2007'den Bugüne 93,648 Tavsiye, 28,458 Uzman ve 20,248 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Aslında Sorun Sen Değilsin
MAKALE #23528 © Yazan Uzm.Psk.Berivan EDEMEN | Yayın YENİ Ocak 2026 | 119 Okuyucu
Aslında Sorun Sen Değilsin

Bireyler ruhsal olarak hayatlarında sorunlar yaşadıklarında, bu durumu çoğunlukla kişisel bir yetersizlik olarak yorumlama eğiliminde olurlar. ‘’Ben de böyleyim’’, ‘’demek ki olması gerektiği gibi güçlü değilim’’ veya ‘’neden başkaları gibi üstesinden gelemiyorum’’ şeklindeki içsel sorgulamalar, yaşanan sorunların nedenlerini kişinin benliğine atfetmektedir. Aslında psikoloji literatüründe yapılan bilimsel araştırmalar sonucu, pek çok ruh sağlığı sorunlarının bireylerin kişiliğinden ziyade, erken dönem deneyimleri, öğrenilmiş baş etme biçimleri ve otomatikleşmiş bilişsel-duygusal kalıplarla ilişkili olduğu yönündedir. Bu perspektiften bakıldığında problemler çoğu zaman kişinin kendisi değil, farkında olmadan içinde hareket ettiği içsel sistemlerdir.

Öğrenilmiş Kalıplar ve Psikolojik Süreklilik


İnsan zihni, özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde çevreden gelen mesajlara son derece açıktır. Bilhassa aile ilişkileri ve aile içinde yaşanan erken dönem deneyimleri söz konusu olan bireyin içsel sistemlerini oluşturmada oldukça önemli bir yere sahiptir. Bakım veren kişi ya da kişilerin (anne, anneanne, babaanne vs.) tutumları, duygulara verilen tepkiler ve sınırların nasıl kurulduğu, bireyin dünyayı ve kendisini algılama biçimini şekillendirir. Kısacası tarlaya ne ekilirse o biçilir. Çocuğun içsel sistemlerine neler ekilirse, yetişkinliğinde de ekilenler biçilecektir. Örneğin, duygularının küçümsendiği bir ortamda büyüyen bir çocuk, zamanla duygularını bastırmayı, anlamamayı veya duygularını yönetememeyi deneyimleyecektir. Tüm bunlar yetişkinlikte kişinin bir takım bedensel ve ruhsal birtakım sorunlar yaşamasına, ilişkilerde güven veya süreklilik sağlayamamasına, hayatta sağlıklı şekilde işlevsel olamamasına, iş hayatı, akademik hayat gibi alanlarda başarı gösterememesine değin pek çok alanda sıkıntılı bir yaşam sürmesine sebep olacaktır.
Kişinin erken dönem deneyimleri sebebiyle oluşturmuş olduğu örüntüleri, kişinin yetersizliği ya da kusuru olmasından ziyade öğrenilmiş uyum stratejileri olarak yorumlamak objektif bir değerlendirme olacaktır. Zihin, geçmişte işlevsel olan örüntüleri güncel koşullar değişmiş olsa dahi sürdürmeye devam etmektedir. Örneğin, çocukluğunda sıklıkla kalabalık ortamda utandırılan bir çocuk sessizliği ve içe kapanmayı öğrenmiştir. Güncel koşullarda kalabalık ortamda utandıracak kimsenin olmaması halinde dahi içe kapanmayı ve sessiz kalmayı tercih edecektir. Bu sebeple yetişkinliğinde topluluk önünde konuşmaktan utanan ya da bu konuşmayı yapmamak için geri çekilen bir bireye dönüşecektir. Bunun sebebi, tanıdık olanın her zaman güvenli algılanmasıdır.

Neden Hep Aynı Durumu Yaşıyorum:


Birçok kişi benzer ilişki problemlerini, iş, aile yaşamındaki tekrar eden çatışmaları ya da duygusal tükenmişliği sık sık deneyimlemektedir. Kişi kendisini değersiz hissettiren ilişkilerin içinde bulabilir, sıklıkla çok fazla sorumluluk alabilir, ya da öteki kişilere hayır diyememenin getirmiş olduğu çok fazla fedakarlıkla beraber kendisini tükenmiş hissedebilir. Buradaki sözü edilen deneyimler kişinin hayatında sürekli ya da belli aralıklarla yaşanıyorsa, kişinin ana döngüsü ya da örüntüsü haline gelmiş demektir. Tekrarlı şekilde yaşanan sıkıntılı deneyimler kişinin bilinçli yani isteyerek ve bilerek tercih etmesi değildir, bilinçdışı düzeyde işleyen ilişki şemalarının bir sonucudur demek daha doğru olacaktır.
İlişki şemaları, bireyin erken dönem yaşantılarıyla geliştirdiği temel inançların, yetişkinlikte yaşadığı durumları nasıl yorumladığını belirlemektedir. ‘’ ben yeterli değilim, terk edilirim, ötekine yük olmamalıyım aksi halde sevilmem vs.’’ gibi inançlar kişinin farkında olmadan benzer senaryoları yeniden üretmesine sebep olur. Burada problem, bireyin yanlış seçimler yapmış olması değildir. Problem, bireyin seçimlerini yönlendiren içsel sistemlerin hala geçmişe ayarlı olmasıdır.

Güçlü Görünme İhtiyacı ve Bastırılmış Duygular


Güçlü görünmeye ya da güçlü olmaya çalışma çabasının yoğun olması günümüzde sıklıkla görülen ruhsal ve bedensel yorgunluğa sebep olacak önemli bir sorundur. Özellikle duygusal dayanıklılık toplumsal düzeyde yanlış yorumlanmaktadır. Güçlü olmak, duyguları yok saymak, duyguları göstermemek, her koşulda ya da durumda ayakta kalmak veya zorlanmıyormuş gibi devam etmekle eş tutulmaktadır. Esasında bu yaklaşım şekli bireyleri kendi içsel deneyimlerinden uzaklaştırmaktadır. Sıklıkla güçlü görünmeye çalışan bir kişi, zamanla yardım almakta zorlanır, duygusal ihtiyaçlarını, bedensel ihtiyaçlarını fark etmede ve karşılamakta zorlanır. Araştırmalar, bastırılan ihtiyaçların ortadan kaybolmadığını, aksine bedensel belirtilerle beraber ruhsal rahatsızlıklarda kendini gösterdiğini ortaya koymuştur. Bedensel ağrılar, panik atak, bedende uyuşma durumları, uykusuzluk, ani duygusal patlamalar, yeme bozuklukları, uyku problemleri ve daha pek çok alanda bastırılan her ihtiyacın bu şekilde daha sıkıntılı bir şekilde bireyin kendisine döndüğü açıkça görülebilmektedir. Sorun, kişinin dayanıksız, yetersiz, güçsüz olması değil, duygularıyla kurmuş olduğu ilişkinin işlevsiz hale gelmiş olmasıdır.

İçsel Eleştiri ve Kendilik Algısı


Erken dönem deneyimlerinde sık eleştirilen, utandırılan, koşullu sevgi ve kabul gören bireyler zamanla söz konusu deneyimleri içselleştirerek kendisini eleştirmeye, hata yaptığında kendini kabul etmeyeye, kendisine kızan ve kendisinde sıklıkla kusur bulmaya odaklı birine dönüşür. Bu sebeple kişi artık yaptığı her işte mükemmel olmaya kendilerini programlamaktadır. Böylece, bireyler başarılarını küçümseyerek, hatalarını büyüten bir yapı haline gelmektedir. Dolayısıyla içsel değerlendirme sistemi sürekli alarm halindedir ve bu kişiyi yaşam doyumu noktasında yoğun bir şekilde aşağı çekmektedir.
İçsel eleştiri bireyin gerçeği değil, geçmişte öğrenilmiş bir değerlendirme biçimini temsil etmektedir ve aslında mutlak doğruyu yansıtmamaktadır. Kişinin bir hatası, kişiyi tümüyle başarısız yapmayacağı gibi, mükemmel olmadığı noktada tamamen kusurlu ve yetersiz olmadığı gerçeği gibi.

Yeniden Yapılandırma-Kendini Tekrardan İnşa Etme


‘’Aslında sorun sen değilsin’’ başlıklı bu yazıda amaç sorumluluğu tamamen dışarıya yüklemek değildir. Bireyin kendisini kusurlu, suçlu, değersiz ya da yetersiz gibi hissettiği pek çok sıkıntılı duyguların nereden kaynaklandığını anlamasına yardımcı olmaktır. ‘ben sıkıntılıyım, ’neden böyleyim’’ söylemleri kişide herhangi bir değişim yaratmamaktadır. Aksine kişiyi sıkıntılı ruh haline daha derinden girmesine sebebiyet vermektedir. Değişim için öncelikle ‘’ bu nasıl oluştu? Bugün hayatımda benim için işe yarar tarafı var mı? ‘’ sorularını sormakla başlamaktadır.


Farkındalık değişimin ilk adımıdır. Yargılamak ise değişimin önündeki en büyük engeldir. Kişinin kendisini yargılamaktan çıkıp, kendisini anlamaya ve fark etmeye başladığı yerde değişim başlar. Farkındalık bireyin kendisine şefkatli ve gerçekçi bir bakış açısını kazandırır. Değişim, kişinin kendisini zorlayarak farklı olmaya çalışmasıyla değil, mevcut içsel yapıları anlaması ve gerektiğinde yeniden yapılandırmasıyla mümkün olmaktadır.

Değişim Olanakları Üzerine:


Psikolojik zorlanmalar, bireyin eksikliği ya da zayıflığı olarak ele alındığında, çözüm alanı daralır. Oysa sözü edilen zorlanmalar, geçmişte öğrenilmiş ve bugün otomatikleşmiş örüntülerin doğal bir sonucudur. Bu açıdan bakıldığında sıkıntı aslında bireyin kim olduğunu değil, nasıl yetiştirildiğini göstermektedir. Dolayısıyla yaşanan sorunlar esasında uzun süredir fark edilmeden çalışan içsel sistemlerin ortaya çıkış şeklidir. Sıkıntıya sebep olan içsel sistemlerin değişim yolu ise önce onları fark etmek ile başlar.
Psikoterapi sürecinde bireyin otomatikleşmiş düşünce, duygu ve ilişki örüntüleri güvenli bir terapötik ilişki içinde görünür hale getirilir. Kişiye sıkıntı yaratan örüntülerin kökenleri ele alınarak, bireyin kendilik algısı ve baş etme biçimleri yeniden yapılandırılır. Süreç, kişinin kendisiyle daha gerçekçi, esnek ve şefkatli bir ilişki kurmasını destekler.

Uzm. Kl. Psk. Berivan Edemen

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Aslında Sorun Sen Değilsin" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Berivan EDEMEN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Berivan EDEMEN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Berivan EDEMEN Fotoğraf
Uzm.Psk.Berivan EDEMEN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Uzman Klinik Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi21 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Berivan EDEMEN'in Makaleleri
► İlişkiniz Aslında Sizsiniz Psk.Ali Rıza TUNUR
► Aslında Psikolog Kimdir Psk.İzzet GÜLLÜ
► Çatışma’ya Bir de (Aslında) Bu Gözden Bakmak Dr.Psk.Dnş.Erdinç ÇAĞLAYAN
► Karne Aslında Neyi Ölçer Psk.Ali Rıza TUNUR
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 20,248 uzman makalesi arasında 'Aslında Sorun Sen Değilsin' başlığıyla benzeşen toplam 17 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Susmayan Zihin Ocak 2025
► İradenizi Güçlendirin ÇOK OKUNUYOR Temmuz 2024
► 10 Adımda Stresten Kurtul Aralık 2022
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


01:12
Top