Bir Kitlesel Hipnoz Hikayesi: Serotonin Aşağı, Travma Yukarı
Serotonin Aşağı, Travma Yukarı
Ben 1997'de Hacettepe'den mezun olup da bir hastane kliniğinde çalışmaya başladığımda çok nadiren duyardım travma sözünü. Şimdi on psikologtan dokuzu terapisini travma varsayımı üzerine kuruyor artık.
Çıkan kaygıyı çıkan yangına benzetelim. Mesela bir orman yangınını düşünelim. Sebebi, örneğin tutuşturan kibrit ya da çakmak bulundu diye yangın sönmez. Çünkü yangını sürdüren şey çakmağın bulunup bulunmaması değildir; zemindir, kuraklıktır, rüzgârdır, tutuşmaya elverişli ortamdır. Çakmağı elinden alsan bile, zemin aynı kaldığı sürece yarın kibrit olur, öbür gün cam kırığı olur, bir başka gün yıldırım olur. Yangın yine çıkar.
Tıp alanı üzerinden de örnek verebiliriz. Bir doktor hastasını muayene ederken “Bu hastalığın hikayesi neydi?” diye saatlerce konuşarak tedavi etmez. Tedavi için sebebi bulmamız şart demez. Migreni olan bir hastaya “Bu ağrının sebebi neydi, çocuklukta ne yaşadın? Gel haftalarca bunu irdeleyelim” demez. Çünkü bilir ki sebebi bilmek, sorunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
Tansiyonu olan birine “Bu seni çok sinirlendiren olaydan başladı” denir ama bu konu her hafta habire didiklenmez.
Şeker hastasına “Bu seni çok üzen bir dönemden sonra çıktı” denir ama kimse şekeri sadece bu bilgiyle düşürmeye kalkmaz.
Astımı olan birine “Soğuk bir günde üşütmüştün” denebilir ama astım o anıyı konuşa konuşa çözülmez.
Sebep bilinir, evet. Ama tedavi sebebi konuşmakla yapılmaz. Tedavi, organizmanın verdiği tepkiyi dönüştürmekle yapılır.
Sebebini detaylı bilince trafik kazası geri dönmez, ölü dirilmez, yaralı iyileşmez.
Psikolojide ise yıllardır tuhaf bir yerleşik alışkanlık var. Sorunun sebebini bulunca sorun çözülmüş gibi davranılıyor. “Travma var.” Tamam. “Çocukluk var.” Peki. “Anne, baba, geçmiş.” Evet. Ama burada çok temel bir mantık hatası yapılıyor.
Eğer aynı sebep herkeste aynı sonucu doğurmuyorsa, o sebebe “asıl neden” diyemeyiz.
Aynı kazayı yaşayan iki insan düşünelim. Biri yıllarca araba kullanamaz hale geliyor, diğeri ertesi hafta direksiyon başına geçiyor.
Aynı depremi yaşayan iki insan düşünelim. Biri panik bozukluk geliştiriyor, diğeri hiçbir belirti göstermiyor.
Aynı çocukluk şartlarında büyüyen kardeşler düşünelim. Biri kaygılı, biri rahat, biri takıntılı, biri umursamaz.
O zaman soru şu: Eğer travma buysa, neden herkeste aynı psikoloji oluşmuyor?
Her travma herkeste aynı psikolojiyi oluşturmuyorsa, o zaman sorunun kaynağını sadece travma diye adlandıramayız. Açıklayıcı olan şey, kişinin o travmaya verdiği tepkidir. Yani zemin.
Bir başka örnek:
Aynı bakteriyi alan iki insandan biri hasta oluyor, diğeri olmuyor.
1. Kimse burada “bakteri tek başına hastalık sebebidir” demez.
2. Kimse aylarca bakteriyi ve bakteri gelişim sürecini konuşmaz.
Bağışıklık sistemi konuşulur. Yani zemin konuşulur. Zemin tedavi edilir. Aynı virüs, farklı bedenlerde farklı sonuçlar doğurur. Çünkü bedenin tepkisi farklıdır.
Psikoloji de bundan ayrı değildir. Aynı olay, aynı söz, aynı kayıp, aynı travma… Ama farklı zihinlerde bambaşka sonuçlar üretir.
O zaman mesele “ne yaşandı”dan çok “organizma bunu nasıl algıladı, nasıl kodladı, nasıl tepki verdi” meselesidir. Biri dünü, biri şimdiyi konuşmaktır. Biri dünü, biri şimdiyi dönüştürmeye kalkışmaktır. Biri hikayeler içinde boğulup gitmek, biri derhal çözümü kovalamaktır.
Sebebi anlatmak, geçmişi kurcalamak, hikayeyi defalarca konuşmak terapiste düzenli gelir akışı sağlar ama yangını söndürmez. Hatta yangını daha da diri tutar. Kişi çakmağı ararken yangın daha da ilerler. Kişi sürekli aynı çakmağı elinde çevirip durur. “Bak bu çakmak.” Evet, çakmak burada. Ama orman yani zemin hala kupkuru. Mevsim kış olsaydı o çakmak o yangını çıkarabilir miydi?
Asıl soru şudur: Neden bu zemin hala tutuşmaya bu kadar elverişli? Neden aynı kıvılcım defalarca aynı yangını çıkarıyor? Neden biri için sıradan olan bir uyaran, bir başkası için felaket algısına dönüşüyor?
Burada travma anlatısı tıkanır. Çünkü travma, sonucu açıklamaya yetmez. Asıl belirleyici olan, algı sistemidir. Zemin bozulmuştur. Tepki sistemi aşırı hassas hale gelmiştir. Organizma tehlike varmış gibi çalışıyordur. Sorun budur.
Bu yüzden sadece “sebep” üzerinden yürüyen bir psikoloji, tıpta karşılığı olmayan bir yaklaşımdır. Hiçbir hekim hastalığı satlerce sebebini konuşarak tedavi etmez. Hiç bir yara sürekli yarayı kurcalayarak iyileşmez. Psikolojinin de buradan istisna olması için hiçbir bilimsel gerekçe yoktur.
Kaldı ki bir travma durup durup da otuz sene sonra psikoloji üretmez. Travma okyanusun altından sessizce ileeleyen bir güldümlü torpido değildir. Travma sıcağı sıcağına psikoloji üretir. Bir tecavüz sıcağı sıcağına psikoloji yaratır. Durup durup da otuz sene sonra değil. Travmanın etkisi zamanla artmaz, tam tersine azalır.
Kaldı ki travma anları psikologların, terapistlerin dediği gibi kalıcı hasar bırakan olaylar değildir. Tam tersine, organizmanın şok, bayılma, inkar gibi savunma sistemleri ile organizmanın daha yoğun korunma altına alındığı zamanlardır. Böyle olmasaydı onca ağır travmalar zinciri yaşayan ufacık Gazzeli çocuk bırakın psikoloji oluşmasını, akıl sağlığını yitirirdi. Organizma travmaya geçici süreliğine tepki verir sadece. Bu tepkiyi de terapistlerin sandığı gibi travmanın kendisi değil, algısı belirler.
Yine kaldı ki travma dedikleri travma da değildir. Hemen her zorlu yaşam olayının adını artık travma koydular. Böylece travma algısını da bozarak gözlerde iyice büyüttüler. Bir şey gözde büyürse ruhta da büyür. Bu gözde büyütme süreci travmanın kendisinden bile daha sorunludur. Bir insan zorlu bu süreç yaşarken onun travma olduğuna, travmanın da her psikolojinin sebebi olduğuna inanırsa o süreç onda çarpan etkisi yapar. Özetle travma travma diyenler travma çözümlemek şöyle dursun, daha çok travmatize ediyor.
Yangını söndürmek istiyorsan çakmağı konuşup durma. Kibrit peşinde koşarak zaman harcama. Yangına doğru tepki vermeye bak. Ona su ile tepki ver. Yangın tüpü ile tepki ver. İtfaiye ile tepki ver. Zemini dönüştür, kazma kürekle toprağı çapala.
Habire kurcalanan, habire didiklenen yara iyileşmez. Tam tersine, enfekte olur. Hiç ellemesen kendiliğinden iyileşecek bir yara bile kangren haline gelir. Bu travma bu denli önemli idi de eskiden niye psikoloji oluşturmuyordu? Eskiden psikolojik sorunlar şimdiki kakar yaygın mıydı? Yoksa eksiden travma mı yoktu? Yoksa travma son yirmi otuz senede mi patladı? Eğer böyleyse, hangi travmalar patladı mesela? Travma patlamadı, travma ticareti patladı. Bir danışanı aylarca elde tutabilmenin yolu hikaye dinlemekten geçer. Zira hikaye işi uzun iştir, dinle dinle bitmez.
Biri serotonin diyor, 5 dakika bile hikaye dinlemiyor. Biri travma diyor, aylarca hikaye dinliyor. Travma mı serotonin mi? Karar verin artık, hangisi? Bakın ben ikisi de değil, kodlanma ve algı dedim. Ne oldu peki? Kliniklerde çözülemeyen sorunlar evlerde çözülüyor. Hani travma vardı da onları bulmak gerekiyordu? Hani serotonin inmişti, onu yükseltmek gerekiyordu? Bu arada travma varsa zaten danışan söylüyor. Bunun neresi bulmak oluyor, o da ayrı bir garabet vesikası. Söylenen şey bulunmuş mu oluyor? Danışan söylemese terapist nasıl bulunacak! Böyle deyince de "bazen danışan hatırlamaz" diyorlar. Bazen hatırlamıyorlarsa niye sürekli travma arayıp duruyorsunuz? Sadece "bazen arayın" o halde? Hem hatırlanmayan şey travma olur mu? Travma olur da hatırlanmaz mı? Baştan ayağa manipülasyon, baştan ayağa fiyasko.
İşte anlı şanlı terapilerin artık hemen hemen yüzde doksanının dayandığı travma olgusu. İşte kimin araba, kimin ev parası ödedim dediği, bir türlü bitmeyen, yılan hikayesine dönem anlı şanlı terapi hakikatleri.
Sebep travma ise serotonin işi çöpe gidiyor. Yok serotonin ise travma meselesi güme gidiyor. Ama kimse de bu garabetten rahatsız olmuyor. Niye? Çünkü insan sağlığı çok önemlidir. Biri serotonden, diğeri travmadan kazanıyor. Serotonin olmazsa ilaç veremeyecek. Travma demese vakayı elinde aylarca tutamayacak! Ayrıca travma işi mesleki eksikliği gizler, kişisel yetersizliği maskeler. Zira haftalarca danışan konuşur, terapist onu en fazla dinler. Bir iki de basit prosedür uygular. Haliyle, zahmetsiz para kazanmak için de biçilmiş kaftandır.
Psikolog İzzet Güllü
Ben 1997'de Hacettepe'den mezun olup da bir hastane kliniğinde çalışmaya başladığımda çok nadiren duyardım travma sözünü. Şimdi on psikologtan dokuzu terapisini travma varsayımı üzerine kuruyor artık.
Çıkan kaygıyı çıkan yangına benzetelim. Mesela bir orman yangınını düşünelim. Sebebi, örneğin tutuşturan kibrit ya da çakmak bulundu diye yangın sönmez. Çünkü yangını sürdüren şey çakmağın bulunup bulunmaması değildir; zemindir, kuraklıktır, rüzgârdır, tutuşmaya elverişli ortamdır. Çakmağı elinden alsan bile, zemin aynı kaldığı sürece yarın kibrit olur, öbür gün cam kırığı olur, bir başka gün yıldırım olur. Yangın yine çıkar.
Tıp alanı üzerinden de örnek verebiliriz. Bir doktor hastasını muayene ederken “Bu hastalığın hikayesi neydi?” diye saatlerce konuşarak tedavi etmez. Tedavi için sebebi bulmamız şart demez. Migreni olan bir hastaya “Bu ağrının sebebi neydi, çocuklukta ne yaşadın? Gel haftalarca bunu irdeleyelim” demez. Çünkü bilir ki sebebi bilmek, sorunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
Tansiyonu olan birine “Bu seni çok sinirlendiren olaydan başladı” denir ama bu konu her hafta habire didiklenmez.
Şeker hastasına “Bu seni çok üzen bir dönemden sonra çıktı” denir ama kimse şekeri sadece bu bilgiyle düşürmeye kalkmaz.
Astımı olan birine “Soğuk bir günde üşütmüştün” denebilir ama astım o anıyı konuşa konuşa çözülmez.
Sebep bilinir, evet. Ama tedavi sebebi konuşmakla yapılmaz. Tedavi, organizmanın verdiği tepkiyi dönüştürmekle yapılır.
Sebebini detaylı bilince trafik kazası geri dönmez, ölü dirilmez, yaralı iyileşmez.
Psikolojide ise yıllardır tuhaf bir yerleşik alışkanlık var. Sorunun sebebini bulunca sorun çözülmüş gibi davranılıyor. “Travma var.” Tamam. “Çocukluk var.” Peki. “Anne, baba, geçmiş.” Evet. Ama burada çok temel bir mantık hatası yapılıyor.
Eğer aynı sebep herkeste aynı sonucu doğurmuyorsa, o sebebe “asıl neden” diyemeyiz.
Aynı kazayı yaşayan iki insan düşünelim. Biri yıllarca araba kullanamaz hale geliyor, diğeri ertesi hafta direksiyon başına geçiyor.
Aynı depremi yaşayan iki insan düşünelim. Biri panik bozukluk geliştiriyor, diğeri hiçbir belirti göstermiyor.
Aynı çocukluk şartlarında büyüyen kardeşler düşünelim. Biri kaygılı, biri rahat, biri takıntılı, biri umursamaz.
O zaman soru şu: Eğer travma buysa, neden herkeste aynı psikoloji oluşmuyor?
Her travma herkeste aynı psikolojiyi oluşturmuyorsa, o zaman sorunun kaynağını sadece travma diye adlandıramayız. Açıklayıcı olan şey, kişinin o travmaya verdiği tepkidir. Yani zemin.
Bir başka örnek:
Aynı bakteriyi alan iki insandan biri hasta oluyor, diğeri olmuyor.
1. Kimse burada “bakteri tek başına hastalık sebebidir” demez.
2. Kimse aylarca bakteriyi ve bakteri gelişim sürecini konuşmaz.
Bağışıklık sistemi konuşulur. Yani zemin konuşulur. Zemin tedavi edilir. Aynı virüs, farklı bedenlerde farklı sonuçlar doğurur. Çünkü bedenin tepkisi farklıdır.
Psikoloji de bundan ayrı değildir. Aynı olay, aynı söz, aynı kayıp, aynı travma… Ama farklı zihinlerde bambaşka sonuçlar üretir.
O zaman mesele “ne yaşandı”dan çok “organizma bunu nasıl algıladı, nasıl kodladı, nasıl tepki verdi” meselesidir. Biri dünü, biri şimdiyi konuşmaktır. Biri dünü, biri şimdiyi dönüştürmeye kalkışmaktır. Biri hikayeler içinde boğulup gitmek, biri derhal çözümü kovalamaktır.
Sebebi anlatmak, geçmişi kurcalamak, hikayeyi defalarca konuşmak terapiste düzenli gelir akışı sağlar ama yangını söndürmez. Hatta yangını daha da diri tutar. Kişi çakmağı ararken yangın daha da ilerler. Kişi sürekli aynı çakmağı elinde çevirip durur. “Bak bu çakmak.” Evet, çakmak burada. Ama orman yani zemin hala kupkuru. Mevsim kış olsaydı o çakmak o yangını çıkarabilir miydi?
Asıl soru şudur: Neden bu zemin hala tutuşmaya bu kadar elverişli? Neden aynı kıvılcım defalarca aynı yangını çıkarıyor? Neden biri için sıradan olan bir uyaran, bir başkası için felaket algısına dönüşüyor?
Burada travma anlatısı tıkanır. Çünkü travma, sonucu açıklamaya yetmez. Asıl belirleyici olan, algı sistemidir. Zemin bozulmuştur. Tepki sistemi aşırı hassas hale gelmiştir. Organizma tehlike varmış gibi çalışıyordur. Sorun budur.
Bu yüzden sadece “sebep” üzerinden yürüyen bir psikoloji, tıpta karşılığı olmayan bir yaklaşımdır. Hiçbir hekim hastalığı satlerce sebebini konuşarak tedavi etmez. Hiç bir yara sürekli yarayı kurcalayarak iyileşmez. Psikolojinin de buradan istisna olması için hiçbir bilimsel gerekçe yoktur.
Kaldı ki bir travma durup durup da otuz sene sonra psikoloji üretmez. Travma okyanusun altından sessizce ileeleyen bir güldümlü torpido değildir. Travma sıcağı sıcağına psikoloji üretir. Bir tecavüz sıcağı sıcağına psikoloji yaratır. Durup durup da otuz sene sonra değil. Travmanın etkisi zamanla artmaz, tam tersine azalır.
Kaldı ki travma anları psikologların, terapistlerin dediği gibi kalıcı hasar bırakan olaylar değildir. Tam tersine, organizmanın şok, bayılma, inkar gibi savunma sistemleri ile organizmanın daha yoğun korunma altına alındığı zamanlardır. Böyle olmasaydı onca ağır travmalar zinciri yaşayan ufacık Gazzeli çocuk bırakın psikoloji oluşmasını, akıl sağlığını yitirirdi. Organizma travmaya geçici süreliğine tepki verir sadece. Bu tepkiyi de terapistlerin sandığı gibi travmanın kendisi değil, algısı belirler.
Yine kaldı ki travma dedikleri travma da değildir. Hemen her zorlu yaşam olayının adını artık travma koydular. Böylece travma algısını da bozarak gözlerde iyice büyüttüler. Bir şey gözde büyürse ruhta da büyür. Bu gözde büyütme süreci travmanın kendisinden bile daha sorunludur. Bir insan zorlu bu süreç yaşarken onun travma olduğuna, travmanın da her psikolojinin sebebi olduğuna inanırsa o süreç onda çarpan etkisi yapar. Özetle travma travma diyenler travma çözümlemek şöyle dursun, daha çok travmatize ediyor.
Yangını söndürmek istiyorsan çakmağı konuşup durma. Kibrit peşinde koşarak zaman harcama. Yangına doğru tepki vermeye bak. Ona su ile tepki ver. Yangın tüpü ile tepki ver. İtfaiye ile tepki ver. Zemini dönüştür, kazma kürekle toprağı çapala.
Habire kurcalanan, habire didiklenen yara iyileşmez. Tam tersine, enfekte olur. Hiç ellemesen kendiliğinden iyileşecek bir yara bile kangren haline gelir. Bu travma bu denli önemli idi de eskiden niye psikoloji oluşturmuyordu? Eskiden psikolojik sorunlar şimdiki kakar yaygın mıydı? Yoksa eksiden travma mı yoktu? Yoksa travma son yirmi otuz senede mi patladı? Eğer böyleyse, hangi travmalar patladı mesela? Travma patlamadı, travma ticareti patladı. Bir danışanı aylarca elde tutabilmenin yolu hikaye dinlemekten geçer. Zira hikaye işi uzun iştir, dinle dinle bitmez.
Biri serotonin diyor, 5 dakika bile hikaye dinlemiyor. Biri travma diyor, aylarca hikaye dinliyor. Travma mı serotonin mi? Karar verin artık, hangisi? Bakın ben ikisi de değil, kodlanma ve algı dedim. Ne oldu peki? Kliniklerde çözülemeyen sorunlar evlerde çözülüyor. Hani travma vardı da onları bulmak gerekiyordu? Hani serotonin inmişti, onu yükseltmek gerekiyordu? Bu arada travma varsa zaten danışan söylüyor. Bunun neresi bulmak oluyor, o da ayrı bir garabet vesikası. Söylenen şey bulunmuş mu oluyor? Danışan söylemese terapist nasıl bulunacak! Böyle deyince de "bazen danışan hatırlamaz" diyorlar. Bazen hatırlamıyorlarsa niye sürekli travma arayıp duruyorsunuz? Sadece "bazen arayın" o halde? Hem hatırlanmayan şey travma olur mu? Travma olur da hatırlanmaz mı? Baştan ayağa manipülasyon, baştan ayağa fiyasko.
İşte anlı şanlı terapilerin artık hemen hemen yüzde doksanının dayandığı travma olgusu. İşte kimin araba, kimin ev parası ödedim dediği, bir türlü bitmeyen, yılan hikayesine dönem anlı şanlı terapi hakikatleri.
Sebep travma ise serotonin işi çöpe gidiyor. Yok serotonin ise travma meselesi güme gidiyor. Ama kimse de bu garabetten rahatsız olmuyor. Niye? Çünkü insan sağlığı çok önemlidir. Biri serotonden, diğeri travmadan kazanıyor. Serotonin olmazsa ilaç veremeyecek. Travma demese vakayı elinde aylarca tutamayacak! Ayrıca travma işi mesleki eksikliği gizler, kişisel yetersizliği maskeler. Zira haftalarca danışan konuşur, terapist onu en fazla dinler. Bir iki de basit prosedür uygular. Haliyle, zahmetsiz para kazanmak için de biçilmiş kaftandır.
Psikolog İzzet Güllü
|
Yazan
|
Bu makaleden alıntı yapmak
için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir: "Bir Kitlesel Hipnoz Hikayesi: Serotonin Aşağı, Travma Yukarı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır. Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz. |
Yazan Uzman
|
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak
hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir
yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


