2007'den Bugüne 87,633 Tavsiye, 27,131 Uzman ve 19,373 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Gestalt Psikolojisi - Alan Kuramı
MAKALE #2171 © Yazan Uzm.Psk.E. Efsun TATAR | Yayın Ocak 2009 | 32,998 Okuyucu
ALAN KURAMI

Alan kuramı (fıeld theory), sosyal psikolojinin önemli isimlerinden biri olan Kurt Lewin tarafından ortaya atılmıştır. Lewin, fiziksel alan kavramını (manyetik alan, çekim alanı, vb.), psikolojiye taşıyarak, birbiriyle karşılıklı bağımlı olan ve dinamik bir sistem oluşturan psişik süreçler bütününü ifade eden psikolojik alan kavramını geliştirmiştir.

Alan kuramı, dar anlamda bir kuram olmaktan ziyade, geştaltçı bir perspektiften, nedensel ilişkilerin analizine ve kuramsal kavramların ve hipotezlerin oluşturulmasına uygun bir yöntemdir.

Alan kuramının psikolojiye uygulanmasını sağlayan Gestaltçılar olmuştur. Perls, Gestalt psikoterapisine ilişkin görüşlerini geliştirirken büyük ölçüde Lewin’in alan kuramının etkisinde kalmıştır.

Lewin’in çalışmaları Gestalt yönelimlidir. Ancak Gestalt psikologları algı ve öğrenme üzerinde dururken; Lewin, ihtiyaçlar, kişilik ve sosyal faktörler üzerinde durmuştur. Gestalt psikologları davranışı açıklamak amacıyla fizyolojik yapılar üzerinde dururken, Lewin psikolojiyi bir sosyal bilimden daha fazlası olarak görmüştür.

İki sebepten ötürü Lewin’in sistemini Gestalt hareketinin bir detaylandırılışı veya doğal sonucu olarak ele almak, konuyu daha anlaşılır kılacaktır:

a)Lewin bir süre Gestaltçılarla Berlin’de yakın çalışmalar yapmıştı.
b)Lewin’in düşünceleri diğer sistemlerden daha çok Gestalt sistemine uygundu.


Psikolojideki alan teorisi (field theory) hemen hemen yalnızca Gestalt psikolojisinin aktif taraftarlarından birisi olan Kurt Lewin’in çalışmasını kapsar. Bununla birlikte, Lewin’in Gestalt psikolojisiyle ilişkili durumu çok açık değildir. Kimi zamanlar Gestalt psikologları arasında sınıflandırılmış olmasına rağmen, ayrı fakat ilişkili bir sistemin geliştiricisi olarak görülmüştür. Bağımsız olarak çalışmaya başlamış, fakat daha sonra Gestalt hareketinin merkezi olan Berlin’de Köhler ve Wertheimer ile birleşmiştir.

Alan, her bir parçanın diğer parçalardan etkilendiği dinamik bir sistem olarak tanımlanabilir. Gestalt kuramcıları alan kavramını pek çok düzeyde kullanırlar. Kişinin algıladığı çevre bir alan olabileceği gibi, bir organizma olarak kişinin kendisi de, birbirleriyle ilgili parçaların etkileşimiyle oluşan dinamik bir sistemin oluşturduğu bir alan olarak düşünülebilir. Bu dinamik sistem içindeki en ufak bir değişiklik, tüm sistemi etkiler. Alan kuramı içinde önemli olan bütünü oluşturan parçalardan herhangi birindeki bir değişiklik değil, bu değişikliğin bütüne nasıl yansıdığıdır.

Kurt Lewin(1890–1947) ve Alan Kuramı

Rummel’e göre, geliştirdiği alan kuramında ve Gestalt psikolojisi olan ilişkisinde Lewin’in kendi yaşam öyküsünün izlerini görmek mümkündür. Asker olarak savaştığı I. Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarının, yaşamın alanındaki o zamana kadar yer alan yüklü değerleri, öncelikleri nasıl değiştirdiğini kendi yaşamında görmesi, onun alan kuramına ilişkin düşüncelerinin gelişmesine öncülük etmiştir. Daha sonraları Almanya ve ABD’de Yahudilerin eşit haklara sahip olması gibi azınlık hakları ile ilgili yaptığı çalışmalar sırasında da, bu kişilerin, azınlıktaki bir gruba ait olmak gibi alanlarındaki bir parçanın onların tüm yaşamlarını nasıl değiştirdiğini gözlemlemesi, Lewin’in alan kuramı konusundaki düşüncelerinin temellerinin oluşmasına katkıda bulunmuştur.

Alan Kuramının Bilimsel Temelleri

Lewin, çağdaş bilimsel anlayışın, klasik Aristotelyan bilimsel anlayıştan farklılaşması gerektiğini ileri sürer. Aristotelyan bilim anlayışı sınıflandırmacıdır; nesneleri benzer ve farklı özelliklerine göre kategorize eder, karşılaştırmalar yaparak sonuçlara varır ve nesnelere iki uçlu şekilde sınıflandırır. Bu bakış açısının kısıtlılığı ilk kez Galileo tarafından vurgulanarak, modern bilimsel anlayışın temelleri atılmıştır. Galilean bakış açısı nesnelerin ya da olguların iki uçlu bir sınırlama ile değil de olguların sürekliliğine dayanan bir bakış açısı ile ele alınması gerektiğini savunur. Bu bağlamda Galilean bakış açısının çok daha güncel göründüğünü savunan Lewin, kendisinin psikoloji bilimini ele alışının da Galileo’nunkine daha yakın olduğunu ifade eder. Lewin’e göre psikolojik olguların temelinde de psikolojik yasalar vardır, ancak bu yasalar belli durumların tekrarı, frekansların toplamı gibi sabit, sınırları belli konumlara dayandırılamaz. Psikoloji bilimi, fen bilimlerinde yapıldığı gibi, nedensel etkilerin açıklanmasında yapıları ve genotipleri (vektör, kuvvet kavramı, fiziksel enerji dağılımı gibi kavramlar) kullanmalıdır. Bu bakış açısından yola çıkan Lewin, alan kuramının da sürekliliğe dayanan psikolojik ilkeler ve genotipler içinde anlaşılabileceğini ileri sürmüştür.

Lewin’in kuramında insan zihni, denge içinde kalmaya çalışan bir enerji alanı olarak ele alınmaktadır. Davranış, bu sistemin enerji durumundaki değişimlerle ortaya çıkan, dengedeki bozulmaların yarattığı gerilimlerle oluşur. Buradaki insan zihnine yönelik topolojik bakış açısı belki ilk bakışta Freud’un kişiliğin dinamiklerine ilişkin açıklamasındaki “psişik enerji” kavramını çağrıştırmaktadır. Ancak Lewin, Freud’dan farklı olarak, denge içinde kalmak için çaba harcayan bu dinamik enerjinin temellerini bilinçaltı güçlere bağlamaz.

Alan Kuramının Temel Kavramları

Yaşam Alanı:

Her bir objektif olgunun kişi için subjektif bir anlamı vardır. Bu subjektif anlamı ise, o olguya kişi tarafından yüklenen anlam ve önem biçimlendirmektedir. Çeşitli olgulara yüklenen anlam ve önemler kaynaklarını kişinin yaşam alanında alırlar. Yaşam alanı, hem dış çevreyi (diğer insanlar, içinde bulunulan ortam, hava koşulları…) hem de iç çevreyi yani kişinin zihinsel yapısını (ihtiyaçlar, düşünceler, inançlar, hedefler…) kapsayarak, kişinin subjektif gerçeğini oluşturan, kişiye özgü bir alan gibi düşünülebilir. Özet olarak, kişinin yaşam alanı kişi-çevre birimlerinin ilişkisinin toplamıyla oluşan subjektif bir alandır.

Yaşam alanı içinde birbiriyle az ya da çok bağlantılı birçok dinamik sistem bulunmaktadır. Kişinin o andaki, geçmişle ya da gelecekle ilgili düşünceleri, korkuları, hayalleri; bunların kişinin hedefleriyle ihtiyaçlarıyla olan ilişkileri; bu ilişkilerin kişinin davranışlarına koyduğu engeller, yaşam alanı içindeki birbirleriyle bağlantılı sistemlere örnek olarak verilebilir.

İhtiyaçlar ve Hedefler:

Yaşam alanının merkezinde kişinin ihtiyaçları bulunmaktadır. İhtiyaçlar kişinin kendisi tarafından şekillendirilen toplam psikolojik durumunun bir parçası olan organize davranış ve etkiler olarak tanımlanabilir. Başka bir deyişle ihtiyaçlar, yaşam alanı içindeki bilişsel yapılar olarak kabul edilebilir. İhtiyaçların karşılanabilmesi için bazı hedefler belirlemek gerekir. Hedefler, kendilerine ulaşıldığında sağladıkları doyum düzeylerine bağlı olarak, çekici ya da itici olma özelliği taşıyabilirler. Bu özellik “değer” sözcüğüyle ifade edilir. Böylece her hedefin çekicilik derecesine bağlı olarak pozitif (+) veya negatif (-) bir değeri bulunmaktadır. İhtiyaçlar, pozitif veya negatif değere sahip hedeflere ulaşılmasıyla giderilmektedir. Hedeflerin pozitif veya negatif değerlerine ilişkin olarak şöyle bir örnek verilebilir: Karşı cins tarafından çekici bulunmak ihtiyacı olan bir genç kız düşünelim. Bu kızın, bu ihtiyacını gidermek için ulaşmayı planladığı hedeflerin ise diyet yaparak kilo vermek, modaya uygun yeni giysiler sayın almak, saç modelini değiştirmek ve modaya uygun yeni giysiler satın almak olduğunu varsayalım. Eğer bu genç kız, diyet yapmakta zorlanıyorsa ve sporla da arası pek iyi değilse, bu iki hedefin değeri genç kıza göre negatif, bunların dışındaki hedeflerin değeri ise pozitiftir.

Yabancı dili yeterli olmadığı için çok istediği bir işe başvuramayan bir kişinin durumunda olduğu gibi, bazı durumlarda da hedefe ulaşmak için yapılan eylem, bir engel tarafından durdurulabilir. Engel, hedefe ulaşmayı zorlaştırıcı olarak algılandığı için, hareketin önünü kesen subjektif bariyerlerdir.

Gerilim ve Güçler:

Lewin’e göre içsel kişisel gerçek, enerjinin dengelenmesi ve boşaltılmasıyla oluşan dinamik bir gerilim ya da enerji alanıdır. Gerilim ihtiyaçlarımızdan kaynaklanır ve ihtiyaçlarımızın giderilmesine konan engellerle artar. Gerilimin giderilmesine yönelik düşünce ve eylem, fiziksel alanın enerjisi ile belirmekte ve şiddetlenmektedir. Fiziksel alanın enerjisi yeterli, hedeflerin değeri pozitif ise, organizma hedefe doğru harekete geçer, hedefe ulaşır ve gerilimi azaltır.

İhtiyaçlardan kaynaklanan gerilimin giderilmesi-şekil I- temas dergisi-sf 51

Alan kuramında diğer bir kavram da güç kavramıdır. İtici, kısıtlayıcı ve ateşleyici olmak üzere farklı özellikleri olan üç tür güç tanımlanmıştır. İtici güçler (driving force) hedefe doğru hareketi sağlar. Engeller ise kısıtlayıcı güçleri (restraining force) oluşturur. Organizmanın dışındaki birimlerin istekleri de ateşleyici güçleri (induced force) meydana getirir. Lewin güçleri psikolojik vektörler olarak betimlemiştir. Bir güç oluştuğunda kişi ya o gücün yönünde harekete geçer ya da bilişsel yapısını değiştirir. Bu nedenle güçler, “içsel ihtiyaçlar”, “hedefin niteliği”, ve “hedefe olan psikolojik uzaklık” olmak üzere, üç psikolojik olguya bağlı olarak ortaya çıkarlar. Örneğin, kişiyi bir dilim pasta yemeye iten güç içsel olarak yiyeceğe olan açlıktır. Pasta çok nefis görünüyor ve kişinin kilo kaygısı yoksa harekete geçmek için çok hafif bir güç yeterli olabilir. Ancak sıkı bir diyet yapan birini pastayı yemek üzere harekete geçirmek için çok daha fazla bir güç gerekir.

Farklı hedeflere doğru harekete geçiren güçler, hedeflere yüklenen değerlerin pozitif ya da negatif olması, farklı gerilim sistemleri (cinsel istekler, fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyacı…) alan içindeki enerjinin dengelenmesine ya da bir noktadan diğerine doğru yönlenmesine yol açarlar.

Kişinin yaşam alanı, enerjinin bir sistemden ötekine doğru hareket ettiği ve enerjinin sistemler arasında benzer şekilde dağıldığı bir yapı gibi düşünülebilir. Bu nedenle bir hedefe ulaşamama o sistemdeki enerjide bir birikime/gerilime neden olur ve gerilimin giderilmesi için çaba başlar. Alandaki gerilim (enerji) ve güçler dinamiktir. Bir hedefe ulaşılması, gerilimin başka bir sisteme doğru kaymasına yol açar. Zaman zaman belirli bir sistem içinde ihtiyaçların giderilmesi için ulaşılması gereken hedeflerin bir bölümünün değeri pozitif bir bölümü negatif olabilir. Böyle durumlarda pozitif ve negatif değerler enerjinin dengesi üzerinde etkili olur. Örneğin, işinizi sevmiyorsanız ancak maaşınız size çekici geliyorsa, ortaya çıkan gerilim işinizi değiştirmenizi gerektirecek düzeyde olmayabilir. Ancak maaşınızı yeterli bulmamanıza karşın işinizi değiştiremiyorsanız gerilim yükselerek denge bozulur. Zamanla ortaya çıkan ülser, sinirlilik, kaygı gibi belirtiler de denge bozukluğunun işaretleridir.

Alan kuramı davranışın kişinin ve çevrenin bir fonksiyonu olduğunu öne sürer ve sembolik terimlerle şöyle tanımlar: D:f(K,Ç). Bu formül kişinin davranışının hem onun kişisel özellikleri hem de bulunduğu çevre ile ilgili olduğunu göstermektedir. Kişinin çevresini onun yaşam alanı (life space) oluşturmaktadır. Dolayısıyla davranış, alandaki gerilim ve güçlerin değişmesiyle değişir. Davranış, yaşam alanı içinde hedeflerin değerine ve güçlerin niteliğine bağlı olarak ya hedefe doğru harekete geçmek ya da uzaklaşmak biçiminde olmaktadır. Ancak burada anlaşılması gereken nokta, hareketin mutlaka bedensel motor eylem olmasının gerekmediğidir. Yaşam alanı içinde üç tip davranış bulunmaktadır: bedensel davranış, zihinsel davranış, sosyal davranış (sosyal konumdaki değişme…).

Bölgeler:

Yaşam alanı içindeki bölgeler bilişsel, bedensel ya da sosyal aktivitelere ilişkin olabilir. Bu üç bölgedeki aktiviteler birlikte yaşam alanı içindekilerin algılanmasında etkili olurlar. Lewin yaşam alanının alt bölgelere ayrıldığından ve her bir bölgenin farklı aktivitelerden sorumlu olduğundan söz etse de, bu bölgelerin patikalarla birbirlerine bağlı olduğunu ve bir hedefe ulaşmak için birçok patikayı izleyerek, farklı bölgelerden geçmek gerektiğini vurgular.

Alan Kuramının Beş İlkesinin Gestalt Terapisi İçinde Ele Alınışı
Alan kuramının, alanın içeriği, bütünselliği ve sürecine ilişkin olarak beş temel ilkesi bulunmaktadır:
  • Organizasyon ilkesi
  • Eşzamanlılık ilkesi
  • Biriciklik ilkesi
  • Süreçte değişme ilkesi
  • Olası uygunluk ilkesi
Organizasyon İlkesi:

Yaşamımızda olup bitenlere, yaşantılarımızı tek tek değil, hepsini bir bütün olarak algılayarak anlam veririz. Bir davranış, ortaya çıktığı alandan soyutlanamaz. Bir davranışın anlamı, onun alandaki konumuna bağlıdır. Belirli bir anda ortaya koyduğumuz davranışların her biri birbirleriyle ilişkilidir ve bu davranışların dayalı olduğu hedefleri ya da ihtiyaçları, o andaki alanın bütünü belirler.

Örneğin, sınıfın biraz uzağında bir bomba patlaması, sınıfın geçici olarak revire dönüşmesi, sıraların yatak gibi kullanılması…

Organizasyonu oluşturan yapılar ve onların fonksiyonları kesin sınırlarla ayrılamaz ve bu ikisine ilişkin nitelikler bütünün niteliği ile ilişkilidir.

Gestalt terapistleri birbirleriyle ilişkisizmiş ya da rastlantı eseri bir arada bulunuyor gibi görünen yaşantıların aslında belli bir organizasyon içinde algılanması gerektiğini, başka bir deyişle aslında bu yaşantıların birbirleriyle ilişkili olduğunu öne sürerler. Örneğin, dizini sallayan danışan… Organizasyon ilkesine göre, ne kadar küçük görünürse görünsün her olay, davranış ya da durum, içinde bulunduğu geniş alan başka bir deyişle organizasyon içinde anlam kazanır.

Eşzamanlılık İlkesi:

Belirli bir andaki davranış ancak o andaki alanın bütününe bağlı olarak anlam kazanır. O anda olan, geçmiş zamandaki belirleyicilerin oluşturduğu bir sistemle açıklanamaz. Benzer şekilde, geleceğe ilişkin planlar ya da fanteziler de içinde bulunulan andaki davranışı açıklayamazlar.

Lewin, belirli bir an içindeki yaşantı alanının, geçmişle ilgili olarak o anda hatırlananlarla, gelecekle ilgili olarak o anda ortaya çıkan beklentiler tarafından oluşturulduğunu ifade eder. Böylece birey, sadece o andaki durumu ile değil; geçmişi ve geleceği ile birlikte ele alınmış olur.

Gestalt terapistleri içinde bulunulan andaki yaşantılara odaklanırlar. Geçmişteki ya da gelecekteki yaşantılardan yola çıkarak açıklamalar yapmazlar. Ancak bu, geçmiş ya da geleceğin göz ardı edilmesi anlamına da gelmez. Terapide, geçmiş yaşantıların ya da planların ne olduğuyla değil de, onların yaşanan anda ne ifade ettiği, yani yaşam alanını nasıl etkilediği araştırılır.

Biriciklik İlkesi:

Her bir durum ve her bir birey-alan kendine özgü ve tektir. Aynı zaman dilimi içinde ve aynı konumda olsalar bile iki kişinin davranışları benzer kurallarla açıklanamaz. Örneğin, hepsi de dersi dinlemeye istekli olan öğrencilerin kaçırdıkları noktalar, ilgilerini çeken noktalar… bu nedenle terapi sırasında genelleme yapmaktan kaçınılır, çünkü her bir kişi için o anda olanlar farklıdır.

Süreçte Değişme İlkesi:

Bu ilke, alandaki değişimin sürekliliğine işaret eder. Yaşantılar kalıcı değil geçicidirler. Hiçbir şey sabit değildir. Bir birey için, belirli bir anda yaşananlar sadece o ana aittir. Hiçbir yaşantı bir diğeri ile tamamen aynı değildir. Bu yüzden de terapide zamanlama çok önemlidir. Yapılan bir müdahale gerekli bile görünse, ancak zamanlama uygun olduğunda danışan için yararlıdır.

Buradan yola çıkarak, alan kuramı göreceli bir bakış açısına sahiptir. Eğer gerçeğe ilişkin algılarımız sürekli yenileniyor, alan içindeki denge her an değişiyorsa, belirgin bir kesim noktasından (algılama burada biter yansıtma başlar) ya da iki uçlu durumlardan söz edilemez.

Olası Uygunluk İlkesi:

Alandaki her bir parça toplam organizasyonla ilgilidir ve anlamlıdır, hiçbir parça önemsiz olduğu düşüncesiyle dışarıda bırakılamaz. Gestalt terapistleri büyük veya küçük, danışan tarafından reddedilse de kabul edilse de “görünen” her şey ile ilgilenirler.

Ayrıca bir Gestalt terapisti sadece tablodaki resmin içeriği ile ilgilenmez. Resmin nasıl çerçevelendiği, kompozisyonda diğer tablolar arasındaki yeri, ışıklandırılması vb, terapist için önemlidir.

Bununla birlikte, her ayrıntı ile aynı zamanda ve aynı önemle ilgilenmesi kuşkusuz olanaklı değildir. Bu nedenle, alan içinde o andaki organizasyonda, en temel ya da baskın olan özellikler araştırılır. Baskın olarak ön plana çıkanlar, aynı zamanda alanın nasıl organize olduğuna ilişkin ipuçları da verirler.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Gestalt Psikolojisi - Alan Kuramı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.E. Efsun TATAR'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.E. Efsun TATAR'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     7 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
E. Efsun TATAR Fotoğraf
Uzm.Psk.E. Efsun TATAR
Ankara (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi7 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.E. Efsun TATAR'ın Yazıları
► Gestalt Oyun Terapisi Psk.Eyüp TUNAHAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,373 uzman makalesi arasında 'Gestalt Psikolojisi - Alan Kuramı' başlığıyla benzeşen toplam 16 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Sınav Kaygısı Mayıs 2016
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


03:34
Top