2007'den Bugüne 87,036 Tavsiye, 26,996 Uzman ve 19,257 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Stres, Kaygı ve Psikolojik Dayanıklılık
MAKALE #21942 © Yazan Psk.Dnş.Ahmet Vezir TAYLAN | Yayın Kasım 2020 | 332 Okuyucu
GİRİŞ
İnsanların esenliği ve huzuru için bir tehlike işareti, bir uyarı olarak algılanan olaylara gösterilen fizyolojik ve psikolojik tepkiye stres denir (Şimşek, Çelik, Akgemel, 2019). Lazorus stresi insan ile çevre arasında baskı olarak kabul edilen, aşırı tepkilere yol açan ve iyilik halini tehdit eden ilişkiler olarak tanımlamıştır (Cotton, 2013).
Hans Selye, vücudun tepkisi veya fizyolojik tepkiden stres; tepkinin kaynağı ve nedeninden de stresör diye bahsetmiştir (Roberts, 2016). Strese yol açan sorunlara sebep olabilecek yaşam durumuna veya talebine stresör denir. Bireyin tehdit olarak algıladığı herhangi bir uyarıcıdır (Brosan, L. ve Todd, G., çev ., 2018).
Stresörler fiziksel, psikolojik ve psikososyal olarak ayrılabilir.
Fiziksel stresörler : çevre kirlilği, sıcaklıktaki ekstrem değişimler, elektrik şoku, uzun süren egzersizler, yaralanmalar ve vücutta meydana gelen diğer travmalar ve hastalığa maruz kalma gibi çevresel baskıları içerir.
Psikolojik stresörler: bireylerin iç tepkiselliğine dayandırılabilen tehditlerdir. Psikolojik stresörler diğerlerine göre biraz daha özneldir. Çünkü bireylerin olayı yorumlaması ile oluşur.
Psikososyal stresörler: sosyal ilişkilerin sonucudur. Yoğun sosyal etkileşimlerden -aile bireyleriyle olan veya sosyal izolasyon gibi- kaynaklanır. Psikososyal stresörler sıklıkla roller ile bağlantılıdır (Cotton, 2013).
Stres gerilim durumunu ifade etmektedir. Bir takım içsel ve çeşitli dışsal taleplerden dolayı kişi fizyolojik ve psikolojik gerilim yaşamaktadır. İhtiyaçlar, istekler, dürtüler, hayaller, beklentiler ve hayatta kalma güdüsü gibi unsurlar içsel talepleri oluşturmaktadır. Dışsal talepler ve durumlar ise bireyin çevresinde uyarıcıların oluşturduğu baskı ve beklentiler sonucunda bireyde psikolojik yada fiziksel gerilmelere yol açan hususlardır. Sorumluluklar, mecburiyetler, engellemeler dışsal talepler kapsamında değerlendirilmelidir (Kaygın ve Kosa, 2019). Stres için önemli olan kişi için tehdit olarak algılanıp algılanmamasıdır. Bireysel faktörler ve psikolojik ayrılıklardan kaynaklanır. İhtiyaçlar ve geçmiş yaşantılar bireye özgüdür (Z. Baltaş ve A. Baltaş, 2019). İki kişinin aynı duruma aynı şekilde tepki vermemelerinin bir nedeni durumu farklı görmeleridir. Bu durum algı ve değerlendirme terimleriyle ifade edilir (Brosan, L. ve Todd, G., çev ., 2018). Richard Lazarus’un davranışsal yaklaşım, bilişsel değerlendirme modeli (işlem modeli) nde stres algısı değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme sürecinin sonucunda stres tepkisinin düzeyi ortaya çıkmaktadır (Usta, 2017). İşlem modelinde birincil ve ikincil değerlendirme kavramlarından bahsedilmektedir. Birincil değerlendirmenin anlamı etrafta olup bitenleri tartmak ve bir problem olup olmadığına karar vermektir. İkincil değerlendirme daha çok problemle baş edebilme durumunun analizidir. Bireyin sahip olduğu öz kaynaklar -güç ve beceri-, direnç, geçmişte yaşanan olumsuzluklarla baş etme yöntemleri, sosyal destek gibi unsurların değerlendirilmesidir (Brosan, L. ve Todd, G., çev ., 2018).
Talepler ve stresörlere karşı vücudun spesifik olmayan karmaşık reaksiyonlarına stres tepkisi denir. Stres tepkisi bilişsel, davranışsal ve fizyolojik bileşenlerden oluşur (Cotton, 2013). Stres sağlık üzerinde de çeşitli etkiler yapar. Kardiyovasküler problemler, hipertansiyon, ateroskleroz, bu hastalıklara bağlı kalp krizi, mide-bağırsak rahatsızlıkları stres nedeniyle artış göstermektedir (Roberts, 2016). Bedensel düzeydeki stres tepkisinin özelliği stres vericilerin türüne bağlı olmaksızın ortaya çıkan sabit tepki olmasıdır (Z. Baltaş ve A. Baltaş, 2019).
Selye Genel Adaptasyon Sendromu isimli çalışmasında bir kişinin stresörün devamlı olması durumunda geçirdiği evreleri -vücudun strese karşı tepkisini üç aşamada belirlemiştir. Bunlar: alarm aşaması, direniş aşaması, tükenme aşamasıdır (Everly, 2012).
Stres bireyin yaşamındaki değişimler sonucu yaşanmaktadır. Bu değişimlerde farklı duygular hissedilir. Örneğin bireyin yaşamını tehdit eden veya mal varlığını kaybedeceğine ilişkin değişimler kişinin korku ve kaygı yaşamasına yol açabilmektedir (Aslan, Düşükcan, Akgemci, 2014).
Stres verici koşullara rağmen uyuma elverişli bir durum ortaya çıkarsa direnç oluşur. Her canlının uyum yeteneği ve enerjisi farklıdır, sınırlıdır. Başa çıkılamayan stres karşısında denge bozulur, uyum enerjisi biter. Çeşitli çalışmalar uyum sağlamayı zorlaştıran bazı kişilik özellikleri tanımlanmıştır. Buna göre düşmanlık duyguları baskın olan kişiler, her konuda kendilerine bir suçluluk payı çıkaranlar, aşırı duyarlı ve duygusal tepkileri fazla olanlar stresle başa çıkamamaktadır (Z. Baltaş ve A. Baltaş, 2019).
Anksiyete öfke, üzüntü, nefret ve benzeri duygularla birlikte görülen negatif duygu durumudur (Zeidner ve Matthews, 2011). Bazı tanımlar anksiyeteyi kaynağı büyük ölçüde bilinmeyen bir tehlike beklentisiyle sınırlandırarak korkudan ayıt eder (Karamustafalıoğlu ve Yumrukçal, 2011). Korku kısa süreli tehlikeyle ilgilidir. Örneğin havlayan bir pit bull ile karşılaşmak gibi (Zeidner ve Matthews, 2011). Anksiyete ve stres de farklı durumlarla bağlantılıdır. Anksiyete tehdit ile bağlantılı olma eğilimindedir. Stres baskı ve talep altında olma fikriyle bağlantılıdır (Brosan, L. ve Todd, G., çev ., 2018).
Anksiyete belirsiz durumlar karşısında meydana gelir. Anksiyete sıklıkla geleceğe yöneliktir. Anksiyeteye olası felaketler ile ilgili endişeler eşlik eder (Zeidner ve Matthews, 2011).
Anksiyete kişinin ruhsal gelişiminin daha üst basamaklara çıkmasında itici bir işlev de görebilir. Süregenleşmiş, kişinin verimini düşüren, kişiler arası ilişkilerde bozulmaya sebep olan, sıklıkla titreme, çarpıntı, ağız kuruluğu, kas gerginliği gibi fiziksel belirtilerin eşlik ettiği anksiyete durumları patolojik olarak değerlendirilmelidir (Karamustafalıoğlu ve Yumrukçal, 2011). Anksiyete bozukluğu, bağlantılı olduğu durumda korku ve endişenin orantısız bir şekilde arttığı, varlığı sürdürme yeteneğini sakatlayıcı bir durumdur. Anksiyete bozukluğunun alt ana tipleri genel anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluğu, sosyal anksiyete bozukluğu (sosyal fobi), sağlık anksiyetesi, travma sonrası stres bozukluğu olarak ayrılmaktadır (Brosan, L. ve Todd, G., çev ., 2018). Yaygın anksiyete bozukluğu en sık görülen anksiyete bozukluğu olup en az altı ay boyunca devam eden, iki yada daha fazla gerçekçi olmayan aşırı anksiyete veya endişeyle belirlidir. Anksiyete ve üzüntüye huzursuzluk, kolay yorulma, düşe odaklanmada zorluk, irritabilite, kas gerginliği ve uyku bozukluğunu kapsayan bir listeden en az üç semptom eşlik eder (Dökmetaş, 2013). Yaygın anksiyete bozukluğu kalıcı olarak kişinin kontrol etmekte zorlandığı iş, okul performanslarını içeren çeşitli alanlarla ilgili aşırı kaygı ve endişe durumudur (American Psychiatric Association [APA], 2013). Yaygın anksiyete bozukluğunda klinik belirtiler ömür boyu tutarlıdır (Wolitzky-Taylor, Castriotta, Lenze, Stanley ve Craske, 2010). Yaygın anksiyete bozukluğu görülen birçok kişi yaşamları boyunca endişeli ve sinirli hissettiğini belirtmiştir (Kessler, Petukhova, Sampson, Zaslavsky ve Wittchen, 2012). Genel anksiyete bozukluğunda kişiler çok sayıda olay, durum ve aktivite için endişelidir. Bunlardan biri de sağlıkla ilgili olabilir. Sağlık kaygısı panik ataklara yol açabilmektedir (APA, 2013).
Yaş grupları arasındaki temel fark bireylerin endişe içeriğinden kaynaklanır. Çocuklar ve ergenler okul ve sportif performans için endişelenmeye eğilim gösterir. Buna karşın yetişkinler daha fazla ailelerinin iyilik durumu, kendi fiziksel sağlıkları için endişelerini belirtmektedir. Bireylerin endişe içeriği yaşa uygun olarak şekillenir (Wolitzky ve diğer., 2010). Genel anksiyete bozukluğunun görülmeye başladığı yaş oldukça geniş aralıkta değişse de ortalama 30 yaştır (Kessler ve diğer., 2012). İnsanlar yaşları ilerledikçe daha dayanıklı olma eğilimi göstermektedir. Böylece kişi dış koşullardaki değişimlere daha duyarsız hale gelmektedir (Zeidner ve Matthews, 2011). Genç yetişkinler daha yaşlı bireylere göre daha ağır semptomlar gösterir (Wolitzky ve diğer., 2010).
Bir grup önünde eleştirilmek gibi dışsal tehdit çoğu insanda kaygı düzeyini arttırır. Ancak anksiyete seviyesi kişilik özelliklerine bağlıdır. Kaygı düzeyi yüksek kişiler kaygıyı yoğun yaşarken daha dayanıklı bireylerde kaygı seviyesi düşüktür. Bu bireyler sadece ortalama bir gerginlik yaşamaktadır (Zeidner ve Matthews, 2011).
Psikolojik dayanıklılık kişinin engel, belirsizlik ve benzeri birçok olumsuz durumla baş etme ve başarılı olma yeteneğidir (Luthans, Avey, Avolio, Norman ve Combs, 2006). Yetişkin bireylerde dayanıklılık normal koşulların dışında potansiyel olarak yıkıcılığı yüksek olaylar -yakın akrabanın ölümü, şiddet, hayatı tehdit eden durumlar- ile karşılaşan kişilerin psikolojik ve fiziksel sağlık seviyelerini nispeten sabit tutma yeteneğidir (Bonanno, Galea, Bucciarelli and Vlahov, 2007).
Dayanıklılık psikolojik sağlık ve fiziksel fonksiyonlarla karakterize edilen travma sonrası durumdur. Çoğu insan travmaya genel fonksiyonlarında oluşan minimum hasar ile cevap vermekte, travma karşısında dayanıklılık göstermektedir (Bonanno, Westphal ve Mancini, 2011). Dayanıklılık, direnme kapasitesini, kararlılığı, yaşamı veya gelişimi tehdit eden önemli mücadele unsurlarından kurtulmaktır (Masten, 2011).
Dayanıklılık dinamik bir süreçtir. Dinamik özellikleri nedeniyle bireyler dayanıklılığın bazı hallerini tecrübe ederken bazılarını edememektedir (Winter, Brown, Goins ve Mason, 2015). Travma sonrasında düzelme uyum tipleri ve bu örneklerin görülme sıklığı araştırılmıştır. Buna göre dayanıklılık: göreceli olarak travmadan hemen sonra sağlık fonksiyonlarının kararlı olduğu, minimum hasarların oluştuğu, geçici semptomların görülebildiği evredir. İyileşme: başlangıçta bazı fonksiyonel hasarların görüldüğü, ağır semptomları ardından fonksiyonların normal seviyesine kademeli dönüşünü içerir. Kronik stres, travmadan sonra uzun bir süre devam eden semptomlarda belirgin ağırlaşma ve fonksiyonlarda hasar ile karakterizedir. Gecikmiş stres ise zaman geçtikçe kötüleşmeyle birlikte travma sonrası semptomların hafiflediği durumlardır (Bonanno, Westphal ve Mancini, 2011).
Dayanıklılık travma sonrası duruma karşı yaygın bir tepki iken dayanıklılığı etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi bireysel farklılıkları ve koşulları içermelidir (Bonanno ve diğer., 2007). Kişilik, ego gücü ve iyimserlik yapılan araştırmalarda dayanıklılık ile ilişkili bulunmuştur. Ancak kişiliğin ölçüldüğü travma sonrası çalışmalarda belirlenen kişilik özellikleri aslında zorluklarla başa çıkmanın sonucu olabilir. Kişiliğin yanısıra, deneyim, öz yeterlilik düzeyi, pozitif benlik algısı, bireysel çevre, sosyal ve ekonomik kaynaklar, ekonomik kaynaklara erişim, destekleyici sosyal ilişkiler dayanıklılık düzeyini etkilemektedir (Winter, ve diğer., 2015).
Psikolojik dayanıklılık stresli yaşam durumları ile karşılaşıldığında kendini toparlama gücünün en önemli unsurunu oluşturmaktadır. Literatürde psikolojik dayanıklılığın, ruh sağlığı üzerindeki etkisine odaklanan araştırmalara sıkça rastlanmaktadır. Kobasa (1979), Kobasa ve Pucetti (1983) yüksek dayanıklılık düzeyi ile fiziksel ve ruh sağlığı arasında pozitif bir ilişki olduğunu; dayanıklılığın stresin olumsuz etkilerini azalttığını ortaya koymuştur. Funk ve Houston (1987), Allred ve Smith (1989), Rhodewalt ve Zone (1989) yaptıkları araştırmalarda dayanıklılık düzeyi yüksek olan bireylerin kaygı ve depresyon düzeylerinin düşük olduğunu bulmuşlardır. Kobasa (1982), Sinclair ve Tetrick (2000), Callahan (2000), Maddi, Khoshaba, Persico, Harvey ve Bleecker’a (2002) göre dayanıklılık, stres ve hastalık semptomları arasındaki ilişkide koruyuculuk etkisi göstermektedir. Ganellen ve Blaney (1984), Hull, Van Treuren ve Virnelli (1987), DeNeve ve Cooper (1998) göre dayanıklılık düzeyi yüksek olan bireyler, stresli bir çevrede iyi olma özelliklerini devam ettirmektedirler. Robitsctek ve Kashubeck’e (1999) göre ise dayanıklılık, bireyin kendini değiştirme sürecinde aktif olmasını sağlayarak duyuşsal, bilişsel ve davranışsal değişikliklerle kendini gerçekleştirmesine yardımcı olmaktadır (Terzi, 2008).
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Stres, Kaygı ve Psikolojik Dayanıklılık" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Dnş.Ahmet Vezir TAYLAN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Dnş.Ahmet Vezir TAYLAN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     2 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ahmet Vezir TAYLAN Fotoğraf
Psk.Dnş.Ahmet Vezir TAYLAN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi3 kez tavsiye edildi
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Dnş.Ahmet Vezir TAYLAN'ın Yazıları
► Stres ve Kaygı Nasıl Azaltılır? Psk.Hazel YİĞİTALP
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,257 uzman makalesi arasında 'Stres, Kaygı ve Psikolojik Dayanıklılık' başlığıyla benzeşen toplam 14 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Panik Atak Mayıs 2019
◊ Boşanma ve Çoçuk Aralık 2018
◊ Çocuklarda Bipolar Kasım 2016
◊ Şükran Sakinleştiriyor Kasım 2016
◊ Pozitif Psikoloji Nedir Kasım 2016
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


07:08
Top