Çocuklarda Duygu Regülasyonu
ÇOCUKLARDA DUYGU REGÜLASYONU
“Ben Sakinleşiyorum, Sen de Benimle” Yolculuğu
Bir çocuğun ağlayışını dinlediğinde, bazen sadece kulakların değil, kalbin de yorulur. Bazen öfke çığlıkları evin duvarlarını titretir; bazen ufacık bir şey gözyaşını taşırır. Bir anda dünyası yıkılmış gibi hisseder, sen de onun yanında çaresiz kalıverirsin. “Acaba ne yapmam gerekiyor? Bir yerlerde yanlış mı yaptım? Neden bu kadar zorlandık?” diye düşünürsün.
O an, çok gerçek bir andır.
Ve çok insani.
Çünkü çocukların duyguları güçlüdür.
Bir anda yükselir, bir anda taşar, bir anda çöker.
Ve çoğu zaman çocuklar duygularını kendi kendilerine düzenlemeyi bilmezler.
Aslında bilmezler değil; daha öğrenmemişlerdir.
Tıpkı yazı yazmayı öğrendiği gibi,
Tıpkı bisiklete binmeyi öğrendiği gibi,
Tıpkı konuşmayı öğrendiği gibi,
duygularını düzenlemeyi de öğrenir.
Ve o öğrenme sürecinde sen varsın.
Sen, onun duygusal barometresisin.
Sen onun “fırtına anında güvenli limanı”sın.
Bu yazı, o limanı birlikte güçlendirmek için burada.
ÇOCUKLAR NEDEN DUYGULARIYLA ZORLANIR?
Çocuğun beyni büyüdükçe, duyguları yönetme kapasitesi de gelişir. Fakat duyguların patlama anında kontrol eden bölge (ön beyin, yani mantık, sabır, durup düşünme merkezi) henüz tam olgun değildir. Bunun yerine duyguları hızlıca ateşleyen amigdala daha baskındır. Bu yüzden çocuk duyguyu yaşar ama anlamlandıramaz.
Yani çocuk öfkelendiğinde öfkeye dönüşür.
Üzüldüğünde üzüntü olur.
Korktuğunda korkunun içini doldurur.
Duyguyla kendisi arasında mesafe kuramaz.
Biz yetişkinler de bunu bazen yaşarız ama biz yıllar içinde bunu öğrendik. Çocuk ise şimdi öğreniyor. Bu nedenle:
Ağlaması “abartı” değildir.
Öfkelenmesi “şımarıklık” değildir.
Kırılması “zayıflık” değildir.
İnatlaşması “saygısızlık” değildir.
Bütün bunlar duygunun bedeninde fazlaca yer kaplamasıdır.
Ve o anda çocuk gerçekten zorlanıyordur.
Bu noktada şu cümle çok önemlidir:
Çocuk duygusunu yönetmekte değil, duygusuyla başa çıkmakta zorlanır.
Bu, davranış değil; duygusal kapasite meselesidir.
DUYGULAR ÖĞRETİLİR. DOĞUŞTAN GELMEZ.
Yeni doğan bir bebeğin dünyaya geldiği ilk anı düşün.
İlk iletişim şekli duygudur: ağlama, mimik, ses tonu.
Sonra annesinin teni, kokusu, sesi ona dünyayı anlamayı öğretir.
Yani duygular başka bir insanın yanında düzenlenerek öğrenilir.
Bir bebek, kendisini sakinleştiren bir yetişkinin sinir sistemi sayesinde sakinleşir.
Bu, bizim içimizde kurulan duygusal eşleşmedir.
Polivagal teorinin söylediği şey tam olarak budur:
İnsan sinir sistemi, diğer bir sinir sisteminin yanında sakinleşmeyi öğrenir.
Bu yüzden çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey şudur:
Yanında duygusunu “taşıyabilen” bir yetişkin.
Çocuğun duygusu fırtına gibiyse, sen gemi değilsin.
Sen limansın.
PEKİ SENİN ZORLANDIĞIN ANLAR?
Bunu konuşmadan duygu regülasyonu konuşmak eksik kalır.
Belki çocuğun ağladığında senin içinden “Dayanamıyorum.” duygusu yükseliyor.
Belki öfkelendiğinde sen de öfkeleniyorsun.
Belki çok ses, çok ihtiyaç, çok talep olduğunda yoruluyorsun.
Ve bu çok normal.
Çünkü senin de bir sinir sistemin var.
Sen de yorulursun.
Sen de bazen kapasitenin sonuna gelirsin.
Bu seni kötü ebeveyn yapmaz.
Ebeveynlik, duygusal dayanıklılık maratonudur.
Mükemmel olmanı değil, var olmanı ister.
Bu süreçte kendine söyleyebileceğin en iyi cümle şudur:
“Şu anda zorlanıyorum. Ama bu geçici.”
Çünkü duygular, çocuklarda olduğu gibi yetişkinlerde de dalga gibidir.
Geldiğinde yükselir.
Sonra yavaş yavaş iner.
Hiçbir duygu kalıcı değildir.
ÇOCUĞA DUYGUSUNU ÖĞRETMEK: “İSİM KOYMAK” SANATI
Çocuk ne yaşadığını bilmediğinde daha çok zorlanır.
Çünkü bedeninde büyük bir enerji dolaşır ve o bunun ne olduğunu tanımlayamaz.
Duygular tanımlandığında düzenlenir.
Bir çocuk “Kızgın mısın?” sorusunu duyduğunda, beyninde şöyle bir şey olur:
“Hımm… Bu his öfke demekmiş. O zaman ben yanlış değilim. Bu his normalmiş.”
Ve yaşadığı şey anlam kazanır.
Bu yüzden şu cümleler, eğitimli terapi teknikleri kadar etkilidir:
“Şu anda üzgünsün.”
“Sanırım kırıldın.”
“Canın acıdı.”
“Bu senin için zor bir şey.”
“Keşke farklı olsaydı, biliyorum.”
Duyguyu adlandırmak = duyguyu yumuşatmak.
“Ben seni anlıyorum.” mesajı çocuk sinir sistemine en güçlü sakinleştiricidir.
ÖFKE NÖBETLERİ (TANTRUM): ASLINDA NE YAŞANIYOR?
Öfke nöbeti bir kriz değil; regülasyon çağrısıdır.
Çocuk davranış olarak çığlık atar, vurabilir, atabilir, kendini yere bırakabilir.
Bu dışarıdan kontrolsüzlük gibi görünse de içeride başka bir şey olur:
Sinir sistemi aşırı yüklenmiştir.
Beyin duyguyu işleyemez durumdadır.
Mantıklı düşünme bölgesi geçici olarak offline’dır.
Yani o anda çocuğa nasihat vermek, konuşmak, öğütlemek ya da “kendine gel” demek hiç işe yaramaz.
O anda gereken şudur:
Yakınlık + Güven + Sakinlik.
Sessizce yanında durmak bile yeterlidir.
“Buradayım. Yalnız değilsin. Bu duygu geçecek.” mesajı verir.
Çocuk, senin sakinliğine tutunur.
DUYGU REGÜLASYONU NASIL ÖĞRENİLİR?
Duygu regülasyonu model alınarak öğrenilir.
Yani:
Çocuk seni gözlemler.
Senin nefesini, ses tonunu, yüzündeki ifadeyi.
Senin kendini sakinleştirme biçimlerini.
Ve zamanla aynılarını kendisi yapmaya başlar.
Bu yüzden senin sakin kalman mükemmel olmandan çok daha değerlidir.
Eğer sen yorulduğunda,
“Biraz nefes almaya ihtiyacım var.” diyebiliyorsan;
Eğer sen öfkelendiğinde,
“Şu an kızgınım ama birazdan geçecek.” diyebiliyorsan;
Çocuğun şunu öğrenir:
“Duygular gelir ve geçer. Ben de onları taşıyabilirim.”
Bu, hayat boyu sürecek duygusal dayanıklılığın temelidir.
UYGULANABİLİR DESTEK ARAÇLARI
Bunlar gerçek hayatta işe yarayan, sürdürülebilir, yumuşak yöntemlerdir:
Günde en az bir kez 10 dakikalık kesintisiz bağ kurma zamanı.
Duygular için renk, hava durumu, hayvan metaforu kullanma.
Büyük duygudan sonra bedeni rahatlatan oyun: sallanma, sarılma, suyla temas, battaniye sarma.
“Nefes oyunu”:
Çiçeği kokla (nefes al),
Mumu üfle (nefes ver).
“Sende olunca ne oluyor?” diye sorarak farkındalık geliştirme.
Bu yöntemler bilimsel temellidir ve sinir sistemini aşağıdan yukarı sakinleştirir.
SENİN İÇİN DE ŞEFKAT
Bunu okuyan sen…
Belki yorgunsun.
Belki çok şey taşıyorsun.
Belki sadece birinin sana şöyle demesine ihtiyacın var:
“Elinden geleni yapıyorsun.
Gerçekten çok iyi gidiyorsun.
Ve yalnız değilsin.”
Sen mükemmel olmak zorunda değilsin.
Çocuğunun ihtiyacı mükemmel bir ebeveyn değil, duygusunu taşıyabilen bir ebeveyn.
Ve sen tam olarak bunu yapıyorsun.
SON SÖZ
Duygu regülasyonu, bir öğretme değil; bir birlikte büyüme sürecidir.
Çocuğun duygularını öğrenirken, sen de kendini yeniden tanırsın.
Birbirinizi tamir ederek, büyüterek.
Bazen ağlayarak, bazen gülerek.
Ama hep yan yana kalarak.
Ve inanın:
Bu yolculuğun sonunda en çok güçlenen, ilişkiniz olur.
Çünkü çocuk şunu öğrenir:
“Ne olursam olayım, sen benim yanımdasın.”
Ve işte o an, dünyanın en güvenli yeri olmuşsundur.
“Ben Sakinleşiyorum, Sen de Benimle” Yolculuğu
Bir çocuğun ağlayışını dinlediğinde, bazen sadece kulakların değil, kalbin de yorulur. Bazen öfke çığlıkları evin duvarlarını titretir; bazen ufacık bir şey gözyaşını taşırır. Bir anda dünyası yıkılmış gibi hisseder, sen de onun yanında çaresiz kalıverirsin. “Acaba ne yapmam gerekiyor? Bir yerlerde yanlış mı yaptım? Neden bu kadar zorlandık?” diye düşünürsün.
O an, çok gerçek bir andır.
Ve çok insani.
Çünkü çocukların duyguları güçlüdür.
Bir anda yükselir, bir anda taşar, bir anda çöker.
Ve çoğu zaman çocuklar duygularını kendi kendilerine düzenlemeyi bilmezler.
Aslında bilmezler değil; daha öğrenmemişlerdir.
Tıpkı yazı yazmayı öğrendiği gibi,
Tıpkı bisiklete binmeyi öğrendiği gibi,
Tıpkı konuşmayı öğrendiği gibi,
duygularını düzenlemeyi de öğrenir.
Ve o öğrenme sürecinde sen varsın.
Sen, onun duygusal barometresisin.
Sen onun “fırtına anında güvenli limanı”sın.
Bu yazı, o limanı birlikte güçlendirmek için burada.
ÇOCUKLAR NEDEN DUYGULARIYLA ZORLANIR?
Çocuğun beyni büyüdükçe, duyguları yönetme kapasitesi de gelişir. Fakat duyguların patlama anında kontrol eden bölge (ön beyin, yani mantık, sabır, durup düşünme merkezi) henüz tam olgun değildir. Bunun yerine duyguları hızlıca ateşleyen amigdala daha baskındır. Bu yüzden çocuk duyguyu yaşar ama anlamlandıramaz.
Yani çocuk öfkelendiğinde öfkeye dönüşür.
Üzüldüğünde üzüntü olur.
Korktuğunda korkunun içini doldurur.
Duyguyla kendisi arasında mesafe kuramaz.
Biz yetişkinler de bunu bazen yaşarız ama biz yıllar içinde bunu öğrendik. Çocuk ise şimdi öğreniyor. Bu nedenle:
Ağlaması “abartı” değildir.
Öfkelenmesi “şımarıklık” değildir.
Kırılması “zayıflık” değildir.
İnatlaşması “saygısızlık” değildir.
Bütün bunlar duygunun bedeninde fazlaca yer kaplamasıdır.
Ve o anda çocuk gerçekten zorlanıyordur.
Bu noktada şu cümle çok önemlidir:
Çocuk duygusunu yönetmekte değil, duygusuyla başa çıkmakta zorlanır.
Bu, davranış değil; duygusal kapasite meselesidir.
DUYGULAR ÖĞRETİLİR. DOĞUŞTAN GELMEZ.
Yeni doğan bir bebeğin dünyaya geldiği ilk anı düşün.
İlk iletişim şekli duygudur: ağlama, mimik, ses tonu.
Sonra annesinin teni, kokusu, sesi ona dünyayı anlamayı öğretir.
Yani duygular başka bir insanın yanında düzenlenerek öğrenilir.
Bir bebek, kendisini sakinleştiren bir yetişkinin sinir sistemi sayesinde sakinleşir.
Bu, bizim içimizde kurulan duygusal eşleşmedir.
Polivagal teorinin söylediği şey tam olarak budur:
İnsan sinir sistemi, diğer bir sinir sisteminin yanında sakinleşmeyi öğrenir.
Bu yüzden çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey şudur:
Yanında duygusunu “taşıyabilen” bir yetişkin.
Çocuğun duygusu fırtına gibiyse, sen gemi değilsin.
Sen limansın.
PEKİ SENİN ZORLANDIĞIN ANLAR?
Bunu konuşmadan duygu regülasyonu konuşmak eksik kalır.
Belki çocuğun ağladığında senin içinden “Dayanamıyorum.” duygusu yükseliyor.
Belki öfkelendiğinde sen de öfkeleniyorsun.
Belki çok ses, çok ihtiyaç, çok talep olduğunda yoruluyorsun.
Ve bu çok normal.
Çünkü senin de bir sinir sistemin var.
Sen de yorulursun.
Sen de bazen kapasitenin sonuna gelirsin.
Bu seni kötü ebeveyn yapmaz.
Ebeveynlik, duygusal dayanıklılık maratonudur.
Mükemmel olmanı değil, var olmanı ister.
Bu süreçte kendine söyleyebileceğin en iyi cümle şudur:
“Şu anda zorlanıyorum. Ama bu geçici.”
Çünkü duygular, çocuklarda olduğu gibi yetişkinlerde de dalga gibidir.
Geldiğinde yükselir.
Sonra yavaş yavaş iner.
Hiçbir duygu kalıcı değildir.
ÇOCUĞA DUYGUSUNU ÖĞRETMEK: “İSİM KOYMAK” SANATI
Çocuk ne yaşadığını bilmediğinde daha çok zorlanır.
Çünkü bedeninde büyük bir enerji dolaşır ve o bunun ne olduğunu tanımlayamaz.
Duygular tanımlandığında düzenlenir.
Bir çocuk “Kızgın mısın?” sorusunu duyduğunda, beyninde şöyle bir şey olur:
“Hımm… Bu his öfke demekmiş. O zaman ben yanlış değilim. Bu his normalmiş.”
Ve yaşadığı şey anlam kazanır.
Bu yüzden şu cümleler, eğitimli terapi teknikleri kadar etkilidir:
“Şu anda üzgünsün.”
“Sanırım kırıldın.”
“Canın acıdı.”
“Bu senin için zor bir şey.”
“Keşke farklı olsaydı, biliyorum.”
Duyguyu adlandırmak = duyguyu yumuşatmak.
“Ben seni anlıyorum.” mesajı çocuk sinir sistemine en güçlü sakinleştiricidir.
ÖFKE NÖBETLERİ (TANTRUM): ASLINDA NE YAŞANIYOR?
Öfke nöbeti bir kriz değil; regülasyon çağrısıdır.
Çocuk davranış olarak çığlık atar, vurabilir, atabilir, kendini yere bırakabilir.
Bu dışarıdan kontrolsüzlük gibi görünse de içeride başka bir şey olur:
Sinir sistemi aşırı yüklenmiştir.
Beyin duyguyu işleyemez durumdadır.
Mantıklı düşünme bölgesi geçici olarak offline’dır.
Yani o anda çocuğa nasihat vermek, konuşmak, öğütlemek ya da “kendine gel” demek hiç işe yaramaz.
O anda gereken şudur:
Yakınlık + Güven + Sakinlik.
Sessizce yanında durmak bile yeterlidir.
“Buradayım. Yalnız değilsin. Bu duygu geçecek.” mesajı verir.
Çocuk, senin sakinliğine tutunur.
DUYGU REGÜLASYONU NASIL ÖĞRENİLİR?
Duygu regülasyonu model alınarak öğrenilir.
Yani:
Çocuk seni gözlemler.
Senin nefesini, ses tonunu, yüzündeki ifadeyi.
Senin kendini sakinleştirme biçimlerini.
Ve zamanla aynılarını kendisi yapmaya başlar.
Bu yüzden senin sakin kalman mükemmel olmandan çok daha değerlidir.
Eğer sen yorulduğunda,
“Biraz nefes almaya ihtiyacım var.” diyebiliyorsan;
Eğer sen öfkelendiğinde,
“Şu an kızgınım ama birazdan geçecek.” diyebiliyorsan;
Çocuğun şunu öğrenir:
“Duygular gelir ve geçer. Ben de onları taşıyabilirim.”
Bu, hayat boyu sürecek duygusal dayanıklılığın temelidir.
UYGULANABİLİR DESTEK ARAÇLARI
Bunlar gerçek hayatta işe yarayan, sürdürülebilir, yumuşak yöntemlerdir:
Günde en az bir kez 10 dakikalık kesintisiz bağ kurma zamanı.
Duygular için renk, hava durumu, hayvan metaforu kullanma.
Büyük duygudan sonra bedeni rahatlatan oyun: sallanma, sarılma, suyla temas, battaniye sarma.
“Nefes oyunu”:
Çiçeği kokla (nefes al),
Mumu üfle (nefes ver).
“Sende olunca ne oluyor?” diye sorarak farkındalık geliştirme.
Bu yöntemler bilimsel temellidir ve sinir sistemini aşağıdan yukarı sakinleştirir.
SENİN İÇİN DE ŞEFKAT
Bunu okuyan sen…
Belki yorgunsun.
Belki çok şey taşıyorsun.
Belki sadece birinin sana şöyle demesine ihtiyacın var:
“Elinden geleni yapıyorsun.
Gerçekten çok iyi gidiyorsun.
Ve yalnız değilsin.”
Sen mükemmel olmak zorunda değilsin.
Çocuğunun ihtiyacı mükemmel bir ebeveyn değil, duygusunu taşıyabilen bir ebeveyn.
Ve sen tam olarak bunu yapıyorsun.
SON SÖZ
Duygu regülasyonu, bir öğretme değil; bir birlikte büyüme sürecidir.
Çocuğun duygularını öğrenirken, sen de kendini yeniden tanırsın.
Birbirinizi tamir ederek, büyüterek.
Bazen ağlayarak, bazen gülerek.
Ama hep yan yana kalarak.
Ve inanın:
Bu yolculuğun sonunda en çok güçlenen, ilişkiniz olur.
Çünkü çocuk şunu öğrenir:
“Ne olursam olayım, sen benim yanımdasın.”
Ve işte o an, dünyanın en güvenli yeri olmuşsundur.
|
Yazan
|
Bu makaleden alıntı yapmak
için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir: "Çocuklarda Duygu Regülasyonu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Çağla Tuğba SELVEROĞLU'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır. Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Çağla Tuğba SELVEROĞLU'nun izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz. |
Yazan Uzman
|
çocuklarda duygu, çocuklarda duygusal farkındalık, çocuklarda duygu regülasyonu, çocuklarda öfke, çocuklarda duygu düzenleme
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak
hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir
yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


