2007'den Bugüne 84,900 Tavsiye, 26,557 Uzman ve 18,913 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Köpeklerde Topallığa Neden Olan ve Nadir Karşılaşılan Bazı Ortopedik Hastalıklar
MAKALE #2157 © Yazan Vet.Hek.Doç.Dr.M. Alper ÇETİNKAYA | Yayın Ocak 2009 | 12,298 Okuyucu
KEMİK KİSTLERİ

Kemik kisti; içi sıvı dolu, genellikle bir membranla çevrili, kabaca görülebilen serbest boşluklardır.Köpeklerde 3 türlü kemik kisti bildirilmiştir; subkondral, kistik (basit) ve aneurizmal.

Subkondral kemik kistleri osteochondritis dissecans lezyonlarına bağlı olarak gelişir. Kistlerin içi synovial membran ile kaplıdır ve fibröz, mukoid (mixoid) ya da serosanguinöz sıvı ile doludur.

Kistik (basit) kemik kistleri uzun kemiklerde şekillenir, daha çok antebrachium kemiklerinde rastlansa da diğer kemiklerde de gözlenebilir.Nedeni bilinmemektedir, ancak metafizdeki kansellöz kemikte bir bölgede şekillenen avasküler nekrozun neden olabileceği ileri sürülmektedir. Basit kemik kistleri bir (monostotik) veya birden fazla (poliostotik) kemikte şekillenebilir. Bunlar fibröz bağdoku ile kaplı şekilde olup, içi serosenguinöz sıvı ile doludur. İri yapılı köpek ırkları etkilenir ve genellikle erken yetişkinlik döneminde tanı konur. Basit kemik kistleri asemptomatik olabilir ya da topallık oluşturabilir, ayrıca patolojik bir kırığa da neden olabilir.

Aneurizmal kemik kistleri köpeklerde, kedilerde, atlarda ve insanlarda rastlanır. Aneurizmal kemik kistleri büyük vasküler sinusoidlerle dolu olmaları nedeniyle subkondral ve kistik kemik kistlerinden farklıdır. Ek olarak aneurizmal kemik kistleri genişlemeye yatkındır ve çevre yumuşak dokulara yayılabilen lokal olarak yaygın (invasive) osteolitik lezyonlardır. Aneurizmal kemik kistleri neoplastik olarak sınıflandırılsa da, ileri sürülen bir neden de intraossöz arterivenöz şantlardır.Kistlerin tanısı, genellikle 2-14 yaşlarda yoğunlaşır.Bu kistik yapı her kemikte şekillenebilse de, daha çok appendiküler iskelet sisteminin kemiklerinin predisposizyonu söz konusudur. Hastada gözlenen ilk 4-18 aylık dönemdeki klinik bulgular, lokal ağrı ve şişkinliktir.

Basit kemik kistlerinin geleneksel sağaltım yöntemi, küretaj ve kansellöz kemik grefti uygulaması olup, prognozları iyidir. Basit kemik kistleri, kist içine kortikosteroid enjeksiyonları ile insanlarda başarılı bir şekilde sağaltılır.Aneurizmal kemik kistlerinin sağaltımında, vasküler kanalların sklerozunu sağlamak ve kemiğin yapısal desteğini arttırmak amaçlanmalıdır. Bu amaçla bölgenin operatif debridementi ile birlikte kemik grefti uygulaması, radyoterapi ve krioterapi uygulanabilir. Benign karakterdeki aneurizmal kemik kistlerinin kısa sürede malign karakterde değişime uğradığı, bazı olgularda bildirilmiştir.Kemik kistlerinin neoplazilerden ayırt edilmesi için, alınan biyopsi materyalleri mikroskobik olarak değerlendirilebilir.

OSGOOD-SCHLATTER HASTALIĞI

Osgood-Schlatter hastalığı insanlarda tuberositas tibia’nın epifizitisidir. Benzer durum genç köpeklerde de gözlenir. Hastalığın nedeni ya osteochondrosis’in bir şekli ya da lig. patellae’nın gerilmesine neden olan travmalar olabilir. İnsanlarda Osgood-Schlatter hastalığı erkek çocuklarda 8-15 yaşlar arasında daha sık şekillenir ve “futbolcu dizi” olarak adlandırılır. Hastalık tekrarlayan travmalar nedeni ile şekillenir. Hastalığın ilk dönemlerinde genellikle bilateral olan, komşu yumuşak dokularda şişkinlik ve ağrı vardır. Deplasman göstermeyen durumlardaki sağaltım, hastanın dinlendirilmesidir. Ayrıca, hasta iskelet gelişimini tamamlayana kadar aşırı egzersizden kaçınılmalıdır. Aşırı deplasman gösteren olgularda operatif sağaltım uygulanmalıdır.

ECTRODACTYLY

Ectrodactyly; köpek yavrularında patilerin kongenital deformitesidir ve insanlardaki yarık el deformitesi veya ıstakoz kıskacı deformitesi ile eşanlamlıdır. Deformite insanlarda ve kedilerde de rastlanır. Bazı olgularda dirsek ekleminde subluksasyon da şekillenebilir.
Ectrodactyly, primer olarak her türlü saf ya da melez ırk, orta veya iri yapılı köpek ırklarında görülür. Sadece iki köpekte bilateral olarak bildirilmiştir. Alınan radyografilerde phalanks, metacarpus ve carpal kemiklerdeki anormal biçimlerdeki agenezis ve malformasyonlar belirlenebilir. Radyografik olarak dirsek ekleminin de görüntülenmesi önerilir. Dirsek ekleminde subluksasyon şekillenmemiş ectrodactyly olgularında hafif derecede bir topallık gözlenebilir, genellikle sağaltım gerektirmez.

MULTİPLE KARTİLAGİNÖZ EKSOSTOZLAR

Eksostoz’lar, metafizeal kemikte farklı yerlerde düzensiz biçimde yerleşen, büyüme plaklarının minyatür yapıdaki benzerleridir ve endochondral ossifikasyonla gelişirler. İnsanlarda kalıtımsal bir hastalık olan multiple kartilaginöz eksostoz’ların kedi, köpek ve atlarda da kalıtımsal olduğu görülmektedir.

Hasta hayvanlarda eksostoz’lar doğumda mevcutturlar ve endochondral ossifikasyonla gelişerek şekillenirler. Eksostoz’lar büyürken “mantar” görünümünde gelişirler, endochondral ossifikasyon durduğunda gelişimleri de durur. Radyografilerde belirgin olup, kesin tanı için histopatolojik muayene gereklidir. Genç köpeklerde eksostoz’lar epifiz kıkırdağı benzeri kıkırdak yapı ile kaplanırlar ve medullar kanal asıl kemiğin medullar kanalı ile bağlantılı durumdadır. Olgunlarda epifizin kıkırdak yapısı kaybolur ve eksostoz’u periost kaplar.

Klinik belirtiler eksostozların lokalizasyonuna bağlıdır. Eksostoz’lar genç köpeklerde genellikle vertebralar, costalar ve uzun kemiklerde görülür. Medulla spinalis’e kompresyon oldukça yaygındır. Bu durum ataksi ve pareziye neden olur. Periferal sinir, damar ve kaslara olan direkt basınca bağlı olarak ya da tendo ve/veya ligamentlerin hareketlerinin engellenmesine bağlı olarak topallık şekillenebilir. Hastalık başka amaçlar için alınan radyografilerde tesadüfen belirlenebilir. Multiple kartilaginöz eksostoz’ların neoplastik metaplazisi yetişkin insanlarda yaklaşık %20 oranında rastlansa da, bu durum köpeklerde nadiren şekillenir.

Sağaltım klinik bulguların derecesine bağlıdır. Eksostozların uzaklaştırılması, basıncı ortadan kaldırmak (spinal cord üzerine vb.) amacıyla ya da kozmetik olarak istenilmeyen bir görünümde ise endikedir. Yetişkinlerde kartilaginöz eksostoz’lar büyümeye devam ederse, neoplastik metaplazi’den şüphelenilmeli ve lezyon uzaklaştırılmalıdır.

CRANİOMANDİBULAR OSTEOPATİ

Craniomandibular osteopati; primer olarak mandibulae, bulla tympanica, arcus zygomaticus’un etkilendiği, kemikte neoplastik olmayan bilateral simetrik düzensiz proliferasyonlarla karakterize bir hastalıktır. Kafatasındaki diğer kemikler de etkilenebildiği gibi, femur, radius ve ulna’da da craniomandibular osteopati ile ilgili patolojik durumlar saptanabilir.

Nedeni bilinmemekle birlikte, bir araştırmaya göre otozomal ressesif genlerden kaynaklandığı ileri sürülmüştür. Craniomandibular osteopati primer olarak genç yaşlarda West Highland White terrierleri ve İskoç terrierlerini etkileyen bir hastalıktır. Ancak Boston terrier, Cairn terrier, Shetland sheepdogs, Labrador retriever, Great Dane (Danua), İngiliz bulldog, Doberman pinscher, İrlanda setter ve boxer ırkı köpeklerde de rastlanıldığı bildirilmiştir.

Hastalık, genellikle 4–10 aylık yaşlar arasında başlar ve her iki cinsiyet de eşit oranda etkilenir ve klinik belirtiler gözlenene kadar genellikle nadiren fark edilir.Hasta hayvanlar mandibulae’da belirgin bir şişkinlik, salya artışı ve ağzı açmada zorlanma veya ağzın çeşitli maniplasyonlarında ağrı şekillenmesi şikayetleriyle kliniğe getirilir.

Fiziksel muayenede; genellikle corpus mandibulae’da, bazen de ramus mandibulae’da bilateral çoğunlukla simetrik kemiksel kalınlaşma belirlenir. Ayrıca proc. angularis ve bulla tympanica da aşırı genişlemiştir. Kemiksel şişkinliğin palpasyonunda ağrı şekillenebilir. Hastalığın ilerlemiş durumlarında ağız 1-2 cm’den fazla açılamaz.

Kemiksel proliferasyon periyodunda beden ısısı artar. İntermittans karakterdeki (3-4 günlük periyotlarda) yüksek beden ısısı (ortalama 40ºC) ile ilgili olarak mandibulae’da duyarlılık şekillenir. Duyarlılık ve yüksek beden ısısı kemiksel proliferasyon fazı süresince her 2-4 haftada bir tekrarlayabilir. Lenfadenopati ya da temporal kaslarda atrofi de oluşabilir.
Gıda alımı sırasında oluşan ağrı nedeniyle yeterli beslenememe sonucu, sekonder olarak aşırı zayıflama ve dehidrasyon şekillenebilir. Craniomandibular osteopati nadiren ölümcüldür, ancak ileri derecede etkilenmiş köpeklerde ağrı ve zayıf kondisyon nedeniyle ötenazi isteği oldukça yaygındır.

Craniomandibular osteopati, kendi kendine sonuçlanan bir hastalıktır (self-limiting). Anormal kemik gelişimi yavaşlar, genellikle geriler ve bazen tamamen ortadan kalkar. Hastalığın kendi kendine sonuçlanma (self-limiting) periyodu, düzenli endokondral kemik üremesi ve ossifikasyonun tamamlandığı zamana rastlar. Radyografi craniomandibular osteopati lezyonlarını belirlemede en etkili yöntemdir.

Craniomandibular osteopati’nin tanısı için kemiksel proliferatif lezyonların radyografik olarak belirlenmesi gerekir. Enfeksiyöz ve neoplazik olmayan bu tür kemik üremelerinin radyografik lezyonları, genellikle kafatası ve mandibulae’nın cranial kemiklerini kapsar. Corpus mandibulae, proc.angularis ve bulla tympanica bu hastalıktan en çok etkilenen kemiklerdir. Lezyonlar os occipitalis, os parietale, os frontale, maxilla ve seyrek de olsa appendiküler iskelet sistemi kemiklerini de kapsayabilir.

Kemiksel üremeler genellikle bilateral ve simetriktir. Sıklıkla kemik korteksi ve medullar kanal, yeni şekillenen kemiksel üremenin süperpoze olması nedeniyle görülemez. Dişler normaldir. Kemikteki anormal değişiklikler, lokalize ya da generalize şekilde olabilir. Hastalığın başlangıç döneminde bazen hiçbir radyografik anormalliğe rastlanmayabilir. Temporomandibular eklemlerde parsiyel ya da tam kemik ankilozu bulunan köpekler klinik olarak en zayıf prognoza sahiptir.

Laboratuvar muayenelerinde eritrosit, lökosit, hemoglobin, Ca, fosfor, ALP değerleri normal olarak bulunmaktadır. Ayrıca bakteriyel kan kültürleri de negatiftir.

Küratif bir sağaltım yöntemi yoktur. Non-steroidal antienflamatuar veya kortikosteroid ilaçlar semptomatik sağaltım amaçlı kullanılabilir. Non-steroidal antienflamatuar veya kortikosteroidlerle birlikte yumuşak gıda verilmesi ile uygulanan sağaltım, klinik belirtiler gerileyene kadar iyi bir yaşam kalitesi sağlar. Olguların çoğunda zayıf durumda olan ağız fonksiyonları değişmez, fakat yeme ve içme işlemlerini normal olarak kendi kendilerine gerçekleştirebilirler.

Aşırı kemik dokunun uzaklaştırılması ya da temporomandibular eklemin hareket fonksiyonlarını artırmak için yapılacak olan şirurjikal bir girişim çok etkili değildir.

HEMİMELİA

Hemimelia; ekstremitelerin distal yarımının tamamen ya da bir kısmının oluşmamasıyla karakterize olan, nadiren karşılaşılan bir gelişim anomalisidir.Pratik anlamda hemimelia; çift kemiklerden birinin olmaması ya da ileri derecede hipoplazik olmasıdır. Bilimsel olarak adlandırma, etkilenmiş olan kemikleri kapsar (ör. radial hemimelia, tibial hemimelia, ulnar hemimelia ya da fibular hemimelia). Hemimelia kedilerde, köpeklerde, keçilerde, tavuklarda, ratlarda ve insanlarda bildirilmiştir.

Olası nedenler; diyetteki mineral noksanlıkları (ör. çinko, manganez, bakır), genetik predispozisyon ve intrauterin kompresyon, irradyasyon, ilaçlar, aşılar ve beslenme noksanlıklarını kapsar. Hayvanlar, genellikle doğum sonrası ilk haftalarda farklı derecelerde unilateral ekstremite deformitesi (ör. kısalık ve/veya eğrilik), ilgili ekstremitede topallık ve ekstremitenin diğer eklemlerinde hareket alanında azalma şikayeti ile kliniğe getirilirler. Bilateral olan olgular da (ör. radial hemimelia) bildirilmiştir.

Ekstremitenin normal fonksiyonlarını kazandıracak pratik bir sağaltım şekli belgelenmemiştir. Kozmetik amaçlı olarak ya da etkilenmiş ekstremitede dekübit yaraları oluşması durumunda amputasyon uygulanabilir. Hasta hayvanların anne ve babalarının tekrardan çiftleştirilmesi ikinci doğumda hemimelia’lı yavruların doğmasına neden olur. Bu nedenle hasta hayvanların, bunların anne ve babalarının ve şüpheli diğer yavruların kısırlaştırılması kesin olarak önerilmektedir.

CÜCELİK (DWARFIZM)

Cücelik (Dwarfizm); achondroplasia, pseudo-achondroplasia, hypochondroplasia, chondrodysplasia ve osteochondrodysplasia olarak da bilinir.Kelimesi kelimesine bir tanımlama gerekirse, osteochondrodysplasia anatomik ve histolojik anormallikleri daha doğru bir şekilde tanımlar. Bu terimler değişken olarak kullanılır ve genellikle anormalliklerin farklı olan görünümünden temel alarak adlandırılma yapılır. Klinik kullanım için en pratik sınıflandırma, anormal gelişimin selektif yetiştiriciliğe bağlı olup olmadığıdır (ör.: Pekingese, Boston terrier, Dachshund, Basset hound). Selektif yetiştiriciliğe bağlı değilse (kasıtlı olmayan) patolojik bir durumdan da söz edilebilir ve bu tip osteochondrodysplasia genellikle cücelik (Dwarfizm) olarak adlandırılır.

Selektif yetiştiriciliğe bağlı osteochondrodysplasia, otozomal dominant karakterdedir. Appendiküler iskelet sisteminin uzun kemikleri kısadır ve genellikle eğri yapıdadır. Bu eğrilik eklem problemlerine (ör. patella luksasyonları, eklem mal-artikülasyonları, dejeneratif eklem hastalığı) neden olabilir. Selektif yetiştiriciliğe bağlı osteochondrodysplasia’ya bağlı axial iskelet sisteminin anormallikleri; brachycephaly, prognathism, hypoplastik foramen magnum, hemivertebra ve intervertebral disk prolapsusuna neden olan nucleus pulposus’un prematüre kondroid metaplazisini kapsar.
Cücelik (Dwarfizm) Alaska malamut, Samoyed, Labrador retriever, Norveç elkhound, İngiliz pointer, Great Pyrenees, Beagle, Spaniel coocker, minyatür poodle, Fransız bulldog, İskoç terrier ve İskoç deerhound’larda bildirilmiştir.Selektif yetiştiriciliğe bağlı osteochondrodysplasia ile zıt olarak, genetik olarak çalışılmış olan bazı türlerde (ör. Alaska malamut, Samoyed, Labrador retriever, İskoç deerhound, Great Pyrenees) cüceliğin (Dwarfizm) basit otozomal ressesif karakterde olduğu görülmüştür. Bu durumda, sadece appendiküler iskelet sisteminin uzun kemiklerinin epifizleri etkilenerek, eğri ya da eğri olmayan yapıda kısa ekstremite şekillenmesine neden olur ki buna kısa bacaklı cücelik denir. Etkilenmiş köpekler fenotipik olarak doğumda normaldir, büyümenin gecikmesi ilk birkaç aylık yaşta fark edilir. Büyüme gecikmesi her bir kemikte ya da ön ve arka ekstremite arasında eşit olduğu gibi eşit olmayan şekilde de olabilir. Bu hastalıkla birlikte görülen diğer bozukluklar; katarakt ve retinal ayrılmalar (ör. Samoyed, Labrador retriever), retinal displazi (ör. Labrador retriever) ve hemolitik anemidir (ör. Alaska malamut). Kısa bacaklı cücelik şekillenmiş köpekler daha önceden bahsedilen bozukluklar dışında diğer bakımlardan normal bir yaşama sahip olabilirler. Etkili bir sağaltım yöntemi bulunmamaktadır ve bu tür hayvanların kısırlaştırılması önerilir.

Etyoloji ve klinik görünüm açısından hipofize bağlı (pituitary) cücelik, kısa bacaklı cücelikten farklıdır. Hipofize bağlı (pituitary) cücelik bulunan köpekler kistik bir hipofiz bezine (Rathke’s cleft) sahiptir ve bunun sonucunda büyüme hormonunda eksiklik şekillenir. Kısa bacaklı cücelikteki gibi, hipofize bağlı (pituitary) cücelik bulunan köpekler de doğumda normal görünümdedir ve büyüdükçe fiziki gelişim bozulur. Kısa bacaklı cücelik bulunan köpeklerden farklı olarak, hipofize bağlı (pituitary) cücelik bulunan köpekler yaşlandıkça yavru köpek görünümlerini korurlar. Olgun köpeklerin primer kıllarının gelişimi, yüz ve ekstremitelerin distali dışında zayıftır. Sekonder (yavru) kılları kolayca yolunabilir ve temas sonucu aşınmanın olduğu alanlarda kıl dökülmesi şekillenir.

YAVRU KÖPEKLERİN KARPAL LAKSİTE SENDROMU

Yavru köpeklerin karpal laksite sendromu, ekstremitelerin distalinde ya hiperekstensiyon ya da hiperfleksiyon şekillenmesidir.

Bu durum, bir batında doğan yavrulardan bir ya da daha fazlasında şekillenebilir. Hastalığın nedeni bilinmemektedir. Ancak büyümedeki dengesizlik ya da ekstensor ve fleksor kas grupları arasındaki farklı tonus nedeniyle oluştuğu düşünülmektedir. Dengesiz beslenme ve aşırı egzersiz hastalığın nedeni olarak düşünülse de kanıtlanmamıştır. Klinik muayenede, ağrı veya diğer saptanabilir anormallikler olmaksızın unilateral ya da bilateral carpal hiperekstensiyon ya da carpal hiperfleksiyon belirlenebilir.

Sağaltım amacıyla splint uygulamasından kaçınılmalıdır. Zira splint uygulanan yavru köpekler yaklaşık 6 hafta sonra iyileşirken, splint uygulanmayan ve egzersiz yaptırılan olgular 2 haftadan daha kısa sürede düzelirler. Çok seyrek olsa da, deformite yetişkin dönemde kalıcı olabilir, fakat bir hastalık ya da topallığa neden olduğu bildirilmemiştir.

PANOSTEİTİS

Panosteitis; iri yapılı köpek ırklarının gençlerinde gözlenen, ekstremite uzun kemiklerinin hem metafiz hem de diyafiz bölgelerinde, adipöz kemik iliğininetkilendiği, genellikle periyodik olarak seyreden, kendiliğinden şekillenen ve daha sonra özel bir sağaltım gerektirmeden kendi kendine iyileşerek sonuçlanan bir hastalıktır.

Panosteitis’in nedeni tam olarak bilinmemektedir. Hastalıkla ilgili ilk yayınlarda, hastalığın nedeni eozinofili ile birleştirilmiş ve sonuç olarak bu durum eozinofilik osteomyelitis olarak adlandırılmıştır. Hastalık ayrıca eozinofilik panosteitis ve enostosis olarak da tanımlanır. Eozinofili, histopatolojik ya da periferal kan muayenelerinde nadiren karşılaşılan bir bulgudur. Yakın zamanda yapılan çalışmalar, hastalığın akut döneminde yapılan tam kan sayımı (ALP, serum Ca ve serum P) sonuçlarının normal sınırlar içinde olduğunu göstermiştir. Panosteitis ile ilgi olarak, direkt kemik iliği ve kan kültürlerinden elde edilen sonuçlarda hiçbir mikroorganizma için (bakteriyel ya da viral) Koch cisimcikleri şekillenmediği belirlenmiştir. Bu hastalık veteriner literatürlerde juvenile osteomyelitis, enostosis, eosinofilik panosteitis ve canin panosteitis olarak anılır. Bir çalışma sonucuna göre, Alman çoban köpeklerinde panosteitisin yüksek insidensi (%86) nedeniyle, genetik etkiden bahsedilebilir. Ayrıca alerji, transient (geçici) vasküler anormallikler, metabolik nedenler, hiperöstrojenizm, paraziter migrasyon ve viral bir enfeksiyonu izleyerek şekillenen otoimmun reaksiyon gibi nedenler de ileri sürülmüş, ancak bu düşünceler yeterli kanıtlarla güçlendirilmemiştir. Stres de bu hastalığa neden olan bir diğer faktör olarak ileri sürülmüştür.

Uzun kemiklerde, foramen nutritium’un hemen yanındaki kemik iliğinin adipöz dokusunun nekrozu ile hastalığın patogenezisi başlar. Panosteitis adipöz kemik iliğinin hastalığıdır ve genellikle periyodiktir. Hastalığın her dönemi, kemik iliğinin adipositlerinin dejenerasyonu ile karakterizedir. Bunu izleyerek stromal hücre proliferasyonu, intramembranöz ossifikasyon, medullar trabeküler kemiğin kaybolması ve adipöz kemik iliğinin rejenerasyonunu şekillenir. Radyografik olarak, panosteitisde lezyonlar uzun kemiklerin foramen nutritium’unun çevresinde başlar ve medullar kanalda dansite artışı ile fark edilir.
Histolojik olarak medullar kanaldaki yağ hücrelerinin sitoplazmalarında eozinofilik granüler dejenerasyon vardır, bunun sonucunda hücrenin kaybı şekillenir ve yerini kafes (parmaklık) görünümündeki stroma’ya bırakır. Daha sonra intramembranöz ossifikasyonun şekillendiği kemik iliğinin stromal ve adventisial hücrelerinde proliferasyon şekillenir. Radyografik olarak fark edilen bu odak, ilk klinik belirtilerden 10-14 gün sonra şekillenir ve genişleyerek endosteal yüzeye sekonder olarak yapışmış hale dönüşür, sonradan her iki metafize doğru ilerler.

Fibroblastik ve osteoblastik aktivite medullar kanalın, endosteum’un ve bazen kemiğin periosteum’unun etkilenmesi ile ortaya çıkar. Osteoklastik aktivite panosteitisin son aşamalarında mikroskobik olarak görülür. Hastalığın histolojik ve radyografik olarak bulunduğu kemikteki seyri yaklaşık 90 gün devam eder, bazen bu süre 160-180 güne uzayabilir. Klinik belirtilerin devam ettiği ortalama yaş 2-9 aylık dönemdir ve genellikle hasta 18-20 aylık olduğunda kaybolur.

İri yapılı ya da dev ırk köpeklerde, tipik olarak 5-18 aylık dönemde hastalığın klinik belirtileri görülür. Küçük yapılı köpek ırklarında, 2 aydan küçük köpeklerde nadiren görülür ve 5 yaşın üstünde de bir köpekte hastalık bildirilmiştir. En sık Alman çoban köpeklerinde rastlanılsa da, Basset hound, İskoç terrieri, Danua, St. Bernard, Doberman pinscher, Alman Shorthaired pointer, İrlanda setter, Airedale, Golden Retriever, Labrador Retriever, Samoyed ve minyatür schnauzer ırkı köpeklerde de hastalık bildirilmiştir. Erkekler dişlere göre daha sık etkilenirler (literatürlere göre %67-84 erkek); dişiler tipik olarak ilk östrusları ile ilgili olarak hastalığın ilk dönemini sergilerler.

Hastalar ilk olarak herhangi bir travma olmaksızın aniden başlayan, ağırlıklarını taşıyabildikleri hafif derecede bir topallık şikayeti ile kliniğe getirilirler, ancak ağrının şiddeti ilk birkaç gün içinde artar. Hafif ve orta dereceli topallık birkaç gün içinde, en fazla 2 hafta sonra kendiliğinden geriler ve egzersiz veya dinlenmeden etkilenmez. Panosteitis nadiren aynı kemiği iki kere etkiler, ama genellikle haftalar aylar süren hastalıkta periyodik olarak farklı birçok uzun kemik etkilenir. Bu nedenle topallık bir bacaktan diğerine geçer ve daha sonra ilk etkilenen bacağa dönebilir. Benzer bir şekilde aynı süreç içinde birden fazla kemik etkilenebilir. Topallık periyotlarına anoreksi (iştahsızlık) ve letarji (halsizlik) de eşlik edebilir. En yaygın olarak ulna etkilenir (%42), bunu radius (%25), humerus (%14), femur (%11) ve tibia (%8) izler. Bazen hasta sahipleri köpeklerinin yürümek istemediğini, iştahsız ve uyuşuk olduğunu belirtirler. Seyrek olarak vücut ısısında artış, kas atrofisi ya da lokal ısı artışı saptanabilir. Hasta bacağın derin dokularının palpasyonunda, özellikle hastalığın erken dönemlerinde foramen nutritium’a yakın olan yere direkt basınç uygulanırsa, ağrı reaksiyonu saptanır. Yanlış pozitif sonuca neden olabileceği için, yumuşak dokunun (kas, sinir, vb.) sıkıştırılmamasına özen gösterilmelidir.

Radyografik muayeneler panosteitisin akut fazında yardımcı olmayabilir, zira radyografik belirtiler günler haftalar sonra klinik belirtileri izler. Radyografik bulgular ilk olarak medullar kanalda foramen nutritium’a yakın radyolüsent bir alanı kapsar; kemiğin medullar kanalında radyolüsentliğin artışı seyrek olan radyografik bir bulgudur ve görülebilen en erken radyografik belirtidir. Bunu foramen nutritium bölgesinden yayılan medullar kanaldaki opasite (sınırları belirgin olan ya da olmayan) artışı izler. Radyografilerde çok sık karşılaşılan bu opasite artışı, genellikle puslu yapıdadır ve granüler görünümde ya da normal trabeküler kemik kaybı şeklinde bir yapıya sahiptir. Medullar dansite bulunan ya da bulunmayan diğer radyografik bulgular, endosteal kemik kalınlaşması ve periosteal reaksiyonu kapsar. Periosteal yeni kemik oluşumu genellikle düzgün ya da laminar yapıdadır.

Panosteitis sık olarak diğer hastalıklarla aynı zamanda görülebilir. Ayırıcı tanıda hipertrofik osteodistrofi, processus anconeus ayrılması (UAP), processus coroneideus fragmentasyonu (FCP), osteochondritis dissecans (OCD), kalça displazisi, travma, osteomyelitis, beslenmeye bağlı sekonder hiperparatiroidizm, bicipital tenosynovitis ve dirsek higroması gibi hastalıklar dikkate alınmalıdır.

Panosteitis’in sağaltımında; genellikle bu özel dönem içinde, nonsteroidal anti-inflamatuar ilaçların ağrı giderici etkisinden yararlanılır. Hastalık belirlenen kemikte rejenerasyondan sonra hastalığın tekrar şekillenmesi seyrek olsa da, hastalığın diğer uzun kemiklerde tekrarlaması çok sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle, hastalığın görüldüğü her dönemde sağaltımı gereklidir. Genel olarak hastalığın klinik seyri birkaç ayda sonlanabilse de, panosteitis 18-20 aylık dönemden sonra nadiren şekillenen ve herhangi bir özel sağaltım gerektirmeden kendi kendine iyileşme ile sonuçlanan (self-limited) bir hastalıktır.

EPİFİZEAL BÜYÜMENİN GECİKMESİ (RETAINED CARTILAGINOUS CORE)

Epifizeal büyümenin gecikmesi (Retained Cartilaginous Core);iri yapılı köpek ırklarının gençlerinde gözlenen, epifizeal kemik gelişiminin gecikmesidir (genellikle distal ulna ve lateral condylus femoralis). Bu durum, değişik derecelerde büyüme gecikmesine neden olan bir tür osteochondrosis belirtisi olarak düşünülebilir.

Hastalık, kemik gelişimi aktif olan iri yapılı köpek ırklarının gençlerinde şekillenir, genellikle 3-4 aylık yaş döneminde fark edilir. Epifizeal büyümenin gecikmesi (Retained cartilaginous core), en sık Danua (Great Dane) ırkı köpeklerde görülür, ancak iri yapılı her köpek ırkı predispozedir. Hastalık fark edilmeyen hafif bir topallıkla başlar ve carpal eklemde yaklaşık 10-20 derece valgus deviasyonuna, genu ekleminde ise “genu valgum” gibi büyüme deformitelerine neden olur. Radyografilerde, yaklaşık 4-6 cm anormal şekilde uzamış görünümdeki ulna’nın distal epifiz’indeki “mum alevi” şekli hastalık için patognomoniktir. Patognomonik olan bu durum, metafiz içine doğru uzanan radyografik olarak belirgin radyolusent ters koniler şeklindedir. Kemiğin sklerotik yapıda olan bu hattı, ulnae’nın distal epifiz’inin metafizeal kısmını da çevreleyebilir.

Birçok olguda sağaltım gerekli değildir, çünkü deviasyon genellikle hafiftir ve kendiliğinden düzelir. Ulna’nın distal osteotomisi daha ileri derecedeki olgularda düşünülebilir. Ayrıca uygun diyet önerilir.

HİPERTROFİK OSTEOPATİ

Hipertrofik osteopati; köpeklerde thorax ya da daha seyrek olarak abdomende oluşan kitleler nedeniyle, ekstremite kemiklerinde sekonder olarak şekillenen yaygın olmayan bir hastalıktır.Köpekler dışında insan, at, sığır, koyun, kedi, bazı kümes hayvanları ve birçok farklı egzotik türde de hastalık bildirilmiştir.

Hastalık yaklaşık 1900’lerde ilk olarak insanlarda bildirilmiş ve osteoperiostitis olarak adlandırılmıştır. Ayrıca, Marie Bamberger hastalığı (osteopati), hipertrofik pulmoner osteopati, sekonder hipertrofik osteopati olarak da adlandırılır. Başlangıçta eklemleri de etkilediği düşünülerek hipertrofik osteoarthropati (HOA), pulmoner osteoarthropati (POA), hipertrofik pulmoner osteoarthropati (HPOA) gibi adlandırılmalar da yapılmıştır.Ancak, şekillenen lezyonların eklemleri etkilemediği anlaşılmış ve hastalığın ismi hipertrofik osteopati (HO) olarak değiştirilmiştir. Köpeklerde genellikle hastalığa neden olan kitleler thorax’da şekillendiğinden, hastalık hipertrofik pulmoner osteopati (HPO) olarak da bilinir.
Thorax’da şekillenen ve hastalığa neden olduğu bildirilen oluşumlar: Primer ve metastatik pulmoner neoplazmalar, pulmoner apseler, bakteriyel endokarditis, Spirocerca lupi granülomları ve canine tuberculosis’dir. Abdominal kitleler ise; idrar kesesinin embriyonal rhabdomyosarcoması, karaciğer adenokarsinoması ve prostatik adenokarsinoma olarak bildirilmiştir. Hipertrofik osteopatinin patogenezi ile ilgili mekanizma tam olarak kesinleşmemiştir. Bir teoriye göre; pulmoner lezyona bağlı olarak kan dolaşımına karışan toksik maddelerin periosteumu irrite ettiği ve bu nedenle lezyonların şekillendiği düşünülmektedir. Dolaşımdaki toksik maddeler ile ilgili teori daha sonra yerini, pulmoner lezyona bağlı olarak periferal kan akımındaki değişikliklere bırakmıştır. Osteopatinin gelişimi, indirekt olarak pulmoner hastalık nedeni ile etkilenen periferal kan akımındaki farklılıklarla ilgili olduğu düşünülmektedir. Artan periferal kan akımı, birçok klinik gözlemde ve ayrıca direkt fizyolojik ölçümlerle belirlenmiş olup, hem köpeklerde hem de insanlarda gözlenmiştir. Her ne kadar periferal kan akımı artsa da aşırı derecede oksijenasyonu zayıf olan kan, kapillar dolaşımı bypass edip arteriovenöz şantlar yolu ile geçerek dolaşıma geri döner. Bu durumdaki kan akımı lokal pasif konjesyona ve zayıf doku oksijenasyonuna neden olma eğilimindedir, bu da periostta proliferasyon oluşumunu uyarır.

Çoğu olguda osteopati thoraks ile ilgili bozukluklar nedeni ile olsa da, Spirocerca lupi özefageal granülomları ve idrar kesesinin botryoid rhabdomyosarcoma’sı gibi farklı lokalizasyondaki primer hastalıklar da önemli denecek sayıdaki nedenler arasındadır. Bu gibi ekstrapulmoner lezyonların nervus vasopharyngeus ve nervus vagus’un seyrini izlediği düşünülür. Bu cranial sinirler vasküler dokuları innerve eden fibrilleri taşır.Bu nedenle, otonom nörovasküler refleksin perifer kan akımını değiştirmesinin periost’da lokal hipoksiye neden olduğu ve bunun sonucunda da yeni kemik formasyonunu uyardığı günümüzde ağırlık kazanmıştır.Pulmoner tümörün uzaklaştırılması ya da nervus vagus’un veya interkostal sinirlerin nörotomisi, periosteal yeni kemik oluşumunun gerilemesiyle sonuçlanması da bu düşünceyi destekler.

Hipertrofik osteopati’ye genellikle iri yapılı köpek ırklarının yetişkinlerinde rastlanır. Hastalık sekonder özellikte olduğu için ırk, yaş ve cinsiyetin etkisi çok azdır, ancak meme kanseri insidensi fazla olduğundan dişiler daha sık olarak etkilenebilir.

Hastaların çoğu, orta dereceli topallık ve yürümede isteksizlik ya da thorax veya abdomen ile ilgili bir şikayet ile kliniklere getirilir. Genellikle ön bacakların daha şiddetli olarak etkilendiği bu hastalıkta, ekstremitelerin distal bölümünün bilateral simetrik nonödematöz genişlemiş olduğu belirgin olarak görülür. Bu genişleme distalden başlayarak proksimale doğru ilerler. Palpasyonda genellikle lokal ısı ve pulzasyon da artış belirlenir. Daha derin yapıların palpasyonunda ağrılı olabilen sert yapıda şişkinlikler belirlenebilir, buna seyrek de olsa ödem eşlik edebilir. Eklemlerin hareket alanları normal olsa da, bu durum ekleme yakın dokuların ödemine bağlı olarak azalma gösterebilir.

Hipertrofik osteopati, ekstremitelerin alınan radyografilerinde bilateral simetrik generalize periosteal proliferatif reaksiyon şeklinde görülür. Erken dönemde metacarpal ve/veya metatarsal kemiklerde bu bulgulara rastlanır. Kemiğin medullar kanalı ve korteksi normaldir, ancak parsiyel olarak süperpoze olan periosteal reaksiyon nedeniyle gölgelenmiş olarak görülür. Periosteal reaksiyon proksimale doğru ilerleyerek bacaklardaki tüm kemikleri etkiler ve seyrek de olsa costa, vertebra ve pelvis kemikleri de etkilenebilir, hatta bir olguda os penis’de de rastlanıldığı bildirilmiştir. Radyografilerdeki periosteal proliferatif reaksiyon, karakteristik olarak bir şehrin uzaktan siluetine benzeyen biçimde “palisades”ya da“scalloped”olarak tanımlanır. Palisades diye adlandırılan görünüm, düzgün ve düzenli şekli ile radyografilerde belirlenir, palisades hastalığın agresif özellikte olmayan şeklidir. Scalloped diye adlandırılan görünüm ise hastalığın agresif şekli olup, radyografilerde tarak veya dantel biçiminde periosteal proliferatif değişiklikler olarak belirlenir.

Thorax ve abdomenin görüntülenmesi kitlenin nedenini belirlemek için gereklidir. Aslında bu hastalıkta bacaklarda oluşan lezyonlar ciddi değildir, ancak thorax ya da abdomende potansiyel olarak yaşamı tehdit eden kitleler önemlidir. Prognoz thorax veya abdomen’de bulunan kitlenin tabiatına bağlıdır.

Hipertrofik osteopatinin sağaltımı amacıyla yapılan pulmoner tümörün uzaklaştırılması ya da nervus vagus’un veya interkostal sinirlerin nörotomisi, periosteal yeni kemik oluşumunun gerilemesiyle sonuçlanır.

HİPERTROFİK OSTEODİSTROFİ

Hipertrofik osteodistrofi; genç köpeklerde kemiklerde metafiz bölgesinde tipik anormallikler ile karakterize olan ve sık karşılaşılmayan bir hastalıktır, genellikle 3-5 aylık köpeklerde rastlanır.

Hipertrofik osteodistrofi; köpeklerin iskelet skorbütü (canine skeletal scurvy), idiyopatik osteodistrofi, Barlow Hastalığı, Moeller-Barlow Hastalığı ve metafizeal osteopati olarak da adlandırılmaktadır. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, daha önceleri C vitamini yetersizliği ve aşırı beslemenin neden olduğu düşünülen bu hastalıkla ilgili son çalışmalar, diyetle alınan vitamin C yetersizliği, aşırı vitamin D, aşırı mineral madde ve fazla kalorinin etiyolojide rolünün olmadığı belirtilmiştir.Sadece primatlar ve Gine domuzları diyetle vitamin C’ye gereksinim duymaktadırlar. Hipertrofik osteodistrofili köpeklerin anamnezi tipik olarak aşırı vitamin ve mineral alımını içerse de, ek olarak alınan maddelerin sağaltım amacıyla eliminasyonu etkili değildir.

Kemiğin metafizindeki anormallikler (epifiz kapanmadan önce) epifize çok yakın olarak şekillenir. Hipertrofik osteodistrofinin histopatolojik muayenesinde, epifize çok yakın olan bu metafizeal alanın hemorajik olduğu ve hemosiderin birikintisi, nekrotik trabeküller ve yangı hücrelerinden oluştuğu belirlenmiştir. Metafizde birçok büyük trabeküler rezorbsiyon odakları şekillenir ve bu durum, osteomyelitisde de görülen tarzda benzer nötrofil infiltrasyonlarıyla birlikte seyredebilir. Radyografide bu nekrotik alan, radyolüsent çizgi olarak belirlenebilen ve hipertrofik osteodistrofi için patognomonik olan psöydoepifiz görüntüsüdür. Bazı olgularda epifizde düzensiz genişlemeler ya da kırıktaki kallus oluşumuna benzer şekilde periosttaki yeni kemik dokusu içine doğru gelişen subperiosteal hemorajik alan görülebilir.

Klinik bulgular, tipik olarak ön ekstremitelerin distal kısmı üzerinde akut başlayan yumuşak şişkinliklerdir. Bazı köpeklerde ayrıca arka ekstremitelerin distal kısmı da etkilenir. Klinik olarak hastalarda kısa bir süre (birkaç gün) içinde şekillenen hafif derecede topallık ve genişlemiş bölgelerin palpasyonunda orta derecede ağrı belirlenebilir. Hipertrofik osteodistrofili köpekler ile ilgili literatür veriler, bu köpeklerin bazılarında ayrıca üst solunum yolu enfeksiyonu ya da ishalin de bulunduğunu göstermiş, ancak bu durumun hipertrofik osteodistrofi ile ilgisi tam olarak açıklanamamıştır.

Fiziksel muayeneler, vücut ısısının 40°C ya da daha fazla olduğunu tutarlı bir şekilde göstermiştir. Şişkinlik gösteren bölgelerin palpasyonunda, orta derecede ağrı ve hissedilebilir derecede sıcaklık atışı belirlenebilir. Hastalığın çok seyrek görülen ve oldukça şiddetli seyreden perakut durumunda; tipik olarak bir günden daha az bir geçmişe sahip hastalarda, ayakta durmada isteksizlik, dehidrasyon, anoreksi, malasie ve depresyon belirtileri gözlenir. Bu hastalarda bölgenin hafif bir palpasyonu bile çok şiddetli ağrıya neden olur. Bazı olgularda seyrek de olsa, tüm iskelet sisteminin metafizeal bölgeleri ve temporomandibular eklemler de etkilenebilir. Etkilenmiş metafizeal bölgelerin radyografileri, metafiz üzerinde epifize yakın patognomonik psöydoepifiz hattı gösterir. Synovial sıvı analizleri; synovial sıvının hacminin (1-3 mL) artmış, viskozitesinin normal, renginin saydam saman rengi olduğunu ve nötrofil artışını ortaya koyar. Fakat eklemlerde bunlar dışında değişiklikler bulunmamaktadır.

Hafif derecede etkilenmiş olgularda prognoz iyidir ve hastalığın daha kötü bir tablo göstermesi seyrektir. Şiddetli derecede etkilenmiş köpekler de iyi bir prognoza sahiptir, ancak bazı olgularda seyrek de olsa metafiz bölgesinde kalıcı şekil bozuklukları olabilir ve bunlar hafif ya da ileri derecede topallığa neden olabilir.

Hipertrofik osteodistrofi’nin sağaltımı hastalığın şiddetine bağlı olarak değişir. Hafif derecede seyreden olgular kendiliğinden iyileşebilir ve ağrıyı azaltmak için sadece birkaç gün non-steroid anti-inflamatuar ilaçların kullanılması önerilir.Daha şiddetli olgularda intravenöz yolla uygulanan kısa etkili kortikosteroidlerle (kortikosteroid uygulamaları epifizde büyümeyi yavaşlatır, bu nedenle genç köpeklerde kısa bir süre dışında kullanılmamalıdır) yapılan sağaltım sonucu, birkaç saat içinde hasta kendini toparlar. Perakut durumdaki olguların sağaltımı amacıyla birkaç gün süreyle kortikosteroid enjeksiyonları, intravenöz sıvı sağaltımı, hastanın zorla beslenmesi ve yumuşak altlıklı yataklarda birkaç saatte bir farklı yönlerde yatırılması gereklidir. Son çalışmalara göre vitamin C ve D ilavesi kontraendikedir, çünkü her ikisi de distrofik kalsifikasyonu ilerletir ve kemik resorbsiyonunu azaltarak subperiosteal hemorajili bölgelerde kalsifikasyonun ilerlemesine neden olurlar. Benzer bir şekilde, diyete mineral madde ilavesinden de kaçınılmalıdır ve uygun olmayan diyetler düzeltilmelidir.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Köpeklerde Topallığa Neden Olan ve Nadir Karşılaşılan Bazı Ortopedik Hastalıklar" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Vet.Hek.Doç.Dr.M. Alper ÇETİNKAYA'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Vet.Hek.Doç.Dr.M. Alper ÇETİNKAYA'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Vet.Hek.Doç.Dr.M. Alper ÇETİNKAYA'nın Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,913 uzman makalesi arasında 'Köpeklerde Topallığa Neden Olan ve Nadir Karşılaşılan Bazı Ortopedik Hastalıklar' başlığıyla benzeşen toplam 94 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


04:20
Top