan eğitim öğretim hizmetini yerine getirme zorunluluğu söz konusudur. Bu nedenle okulda eğitsel çabaları engelleyen her türlü davranış, istenmeyen davranış olarak adlandırılır. İstenmeyen davranışlardan bazıları, en büyük etkisini davranışı yapan üzerinde gösterir; ama bir kısmı bunun ötesinde öğretmeni, dersi ve sınıfın tümünü olumsuz etkiler. Sınıftaki istenmeyen davranışlar; sınıf düzenini ve eylemlerini bozar, amaçlara ulaşmayı engeller ve özellikle zaman kaynağının kötü kullanımına neden olur (Başar, 2003:117). Öğrencilere işe yaramayan ve zararlı davranışlardan ya da modellerden arındırılmış bir çevre sunmak okulun temel işlevlerinden biridir (Başaran, 1996). Bu işlevini yerine getirebilmek amacıyla okul, çevrede var olan ama istenmeyen davranışlara dışarıda tutarak, öğrencilere örnek alabilecekleri modellerden ve kazandırılmak istenen davranış kalıplarından oluşan temiz bir çevre hazırlamalıdır. Ancak buna rağmen okullarda zaman zaman hırsızlık, dayak, saldırganlık vb. şiddet olayları meydana gelmektedir (Öğülmüş,1995).
Son zamanlarda bu olayların sayısının gittikçe arttığı batılı ülkeler, çeşitli tedbirler alarak okulun içindeki bireyleri korumaya çalışmaktadır. Ancak ülkemizde gerekli tedbirlerin alınmaması okul içi şiddet ve saldırganlık olaylarının artmasına neden olmaktadır.

Sınıfta istenmeyen davranışlar öğrenme ve öğretme sürecini, zaman yönetimini ve sınıf yönetimini olumsuz etkilemektedir. Öğretmenin öğretim ortamını iyi düzenlenmesinde ve içeriği öğrencilere kazandırmasında sınıftaki istenmeyen davranışlar önemli derecede rol oynar. Öğretimin iyi bir şekilde düzenlenmesini ve sürdürülmesi de sınıftaki istenmeyen davranışlar etkiler.
Okulda eğitsel çabaları engelleyen her türlü davranış, istenmeyen davranış olarak adlandırılır. İstenmeyen davranışlardan bazıları, en büyük etkisini davranışı yapan üzerinde gösterir; ama bir kısmı bunun ötesinde öğretmeni, dersi ve sınıfın tümünü olumsuz etkiler. Sınıftaki istenmeyen davranışlar; sınıf düzenini ve eylemlerini bozar, amaçlara ulaşmayı engeller ve özellikle zaman kaynağının kötü kullanımına neden olur (Başar, 2003:117). Martin ve Pear (1992)’ göre istenmeyen davranış, öğretmenin beklentileri ile öğrencilerin davranışları arasındaki farktır. Örneğin, öğretmenler öğrencilerin derse karşı ilgi ve dikkat göstermelerini beklerken, öğrenciler uyumak isteyebilirler (Sadık, 2008: 47).
Charles (1999), öğretmenlerin üzerinde görüş birliğine vardığı beş tip istenmeyen öğrenci davranışından söz etmektedir: Saldırgan davranışlar: Öğretmene ya da diğer öğrencilere karşı fiziksel ya da sözel saldırı. Ahlaka aykırı davranışlar: Kopya çekme, yalan söyleme, hırsızlık. Otoriteye meydan okuma: Reddetme, karşı çıkma, öğretmenin istediklerini yapmaktan kaçınma. Dersi bölme: Yüksek sesle konuşma, bağırma, sınıf içinde dolaşma, komiklik yapma. Sorumluluk almaktan kaçınma: Amaçsızca etrafta dolaşma, yerinden kalkma, verilen görevleri yapmama, işi savsaklama, işi oyalanarak yapma, uyuklama (Sadık, 2008: 50). İstenmeyen davranışlar sınıflandırılırken dört temel ölçüt kullanılabilir. Bunlar; davranışın, öğrencinin kendisin ya da sınıftaki arkadaşlarının öğrenmesini engellemesi; davranışın öğrencinin kendisi ya da arkadaşlarının güvenliğini tehlikeye sokması; davranışın, okulun araç ve gereçlerine ya da arkadaşlarının eşyalarına zarar vermesi; davranışın, öğrencini diğer öğrencilere sosyalleşmesini engellemesidir (Korkmaz, 2002,175; Çelik, 2005:171).

Çocukların davranış problemleri göstermelerinde, anne baba- çocuk arasındaki karşılıklı etkileşimin rolü çok önemlidir (Kandır, 2000). Anne-baba arasındaki anlaşmazlıklar, aile bütünlüğünün bozulması (Sezer, 2006), çocuğun stresli bir aile ortamı içinde yetişmesi (Beautrais, Fergusson ve Shannon, 1982), yoksulluk (Sezer, 2006; Anselmi ve ark., 2004), baba yokluğu, ailenin çocukla yeteri kadar ilgilenmemesi, çocuğun uzun süre aile dışında yetiştirilmesi, çocuğun ebeveynlerinden biri tarafından terk edilmesi (Ziyalar, 1984) gibi nedenler çocukları olumsuz etkileyerek, alt ıslatma, tırnak yeme, yalan söyleme, inatçılık, okula gitmek istememe, iştahsızlık ve çalma gibi davranış problemlerine yol açabilmektedir (Sezer, 2006). Demokratik anne-baba tutumuna sahip aile ortamında, anne babalar sıcak ve ilgilidir. Karşılıklı sevgi ve saygı çerçevesinde çocuğun varlığına ve isteklerine saygı duyulmakta, sabırlı ve duyarlı bir şekilde çocuklar dinlenmekte, aile içinde verilecek olan kararlarda çocukların görüşleri alınmakta, çocuğun duygularına değil, davranışlarına sınır konulmakta, eleştiri, kişiliğe değil, yaptığı işe yönelik yapılmaktadır (Nas, 2001; Aslan, 1992).

Araştırmacılarında belirttiği gibi sağlıklı bir bireyin yetişmesi için sağlıklı bir aile ortamının, sağlıklı ebeveyn ilişkisinin ve en önemlisi sağlıklı ebeveynlerin olması gerektiği düşünülmektedir. Depresyon düzeyi yüksek bir annenin, çocuğun problemli davranışlar sergilemesi ile ilişkisi ise tartışma konusudur. Annenin depresyon düzeyinin çocuğun problemli davranışlar sergilemesi ilişkisini araştırmak çocukların davranış problemlerinin kaynağını anlamaya yardımcı olacaktır ve problemli davranışların önlenmesi için yapılan çalışmalara katkı sağlayacaktır. Bu nedenle bu araştırmada davranış problemi gösteren çocuklarla annelerinin depresyon düzeyi arasındaki ilişki incelenecektir.

Gereç ve yöntem
1.Örneklem
Çalışmaya İstanbul ili Küçükçekmece ilçesi Kanarya ortaokulunda okula devam eden, yaşları 10-15 arasında olan 4'ü kız, 5'i erkek olmak üzere okulda davranış problemleri sergileyen 9 çocuk ve anneleri problemli davranış grubu olarak alındı. Bu çocukların tümü okul içerisinde ve sınıf içerisinde tekrarlayan davranış problemi sergileyen, davranış problemleriyle ilgili çok defa uyarılan ve bunun farkında olan fakat herhangi bir değişimin olmadığı davranış problemini tekrarlamaya devam eden öğrencilerdir. Bu öğrencilerin seçiminden sonra, öğrencilerin derslerine giren öğretmenler tarafından seçilen öğrencileri kontrol etmeleri sağlanıp, öğretmenlerin tekrar eden davranış problemi yoktur dediği çocuklar çalışmaya alınmamıştır. Öğrenciler kavga etmek, küfürlü konuşmak, dersin işlenmesini engellemek, gürültü yapmak, yalan söylemek, başkalarına ve başkalarının eşyalarına zarar vermek, okula geç gelmek, okuldan kaçmak, sınıfa geç girmek, öğretmene bağırmak gibi davranış problemlerinden birkaçını tekrarlamaktadırlar.
Belirtilen davranış problemlerini tekrarlayan bir şekilde sergilemeyen, kurallara uyan, eğitim öğretim ortamının sağlıklı olmasını engellemeyen ve uyumlu olan kurallara uyan, kuralların uygulanmasına yardımcı olan, çevresine ve öğretmenlerine saygılı, iyi iletişim kurabilen aynı okulda okuyan 8'i kız, 6'sı erkek olmak üzere 14 çocuk ve anneleri uyumlu davranış grubu olarak alındı. Annelerin hepsine Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulandı. Çalışmaya alınan öğrencilere herhangi bir uygulama yapılmayıp yalnızca annelerine uygulama yapılmıştır. Bu nedenle öğrencilerin annesine araştırmayla ilgili kısa bir bilgi verilip, katılımın gönüllü olduğu belirtilmiştir. Katılmama durumda herhangi bir sorumluluklarının olmadığı ve bu nedenle baskı hissetmemeleri yönünde konuşma yapılmıştır. Bir kaç anne çalışmaya katılmayı reddedip katılamamışlardır. Çalışmaya katılan velilere de bilimsel bir çalışmaya verdikleri destekten ötürü teşekkür edilmiştir. Örneklemin okul olmasından ötürü kurum müdürüne de gerekli bilgi verilip çalışma ile ilgili izin kurum müdürü tarafından alınmıştır.
2.Araçlar
Bu çalışmada annelerin depresyon düzeyini belirleyebilmek için Beck Depresyon Envanteri Kullanılmıştır. Beck Depresyon Envanteri (BDE; Beck, Ward, Mendelson, Mock & Erbaugh, 1961) depresyonda görülen, bedensel, duygusal, bilişsel ve güdüsel belirtileri ölçmek üzere geliştirilen bir ölçektir. Beck, Steer ve Garbin (1988), gözden geçirme yazılarında. BDE'nin psikiyatri hastalarında ve normal örneklemlerde depresif belirtilerin şiddetini değerlendirmede dünyada en yaygın olarak kullanılan araçlardan biri olduğunu belirtmişlerdir. 1961 yılında İngilizce olarak geliştirilen BDE, birçok dile çevrilmiş ve yüksek düzeylerde kültürler arası güvenirlik ve geçerlilik göstermiştir. Bu ölçeğin Türkçeye uyarlama çalışması Hisli (1988) tarafından yapılmıştır. BDE'nin amacı depresyon tanısı koymak değil, depresyon belirtilerini nesnel olarak sayılara dökmektir. Ölçekteki 21 madde klinik gözlemler sonucu türetilmiştir ve depresif psikiyatri hastaları tarafından sıklıkla gösterilen, depresif olmayan psikiyatri hastaları tarafından ise nadiren gösterilen tutumların ve belirtilerin bir birleşimidir. Yirmi bir sorudan oluşan bir kendini değerlendirme envanteridir. Her sorunun puanı 0-3 arasında değişmekte olup ölçeğin toplam puanı 0-63 arasında değişebilmektedir. Ölçeğin kesme puanı 17 olarak belirlenmiştir ve yirmi puan üzerindeki sonuçlar orta şiddette ya da ağır depresyonun varlığına işaret etmektedir.
Bu çalışmada Beck Depresyon Envanteri (BDE) ortalamaları tek yönlü varyans analizi ile test edilmiştir. Tek yönlü varyans analizi, ilişkisiz iki ya da daha çok örneklem ortalaması arasındaki farkın sıfırdan anlamlı bir şekilde farklı olup olmadığını test etmek üzere uygulanır (Büyüköztürk 2002). İki grubun karşılaştırılması t testi ile yapılmıştır. T testi ortalamalar arasındaki farkın manidar olup olmadığını test etmek için kullanılmaktadır (Büyüköztürk 2002). Tüm verilerin değerlendirilmesinde SPSS for Windows paket programı kullanılmıştır.
Bulgular
Bu çalışma sonucunda elde edilen bulgular; problemli davranış gösteren çocukların annelerinin depresyon düzeylerinin, problemli davranış göstermeyen çocukların annelerinin depresyon düzeylerine göre daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Çalışmaya yaşları 10-15 arasında değişen toplam 23 çocuk ve bu çocukların anneleri alındı. Tüm problemli çocukların annelerini problem grubu (PG) olarak ele aldığımızda PG ile uyumlu çocukların annelerinin olduğu uyumlu grup (UG) kontrol grubu şeklinde ele alınıp karşılaştırılmaktadır. İki grup karşılaştırıldığında problem grubundaki annelerin depresyon puanlarının ortalamaları (22,00), uyumlu gruptaki annelerin depresyon puanlarının ortalamaları (11,21) çıkmıştır (Tablo 1). Bu durumda Problem grubu üyelerinin ortalamaları Beck Depresyon Envanteri kesme puanı olan 17 puanın üzerinde olduğu, uyumlu grubun üyelerinin ise altında olduğu saptanmıştır. Ayrıca 20 puan üzeri çıkan sonuçların orta şiddette ya da ağır şiddette depresyona işaret olduğu bilinmektedir, bu sonuç ile problem grubu üyelerinin çoğunluğunu bu sınıra yakın ya da bu sınırı geçtiğini söyleyebiliriz.

Tablo 1. Problem grubu ile Uyum grubunun BDE'den aldıkları puanların ortalamaları
Çocuklarin Anneleri N Mean Std. Deviation Std. Error Mean
BDE'den Alinan Puan problemli çocugun annesi 9 22,0000 11,51086 3,83695
uyumlu çocugun annesi 14 11,2143 8,58602 2,29471

Bu iki grup arasında BDE puanları açısından anlamlılık incelendiğinde, anlamlı düzeyde bir farklılık saptanmıştır. PG grubundaki annelerin depresyon puanları UG grubundaki annelerin depresyon puanlarına kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksekti ( t=2.575, p< .05 ).


Tartışma
Bu çalışma sonucunda; problemli davranış gösteren çocukların annelerinin depresyon düzeyinin, problemli davranış göstermeyen, uyumlu çocukların annelerinin depresyon düzeyine göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Annelerin depresyon düzeyi ile çocukların problemli davranış göstermesi arasında anlamlı bir ilişki vardır. Bazı kültürlerde olduğu gibi bizim kültürümüzde de genellikle ailenin geçimi ile ilgili maddi sorumlulukları babalar üstlenirken, anneler daha çok evde kalmakta ev dışında iş ortamı olamadığı gibi arkadaş ilişkileri de daha sınırlı olmakta ve gün boyunca çocukların bütün ihtiyaçlarını üstlenmek durumunda kalmaktadır. Anne çocuk arasındaki bu bağ, anneye ya da çocukta her hangi bir problem durumunda birbirinden bağımsız olması beklenememektedir. Bu nedenle çocukların problemli davranış göstermeleri ile annelerinin depresyon düzeyi arasında anlamlı düzeyde ilişki olması beklenen bir sonuçtu.

Bu anlamlı ilişkinin oluşmasının iki temel nedeni olabilir. Bunlardan biri; çocuğun problemli davranışlar göstermesi nedeniyle anneye okul ve çevre tarafından şikâyetler gelmesi, çocuğun davranışları nedeniyle akademik başarısının düşük olması, çocuğun davranışları nedeniyle riskli ve problemli ortamlara girmesi anneyi çocuk üzerinde daha çok düşünmeye itip daha çok kaygılanmasına neden olabilir. Her anne çocuğu ile ilgili güzel beklentiler içerisindedir. Bu beklentilerin yıkılması, zora girmesi annelerin hayal kırıklığına uğrayıp mutsuz olmalarına neden olabilir. O nedenle bu durumlar annenin depresyon düzeyini olumsuz yönde etkileyecektir. İkinci neden ise annenin depresyon düzeyinin yüksek olmasından ötürü çocuğun davranış problemleri göstermesidir. Her çocuk annesinden ilgi, sevgi ve zorlandığında yardım bekler. Depresyon düzeyi yüksek olan bir annenin çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenmesi zor olacaktır. Annenin çocuklarına yeteri ilgiyi, sevgiyi, özeni gösterememesi ile birlikte çocuğun karşılaştığı güçlükleri sağlıklı bir yolla çözmeyi öğrenememesi olasıdır. Devam eden olumsuz süreçleri tekrarlayarak, öğrenip pekiştirmesi ve annenin bu olaylar gerçekleşirken kendi sıkıntılarından dolayı etkisiz ve ilgisiz olması çocuğun davranış problemlerini sergilemesini pekiştirmesine neden olabilir. Bu iki neden döngüsel olarak da birbirlerini tetikleyebilirler. Yani annenin depresifliği ile çocukla ilgilenememesi, çocuğun bu ilgisizlikle problemli durumlar yaşaması ve anneyi olumsuz etkilemesi, annenin olumsuz duruma karşı çocuğunun problemlerine çözüm bulamayıp üzerine çocuğa daha da olumsuz tavırlar içerisine girmesi bu durumu olumsuz bir döngü içerisine itebilir.
Bu çalışma da çocukların davranış problemli olması ile annelerin depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemekteyiz. Bu çalışma sonucunda anlamlı bir sonuca ulaşılmaktadır. Depresyon ve problemli davranışlarla ilgili birçok araştırma çalışması mevcuttur. Bu iki olgunun birçok nedeni olduğu bilinmektedir. Bu çalışma bu iki olgu ile ilgili ele alınmamış olan ilişkiyi incelemekte olup hem annelerin depresyonu için hem de çocukların problemli davranışları için yeni bir bakış açısı kazandırmaktadır. Bununla birlikte okullarda yaşanan problemli çocuk vakalarına farklı bir bakış açısı getirilmesi sağlanmaktadır. Olayları incelerken ve değerlendirirken araştırma sonucunda çıkan ilişkininde dikkate alınması ve incelenmesi gerekmektedir. Bunun sonucunda bireylerin ilk toplum yaşantısı deneyimi olan okullardaki yaşantılarının daha sağlıklı geçmesi, aynı zamanda okulun kendi amaçlarına yönelik yapmış olduğu çalışmaların daha verimli ve sağlıklı olması sağlanabilir. Daha ileri ki boyutta sağlıklı bireyler, sağlıklı aileler ve sağlıklı toplum genellemesi yapılabilir. Bu amaç içinde araştırmamızda çıkan sonucu dikkate almalı, psikolojik desteğe ihtiyacı olan bireylere gerekli müdahale ve yardım yapılması sağlanmalıdır.


T.C ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KLİNİK PSİKOLOJİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI - ORTAOKUL ÇAĞINDAKİ ÇOCUKLARIN DAVRANIŞ PROBLEMLERİ GÖSTERMELERİYLE, ANNELERİNİN DEPRESYON DÜZEYLERİYLE ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ - İLERİ ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ VE BİLİMSEL MAKALE YAZIMI DERSİ ÖDEV ÇALIŞMASI

Hazırlayan
Kerem ÇETİNKAYA
İstanbul, OCAK 2016


Kaynaklar
Alper,Y.(2001).Depresyon Psikoterapisi.(1.baskı). İstanbul: Alfa Yayınları
Alıcıgüzel, İ. (2001). Çağdaş okulda eğitim ve öğretim. İstanbul: Sistem Yayıncılık.
Altınköprü, T. (2003). Eğitim açısından çocuk psikolojisi- Çocuğun başarısı nasıl sağlanır? 11. Baskı, İstanbul: Hayat Yayıncılık.
Altıntas, E. ve Gültekin, M. (2003). Psikolojik Danısma Kuramları. İstanbul: Alfa Yayınları.
Anselmi, L., Piccinini, C. A., Barros, F. C. & Lopes, R. S. (2004). Psychosocial determinants of behaviour problems in Brazilian preschool children, Journal of Child Psychology and Psychiatry, 45(4), 779-788.
Arı, R. (2005). Gelişim ve öğrenme. 2. Baskı, Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Arı, M., Bayhan, P. ve Artan, İ. (1995). Farklı ana-baba tutumlarının 4–11 yaş grubu çocuklarında görülen problem durumlarına etkisinin araştırılması, 10. YA-PA Okulöncesi Eğitimi ve Yaygınlaştırılması Semineri, s. 23-38.
Aslan, E. (1992). Benlik kavramı ve bireyin yaşamındaki etkileri, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, 4, 7-14.
Başal, H. A. (2012). Gelişim ve psikoloji, Nasıl mutlu ve başarılı bir çocuk yetiştirebilirim?, Bursa: Ekin Yayınları.
Başar, M. (2003). Hiperaktif öğrenciyle öğretmenin dört yılıVaka analizi, Yaşadıkça Eğitim, 79, 28-32.
Beautrais, A. L., Fergusson, D. M. & Shannon, F. T. (1982). Family life events and behavioral problems in preschoolaged children, Pediatrics, 70(5), 774-779.
Birkan, B. (2002). Çocuklarda davranış sorunları ve başa çıkma yolları, Çoluk Çocuk Aylık Anne Baba Eğitimci Dergisi, 17, 18-20.
Cüceloğlu, D. (1996). Yeniden insan insana. 13. Basım, İstanbul: Remzi Kitabevi.
Cüceloğlu, D. (2005). İçimizdeki çocuk. 36. Basım, İstanbul: Remzi Kitabevi.
Çağdaş, A. (2003). Anne-baba-çocuk iletişimi. Konya: Eğitim Kitabevi Yayınları.
Ekşi, A. (1999). “Çocuğun ruhsal ve bilişsel gelişim dönemleri ve dönemlere özgü sorunları”, Ben hasta değilim. Ed. Aysel Ekşi, İstanbul: Nobel Tıp Kitabevi.
Erbaş, D. (2002). Problem Davranışların azaltılmasında olumlu davranışsal destek planı hazırlama”, A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Dergisi, 3(2), 41-50.
Ersoy, Ö.ve Sahin, F.T. (1999). 0-6 Yas Döneminde Anne-Baba Egitiminin Önemi. Mesleki Egitim Dergisi. Cilt: 1, (1), 58-62.
Galboda-Liyanage, K. C., Prince, M. J. & Scott, S. (2003). Mother-Child Join activity and behaviour problems of preschool children, Journal of Child Psychology and Psychiatry, 44(7), 1037–1048.
Gander, J.M. & Gardiner, H.W. (2001). Çocuk ve ergen gelişimi. Ankara: İmge Kitabevi.
Geçtan, E. (2006). İnsan olmak. İstanbul: Metis Yayınları.
Geçtan, E. (1988). Psikanaliz ve Sonrası. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Güler, T. (2007). Okul Öncesi Egitime Giris. (Ed. G.Haktanır). Ankara:
Anı Yayıncılık.
Gürşimşek, I., Girgin, G., Harmanlı, Z. ve Ekinci, D. (2006). “Annenin ruhsal belirtileri ile 5-6 yaş dönem çocuklarının davranış problemleri arasındaki ilişkinin incelenmesi”, Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi 1. Uluslararası Okulöncesi Eğitim Kongresi Bildiri Kitabı, III. Cilt, s. 359369. İstanbul: YA-PA Yayınları.
Hakan, S. (2003). Anadolu Lisesi öğrencileri ile yurt dışı yaşantısı geçiren ve anadolu liselerine gelen öğrencilerin ana baba tutumlarını algılamaları açısından karşılaştırılması, Milli Eğitim Dergisi, Sayı 159, http://dhgm.meb.gov.tr/yayimlar/dergiler/Milli_Egitim_De rgisi/159/hakan.htm (Erişim Tarihi: 10.04.2013).
Hughes, C. & Ensor, R. (2006). Behavioural problems in 2-yearolds: Links with individual differences in theory of mind, executive function and harsh parenting, Journal of Child Psychology and Psychiatry, 47 (5), 488–497.
Kandır, A. (2000). Öğretmenlerin beş-altı yaş çocuklarında görülen davranış problemlerine ilişkin bilgi ve tutumları, Gazi Üniv. Mesleki Eğitim Fakültesi Dergisi, 2(1), 42-50.
Kaya, C. (2003). Öğretmenlere öneriler. İstanbul: Zambak Yayınları.
Kagıtçıbası, Ç. (1999). ‘Çocuklarda Saglıklı Gelisme Sorunları ve Psikolojinin Rolü’ Ben hasta degilim: Çocuk Saglıgı ve Hastalıklarının Psikososyal Yönü (Ed. A. Eksi). İstanbul: Nobel Tıp Kitabevi.
Korkut, F. (1996). Anne Baba Eğitim Grupları. Çağdas Eğitim Dergisi, 21(21D),12-15.
Köknel, Ö. (1989). Depresyon:Ruhsal Çöküntü. Altın Kitapları Yayınevi,İstanbul.
Köroğlu,E.(2013).Depresyon Nedir?Nasıl Baş Edilir?(4.Baskı).Ankara:Hekimler Yayım Birliği.s 11-46-72.
Le Compte, G., Okman, G. ve Sükan, Z. (1979). Çocuğunuz ve siz: Anababaya kılavuz. Editör: Selçuk Özgediz, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları.
Nas, R. (2001). Metinlerle ilk okuma yazma öğretimi. 2. Baskı, Bursa: Ezgi Kitabevi.
Navaro, L. (1989). “Aşırı koruyuculuğun çocuk eğitimine etkileri”, Ya-Pa 6. Okul Öncesi Eğitimi ve Yaygınlaştırılması Semineri, 12-13 Mayıs, İstanbul: Ya-Pa Yayınları.
Öztürk, M.O.(1997). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Hekimler Yayın Birliği
Pantley, E. (2002). Çocuklarımıza verdiğimiz gizli mesajlar. Çev. H. Gürel, Ankara: Hsb Yayıncılık.
Pekçağlayan, N. (1991). “Davranış «bozukluklarının ve problem durumlarının çözümünde uygulanan teknikler”, Okulöncesi Eğitimcileri İçin El Kitabı 1, Editör. Şule Bilir, s. 45-51. Ankara: Hüner Matbaacılık.
Sezer, Ö. (2006). Okul öncesi dönemde bulunan çocuklarda sık rastlanan uyum ve davranış bozuklukları ve bu bozukluklara ilişkin öğretmenlerin görüşleri, Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi 1. Uluslararası Okulöncesi Eğitim Kongresi Bildiri Kitabı, III. Cilt, s. 280-293, İstanbul: YA-PA Yayınları.
Sonuvar, B. (1999). ‘Çocuk Ruh Saglıgı yönünden koruyucu Etkenler’ Ben Hasta Degilim Çocuk Saglıgı ve Hastalıklarının Psikososyal Yönü. _stanbul: Nobel Tıp Kitabevi
Tan, O.(2008). Depresyon (1. Baskı) İstanbul:Timaş Yayınları.S. 136-137
Topbaş, M. (2004), “İnsanlığın Büyük Ayıbı; Çocuk İstismarı” TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni, c.3, ss.76-80.
Tuzcuoğlu, N. (2003). Anne baba olmanın altın kuralları, Bir aile olmak. İstanbul: Morpa Yayınları.
UNİCEF (1989). Çocuk Haklarına Dair Sözleşme. (27 Ocak 1995 tarihli ve 22184 sayılı Resmi Gazeteden alınmıştır.)
Küllü, Z. (2008). Özürlü Çocuk Sahibi Ebeveynlerde Depresyon Durumunun Değerlendirilmesi.Erciyes Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi. Kayseri.
VanFleet, R. (2007). Nisan Filial Terapi Eğitimi Çalışma grubu notları Psikolojik Danışmalık Merkezi tarafından düzenlenen. İstanbul.
Yavuzer, H. (1998). Çocuk eğitimi el kitabı. 6. Basım, İstanbul. Remzi Kitabevi.
Yavuzer, H. (1999). Çocuk psikolojisi. 18. Basım, İstanbul: Remzi Kitabevi.
Yavuzer, H. (2004). Ana-baba ve çocuk. 17. Basım, İstanbul: Remzi Kitabevi.
Yörükoğlu, A. (1992). Değişken toplumda aile ve çocuk. 4. Baskı, İstanbul: Özgür Yayınları
Yörükoğlu, A. (2002). Çocuk ruh sağlığı, Çocuğun Kişilik gelişimi eğitimi ve ruhsal sorunları. 25. Basım, İstanbul: Özgür Yayın Dağıtım.
Ziyalar, A. (1984). Okulöncesi çocuklarda kötü alışkanlıklar ve davranış bozuklukları, Aile ve Çocuk Dergisi Konferansları, 4, 228-238. Ak Yayınları.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Ortaokul Çağındaki Çocukların Davranış Problemleri Göstermeleriyle, Annelerinin Depresyon Düzeyleriyle Arasındaki İlişkinin İncelenmesi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Dnş.Kerem ÇETİNKAYA'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Dnş.Kerem ÇETİNKAYA'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Kerem ÇETİNKAYA Fotoğraf
Psk.Dnş.Kerem ÇETİNKAYA
İstanbul
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi7 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Dnş.Kerem ÇETİNKAYA'nın Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,482 uzman makalesi arasında 'Ortaokul Çağındaki Çocukların Davranış Problemleri Göstermeleriyle, Annelerinin Depresyon Düzeyleriyle Arasındaki İlişkinin İncelenmesi' başlığıyla benzeşen toplam 26 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


05:39
Top