Önyargı ve Ayrımcılık Nedir? Nasıl Azaltabiliriz?
ÖNYARGI VE AYRIMCILIK NEDİR? NASIL AZALTABİLİRİZ?
Günlük yasantımızda yaygın olarak kullanılan önyargı (prejudice) sözcügü, etimolojik olarak Latincedeki “praejudicium” dan gelmektedir. Ancak zaman içersinde anlam degisikligine ugramıstır. Önyargıların dogası konusunda kapsamlı çalısmalar yapmıs olan Allport, bu degisikligin üç dönemde gerçeklestigini belirtir: Antik dönemde, önceki karar ve deneyimlere dayanan bir yargı anlamında kullanılan praejudicium, daha sonra İngilizce’ de gerçekler hakkında bir inceleme yapmadan düsünmeden olusturulmus bir yargı- olgunlasmamıs veya aceleci bir yargı- anlamını kazanmıs, son olarak önceden varılmıs ve desteklenmis bir yargıyla birlikte bir seyin lehinde ve aleyhinde olmayla ilgili duyguları da içerecek sekilde genisletilmistir.(Harlak, 2000:7). Önyargı, genel olarak karar vermede yaşanan sistematik hata olarak tanımlanmaktadır. Çoğu durumda, bireyler mevcut bilgileri anlamlandırmaya çalışırken önyargılı olabilmektedirler
Harding ve arkadasları onyargı (prejudice)yı baska sahıslara veya gruplara karsı hosgorusuz, haksız ve ayrımcı tutumlar olarak tanımlar. (Deaux, 1984: 254). Goldstein ise, bir grup veya o grubun uyeleri hakkında olumsuz bir değerlendirme olarak tanımladıktan sonra onyargıyı iki tipe ayırır: “Oteki”ni olumsuz bir değerlendirme ve “öteki”ne karsı olumsuz bir davranıs (Goldstein, 1980: 348). Schleiermacher’e gore ise "önyargılar yan tutma ve acelecilikten kaynaklanır". O'na gore, yan tuttuğundan dolayı otoritelere itaat eden kiside pesin hükümler bulunur. Bireyi belirleyen pesin hukumler onun yan tutmasından kaynaklanır .( Gadamer, 1976: 103-115).
Hancerlioğlu’na (1978) gore onyargı,gerekli kanıtlara dayanmaksızın ve doğru olup olmadığı arastırılmaksızın onceden edinilmis yargıdır. Bu yargı doğru ya da yanlıs, olumlu ya da olumsuz olabilir. Her ne kadar hicbir kanıta dayanmaksızın edinilmezse de bu kanıtlar yeterli değildir (Felsefe Ansiklopedisi, 1978: 138).
Ozankaya’ya (1975) gore önyargı, bireyde baska bireylere toplumsal kumelere karsı, sevgi ya da dusmanlık duygusu uyanmasına yol acan kosullanmıs bir tutumu yansıtan yalınkat inanc, kanı genellemedir . (Toplumsal Bilimler Sozluğu, 1975: 77).
Önyargıda muhakeme etmeden bir konum alış söz konusudur. Önyargı akıl öncesidir, rasyonel bir teste tabi tutmadan yaptığımız bir tercihtir ve rasyonel terimlerdeki motivlere yoramayacağımız sezgiler ve içgüdüler ile belirlenir.
Bir tutum olarak onyargıların uc bileseni vardır:
Bilissel parca: Toplumsal grubun uyeleri hakkındaki inanclar.
Davranıssal parca: Grup uyelerine karsı yapılan davranıslar. Dıs gruba uye olduğu icin bir kisiye negatif sekilde davranmak onyargının davranıssal parcasıdır.
Etki parcası: Grup uyeleri hakkındaki duygular ( Prejudice, 2004).
İnsanlar, uyaranları sınıflandırarak ya da gruplandırarak algısal alanı örgütlerler. Algılayıcılar, herhangi bir şeyi kendiliklerinden bir sınıfın ya da kategorinin parçaları olarak algılarlar. Elbiseleri pis ve dağınık bir kimseyi gördüğümüzde, onu herhangi bir adam olarak değil, dağınıklar ya da dilenciler sınıfına sokarız. Bize dışadönük birisiyle tanıştırılacağımız söylendiğinde hemen dışadönük insan kategorisinin özelliklerini hatırlar, cana yakın, samimi, aktif, yüksek sesle konuşan, kendine güvenen bir insan bekleriz. Gerici insan kategorisinin benzer özelliklerini sarıklı, cüppeli veya namaz kılan, günaydın yerine "selamün aleyküm" diye selam veren kişiler olarak oluşturan biri, bundan böyle aynı özellikleri taşıyan insanlarla karşılaştığında onların entellektüel donanımlarına bakmadan gerici diye etiketlendirebilir. Kategorik algılayışta algı objesi artık bir grubun üyesidir. Benzer özellikleri olan herşey artık o kategori doğrultusunda algılanır. Bu yüzden "önyargı ve stereotiplerin normal bilişsel sistemlerin yani kategorizasyonun bir sonucu olarak ortaya çıktığı " ileri sürülmüştür.(Gürses;2005)
Önyargı hakkındaki teorilere bakıldığı zaman temel olarak önyargıyı insani durumlarda arayan ve önyargının ancak zayıf bir karakterde gelişeceğine yönelik iki grup görüş oluşmaktadır. Önyargıyı insani durumlarla ilişkilendirmek gerekir çünkü mahrumiyet, engellenme ve kontrol edilemeyen düşmanlık tepkilerine zemin hazırlamaktadır. İkinci görüş, önyargının zayıf karakter veya kusurlu kişilik yapısına sahip kişilerde oluşabileceğidir. Dolayısıyla görüşün savunucularına göre ön yargı normal bir durum değildir ve nevrotik yapıdaki insanların güvensizliği ile şiddetli anksiyetenin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır (Cirhinlioğlu, 2010).
Young-Bruehl’e göre üç değişik karakter/kişilik örgütlenmesi üç farklı tarzda önyargı oluşumuna neden olmaktadır. Bunlardan biri Obsesif/ paranoid kişilik tarzıdır ve bu kişiler katı kişilik yapıları nedeniyle başkalarıyla rahat ve eşit ilişki kuramazlar, kolayca kuşku duyabilirler. (Nelson, 2002). Bu kişilik yapısıyla ortaya çıkan önyargılar hem daha katı ve istikrarlıdır hem de değişime çok dirençlidirler. Histerik tarz da obsesif tarzın aksine izlenimsel, değişken ve duygu kabarmalarıyla oluşan önyargılar vardır. Bu tarzda oluşan önyargılar istikrarsız ve değişkendir. Narsistik kişilik tarzın da oluşan önyargılar da genellikle kendisine ve başkalarına yönelik değersizleştirme veya yüceltme söz konusudur. Bu tarzda gerçekçi/makul orta yol oluşması çok zordur (Paker, 2012)
Önyargının İliskili Oldugu Kavramlar
İnanç ve Tutum: Önyargının bazı terimlerle baglantısını inceleyen Allport’ a göre önyargı, bir deger yargısı degildir. Farklı deger yargılarının hâkim oldugu toplumlarda önyargıdan söz etmek mümkündür. Önyargıların tutum ve inanç yönü vardır ve tutum genel olarak bir seyin lehinde veya aleyhinde olmayı; inanç, bir seyin nitelikleri ile ilgili bazı düsünceleri içerir. Önyargı ise inançları da içine alan bir tutumdur.(Harlak, 2000: 8).
Kısırdöngü, önyargıların sosyal-kültürel temelleri konusunda bir açıklama saglamaktadır, Ancak herhangi bir bireyin belirli önyargılara sahip olmasınıntemelinde sosyal psikolojik süreçler oldugu kabul edilmektedir(Harlak, 2000: 10). Diskriminasyon: Önyargı davranısları yönlendirir ve önyargının davranısa dönüsmesi ayrımcılık olarak isimlendirilir. Yani önyargı, bir tutum(belirli bir grup karsısında lehte veya aleyhte davranma egilimi); diskriminasyon ise davranıstır.
Diskriminasyon, bir dıs grubun iç guruba yaklasmasını imkânsız kılacak sekilde mesafeli tutulması ve bunun az çok formel olarak kurumsallastırılmasıdır. Diskriminasyon belirli bir grubu hem uzakta tutmayı ve hem de ekonomik, politik ve sosyal planda dezavantajlı bir duruma sokmayı içerir(Bilgin, 2001: 98). Yalnızca diger insanların grup üyeligi hakkında temellenen haksız yargılardan ibaret olan diskriminasyon, genellikle önyargı (ırk, soy veya diger gruplarla ilgili) ile iliskilidir. Diskiriminasyon ve önyargı bir dereceye kadar rekabetle sonuçlanabilen gruplararası sosyal iliskilerin tarihsel olarak gelisen sosyo-ekonomik durumları ile ve psikodinamik süreçler ile izah edilebilir(Gürses, 2005: 156). Genel olarak ifade edilecek olursa ayrımcılık herhangi bir kisinin, önyargılı oldugu kisi ya da gruplara yönelik olarak gösterdigi olumsuz davranıstır. Her önyargının davranıs yönünün oldugu, ancak her zaman gösterilmedigi düsünülmektedir. Alport' a göre ayrımcı davranıslar, en hafifinden siddetlisine dogru bir sıra olusturur:
Karsı Olmayı ifade Etme: Kisiler, önyargı konusunda kendisi gibi düsünen digerleriyle konusur, antipatisini, düsmanca duygularını ifade eder.
Uzak Durma: Eger önyargı daha yogun ise, birey hoslanmadıgı ya da önyargılı oldugu kisi ve gruplarla bir arada olmaktan kaçınır.
Nefret Söylemi: Ayrımcı unsurlar taşıyan, ırkçı nefret, yabancı düşmanlığı, homofobiye, hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan veya haklı gösteren her tür ifade biçimidir. İfade özgürlüğü ile nefret söylemi arasında bir denge kurulabilmesi çok önemlidir.
Ayrımcılık: Kisi, önyargılı oldugu grupların, is, konut, egitim, saglık gibi hizmetlerden yararlanmasına, politik hakların kullanılmasına karsıdır. Bu durum bazen kurumsallasabilir(Harlak, 2000: 10).
Ayrımcılık ve eşitlik fikri: Ayrımcılık kavramı, esas ve yaygın olarak, insanlar arasındaki eşitlik fikri ve ilkesinden kaynaklanır. Gerek hukuksal gerek insani olarak üzerinde bir söz birliği bulunduğu varsayılan eşitlik ilkesi, “her insanın doğuştan eşit olduğu” dur. İnsanlar, dünyanın neresinde, hangi ten rengiyle, hangi cinsiyet ya da cinsel yönelimle; hangi etnik kökene, dine, mezhebe ait olarak doğarlarsa doğsunlar, insan olmak bakımından eşittirler. Eşitlik ilkesi, dışlanma ve ayrımcılık ilişkisini teorik olarak çözebilirmiş gibi görünmesine rağmen, insanlık tarihine genel olarak bakıldığında bu varsayımın gerçekleşmediği açıktır (Göregenli, 2012:18). Literatürde var olan ayrımcılık türleri olarak; ırk, renk, dil, din, siyasal, etnik köken, engellilik durumları, toplumsal sınıf, meslek vb. sayılmaktadır. Bu tür ayrımcılıklar her ne kadar hem uluslararası hem de ulusal hukuk metinleri ve bunların uygulanması suretiyle engellenmeye çalışılsa da; bazen açıktan -önemli oranda ise örtük olarak (yada bilinçsizce)- devam etmektedir. Ayrımcılık olarak adlandırılan eylemler, belirli bir grubun yada kişinin reddedilmesi yada dışlanması, bu kişilerin hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması biçimlerinde gerçekleşebilir. Toplumsal yaşamda kimi ayrımcılık türleri daha sık rastlanan bir olgudur. Örneğin bir işe personel almada, özel yada kamu kurumlarında terfi almada, evlerin kiraya verilmesinde, sözlü istismarlar gibi.
Aşağıda en çok karşılaştığımız ayrımcılık çeşitlerine dair bilgiler yer almaktadır.
Bu boyutlarla ilgili bilinçlenmek, insanları kategorileştirmek ya da onlara aşırı sempati duymak için değil, herkese eşit yaklaşabilmek için önemlidir.
Engelli Ayrımcılığı: Engelli bireylerin “yardıma muhtaç” ya da “aciz” oldukları yargılarından yola çıkılarak engelli insan, tarih boyunca, acıma, merhamet etme duyguları eşliğinde algılanmıştır. Engellilere karşı bu kalıp yargılara dayalı gelişen ve eğitim, seyahat, istihdam, toplum yaşamına katılım gibi haklarından yararlanmalarının zorlaştırılması engelli ayrımcılığıdır.
Yaşa Dayalı Ayrımcılık: İnsanlar sadece yaşlarından dolayı iş yaşamında, kişilerarası ilişkilerinde ya da hizmet alırken ayrımcı davranışlarla karşılaşabilirler. Örneğin, bazı insanlar “yaşlı” bulundukları için bir işe kabul edilmeyebilirken, bazıları “genç” olarak görüldükleri için bulundukları ortamlarda aşağılayıcı davranışlara maruz kalabilirler.
Toplumsal Cinsiyete Bağlı Ayrımcılık: İnsanların kadınlık ve erkeklik rollerine bağlı olarak toplumda politik, ekonomik, sosyal, kültürel alanlardaki temel özgürlüklerinin tanınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını engelleyen, cinsiyete bağlı yapılan ayrım, mahrumiyet ve kısıtlamalardır.
Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Temelli Ayrımcılık: Heteroseksüellikten farklı cinsel yönelimleri olan bireylerin başta yaşam hakları olmak üzere, temel insan hakkı ihlallerine uğramaları söz konusudur. Bu ayrımcılık, eşcinselliğin bir “hastalık” olarak görülmesi ve dolayısıyla “tedavi” edilmeye çalışılmasından, trans ve eşcinsel cinayetlerine kadar uzanan bir insan hakkı ihlalidir.
Yoksulluğa Dayalı Ayrımcılık: Başta medya olmak üzere kamuoyunda yoksullar farklı şekillerde ayrımcılıkla karşılaşabilirler. “Yoksullar cahildir” veya “yoksullar tembeldir” şeklindeki ifadeler yoksullara yönelik düşünmeden ifade edilmiş kalıp yargıları içerir.
Irkçılık ve Ayrımcılık: Farklı ırk, renk, soy veya etnik kökene sahip insanların siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel alanlardaki temel hak ve özgürlüklerini tanımamaya veya zayıflatmaya yönelik yapılan her türlü ayrım, dışlama ve kısıtlamadır.
Azınlıklar ve Ayrımcılık: Farklı bir dinsel, etnik veya dilsel kimliğe sahip olan, bu kimliği muhafaza etmek isteyen, toplum içerisindeki diğer gruplardan sayıca daha küçük olan ve hakim konumda bulunmayan grupların iş ve sosyal yaşamda karşılaştıkları ayrımcı davranışların tümüdür. (https://tur.hisarschool.k12.tr/wp-content/uploads/2023/12/6-OnyarglarKalpyarglarveAyrmclgaKarsKapsaycveHakTemelliYaklasm.pdf)
Fiziksel Saldırı: Önyargılı olunan guruba yönelik siddet ya da siddet sayılabilecek bazı saldırılar ortay çıkar.
Yok Etme: Linç etme olayları, Almanya’da II. Dünya Savası sırasında yasanan Yahudi soykırımı gibi olaylar.
Önyargının siddeti bu davranıslardan hangisinin gösterilecegini de belirler Bununla birlikte önyargının herhangi bir sekilde bir kez davranısa dönüsmesinin ardından, bireyin daha siddetli baska ayrımcı davranıslar yapması kolaylasır .(Harlak, 2000: 11). Eger önyargılar davranısa dönüsür ise, artık bunun adı dıslama (discrimination) dır. Yani önyargı bir tutum, dıslama ise bir davranıstır.(Bilgin, 1996: 172).
Hiyerarşik biçimde örgütlenen toplumlarda, “güç sahibi olma” öğretisi kimin yukarıda, kimin aşağıda olduğu konusunda bir tür söz birliği oluşturur ve bu yapı bireylerin zihninde normalleşir. Zihnimiz otoriter, tek biçimli, hiyerarşinin doğal olduğu fikriyle şekillenir; böylelikle de ‘aşağıdaki’, ‘dezavantajlı’, ‘farklı’ gruplara karşı önyargı geliştirilmesi ve ayrımcılık yapılması yaygınlaşır. Çocuklar da kişileri ve grupları ayırmayı, ‘güçlü-güçsüz’ kavramlarını, kendilerine benzemeyeni sevmemeyi ve hatta nefret etmeyi çoğunlukla ebeveynlerinden, diğer yetişkinlerden, akranlarından ve kitle iletişim araçlarından öğrenirler. Bu öğrenme, sanılanın aksine çok erken yaşlarda başlar. 1 yaşında farklılıkları fark ederler. 2 yaşında farklılıklar hakkında konuşur, bunlarla ilgili sorular sorarlar. 3 yaşında önyargılar oluşturur, insanların belirli özelliklerinden rahatsızlık duyduklarını belli ederler. 4 yaşında insanların farklı özelliklerinin nedenlerine ilişkin kendi kuramlarını oluştururlar. 5 yaşında zihinleri sorularla doludur; kendilerine ait özelliklerin kalıcı mı, değişebilir mi olduğunu merak ederler.
Önyargıların Özellikleri
ön yargı aslında insanları kati bir şekilde sınıflandırma eğilimidir. önyargılı ki- . şiler insanları siyah derili olma, katolik olma, Afrikalı olma ve benzeri gibi ortak özelliklerine dayanarak aynı grup içinde sınıflandırır ve aynı grup içerisinde sınıf landırdığı tüm bireylerin aynı özelliklere sahip olduğunu kabul ederler. Buna bağlı olarak tüm önyargıların önemli bir ortak özelliği, önyargı nesnesi hakkında kalıp yargıların (Stereotip) oluşmasıdır.
Morris Ginsberg’e gore önyargılar şu özellikler tasırlar:
Onyargılar;
1-Ussal olarak kusku veya elestiri ile karsılanması gereklim ile elden kabul edilen gorus ve kanaatlerdir.
2-Sadece duygu, ruh durumu, heyecan ve durtulerden kaynaklanırlar.
3-Deneyim ve bilgiden esinlenmeksizin belli kisi, grup ve nesnelere karsı takınılan coğunlukla olumsuz tutumlardır.
4-Herhangi bir elestiriden gecirilmeksizin genellestirilip, belli kuruluslara ve kisilere mal edilen bazı vasıflardır.
5-Bazen ozel bir itina ile soyutlanan bazen de ısrarla belirtilen niteliklerdir.
6-Olumsuz olarak nitelendirilmek istenen bireyler,gruplar veya nesnelerin yoksun tutulmaya calısıldığı bazı değerlendirmelerdir.
(Tezcan, 1993: 89).
Önyargı ve Etkileri
Önyargılı kisiler kendi kanaatleri ile çeliskili görüslerle yüz yüze gelmemeye çalısarak, bir çesit savunma mekanizmasıyla yanlıslarını kabul etme zorunlulugundan kurtulurlar.(Sezer, 1972: 24–25). Kisilikleri hakkında yargılarda bulunmak, nasıl insanlar oldukları konusunda
tahminler yapabilmek için insanlar baskalarına iliskin izlenimler olustururlarken, o anda var olan bilgi ve ipuçlarından yararlanırlar Çok sınırlı bilgi ve ipucuna dayanarak baskalarına iliskin izlenimler olusturma insanlarda önemli ve evrensel bir egilimdir.
Yakın geçmiste yapılan arastırmalar kalıp yargılı insanların, kalıp yargılarına hedef grubun üyelerini seçip çıkarmada, çok daha iyi olmamakla birlikte, yargılarına daha fazla güvendiklerini göstermektedir. Bu güvenlerinde tümüyle haksız da degildirler. Bir kalıp yargı dogru oldugu ve hakkında yargıda bulunulacak kisi grubunun özelliklerini tasıdıgı ölçüde, kalıp yargı bilgisi yargının dogrulugunu artırır. Kuramsal olarak bunun tersine islemesi de olasıdır. Eger biri belirli bir etnik gruba iliskin kalıp-yargıyı iyi biliyorsa ve kalıp yargı dogruysa, bu kisinin grubun üyelerini belirlemedeki dogruluk derecesi artacaktır. Birçok insan kalıp yargıların kötü oldugunu ve otomatik olarak önyargıyı gösterdigini ve yanlıslıklara yol açtıgını düsünür. Kuskusuz insanlara karsı, yalnızca belirli bir gruba ait oldukları için bir kalıp yargı dogrultusunda davranılmamalıdır.
Olabildigince herkese bir birey, bir insan olarak davranmalıyız. Ancak eger bir kisi hakkında hiçbir bilgimiz yoksa ait oldugu gruplar onu daha dogru olarak algılamamızda genellikle yardımcı olur. (Freedman-Sears-Carlsmith, 1993: 118).
Önyargının Sonuçları
*İnsanı yalnızlaştırır
♦ İnsan ilişkilerini bozup sosyal ilişkileri engeller
♦ Düşünsel takıntılar yaratır
♦ Fırsatları kaçırmaya neden olur
♦ Yaratıcılığı kısıtlar
♦ Yenilikleri engeller
Önyargıyı Besleyen Kaynaklar
Gereksinimler: Onyargıların değismeme eğiliminde olmalarının bir nedeni,onyargılı bireylerin bazı gereksinimlerine cevap vermeleridir. Ustunluk duygusu onyargıların cevap verdikleri gereksinimlerin basında gelir.Gereksinimlerin tatminin engellenmesi insanlarda genellikle saldırganlık duygularının ortaya cıkmasına neden olur. İnsanların buyuk bir coğunluğu gunluk hayatta su veya bu nedenlerle engellenir, ancak engellemenin yarattığı saldırganlık duygularını cesitli nedenlerle gercek kaynağına yoneltemezler. Bunun yerine bu duyguları, sucsuz bile olsa uygun bir nesne uzerinde tatmin ederler.
Saldırganlığı bir gunah kecisine yoneltme: Engellemenin yarattığı saldırganlık duyguları, bazen engelin asıl kaynağı yerine bir azınlık grubuna yöneltir. Saldırganlığın yöneltildiği bu gruba günah kecisi adı verilir. Ekonomik,politik ve sosyal engellemeler yasayan bir birey,bu engellemelerin yarattığı saldırganlık duygularını uygun bir nesneye yoneltecektir. Bu uygun nesne ise, coğu kez hakkında zaten önyargılar olan bir azınlık grubu olacaktır.
Algı: Onyargıların devamını sağlayan bir diğer etken, olayların carpıtılarak algılanmasıdır. İnsanlar tutumlarına uygun olan bilgileri secip algılayarak, tutumları ile olgular arasındaki celiskinin yaratabileceği rahatsızlık duygularını ortadan kaldırırlar. Onyargıların devamını sağlayanda bu tur yargılara uygun bilgilerin secilerek algılanması, ters dusen bilgilerin gormemezlikten gelinmesidir. Yani, onyargılı kisiler sadece gormek istedikleri seyi gorurler.
Toplumsal engeller: Onyargıları besleyen bir diğer kaynak kendilerinin yarattığı toplumsan sonuclardır. Onyargılı tutumlar coğu kez hedef aldıkları grupların onune bir takım toplumsal engeller koyarak, onyargılı kisilerin beklentilerine uyacak bir takım sonuclar yaratırlar. (Morgan, 1993: 371-372).
Önyargının Nedenleri
İnsana ait urunu her durumu insan psikolojisine ve insan kisiliğine bağlayan psikanalitik yaklasıma gore onyargı psikodinamik bir surectir. Psikanalistlere gore onyargılar ve kalıpyargı (stereotype)lar insanın doğal bir eğilimiyle iliskilidir. Bu yaklasım sahipleri, ilk cocukluk yıllarında yasanan engellenmelerin duygusal gerilimler yarattığını ve ileriki yıllarda icinde bulunulan durum tarafından haklılastırılmayan bir takım saldırganlık ve dusmanca duygular duyulduğunda, bunların yansıtma mekanizması (projection) vasıtasıyla baskalarına yuklendiği seklinde bir model gelistirmislerdir. (Bilgin, 1996: 103 ).
Aslında kisinin onyargılı tutumu, kendinin de farkında olmadığı bir gereksinmeyi karsılamaktadır. Bu gereksinme, yıpranmıs olan egosunu tamir etmek ve yukseltmektir. (Kağıtcıbası, 1991: 156).
Önyargı psikososyal nedenlerin yanı sıra, pratikte sagladıgı sosyo-ekonomik avantajlar açısından da degerlendirilmistir. Klineberg, önyargıların pratik bir amaca yönelik olabilecegini ve bazılarının bundan yarar sagladıgını, çesitli örnekler vererek ustalıkla ortaya koymustur. Kölelik ve sömürgecilik dönemlerinde önyargıların ekonomik yararları açıktır; bu sayede beyazlar istedikleri her seyi ele geçirmislerdir.
Nazi Almanyası' nda Yahudilerin isgal ettigi mevkiler, seçimler öncesinde partizanlara vadedilmis ve bu az çok yerine getirilmistir. Fakat yine de önyargılı kisiler genelde ekonomik motivasyonları gizleyerek daha soylu nedenler gösterirler(Bilgin, 1996: 105).
Herder ise, "önyargı zamanında iyidir" der. Çünkü insanı mutlu kılar. Halkları kendi merkezine getirir ve onları köklerine saglam bir sekilde baglar. Allport'a göre de önyargı -özellikle de dıs güdümlü dindarlar için pratikte yararlar saglayan bir olusumdur. Freud açısından da önyargı önemli sayıda insanı sevgide birlestirme kapasitesine sahiptir. Önyargı, bize verilmis olan hayatı korumaya yönelik is görür. Bireylerin ve sosyal hayatın savunma mekanizmalarından biridir. Bireyin, grubun ve cemaatin varlıgını sürdürmesini saglayarak bozulma ve dagılmaya karsı mukavemet eder.(Bilgin, 1996: 181).
Sosyal öğrenme yoluyla edinilen önyargılar çok küçük yaşlarda aile içinde öğrenilmeye başlar. Çocuk, sen kimsin diye sorulduğunda etnik veya dinî grup üyeliğine göre cevap verebilir. Bunun yanında bazı grup etiketlerini öğrenmiştir; bu grup etiketleri küçümseyici sıfatlar içeriyorsa, çocuk bu kelimelerin yalnızca öfkeli olunduğunda ya da kötü söz söylenirken kullanıldığını bilir. Çocuk biraz büyüyüp okula gitmeye başlayınca, içinde yetiştiği mahalle, kasaba onu etkilemeye devam eder. Çocuğun çevresinde söylenilen sözler, yapılan davranışlar, yargılamalar, dedikodular, uydurulan lakaplar çocukların zihinlerinde izlerini bırakırlar ve onların da ana-babaları veya komşuları gibi aynı önyargıları benimsemelerine yol açar. Böylece çocuk kesin özdeşleşmeler kurarak hayatta bazı "yerleri"nin olduğunun farkına varmaya başlar. Gelişen egosu, "ben neyim"in yanısıra "ben ne değilim" den oluşur. Kendi tarafındakilere ve başkalarına "nasıl davranırım" üzerinde kavramlar geliştirir. Akran grupların etiketlerini kullanır. Liseye vardıklarında ise çocukların kalıpyargıları neredeyse erişkin topluluğunun kalıpyargılarının düzeyine yaklaşır. Bu esnada kalıpyargıların oluşmasında ana-babanın ve akranların rolü unutulur ve bunun eskiden de böyle olduğu düşünülür.( Cüceloğlu;1996) Yetişkinlik çağında ise o, artık daha geniş bir sosyokültürel yapının neden olduğu önyargılara sahip biridir.
Bizler, kadın veya erkek olarak belirli bir çevrenin içine doğarız. Bu çevre, kültürün belli bir tanımına göre bizi bir ırka (beyaz, sarı, siyah), etnik bir gruba (Kürt, Çingene...) bir ulusa (Türk, Fransız vs.), bir uygarlığa (Batı, Doğu) ait sayılmamızı sağlayan nitelikleri veren, bir başka ulusta bulunmayan maddi ve ideolojik olguları önemli ölçüde içselleştimemize yol açacak şartları sunar40. Çevre sadece kendi cinsiyet, ırk ve medeniyetimizle ilgili bilgileri vermekle kalmaz, bunun yanında bizim dışımızdakilerin özellikleri ile ilgili kalıpları da öğrenmemizi sağlar. "Kalıpyargılar yaş, ırk, cinsiyet ve etniklik gibi görsel olarak belirgin özellikler üzerine kurulu oldukları için algısal süreçler bu tür şemalar açısından önemlidir. Sorunlardan biri gruplamanın algı üzerindeki etkisidir. Bir kez siyah olarak gruplandırılan kişi, artık tam anlamıyla siyahtır. Çünkü öyle algılanır". Tanımlanabilir gruplar (siyahlar, Doğulular, sarı saçlı kadınlar ya da kısa boylu erkekler gibi) hakkındaki şemalara geleneksel olarak "kalıpyargılar" (stereotype) denir ve şematik işlemin yarattığı yanlılıkların açıkça görüldüğü ve olumsuz sonuçlarının en çok endişe uyandırdığı konu budur.
Bir kalıpyargı, kişilik özellikleri (trait) ya da tüm insanlar için doğru olduğunu varsaydığımız fiziksel yüklemelere (atıf-attribution) dair bir bilgi paketidir. Örneğin, kafamızda tipik bir Alman (zeki, titiz, ciddi), tipik bir İtalyan (sanatçı, kaygısız, eğlenceyi seven) kalıpyargısı olabilir. Bu betimlemeler, aynı kategoride yer alan insanların tümüne pek uygulanamaz ve sosyal etkileşimlerimiz için genellikle yanıltıcı referanslar oluşturabilirler( Atkinson ve ark;1995). Bunun yanında stereotiplerin oluşumunda ve gelişiminde grup aidiyeti, bireysel koşullardan daha etkilidir. Biz grubun özellikleri yüceltilip dışgruba karşı kalıcı ve küçültücü kalıpyargılar atfedilir. Sosyal mesafe durumunda, bir gruba en uzak mesafede tutulan grubun üyelerine olumsuz nitelik ve kişilik özellikleri yüklenir. Bir gruba ve üyelerine ilişkin kalıpyargılarla sosyal mesafe normları arasında parelellik vardır. Dilsel ifadelerdeki tonlamaya bakılarak gruplararası mesafenin derinliği anlaşılabilir. Aslında kalıpyargılar, dilin kaçınılmaz ürünleri olmamakla beraber dilsel bir kategoridir ve dışgrup üyelerini sanki her biri kalıpyargıdaki kişilik özelliklerine sahipmiş gibi algılama ve onlara bu şekilde tepki verme özelliği taşır.(Şerif;)
ÖNYARGILARIN AZALTILMASI
Önyargıların nasıl azaltılabileceğine iliskin akla ilk gelen yöntemlerden biri kaynakların, islerin yeniden dağıtılması ve mağdur gruba pozitif ayrımcılık yaparak gruplararası çatısmaların azaltılmasıdır. Ancak bir gruba ayrıcalıklı yardımlarda bulunmak genellikle diğer grubun düsmanlığını artırmaktadır.
Çünkü, hiçbir zaman herkesi doyuracak kadar kaynak yoktur. Önyargıların azaltılması için ortaya atılan üç farklı yaklasım bulunmaktadır: Bunlar toplumsallasma, gruplar arası iliski kurma ve yeniden gruplama seklindedir (Taylor, Peplau ve Sears, 2007, 205)
Toplumsallasma. Yeni nesillerde önyargılı tutumların eskisi kadar yoğun olmadığı, genç insanların daha az önyargıyla büyüdükleri ifade edilmektedir. Bu değismenin nedenlerinden biri, toplumdaki değismeyle birlikte önyargıya hedef olan grupların bazı kalıpyargılara eskiden olduğu gibi uygun olmamasıdır. Örneğin eskiden sadece erkeklerin girebilecekleri islere artık kadınların da girebiliyor olması ve kadınlarla erkekler arasındaki toplumsal rollerin farklılığının azalması kalıp yargıların zamanla bosa çıkmasına ve gerçeklik payının azalmasına neden olmaktadır. Bunun yanında toplumlarda örgün eğitim düzeyinin artması önyargıların gücünün azalmasına neden olmaktadır. Örgün eğitimin, özellikle de üniversite eğitiminin önyargıları azalttığı belirtilmektedir (Taylor, Peplau ve Sears, 2007, 205).
Gruplar arası iliski kurma. Önyargıların azaltılmasında önemli bir yöntem gruplar arasında iliski sağlanmasıdır. Arastırma bulguları göstermistir ki, gruplar arası iliskiler, belirli kosullar sağlandığı taktirde, önyargıları azaltabilmektedir (Brown, 1995, 269; Taylor, Peplau ve Sears, 2007, 206). Allport’a göre (1979, 261-281) kisinin karakter yapısına iyice yerlesmediği sürece önyargılar gruplararası iliski yoluyla azaltılabilmektedir
Gruplar arası iliskinin önyargıları azaltması için bazı kosulların sağlanmıs olması gerekmektedir:
*İliski için seçilen gruplar, esit konumlardaki insanlardan olusmalıdır.
*Kurulan iliski eğer yasal düzenlemeler, örgütün atmosferi veya gelenekleri gibi kurumsal desteklerle desteklenirse çok daha etkili olacaktır.
*İliskide ortak amaçlarla isbirliğine dayalı karsılıklı bağımlılığın bulunması gereklidir. Đki grubun üyeleri kıt kaynaklar için rekabet etmek yerine iki tarafın karsılıklı çabalarını gerektiren ortak amaçlarla birlikte çalısmak zorundadır.
*Temas, iliskinin gelismesine izin verecek kadar sıklıkta, uzun süreli ve yakından olmalıdır.
Cook (1969) tarafından önyargıların azaltılmasında gruplar arası iliskinin etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılan arastırmada önyargıların iliski kurma yoluyla azaltılmasında etkili olabilecek bes ortamsal özellik belirlenmistir. Bu özellikler kisiler arası tanısıklık, statülerin esit olması, kisiler arası sosyal iliskiler kurulması, ortak amaca yönelik isbirliği yapılması ve bireylerin kisilik özellikleridir. Cook arastırması için bu bes özelliği barındıran ideale yakın bir deney ortamı yapılandırmıs ve siyahlara yönelik önyargıların iliski kurma yoluyla azaltılıp azaltılamayacağını sınamıstır. Đdeale yakın hazırlanmıs deney ortamına rağmen arastırmaya katılan 23 denekten sadece 10 tanesinde olumluya doğru anlamlı bir değisme olmustur. Değisen grubun değismeyenlere göre insanların genel olarak iyi, güvenilir ve bencil olmayan varlıklar olduğuna daha fazla inanma eğiliminde oldukları saptanmıstır. Buna göre önyargıların değismesinde kisilik özellikleri önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle gruplar arası iliski kurma, kosullar ideal olsa bile ancak bazı kisilerin önyargılarını azaltabilmektedir. (Morgan, 1988, 380-382).
Yeniden gruplama. Yeniden gruplama yöntemi, kalıp yargılamanın bilissel temelleri üzerinde odaklanır. Bu yaklasım iç ve dıs-grup üyelerini birlikte daha baska ve daha kapsayıcı yeni bir üst grup altında birlestirmenin gruplar arası kalıp yargıları azalttığını öne sürmektedir (Taylor, Peplau ve Sears, 2007, 208). Örneğin bu yaklasıma göre aralarında kalıp yargıların bulunduğu 7. ve 8. sınıf öğrencilerini okulu temsil eden bir takımda, yani bir üst grupta, bir araya getirmek bu iki grup arasındaki kalıp yargıların azalmasına yardımcı olacaktır.
Toplumsal ölçekte önyargıların engellenmesi veya azaltılmasında sıklıkla alınan önlemlerden biri önyargıları engelleyen veya yaptırımlar getiren yasalar çıkarılmasıdır. Bu yasaların açıkça gösterilen önyargılı davranısları, azalttığı görülmektedir. Ancak önyargılı davranıslar açıkça sergilenemese de gizli olarak devam etmektedir. ABD’de 1964 tarihli Medeni Haklar Yasası ile önyargıların çok açık olan göstergelerinin azaldığı görülmüstür. Bu yasa azınlıklar, kadınlar, yaslı çalısanlar, engelliler ve yabancıları önyargılı davranıslara karsı korumak için çıkarılmıs ancak bu gruplara karsı önyargıların bir problem olarak devam ettiği görülmüstür. Bu gruplara karsı önyargıların geçmise göre daha gizli olduğu anlasılmaktadır. Bu nedenle bu tür önyargıların ortaya konulması ve giderilmesi daha zor görülmektedir (Clawson ve Smith, 1990, 7).
Bunlara ek olarak Morgan (1988, 372) önyargıların azaltılması için ayırma uygulamalarının ortadan kaldırılması gerektiğini ifade etmektedir. Ona göre önyargıların yaygın olduğu yerlerde önyargılara maruz kalan grupların okullarını, mahallelerini ayırma eğilimi önyargıların bir sonucu olabildiği gibi aynı zamanda nedeni olarak da düsünülebilir. Ayırma, toplumsal engeller yaratmanın etkili bir yoludur. Toplumsal engeller ise önyargıları besleyip, güçlendirmektedir. Bu nedenle önyargıların değistirilebilmesi için ayırma uygulamalarının ortadan kaldırılması gereklidir.
Örgütsel bağlamda önyargılarla bas etmede anahtar faktörler ise, farklılıkları yönetmenin getirdiği dezavantajlarla yasamaya istekli olma, farklılıklara sahip olmanın avantajlarını öğrenme ve örgütü, üyelerin farklılıkları nasıl yöneteceğini öğrenmek zorunda olacağı bir konuma getirme olarak sıralanabilir. Bunun yanında, önyargıların nasıl ortaya çıktığını görebilmek, onu ortadan kaldırma çabalarına da yön verecektir (Clawson ve Smith, 1990, 4).
Örgütlerde önyargıların yönetilmesi için en üst düzeydeki yöneticilerin desteği ve kararlılığı sarttır. Örgütlerde önyargıların azaltılması konusunda bir seyler yapılacaksa bunun üst kademedeki yöneticiler tarafından yapılması gerekmektedir. Aksi durumda bir yol alınamayacaktır. Bunun yanında her düzeydeki yöneticilerin de örgütteki önyargıları fark etmesi ve bunların giderilmesi için çalısması gerekmektedir. Bir örgütün yönetimi aynı zamanda örgütteki değerleri ve böylece önyargıları yönetmeyi de içermektedir. Önyargıların yönetilmesi zor fakat gerekli bir görevdir. Önyargıların yönetimi, önyargıları anlama, kendimizin ve diğerlerinin önyargılarını kabul etme ve bu önyargıların etkilerini azaltıcı stratejiler gelistirme adımlarından olusan devamlı bir süreçtir. Bu basarının sağlanmasında yöneticilerin önyargıyı ve onun dinamiklerini anlamaları önemli bir yer tutmaktadır. Etkili yöneticiler, çalısanlarının islerini yapabilmeleri temelinde uğras vererek onlara iliksin önyargılarını azaltabilen yöneticilerdir. Bunun yanında etkin yöneticiler, çalısanları arasındaki farklılık ve çesitlilikleri fark edip onu yönetme basarısı gösterebilen yöneticilerdir (Clawson ve Smith, 1990, 2-10).
ÖNYARGILARDAN BESLENEN SALDIRGANLIK NASIL AZALTILABİLİR?
İç-dış grup/biz-öteki algısı, kaynakları başka gruplarla paylaşmak istememe, diğer grupları çeşitli açılardan iç gruba tehdit olarak algılama, toplumda baskın grup olma arzusu, gruplar arası kaygının yüksekliği, algılanan sosyal mesafe, negatif kalıpyargılar gibi birçok faktörün gruplar arası ilişkileri düzenlediği ve önyargılı tutumların, saldırgan davranışların oluşmasına etki etmektedir.
Grup ve önyargı temelli saldırganlığı azaltma noktasında etkili olabilecek önemli faktörlerden biri empati düzeyini arttırmaktır.
Önyargı temelli saldırganlığı azaltmanın bir başka yolu ise gruplar arasında eşitliği, hoşgörüyü, saygıyı vurgulayan sosyal normların ve temsillerin geliştirilmesi yönünde çabalamaktır.
Birçok toplumda mevcut normlar ve temsiller bazı grup üyelerine yöneltilen ayrımcı ve saldırgan davranışları mazur gösterici hatta kimi zaman destekleyici niteliktedir. Kitle iletişim araçları da eşitlikçi olmayan, “biz-öteki” algısını pekiştiren, hiyerarşik yapılanmayı destekleyen bu norm ve temsillerin oluşması ve devam etmesinde büyük bir etkiye sahiptir. Mesela Türkiye’de kadınların medyada temsil şekli kadın ve erkeklere ilişkin sosyal rollerin ve algıların pekişmesini sağlar niteliktedir. Bu konuyla ilgili olarak toplumsal cinsiyet rolleri vurgusunun, ataerkilliğin ve cinsiyetçi önyargıların yoğun olduğu Türkiye’de kadına yönelik şiddet haberlerinde cinsiyet rollerine yoğun bir vurgu yapıldığına, kadına yönelik şiddeti romantikleştirici ve meşrulaştırıcı bir dil kullanıldığına dikkat çeken çok sayıda çalışma yürütülmüştür (ör; Dursun, 2010; Gül ve Altındal, 2015; Güneş ve Yıldırım, 2019).
Önyargıya dayalı saldırganlığı azaltmanın bir diğer yolu önyargı ve ayrımcılığın farkındalığını ve azaltılmasını sağlayabilecek çeşitli programlar oluşturmak ve bunu eğitim sistemine dahil etmektir.
ÖNYARGlLARlN GRUPLAR ARASI TEMAS YOLUYLA DEGlŞTlRİLMESl
Psikologlar uzun yıllardan beri, ırksal önyargıları değiştrmenin tek yolunun gruplar arasında doğrudan temas sağlama yolu olduğunu düşünmektedir. Ancak gruplar arası temas konusunda yapıilan çalışmalardan elde edilen sonuçlar pek tutarlı değildir. Irkları bir araya getirme konusunda yapılan çalışmalardan bazılarında beyazların önyargılarında bir azalma, diğer bazılarında ise bir artma gözlenmiştir. Zencilere ilişkin yargıları azaltabilmek için sadece zenci ve beyazlan bir araya getirmenin yetmediği, bundan fazla bir takım şeylerin yapılması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Stuart W. Cook önyargılan etkileyebilecek 5 ortamsal özellik sıralar: (1969).
1- Tanışılklık Potansiyeli (Gizli Gücü): Hepimiz belki hiçbir zaman tanımıyacağımız birçok kişi ile ilişki kurarız. Postacı, sokağın karşı tarafındaki komşunuz, derste yanına oturduğunuz kişiler bazen bu kategoriye girerler. önyargılamızda bir azalma olabilmesi için, en azın dan bu insanlarla kişisel bir tanışıklığımızın olması gerekir.
2- Eşit Statüler: Her iki grubun üyelerinin eşit statüye sahip olması azınlık grubu üyelerine karşın olumlu tutumlar gelişmesi olasılığını çok arttıracaktır.
3- Sosyal Normlar: Ortam arkadaşça ilişkiler kurma beklentisine yol açacak şekilde düzenlenmelidir. Eğer iş temaslarında olduğu gibi, sosyal ilişkiler kurulması olasılığı yoksa, tutumlarda çok az bir değişme olacaktır.
4- işbirliğine Bağlı ödül: İki kişinin karşılıklı olarak birbirlerine bağımlı oldukları ve rekabetten çok bırlıkte çalıştıklan zaman ödüllendirildikleri durumlarda olumlu tutumların gelişmesi olasılığı daha fazladır.
5- Bireylerin Özellikleri: önyargılı beyazlar kendilerine benzer zencilerte bir araya getirildiklerinde ön yargılan azalabilir.
Mesel I
Bir zamanlar dört oğlu olan bir bilge kişi varmış. Çocuklarına acele ve erken karar vermemelerini ve önyargılı olmamalarını öğretmek için onları eğitmek istemiş. Her birini sırayla uzak bir yerde bulunan ağacın yanına gidip ona bakmak için göndermiş İlk oğlan kışın gitmiş, ikincisi İlkbaharda, üçüncüsü yazın, sonuncusu sonbaharda gitmiş. Sonra bir gün hepsini bir araya toplamış ve ne gördüklerini sormuş. İlk oğlan ağacın çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söylemiş. İkinci oğlan, “Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı,” demiş. Üçüncü oğlan başka fikirdeymiş, “Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki, daha önce hiç böyle bir güzellik görmemiştim,” demiş. Sonuncu oğlan, hepsinin de haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat taşıyor olduğunu bildirmiş. Yaşlı adam oğullarına hepsinin haklı olduğunu söylemiş, çünkü hepsi farklı mevsimlerde bu ağacı görmeye gitmişlermiş. Onlara; “bir ağacı veya bir insanı, kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını ve neye sahip olup olmadıklarını güzelce anlatmış.
Mesel II.
Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır.
Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır… Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı. Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir… Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür. Einstein’ın söylediği rivayet edilen bir söz var: “insanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor
ÖNYARGILARDAN NASIL KURTULURUZ?
♦Bilinçli çaba göstererek
♦ Kendimize inanarak
♦ Ne yapmak istediğimize karar vererek
♦ Her duyduğumuza inanmayarak
♦ Okuyarak
♦ Öfkemizi kontrol ederek
♦ Ani kararlar vermeyerek
♦ Tecrübeli kişilere danışarak
♦ Soru sorup araştırarak
Önyargı, sahip olduğumuz özellikler, aldığımız eğitim, yetiştiğimiz çevre vb pek çok faktörle şekillenen bir tutum biçimidir. Ama değişmez ya da dönüşemez değildir. Önyargılarımızı kırmak demek önceden sahip olduğumuz fikir ve bakış açılarının doğruluğunu çürütüp onları çöpe atmak demek değildir. Sahip olduğumuz fikirlerin temellerini sorgulayarak tutum ve davranışlarımızın yol açtığı / açma ihtimali olan ayrımcı tutumlarımızı farkına varabiliriz. Bu tutum ve davranışlardan doğan ayrımcı tavrımızın sonuçları üzerine düşünebiliriz. Bu sonuçların topluma ve kişilere verebileceği yıkıcı etkilerin neler olabileceğine dair fikir yürütebiliriz. Böylece zaman içinde bizi ayrımcılık yapmaya iten önyargılarımızla yüzleşebiliriz.
KAYNAKÇA
Allport, G. W. (1979). The Nature Of Prejudice. Addison-Wesley Publishing Company.
Atkinson ve ark., Psikolojiye Giriş,(çev. Kemal Atakay, Mustafa Atakay, Aysun Yavuz), Sosyal Yay., İst., 1995, c. II, s. 707
Bilgin, Nuri.1996. “Đnsan Đliskileri ve Kimlik”.Sistem Yayıncılık,Đstanbul.
Boydak,
Brown, R. (1995). Prejudice – Its Social Psychology. Massachusetts: Blackwell Publishers Inc.
Bilgin, Nuri(1996), İnsan _İiskileri ve Kimlik, _İstanbul: Sistem Yayıncılık.
Cirhinlioğlu, F.G. (2010). Dini yönelimler ve önyargı. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 7(1), 1366-1384.
Clawson, J. G. ve Smith, B. (1990). Prejudice in Organizations. University of Virginia, Darden School Foundation. Charlottesville, Virgina
Cüceloğlu, Doğan, İnsan ve Davranışı, Remzi Kitabevi, 3. Baskı, İst. 1996, s. 543
Dursun, Ç. (2010). Kadına yönelik şiddet karşısında haber etiği. Fe Dergi 2(1), 19-32.
FREEDMAN, J.L.- SEARS, D.O.- CARLSM_TH, J.M.(1993), Sosyal Psikoloji,
(Çeviren: Ali Dönmez), Ankara: _mge Kitapevi Yayınları.
Göregenli, M. (2012). Temel kavramlar: Ön yargı, kalıpyargı ve ayrımcılık, (Derleyen: K. Çayır ve M. Ayan Ceyhan) Ayrımcılık çok boyutlu yaklaşımlar. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
Gül, S. S. ve Altındal, Y. (2015). Medyada kadın cinayeti haberlerindeki cinsiyetçi izler: Radikal Gazetesi. Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 4, 168-188.
Güneş, G. ve Yıldırım, B. (2019). Cinsiyet temelli bir savaş: Kadın cinayetlerinin medyada temsili üzerine bir değerlendirme. Toplum ve Sosyal Hizmet, 30(3), 936-964.
Gürses, İbrahim(2005), Önyargının Nedenleri, Uludag Ünik. ilahiyat Fak. Dergisi, 14(1), 143–161.
Harlak , Hacer(2000), “Önyargılar”, Psikososyal Bir _nceleme, _stanbul:
Sistem Yayıncılık
Kağıtcıbası, Ciğdem.1985. “ Đnsan ve Đnsanlar” Evrim Yayınları, Đstanbul.
Morgan .1993. Psikolojiye Giris Ders Kitabı
Morgan, C. T. (1988). Psikolojiye Giris (Orijinal Adı: A Brief Introduction to
Psychology) Yayın Sorumlusu: Sirel Karakas Çev: Komisyon.
Paker, M. (2012). Psikolojik Açıdan Önyargı ve Ayrımcılık. İçinde Ayrımcılık çok boyutlu yaklaşımlar. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniv.Yayınları - Sosyoloji Dizisi
Sezer, Duygu (1972), Kamuoyu ve Dıs Politika, Ankara: Sevinç Matbaası.
Şerif ve Serif Sosyal Psikolojiye Giriş, c. II, s. 657
Tezcan, Mahmut. 1991. “Genclik Sosyoloji Yazıları” Gundoğan Yayınları, Ankara
Günlük yasantımızda yaygın olarak kullanılan önyargı (prejudice) sözcügü, etimolojik olarak Latincedeki “praejudicium” dan gelmektedir. Ancak zaman içersinde anlam degisikligine ugramıstır. Önyargıların dogası konusunda kapsamlı çalısmalar yapmıs olan Allport, bu degisikligin üç dönemde gerçeklestigini belirtir: Antik dönemde, önceki karar ve deneyimlere dayanan bir yargı anlamında kullanılan praejudicium, daha sonra İngilizce’ de gerçekler hakkında bir inceleme yapmadan düsünmeden olusturulmus bir yargı- olgunlasmamıs veya aceleci bir yargı- anlamını kazanmıs, son olarak önceden varılmıs ve desteklenmis bir yargıyla birlikte bir seyin lehinde ve aleyhinde olmayla ilgili duyguları da içerecek sekilde genisletilmistir.(Harlak, 2000:7). Önyargı, genel olarak karar vermede yaşanan sistematik hata olarak tanımlanmaktadır. Çoğu durumda, bireyler mevcut bilgileri anlamlandırmaya çalışırken önyargılı olabilmektedirler
Harding ve arkadasları onyargı (prejudice)yı baska sahıslara veya gruplara karsı hosgorusuz, haksız ve ayrımcı tutumlar olarak tanımlar. (Deaux, 1984: 254). Goldstein ise, bir grup veya o grubun uyeleri hakkında olumsuz bir değerlendirme olarak tanımladıktan sonra onyargıyı iki tipe ayırır: “Oteki”ni olumsuz bir değerlendirme ve “öteki”ne karsı olumsuz bir davranıs (Goldstein, 1980: 348). Schleiermacher’e gore ise "önyargılar yan tutma ve acelecilikten kaynaklanır". O'na gore, yan tuttuğundan dolayı otoritelere itaat eden kiside pesin hükümler bulunur. Bireyi belirleyen pesin hukumler onun yan tutmasından kaynaklanır .( Gadamer, 1976: 103-115).
Hancerlioğlu’na (1978) gore onyargı,gerekli kanıtlara dayanmaksızın ve doğru olup olmadığı arastırılmaksızın onceden edinilmis yargıdır. Bu yargı doğru ya da yanlıs, olumlu ya da olumsuz olabilir. Her ne kadar hicbir kanıta dayanmaksızın edinilmezse de bu kanıtlar yeterli değildir (Felsefe Ansiklopedisi, 1978: 138).
Ozankaya’ya (1975) gore önyargı, bireyde baska bireylere toplumsal kumelere karsı, sevgi ya da dusmanlık duygusu uyanmasına yol acan kosullanmıs bir tutumu yansıtan yalınkat inanc, kanı genellemedir . (Toplumsal Bilimler Sozluğu, 1975: 77).
Önyargıda muhakeme etmeden bir konum alış söz konusudur. Önyargı akıl öncesidir, rasyonel bir teste tabi tutmadan yaptığımız bir tercihtir ve rasyonel terimlerdeki motivlere yoramayacağımız sezgiler ve içgüdüler ile belirlenir.
Bir tutum olarak onyargıların uc bileseni vardır:
Bilissel parca: Toplumsal grubun uyeleri hakkındaki inanclar.
Davranıssal parca: Grup uyelerine karsı yapılan davranıslar. Dıs gruba uye olduğu icin bir kisiye negatif sekilde davranmak onyargının davranıssal parcasıdır.
Etki parcası: Grup uyeleri hakkındaki duygular ( Prejudice, 2004).
İnsanlar, uyaranları sınıflandırarak ya da gruplandırarak algısal alanı örgütlerler. Algılayıcılar, herhangi bir şeyi kendiliklerinden bir sınıfın ya da kategorinin parçaları olarak algılarlar. Elbiseleri pis ve dağınık bir kimseyi gördüğümüzde, onu herhangi bir adam olarak değil, dağınıklar ya da dilenciler sınıfına sokarız. Bize dışadönük birisiyle tanıştırılacağımız söylendiğinde hemen dışadönük insan kategorisinin özelliklerini hatırlar, cana yakın, samimi, aktif, yüksek sesle konuşan, kendine güvenen bir insan bekleriz. Gerici insan kategorisinin benzer özelliklerini sarıklı, cüppeli veya namaz kılan, günaydın yerine "selamün aleyküm" diye selam veren kişiler olarak oluşturan biri, bundan böyle aynı özellikleri taşıyan insanlarla karşılaştığında onların entellektüel donanımlarına bakmadan gerici diye etiketlendirebilir. Kategorik algılayışta algı objesi artık bir grubun üyesidir. Benzer özellikleri olan herşey artık o kategori doğrultusunda algılanır. Bu yüzden "önyargı ve stereotiplerin normal bilişsel sistemlerin yani kategorizasyonun bir sonucu olarak ortaya çıktığı " ileri sürülmüştür.(Gürses;2005)
Önyargı hakkındaki teorilere bakıldığı zaman temel olarak önyargıyı insani durumlarda arayan ve önyargının ancak zayıf bir karakterde gelişeceğine yönelik iki grup görüş oluşmaktadır. Önyargıyı insani durumlarla ilişkilendirmek gerekir çünkü mahrumiyet, engellenme ve kontrol edilemeyen düşmanlık tepkilerine zemin hazırlamaktadır. İkinci görüş, önyargının zayıf karakter veya kusurlu kişilik yapısına sahip kişilerde oluşabileceğidir. Dolayısıyla görüşün savunucularına göre ön yargı normal bir durum değildir ve nevrotik yapıdaki insanların güvensizliği ile şiddetli anksiyetenin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır (Cirhinlioğlu, 2010).
Young-Bruehl’e göre üç değişik karakter/kişilik örgütlenmesi üç farklı tarzda önyargı oluşumuna neden olmaktadır. Bunlardan biri Obsesif/ paranoid kişilik tarzıdır ve bu kişiler katı kişilik yapıları nedeniyle başkalarıyla rahat ve eşit ilişki kuramazlar, kolayca kuşku duyabilirler. (Nelson, 2002). Bu kişilik yapısıyla ortaya çıkan önyargılar hem daha katı ve istikrarlıdır hem de değişime çok dirençlidirler. Histerik tarz da obsesif tarzın aksine izlenimsel, değişken ve duygu kabarmalarıyla oluşan önyargılar vardır. Bu tarzda oluşan önyargılar istikrarsız ve değişkendir. Narsistik kişilik tarzın da oluşan önyargılar da genellikle kendisine ve başkalarına yönelik değersizleştirme veya yüceltme söz konusudur. Bu tarzda gerçekçi/makul orta yol oluşması çok zordur (Paker, 2012)
Önyargının İliskili Oldugu Kavramlar
İnanç ve Tutum: Önyargının bazı terimlerle baglantısını inceleyen Allport’ a göre önyargı, bir deger yargısı degildir. Farklı deger yargılarının hâkim oldugu toplumlarda önyargıdan söz etmek mümkündür. Önyargıların tutum ve inanç yönü vardır ve tutum genel olarak bir seyin lehinde veya aleyhinde olmayı; inanç, bir seyin nitelikleri ile ilgili bazı düsünceleri içerir. Önyargı ise inançları da içine alan bir tutumdur.(Harlak, 2000: 8).
Kısırdöngü, önyargıların sosyal-kültürel temelleri konusunda bir açıklama saglamaktadır, Ancak herhangi bir bireyin belirli önyargılara sahip olmasınıntemelinde sosyal psikolojik süreçler oldugu kabul edilmektedir(Harlak, 2000: 10). Diskriminasyon: Önyargı davranısları yönlendirir ve önyargının davranısa dönüsmesi ayrımcılık olarak isimlendirilir. Yani önyargı, bir tutum(belirli bir grup karsısında lehte veya aleyhte davranma egilimi); diskriminasyon ise davranıstır.
Diskriminasyon, bir dıs grubun iç guruba yaklasmasını imkânsız kılacak sekilde mesafeli tutulması ve bunun az çok formel olarak kurumsallastırılmasıdır. Diskriminasyon belirli bir grubu hem uzakta tutmayı ve hem de ekonomik, politik ve sosyal planda dezavantajlı bir duruma sokmayı içerir(Bilgin, 2001: 98). Yalnızca diger insanların grup üyeligi hakkında temellenen haksız yargılardan ibaret olan diskriminasyon, genellikle önyargı (ırk, soy veya diger gruplarla ilgili) ile iliskilidir. Diskiriminasyon ve önyargı bir dereceye kadar rekabetle sonuçlanabilen gruplararası sosyal iliskilerin tarihsel olarak gelisen sosyo-ekonomik durumları ile ve psikodinamik süreçler ile izah edilebilir(Gürses, 2005: 156). Genel olarak ifade edilecek olursa ayrımcılık herhangi bir kisinin, önyargılı oldugu kisi ya da gruplara yönelik olarak gösterdigi olumsuz davranıstır. Her önyargının davranıs yönünün oldugu, ancak her zaman gösterilmedigi düsünülmektedir. Alport' a göre ayrımcı davranıslar, en hafifinden siddetlisine dogru bir sıra olusturur:
Karsı Olmayı ifade Etme: Kisiler, önyargı konusunda kendisi gibi düsünen digerleriyle konusur, antipatisini, düsmanca duygularını ifade eder.
Uzak Durma: Eger önyargı daha yogun ise, birey hoslanmadıgı ya da önyargılı oldugu kisi ve gruplarla bir arada olmaktan kaçınır.
Nefret Söylemi: Ayrımcı unsurlar taşıyan, ırkçı nefret, yabancı düşmanlığı, homofobiye, hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan veya haklı gösteren her tür ifade biçimidir. İfade özgürlüğü ile nefret söylemi arasında bir denge kurulabilmesi çok önemlidir.
Ayrımcılık: Kisi, önyargılı oldugu grupların, is, konut, egitim, saglık gibi hizmetlerden yararlanmasına, politik hakların kullanılmasına karsıdır. Bu durum bazen kurumsallasabilir(Harlak, 2000: 10).
Ayrımcılık ve eşitlik fikri: Ayrımcılık kavramı, esas ve yaygın olarak, insanlar arasındaki eşitlik fikri ve ilkesinden kaynaklanır. Gerek hukuksal gerek insani olarak üzerinde bir söz birliği bulunduğu varsayılan eşitlik ilkesi, “her insanın doğuştan eşit olduğu” dur. İnsanlar, dünyanın neresinde, hangi ten rengiyle, hangi cinsiyet ya da cinsel yönelimle; hangi etnik kökene, dine, mezhebe ait olarak doğarlarsa doğsunlar, insan olmak bakımından eşittirler. Eşitlik ilkesi, dışlanma ve ayrımcılık ilişkisini teorik olarak çözebilirmiş gibi görünmesine rağmen, insanlık tarihine genel olarak bakıldığında bu varsayımın gerçekleşmediği açıktır (Göregenli, 2012:18). Literatürde var olan ayrımcılık türleri olarak; ırk, renk, dil, din, siyasal, etnik köken, engellilik durumları, toplumsal sınıf, meslek vb. sayılmaktadır. Bu tür ayrımcılıklar her ne kadar hem uluslararası hem de ulusal hukuk metinleri ve bunların uygulanması suretiyle engellenmeye çalışılsa da; bazen açıktan -önemli oranda ise örtük olarak (yada bilinçsizce)- devam etmektedir. Ayrımcılık olarak adlandırılan eylemler, belirli bir grubun yada kişinin reddedilmesi yada dışlanması, bu kişilerin hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması biçimlerinde gerçekleşebilir. Toplumsal yaşamda kimi ayrımcılık türleri daha sık rastlanan bir olgudur. Örneğin bir işe personel almada, özel yada kamu kurumlarında terfi almada, evlerin kiraya verilmesinde, sözlü istismarlar gibi.
Aşağıda en çok karşılaştığımız ayrımcılık çeşitlerine dair bilgiler yer almaktadır.
Bu boyutlarla ilgili bilinçlenmek, insanları kategorileştirmek ya da onlara aşırı sempati duymak için değil, herkese eşit yaklaşabilmek için önemlidir.
Engelli Ayrımcılığı: Engelli bireylerin “yardıma muhtaç” ya da “aciz” oldukları yargılarından yola çıkılarak engelli insan, tarih boyunca, acıma, merhamet etme duyguları eşliğinde algılanmıştır. Engellilere karşı bu kalıp yargılara dayalı gelişen ve eğitim, seyahat, istihdam, toplum yaşamına katılım gibi haklarından yararlanmalarının zorlaştırılması engelli ayrımcılığıdır.
Yaşa Dayalı Ayrımcılık: İnsanlar sadece yaşlarından dolayı iş yaşamında, kişilerarası ilişkilerinde ya da hizmet alırken ayrımcı davranışlarla karşılaşabilirler. Örneğin, bazı insanlar “yaşlı” bulundukları için bir işe kabul edilmeyebilirken, bazıları “genç” olarak görüldükleri için bulundukları ortamlarda aşağılayıcı davranışlara maruz kalabilirler.
Toplumsal Cinsiyete Bağlı Ayrımcılık: İnsanların kadınlık ve erkeklik rollerine bağlı olarak toplumda politik, ekonomik, sosyal, kültürel alanlardaki temel özgürlüklerinin tanınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını engelleyen, cinsiyete bağlı yapılan ayrım, mahrumiyet ve kısıtlamalardır.
Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Temelli Ayrımcılık: Heteroseksüellikten farklı cinsel yönelimleri olan bireylerin başta yaşam hakları olmak üzere, temel insan hakkı ihlallerine uğramaları söz konusudur. Bu ayrımcılık, eşcinselliğin bir “hastalık” olarak görülmesi ve dolayısıyla “tedavi” edilmeye çalışılmasından, trans ve eşcinsel cinayetlerine kadar uzanan bir insan hakkı ihlalidir.
Yoksulluğa Dayalı Ayrımcılık: Başta medya olmak üzere kamuoyunda yoksullar farklı şekillerde ayrımcılıkla karşılaşabilirler. “Yoksullar cahildir” veya “yoksullar tembeldir” şeklindeki ifadeler yoksullara yönelik düşünmeden ifade edilmiş kalıp yargıları içerir.
Irkçılık ve Ayrımcılık: Farklı ırk, renk, soy veya etnik kökene sahip insanların siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel alanlardaki temel hak ve özgürlüklerini tanımamaya veya zayıflatmaya yönelik yapılan her türlü ayrım, dışlama ve kısıtlamadır.
Azınlıklar ve Ayrımcılık: Farklı bir dinsel, etnik veya dilsel kimliğe sahip olan, bu kimliği muhafaza etmek isteyen, toplum içerisindeki diğer gruplardan sayıca daha küçük olan ve hakim konumda bulunmayan grupların iş ve sosyal yaşamda karşılaştıkları ayrımcı davranışların tümüdür. (https://tur.hisarschool.k12.tr/wp-content/uploads/2023/12/6-OnyarglarKalpyarglarveAyrmclgaKarsKapsaycveHakTemelliYaklasm.pdf)
Fiziksel Saldırı: Önyargılı olunan guruba yönelik siddet ya da siddet sayılabilecek bazı saldırılar ortay çıkar.
Yok Etme: Linç etme olayları, Almanya’da II. Dünya Savası sırasında yasanan Yahudi soykırımı gibi olaylar.
Önyargının siddeti bu davranıslardan hangisinin gösterilecegini de belirler Bununla birlikte önyargının herhangi bir sekilde bir kez davranısa dönüsmesinin ardından, bireyin daha siddetli baska ayrımcı davranıslar yapması kolaylasır .(Harlak, 2000: 11). Eger önyargılar davranısa dönüsür ise, artık bunun adı dıslama (discrimination) dır. Yani önyargı bir tutum, dıslama ise bir davranıstır.(Bilgin, 1996: 172).
Hiyerarşik biçimde örgütlenen toplumlarda, “güç sahibi olma” öğretisi kimin yukarıda, kimin aşağıda olduğu konusunda bir tür söz birliği oluşturur ve bu yapı bireylerin zihninde normalleşir. Zihnimiz otoriter, tek biçimli, hiyerarşinin doğal olduğu fikriyle şekillenir; böylelikle de ‘aşağıdaki’, ‘dezavantajlı’, ‘farklı’ gruplara karşı önyargı geliştirilmesi ve ayrımcılık yapılması yaygınlaşır. Çocuklar da kişileri ve grupları ayırmayı, ‘güçlü-güçsüz’ kavramlarını, kendilerine benzemeyeni sevmemeyi ve hatta nefret etmeyi çoğunlukla ebeveynlerinden, diğer yetişkinlerden, akranlarından ve kitle iletişim araçlarından öğrenirler. Bu öğrenme, sanılanın aksine çok erken yaşlarda başlar. 1 yaşında farklılıkları fark ederler. 2 yaşında farklılıklar hakkında konuşur, bunlarla ilgili sorular sorarlar. 3 yaşında önyargılar oluşturur, insanların belirli özelliklerinden rahatsızlık duyduklarını belli ederler. 4 yaşında insanların farklı özelliklerinin nedenlerine ilişkin kendi kuramlarını oluştururlar. 5 yaşında zihinleri sorularla doludur; kendilerine ait özelliklerin kalıcı mı, değişebilir mi olduğunu merak ederler.
Önyargıların Özellikleri
ön yargı aslında insanları kati bir şekilde sınıflandırma eğilimidir. önyargılı ki- . şiler insanları siyah derili olma, katolik olma, Afrikalı olma ve benzeri gibi ortak özelliklerine dayanarak aynı grup içinde sınıflandırır ve aynı grup içerisinde sınıf landırdığı tüm bireylerin aynı özelliklere sahip olduğunu kabul ederler. Buna bağlı olarak tüm önyargıların önemli bir ortak özelliği, önyargı nesnesi hakkında kalıp yargıların (Stereotip) oluşmasıdır.
Morris Ginsberg’e gore önyargılar şu özellikler tasırlar:
Onyargılar;
1-Ussal olarak kusku veya elestiri ile karsılanması gereklim ile elden kabul edilen gorus ve kanaatlerdir.
2-Sadece duygu, ruh durumu, heyecan ve durtulerden kaynaklanırlar.
3-Deneyim ve bilgiden esinlenmeksizin belli kisi, grup ve nesnelere karsı takınılan coğunlukla olumsuz tutumlardır.
4-Herhangi bir elestiriden gecirilmeksizin genellestirilip, belli kuruluslara ve kisilere mal edilen bazı vasıflardır.
5-Bazen ozel bir itina ile soyutlanan bazen de ısrarla belirtilen niteliklerdir.
6-Olumsuz olarak nitelendirilmek istenen bireyler,gruplar veya nesnelerin yoksun tutulmaya calısıldığı bazı değerlendirmelerdir.
(Tezcan, 1993: 89).
Önyargı ve Etkileri
Önyargılı kisiler kendi kanaatleri ile çeliskili görüslerle yüz yüze gelmemeye çalısarak, bir çesit savunma mekanizmasıyla yanlıslarını kabul etme zorunlulugundan kurtulurlar.(Sezer, 1972: 24–25). Kisilikleri hakkında yargılarda bulunmak, nasıl insanlar oldukları konusunda
tahminler yapabilmek için insanlar baskalarına iliskin izlenimler olustururlarken, o anda var olan bilgi ve ipuçlarından yararlanırlar Çok sınırlı bilgi ve ipucuna dayanarak baskalarına iliskin izlenimler olusturma insanlarda önemli ve evrensel bir egilimdir.
Yakın geçmiste yapılan arastırmalar kalıp yargılı insanların, kalıp yargılarına hedef grubun üyelerini seçip çıkarmada, çok daha iyi olmamakla birlikte, yargılarına daha fazla güvendiklerini göstermektedir. Bu güvenlerinde tümüyle haksız da degildirler. Bir kalıp yargı dogru oldugu ve hakkında yargıda bulunulacak kisi grubunun özelliklerini tasıdıgı ölçüde, kalıp yargı bilgisi yargının dogrulugunu artırır. Kuramsal olarak bunun tersine islemesi de olasıdır. Eger biri belirli bir etnik gruba iliskin kalıp-yargıyı iyi biliyorsa ve kalıp yargı dogruysa, bu kisinin grubun üyelerini belirlemedeki dogruluk derecesi artacaktır. Birçok insan kalıp yargıların kötü oldugunu ve otomatik olarak önyargıyı gösterdigini ve yanlıslıklara yol açtıgını düsünür. Kuskusuz insanlara karsı, yalnızca belirli bir gruba ait oldukları için bir kalıp yargı dogrultusunda davranılmamalıdır.
Olabildigince herkese bir birey, bir insan olarak davranmalıyız. Ancak eger bir kisi hakkında hiçbir bilgimiz yoksa ait oldugu gruplar onu daha dogru olarak algılamamızda genellikle yardımcı olur. (Freedman-Sears-Carlsmith, 1993: 118).
Önyargının Sonuçları
*İnsanı yalnızlaştırır
♦ İnsan ilişkilerini bozup sosyal ilişkileri engeller
♦ Düşünsel takıntılar yaratır
♦ Fırsatları kaçırmaya neden olur
♦ Yaratıcılığı kısıtlar
♦ Yenilikleri engeller
Önyargıyı Besleyen Kaynaklar
Gereksinimler: Onyargıların değismeme eğiliminde olmalarının bir nedeni,onyargılı bireylerin bazı gereksinimlerine cevap vermeleridir. Ustunluk duygusu onyargıların cevap verdikleri gereksinimlerin basında gelir.Gereksinimlerin tatminin engellenmesi insanlarda genellikle saldırganlık duygularının ortaya cıkmasına neden olur. İnsanların buyuk bir coğunluğu gunluk hayatta su veya bu nedenlerle engellenir, ancak engellemenin yarattığı saldırganlık duygularını cesitli nedenlerle gercek kaynağına yoneltemezler. Bunun yerine bu duyguları, sucsuz bile olsa uygun bir nesne uzerinde tatmin ederler.
Saldırganlığı bir gunah kecisine yoneltme: Engellemenin yarattığı saldırganlık duyguları, bazen engelin asıl kaynağı yerine bir azınlık grubuna yöneltir. Saldırganlığın yöneltildiği bu gruba günah kecisi adı verilir. Ekonomik,politik ve sosyal engellemeler yasayan bir birey,bu engellemelerin yarattığı saldırganlık duygularını uygun bir nesneye yoneltecektir. Bu uygun nesne ise, coğu kez hakkında zaten önyargılar olan bir azınlık grubu olacaktır.
Algı: Onyargıların devamını sağlayan bir diğer etken, olayların carpıtılarak algılanmasıdır. İnsanlar tutumlarına uygun olan bilgileri secip algılayarak, tutumları ile olgular arasındaki celiskinin yaratabileceği rahatsızlık duygularını ortadan kaldırırlar. Onyargıların devamını sağlayanda bu tur yargılara uygun bilgilerin secilerek algılanması, ters dusen bilgilerin gormemezlikten gelinmesidir. Yani, onyargılı kisiler sadece gormek istedikleri seyi gorurler.
Toplumsal engeller: Onyargıları besleyen bir diğer kaynak kendilerinin yarattığı toplumsan sonuclardır. Onyargılı tutumlar coğu kez hedef aldıkları grupların onune bir takım toplumsal engeller koyarak, onyargılı kisilerin beklentilerine uyacak bir takım sonuclar yaratırlar. (Morgan, 1993: 371-372).
Önyargının Nedenleri
İnsana ait urunu her durumu insan psikolojisine ve insan kisiliğine bağlayan psikanalitik yaklasıma gore onyargı psikodinamik bir surectir. Psikanalistlere gore onyargılar ve kalıpyargı (stereotype)lar insanın doğal bir eğilimiyle iliskilidir. Bu yaklasım sahipleri, ilk cocukluk yıllarında yasanan engellenmelerin duygusal gerilimler yarattığını ve ileriki yıllarda icinde bulunulan durum tarafından haklılastırılmayan bir takım saldırganlık ve dusmanca duygular duyulduğunda, bunların yansıtma mekanizması (projection) vasıtasıyla baskalarına yuklendiği seklinde bir model gelistirmislerdir. (Bilgin, 1996: 103 ).
Aslında kisinin onyargılı tutumu, kendinin de farkında olmadığı bir gereksinmeyi karsılamaktadır. Bu gereksinme, yıpranmıs olan egosunu tamir etmek ve yukseltmektir. (Kağıtcıbası, 1991: 156).
Önyargı psikososyal nedenlerin yanı sıra, pratikte sagladıgı sosyo-ekonomik avantajlar açısından da degerlendirilmistir. Klineberg, önyargıların pratik bir amaca yönelik olabilecegini ve bazılarının bundan yarar sagladıgını, çesitli örnekler vererek ustalıkla ortaya koymustur. Kölelik ve sömürgecilik dönemlerinde önyargıların ekonomik yararları açıktır; bu sayede beyazlar istedikleri her seyi ele geçirmislerdir.
Nazi Almanyası' nda Yahudilerin isgal ettigi mevkiler, seçimler öncesinde partizanlara vadedilmis ve bu az çok yerine getirilmistir. Fakat yine de önyargılı kisiler genelde ekonomik motivasyonları gizleyerek daha soylu nedenler gösterirler(Bilgin, 1996: 105).
Herder ise, "önyargı zamanında iyidir" der. Çünkü insanı mutlu kılar. Halkları kendi merkezine getirir ve onları köklerine saglam bir sekilde baglar. Allport'a göre de önyargı -özellikle de dıs güdümlü dindarlar için pratikte yararlar saglayan bir olusumdur. Freud açısından da önyargı önemli sayıda insanı sevgide birlestirme kapasitesine sahiptir. Önyargı, bize verilmis olan hayatı korumaya yönelik is görür. Bireylerin ve sosyal hayatın savunma mekanizmalarından biridir. Bireyin, grubun ve cemaatin varlıgını sürdürmesini saglayarak bozulma ve dagılmaya karsı mukavemet eder.(Bilgin, 1996: 181).
Sosyal öğrenme yoluyla edinilen önyargılar çok küçük yaşlarda aile içinde öğrenilmeye başlar. Çocuk, sen kimsin diye sorulduğunda etnik veya dinî grup üyeliğine göre cevap verebilir. Bunun yanında bazı grup etiketlerini öğrenmiştir; bu grup etiketleri küçümseyici sıfatlar içeriyorsa, çocuk bu kelimelerin yalnızca öfkeli olunduğunda ya da kötü söz söylenirken kullanıldığını bilir. Çocuk biraz büyüyüp okula gitmeye başlayınca, içinde yetiştiği mahalle, kasaba onu etkilemeye devam eder. Çocuğun çevresinde söylenilen sözler, yapılan davranışlar, yargılamalar, dedikodular, uydurulan lakaplar çocukların zihinlerinde izlerini bırakırlar ve onların da ana-babaları veya komşuları gibi aynı önyargıları benimsemelerine yol açar. Böylece çocuk kesin özdeşleşmeler kurarak hayatta bazı "yerleri"nin olduğunun farkına varmaya başlar. Gelişen egosu, "ben neyim"in yanısıra "ben ne değilim" den oluşur. Kendi tarafındakilere ve başkalarına "nasıl davranırım" üzerinde kavramlar geliştirir. Akran grupların etiketlerini kullanır. Liseye vardıklarında ise çocukların kalıpyargıları neredeyse erişkin topluluğunun kalıpyargılarının düzeyine yaklaşır. Bu esnada kalıpyargıların oluşmasında ana-babanın ve akranların rolü unutulur ve bunun eskiden de böyle olduğu düşünülür.( Cüceloğlu;1996) Yetişkinlik çağında ise o, artık daha geniş bir sosyokültürel yapının neden olduğu önyargılara sahip biridir.
Bizler, kadın veya erkek olarak belirli bir çevrenin içine doğarız. Bu çevre, kültürün belli bir tanımına göre bizi bir ırka (beyaz, sarı, siyah), etnik bir gruba (Kürt, Çingene...) bir ulusa (Türk, Fransız vs.), bir uygarlığa (Batı, Doğu) ait sayılmamızı sağlayan nitelikleri veren, bir başka ulusta bulunmayan maddi ve ideolojik olguları önemli ölçüde içselleştimemize yol açacak şartları sunar40. Çevre sadece kendi cinsiyet, ırk ve medeniyetimizle ilgili bilgileri vermekle kalmaz, bunun yanında bizim dışımızdakilerin özellikleri ile ilgili kalıpları da öğrenmemizi sağlar. "Kalıpyargılar yaş, ırk, cinsiyet ve etniklik gibi görsel olarak belirgin özellikler üzerine kurulu oldukları için algısal süreçler bu tür şemalar açısından önemlidir. Sorunlardan biri gruplamanın algı üzerindeki etkisidir. Bir kez siyah olarak gruplandırılan kişi, artık tam anlamıyla siyahtır. Çünkü öyle algılanır". Tanımlanabilir gruplar (siyahlar, Doğulular, sarı saçlı kadınlar ya da kısa boylu erkekler gibi) hakkındaki şemalara geleneksel olarak "kalıpyargılar" (stereotype) denir ve şematik işlemin yarattığı yanlılıkların açıkça görüldüğü ve olumsuz sonuçlarının en çok endişe uyandırdığı konu budur.
Bir kalıpyargı, kişilik özellikleri (trait) ya da tüm insanlar için doğru olduğunu varsaydığımız fiziksel yüklemelere (atıf-attribution) dair bir bilgi paketidir. Örneğin, kafamızda tipik bir Alman (zeki, titiz, ciddi), tipik bir İtalyan (sanatçı, kaygısız, eğlenceyi seven) kalıpyargısı olabilir. Bu betimlemeler, aynı kategoride yer alan insanların tümüne pek uygulanamaz ve sosyal etkileşimlerimiz için genellikle yanıltıcı referanslar oluşturabilirler( Atkinson ve ark;1995). Bunun yanında stereotiplerin oluşumunda ve gelişiminde grup aidiyeti, bireysel koşullardan daha etkilidir. Biz grubun özellikleri yüceltilip dışgruba karşı kalıcı ve küçültücü kalıpyargılar atfedilir. Sosyal mesafe durumunda, bir gruba en uzak mesafede tutulan grubun üyelerine olumsuz nitelik ve kişilik özellikleri yüklenir. Bir gruba ve üyelerine ilişkin kalıpyargılarla sosyal mesafe normları arasında parelellik vardır. Dilsel ifadelerdeki tonlamaya bakılarak gruplararası mesafenin derinliği anlaşılabilir. Aslında kalıpyargılar, dilin kaçınılmaz ürünleri olmamakla beraber dilsel bir kategoridir ve dışgrup üyelerini sanki her biri kalıpyargıdaki kişilik özelliklerine sahipmiş gibi algılama ve onlara bu şekilde tepki verme özelliği taşır.(Şerif;)
ÖNYARGILARIN AZALTILMASI
Önyargıların nasıl azaltılabileceğine iliskin akla ilk gelen yöntemlerden biri kaynakların, islerin yeniden dağıtılması ve mağdur gruba pozitif ayrımcılık yaparak gruplararası çatısmaların azaltılmasıdır. Ancak bir gruba ayrıcalıklı yardımlarda bulunmak genellikle diğer grubun düsmanlığını artırmaktadır.
Çünkü, hiçbir zaman herkesi doyuracak kadar kaynak yoktur. Önyargıların azaltılması için ortaya atılan üç farklı yaklasım bulunmaktadır: Bunlar toplumsallasma, gruplar arası iliski kurma ve yeniden gruplama seklindedir (Taylor, Peplau ve Sears, 2007, 205)
Toplumsallasma. Yeni nesillerde önyargılı tutumların eskisi kadar yoğun olmadığı, genç insanların daha az önyargıyla büyüdükleri ifade edilmektedir. Bu değismenin nedenlerinden biri, toplumdaki değismeyle birlikte önyargıya hedef olan grupların bazı kalıpyargılara eskiden olduğu gibi uygun olmamasıdır. Örneğin eskiden sadece erkeklerin girebilecekleri islere artık kadınların da girebiliyor olması ve kadınlarla erkekler arasındaki toplumsal rollerin farklılığının azalması kalıp yargıların zamanla bosa çıkmasına ve gerçeklik payının azalmasına neden olmaktadır. Bunun yanında toplumlarda örgün eğitim düzeyinin artması önyargıların gücünün azalmasına neden olmaktadır. Örgün eğitimin, özellikle de üniversite eğitiminin önyargıları azalttığı belirtilmektedir (Taylor, Peplau ve Sears, 2007, 205).
Gruplar arası iliski kurma. Önyargıların azaltılmasında önemli bir yöntem gruplar arasında iliski sağlanmasıdır. Arastırma bulguları göstermistir ki, gruplar arası iliskiler, belirli kosullar sağlandığı taktirde, önyargıları azaltabilmektedir (Brown, 1995, 269; Taylor, Peplau ve Sears, 2007, 206). Allport’a göre (1979, 261-281) kisinin karakter yapısına iyice yerlesmediği sürece önyargılar gruplararası iliski yoluyla azaltılabilmektedir
Gruplar arası iliskinin önyargıları azaltması için bazı kosulların sağlanmıs olması gerekmektedir:
*İliski için seçilen gruplar, esit konumlardaki insanlardan olusmalıdır.
*Kurulan iliski eğer yasal düzenlemeler, örgütün atmosferi veya gelenekleri gibi kurumsal desteklerle desteklenirse çok daha etkili olacaktır.
*İliskide ortak amaçlarla isbirliğine dayalı karsılıklı bağımlılığın bulunması gereklidir. Đki grubun üyeleri kıt kaynaklar için rekabet etmek yerine iki tarafın karsılıklı çabalarını gerektiren ortak amaçlarla birlikte çalısmak zorundadır.
*Temas, iliskinin gelismesine izin verecek kadar sıklıkta, uzun süreli ve yakından olmalıdır.
Cook (1969) tarafından önyargıların azaltılmasında gruplar arası iliskinin etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılan arastırmada önyargıların iliski kurma yoluyla azaltılmasında etkili olabilecek bes ortamsal özellik belirlenmistir. Bu özellikler kisiler arası tanısıklık, statülerin esit olması, kisiler arası sosyal iliskiler kurulması, ortak amaca yönelik isbirliği yapılması ve bireylerin kisilik özellikleridir. Cook arastırması için bu bes özelliği barındıran ideale yakın bir deney ortamı yapılandırmıs ve siyahlara yönelik önyargıların iliski kurma yoluyla azaltılıp azaltılamayacağını sınamıstır. Đdeale yakın hazırlanmıs deney ortamına rağmen arastırmaya katılan 23 denekten sadece 10 tanesinde olumluya doğru anlamlı bir değisme olmustur. Değisen grubun değismeyenlere göre insanların genel olarak iyi, güvenilir ve bencil olmayan varlıklar olduğuna daha fazla inanma eğiliminde oldukları saptanmıstır. Buna göre önyargıların değismesinde kisilik özellikleri önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle gruplar arası iliski kurma, kosullar ideal olsa bile ancak bazı kisilerin önyargılarını azaltabilmektedir. (Morgan, 1988, 380-382).
Yeniden gruplama. Yeniden gruplama yöntemi, kalıp yargılamanın bilissel temelleri üzerinde odaklanır. Bu yaklasım iç ve dıs-grup üyelerini birlikte daha baska ve daha kapsayıcı yeni bir üst grup altında birlestirmenin gruplar arası kalıp yargıları azalttığını öne sürmektedir (Taylor, Peplau ve Sears, 2007, 208). Örneğin bu yaklasıma göre aralarında kalıp yargıların bulunduğu 7. ve 8. sınıf öğrencilerini okulu temsil eden bir takımda, yani bir üst grupta, bir araya getirmek bu iki grup arasındaki kalıp yargıların azalmasına yardımcı olacaktır.
Toplumsal ölçekte önyargıların engellenmesi veya azaltılmasında sıklıkla alınan önlemlerden biri önyargıları engelleyen veya yaptırımlar getiren yasalar çıkarılmasıdır. Bu yasaların açıkça gösterilen önyargılı davranısları, azalttığı görülmektedir. Ancak önyargılı davranıslar açıkça sergilenemese de gizli olarak devam etmektedir. ABD’de 1964 tarihli Medeni Haklar Yasası ile önyargıların çok açık olan göstergelerinin azaldığı görülmüstür. Bu yasa azınlıklar, kadınlar, yaslı çalısanlar, engelliler ve yabancıları önyargılı davranıslara karsı korumak için çıkarılmıs ancak bu gruplara karsı önyargıların bir problem olarak devam ettiği görülmüstür. Bu gruplara karsı önyargıların geçmise göre daha gizli olduğu anlasılmaktadır. Bu nedenle bu tür önyargıların ortaya konulması ve giderilmesi daha zor görülmektedir (Clawson ve Smith, 1990, 7).
Bunlara ek olarak Morgan (1988, 372) önyargıların azaltılması için ayırma uygulamalarının ortadan kaldırılması gerektiğini ifade etmektedir. Ona göre önyargıların yaygın olduğu yerlerde önyargılara maruz kalan grupların okullarını, mahallelerini ayırma eğilimi önyargıların bir sonucu olabildiği gibi aynı zamanda nedeni olarak da düsünülebilir. Ayırma, toplumsal engeller yaratmanın etkili bir yoludur. Toplumsal engeller ise önyargıları besleyip, güçlendirmektedir. Bu nedenle önyargıların değistirilebilmesi için ayırma uygulamalarının ortadan kaldırılması gereklidir.
Örgütsel bağlamda önyargılarla bas etmede anahtar faktörler ise, farklılıkları yönetmenin getirdiği dezavantajlarla yasamaya istekli olma, farklılıklara sahip olmanın avantajlarını öğrenme ve örgütü, üyelerin farklılıkları nasıl yöneteceğini öğrenmek zorunda olacağı bir konuma getirme olarak sıralanabilir. Bunun yanında, önyargıların nasıl ortaya çıktığını görebilmek, onu ortadan kaldırma çabalarına da yön verecektir (Clawson ve Smith, 1990, 4).
Örgütlerde önyargıların yönetilmesi için en üst düzeydeki yöneticilerin desteği ve kararlılığı sarttır. Örgütlerde önyargıların azaltılması konusunda bir seyler yapılacaksa bunun üst kademedeki yöneticiler tarafından yapılması gerekmektedir. Aksi durumda bir yol alınamayacaktır. Bunun yanında her düzeydeki yöneticilerin de örgütteki önyargıları fark etmesi ve bunların giderilmesi için çalısması gerekmektedir. Bir örgütün yönetimi aynı zamanda örgütteki değerleri ve böylece önyargıları yönetmeyi de içermektedir. Önyargıların yönetilmesi zor fakat gerekli bir görevdir. Önyargıların yönetimi, önyargıları anlama, kendimizin ve diğerlerinin önyargılarını kabul etme ve bu önyargıların etkilerini azaltıcı stratejiler gelistirme adımlarından olusan devamlı bir süreçtir. Bu basarının sağlanmasında yöneticilerin önyargıyı ve onun dinamiklerini anlamaları önemli bir yer tutmaktadır. Etkili yöneticiler, çalısanlarının islerini yapabilmeleri temelinde uğras vererek onlara iliksin önyargılarını azaltabilen yöneticilerdir. Bunun yanında etkin yöneticiler, çalısanları arasındaki farklılık ve çesitlilikleri fark edip onu yönetme basarısı gösterebilen yöneticilerdir (Clawson ve Smith, 1990, 2-10).
ÖNYARGILARDAN BESLENEN SALDIRGANLIK NASIL AZALTILABİLİR?
İç-dış grup/biz-öteki algısı, kaynakları başka gruplarla paylaşmak istememe, diğer grupları çeşitli açılardan iç gruba tehdit olarak algılama, toplumda baskın grup olma arzusu, gruplar arası kaygının yüksekliği, algılanan sosyal mesafe, negatif kalıpyargılar gibi birçok faktörün gruplar arası ilişkileri düzenlediği ve önyargılı tutumların, saldırgan davranışların oluşmasına etki etmektedir.
Grup ve önyargı temelli saldırganlığı azaltma noktasında etkili olabilecek önemli faktörlerden biri empati düzeyini arttırmaktır.
Önyargı temelli saldırganlığı azaltmanın bir başka yolu ise gruplar arasında eşitliği, hoşgörüyü, saygıyı vurgulayan sosyal normların ve temsillerin geliştirilmesi yönünde çabalamaktır.
Birçok toplumda mevcut normlar ve temsiller bazı grup üyelerine yöneltilen ayrımcı ve saldırgan davranışları mazur gösterici hatta kimi zaman destekleyici niteliktedir. Kitle iletişim araçları da eşitlikçi olmayan, “biz-öteki” algısını pekiştiren, hiyerarşik yapılanmayı destekleyen bu norm ve temsillerin oluşması ve devam etmesinde büyük bir etkiye sahiptir. Mesela Türkiye’de kadınların medyada temsil şekli kadın ve erkeklere ilişkin sosyal rollerin ve algıların pekişmesini sağlar niteliktedir. Bu konuyla ilgili olarak toplumsal cinsiyet rolleri vurgusunun, ataerkilliğin ve cinsiyetçi önyargıların yoğun olduğu Türkiye’de kadına yönelik şiddet haberlerinde cinsiyet rollerine yoğun bir vurgu yapıldığına, kadına yönelik şiddeti romantikleştirici ve meşrulaştırıcı bir dil kullanıldığına dikkat çeken çok sayıda çalışma yürütülmüştür (ör; Dursun, 2010; Gül ve Altındal, 2015; Güneş ve Yıldırım, 2019).
Önyargıya dayalı saldırganlığı azaltmanın bir diğer yolu önyargı ve ayrımcılığın farkındalığını ve azaltılmasını sağlayabilecek çeşitli programlar oluşturmak ve bunu eğitim sistemine dahil etmektir.
ÖNYARGlLARlN GRUPLAR ARASI TEMAS YOLUYLA DEGlŞTlRİLMESl
Psikologlar uzun yıllardan beri, ırksal önyargıları değiştrmenin tek yolunun gruplar arasında doğrudan temas sağlama yolu olduğunu düşünmektedir. Ancak gruplar arası temas konusunda yapıilan çalışmalardan elde edilen sonuçlar pek tutarlı değildir. Irkları bir araya getirme konusunda yapılan çalışmalardan bazılarında beyazların önyargılarında bir azalma, diğer bazılarında ise bir artma gözlenmiştir. Zencilere ilişkin yargıları azaltabilmek için sadece zenci ve beyazlan bir araya getirmenin yetmediği, bundan fazla bir takım şeylerin yapılması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Stuart W. Cook önyargılan etkileyebilecek 5 ortamsal özellik sıralar: (1969).
1- Tanışılklık Potansiyeli (Gizli Gücü): Hepimiz belki hiçbir zaman tanımıyacağımız birçok kişi ile ilişki kurarız. Postacı, sokağın karşı tarafındaki komşunuz, derste yanına oturduğunuz kişiler bazen bu kategoriye girerler. önyargılamızda bir azalma olabilmesi için, en azın dan bu insanlarla kişisel bir tanışıklığımızın olması gerekir.
2- Eşit Statüler: Her iki grubun üyelerinin eşit statüye sahip olması azınlık grubu üyelerine karşın olumlu tutumlar gelişmesi olasılığını çok arttıracaktır.
3- Sosyal Normlar: Ortam arkadaşça ilişkiler kurma beklentisine yol açacak şekilde düzenlenmelidir. Eğer iş temaslarında olduğu gibi, sosyal ilişkiler kurulması olasılığı yoksa, tutumlarda çok az bir değişme olacaktır.
4- işbirliğine Bağlı ödül: İki kişinin karşılıklı olarak birbirlerine bağımlı oldukları ve rekabetten çok bırlıkte çalıştıklan zaman ödüllendirildikleri durumlarda olumlu tutumların gelişmesi olasılığı daha fazladır.
5- Bireylerin Özellikleri: önyargılı beyazlar kendilerine benzer zencilerte bir araya getirildiklerinde ön yargılan azalabilir.
Mesel I
Bir zamanlar dört oğlu olan bir bilge kişi varmış. Çocuklarına acele ve erken karar vermemelerini ve önyargılı olmamalarını öğretmek için onları eğitmek istemiş. Her birini sırayla uzak bir yerde bulunan ağacın yanına gidip ona bakmak için göndermiş İlk oğlan kışın gitmiş, ikincisi İlkbaharda, üçüncüsü yazın, sonuncusu sonbaharda gitmiş. Sonra bir gün hepsini bir araya toplamış ve ne gördüklerini sormuş. İlk oğlan ağacın çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söylemiş. İkinci oğlan, “Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı,” demiş. Üçüncü oğlan başka fikirdeymiş, “Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki, daha önce hiç böyle bir güzellik görmemiştim,” demiş. Sonuncu oğlan, hepsinin de haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat taşıyor olduğunu bildirmiş. Yaşlı adam oğullarına hepsinin haklı olduğunu söylemiş, çünkü hepsi farklı mevsimlerde bu ağacı görmeye gitmişlermiş. Onlara; “bir ağacı veya bir insanı, kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını ve neye sahip olup olmadıklarını güzelce anlatmış.
Mesel II.
Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır.
Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır… Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı. Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir… Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür. Einstein’ın söylediği rivayet edilen bir söz var: “insanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor
ÖNYARGILARDAN NASIL KURTULURUZ?
♦Bilinçli çaba göstererek
♦ Kendimize inanarak
♦ Ne yapmak istediğimize karar vererek
♦ Her duyduğumuza inanmayarak
♦ Okuyarak
♦ Öfkemizi kontrol ederek
♦ Ani kararlar vermeyerek
♦ Tecrübeli kişilere danışarak
♦ Soru sorup araştırarak
Önyargı, sahip olduğumuz özellikler, aldığımız eğitim, yetiştiğimiz çevre vb pek çok faktörle şekillenen bir tutum biçimidir. Ama değişmez ya da dönüşemez değildir. Önyargılarımızı kırmak demek önceden sahip olduğumuz fikir ve bakış açılarının doğruluğunu çürütüp onları çöpe atmak demek değildir. Sahip olduğumuz fikirlerin temellerini sorgulayarak tutum ve davranışlarımızın yol açtığı / açma ihtimali olan ayrımcı tutumlarımızı farkına varabiliriz. Bu tutum ve davranışlardan doğan ayrımcı tavrımızın sonuçları üzerine düşünebiliriz. Bu sonuçların topluma ve kişilere verebileceği yıkıcı etkilerin neler olabileceğine dair fikir yürütebiliriz. Böylece zaman içinde bizi ayrımcılık yapmaya iten önyargılarımızla yüzleşebiliriz.
KAYNAKÇA
Allport, G. W. (1979). The Nature Of Prejudice. Addison-Wesley Publishing Company.
Atkinson ve ark., Psikolojiye Giriş,(çev. Kemal Atakay, Mustafa Atakay, Aysun Yavuz), Sosyal Yay., İst., 1995, c. II, s. 707
Bilgin, Nuri.1996. “Đnsan Đliskileri ve Kimlik”.Sistem Yayıncılık,Đstanbul.
Boydak,
Brown, R. (1995). Prejudice – Its Social Psychology. Massachusetts: Blackwell Publishers Inc.
Bilgin, Nuri(1996), İnsan _İiskileri ve Kimlik, _İstanbul: Sistem Yayıncılık.
Cirhinlioğlu, F.G. (2010). Dini yönelimler ve önyargı. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 7(1), 1366-1384.
Clawson, J. G. ve Smith, B. (1990). Prejudice in Organizations. University of Virginia, Darden School Foundation. Charlottesville, Virgina
Cüceloğlu, Doğan, İnsan ve Davranışı, Remzi Kitabevi, 3. Baskı, İst. 1996, s. 543
Dursun, Ç. (2010). Kadına yönelik şiddet karşısında haber etiği. Fe Dergi 2(1), 19-32.
FREEDMAN, J.L.- SEARS, D.O.- CARLSM_TH, J.M.(1993), Sosyal Psikoloji,
(Çeviren: Ali Dönmez), Ankara: _mge Kitapevi Yayınları.
Göregenli, M. (2012). Temel kavramlar: Ön yargı, kalıpyargı ve ayrımcılık, (Derleyen: K. Çayır ve M. Ayan Ceyhan) Ayrımcılık çok boyutlu yaklaşımlar. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
Gül, S. S. ve Altındal, Y. (2015). Medyada kadın cinayeti haberlerindeki cinsiyetçi izler: Radikal Gazetesi. Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 4, 168-188.
Güneş, G. ve Yıldırım, B. (2019). Cinsiyet temelli bir savaş: Kadın cinayetlerinin medyada temsili üzerine bir değerlendirme. Toplum ve Sosyal Hizmet, 30(3), 936-964.
Gürses, İbrahim(2005), Önyargının Nedenleri, Uludag Ünik. ilahiyat Fak. Dergisi, 14(1), 143–161.
Harlak , Hacer(2000), “Önyargılar”, Psikososyal Bir _nceleme, _stanbul:
Sistem Yayıncılık
Kağıtcıbası, Ciğdem.1985. “ Đnsan ve Đnsanlar” Evrim Yayınları, Đstanbul.
Morgan .1993. Psikolojiye Giris Ders Kitabı
Morgan, C. T. (1988). Psikolojiye Giris (Orijinal Adı: A Brief Introduction to
Psychology) Yayın Sorumlusu: Sirel Karakas Çev: Komisyon.
Paker, M. (2012). Psikolojik Açıdan Önyargı ve Ayrımcılık. İçinde Ayrımcılık çok boyutlu yaklaşımlar. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniv.Yayınları - Sosyoloji Dizisi
Sezer, Duygu (1972), Kamuoyu ve Dıs Politika, Ankara: Sevinç Matbaası.
Şerif ve Serif Sosyal Psikolojiye Giriş, c. II, s. 657
Tezcan, Mahmut. 1991. “Genclik Sosyoloji Yazıları” Gundoğan Yayınları, Ankara
|
Yazan
|
Bu makaleden alıntı yapmak
için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir: "Önyargı ve Ayrımcılık Nedir? Nasıl Azaltabiliriz?" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Dnş.Banu BEYAZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır. Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Dnş.Banu BEYAZ'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz. |
Yazan Uzman
|
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak
hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir
yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


