Bireyle Psikolojik Danışmada İçgörü Evresi (2013-15 Ders Görevi Notları)
Üç basamaklı yardım modeli demiştik
Başlangıç evresi: Keşfetme basamağı
Çalışma evresi:İçgörü basamağı
Sonlanma evresi : Eylem basamağı
Şimdilerde sizler danışanlarınızla 4., 5. Seanslarınızı gerçekleştirmektesiniz ve çalışma evresine, girdiniz ve içgörünün geliştirilmesi en temel amacınız.
Keşif aşamasından sonra danışanda bir miktar iyileşme bekliyoruz, ancak gerçek iyileşme , çalışma evresinde olabilmekte, birinin onları “kişilik hapishanesi”nden yani salt kendi kalıpları,hayat stratejilerive savunma mekanızmalarının esiri olduğu durumdan çıkarması gerekir.
Yapılması gereken, kişinin kendini tanıması yolculuğuna çıkıp, benlik hapisanesinden kurtulmasıdır.
Bu da danışanın kendisini anlamasına ve problemlerini yeniden tanımlanmasına yardımcı olan bir süreçtir.
Hayatımızı değiştiremeyiz ama yaşadığımız deneyimlere yüklediğimiz anlamları değiştirebiliriz.
İçgörü basamağı, keşif basamağı üzerine oturur. Bu evrede “olumlu kışkırtma” ve “ yorumlama” sık kullanılan tekniklerdir, bunlara ilişkin örnekleri ilk altı hafta boyunca vermiştim, ders notlarınıza bakınız.(Prof. Ayşe Arslan Ders Notları, M.Ü. )
Türkçe anlamı; “bir şeyin iç yüzünü kavrama”dır. “Insight” kavramı “içsel öz-farkındalık” olarak adlandırılmıştır.
İçgörü kavramı, psikiyatri literatüründe ilk olarak Kraepelin’in dementia praecox hastalarının kendi durumlarının farkında olmadıklarını belirtmesiyle ortaya çıkmış ve günümüze dek bilimsel araştırmaların konusu olmuştur. (Rocha ve ark., 2021). Jaspers, psikiyatride içgörü kavramını klinik açıdan tanımlayan ilk araştırıcılardan biri olarak kabul edilmektedir. İçgörüyü günümüzde de geçerliliğini koruyan anlamıyla, bireyin hastalığının ve bu hastalığa ilişkin belirtilerinin farkında olması şeklinde tanımlamıştır.
İçgörü; mutluluk, sakinlik ve üzüntü gibi duyguların farkındalığını ifade eder. Bireyin kendi duygu ve düşüncelerine ilişkin duyarlılığını yansıtır.
Psikoterapide içgörü; bir kimsenin kendi güdülerini ve bunların kökenlerini anlaması ve kavraması şeklinde tanımlanır
İçgörü kişinin kendi gücü ve yeterlikleri konusunda daha önce sahip olmadığı, yeni bir bilgi ve farkındalık kazanmasına işaret eden soyut bir kavramdır. İçgörü kazanmak içsel bir süreç olduğundan danışanın içgörü kazanıp kazanamadığını anlamak ancak davranışlarının gözlenmesi ile olasıdır. Bu bakımdan içgörü ile eylem arasında sıkı bir ilişki vardır ve psikolojik yardım sürecinde içgörü eylemle birlikte ele alınmalıdır.
Rogers içgörüyü, danışanın kendini yeni bir ışık altında, daha önce görmediği boyutlarda görmeye ve kabul etmeye başlaması olarak ele almaktadır.Rogers psikolojik danışmaya gelen insanların şu soruyu sorduklarını ifade etmektedir: “Gerçek kendimi nasıl keşfedebilirim?” Danışandan Hız Alan Yaklaşımda algı ve farkındalık kavramları eş anlamlı olarak ele alınmaktadır. Algılama, yaşantıların veya uyarıcıların farkında olmaktır. Bununla birlikte algı veya farkındalık yaşantının veya gerçeğin kendisi olmayabilir. Pek çok yaşantı kişinin savunmaları nedeniyle inkar edilebilir veya çarpıtılabilir. Bu nedenle de kişi bu yaşantılarını farkında olarak ve doğru bir şekilde ele almayabilir. Danışman, danışanın algılarını doğru bir şekilde ele alabilmesi ve içgörü kazanıp kendini keşfetmesi için ‘inkar etme’ tutumlarına izin verir. Ancak şu anki deneyimleri hakkında da ‘farkına varmasını’ (awareness) sağlama yönünde, ona gerekli olan özgürlüğü tanıyan bir tutum sergiler.
Gestalt Terapi Yaklaşımı da (Gestalt Theory) içgörüyü farkındalığın bir biçimi olarak ele almakta, psikolojik yardım sürecinde temel hedef olarak danışanın terapi anında yaşadığı duygularının farkına varmasını sağlamaya çalışmaktadır. Danışanın farkındalık kazanması için terapist yüzleştirme tekniklerini kullanmaktadır.
Varoluşçu terapide Yalom (1981), dört farklı içgörü (farkındalık değişiminin deneysel şekilleri) tanımlamıştır. Varoluşçu içgörünün ilk örnekleri aşağıda verilmiştir;
a-) “Sadece, oluşturduğum dünyayı değiştirebilirim.”
b-) “Değişimde herhangi bir tehlike yoktur.”
c-) “İstediğim şeyi değiştirmeliyim.”
d-) “Değişim için gücüm var.”
Bunlar gibi kişiye özel durumlar basit ve derindir. Bu içgörü türleri, teorik olasılıklar gibi (kişinin ölümlü olduğunu kabul etmesi gibi) uzak deneyim durumlarını göz önünde bulundursalar da, onların tam ve gerçek etkisi, kavramsal ve davranışsal öğrenme unsurlarının yerine, yaşanan anların farkındalığı var olduğu zaman anlaşılır (Akt: Pascual-Leone ve
Greenberg, 2002).
Schneider ve May (1995) varoluşçu içgörünün bir örneğinin, ani, canlı ve kendi kendine anlamanın bir şekli olan yakın içgörü deneyimi olduğunu belirtmiştir. Örneğin; “bu hislerin beni nasıl derinden etkilediğini, bu deneyimleri hayatımda ne kadar çok kullanmak istediğimi fark ettim.” Bu örneğin içeriği, bireyin dünya görüşü ve duyguların normal şekildeki süreci
olan varoluşçu deneyimin bilinçteki ani değişimini yansıtır. Bu ifadeyle birey, sadece kendi kendini anladığını belirtmez; ayrıca, hayat deneyimleri için yeni amaçlar istediğini belirtir.
Bilişsel içgörü, bireyin hatalı yorumlamaları ya da çarpıtılmış inançlarını değerlendirebilme süreçlerinin de içinde bulunduğu bilişsel akıl yürütebilme yeterliliği veya bireyin alışık olmadığı yeni deneyimlerini değerlendirebilmesi ve muhtemel hatalı çıkarımlarını sorgulayabilmesine ilişkin yeterliliği olarak tanımlanmaktadır. Bilişsel içgörü çarpıtılmış inançlar ve hatalı yorumlamaları değerlendirebilmenin yanında onları düzeltebilmeyi de içermektedir.
Psikoterapide bireyin içgörüsünün artması için, karışık, rastgele ve nedeni anlaşılmaz gibi görünen deneyimlerin adlandırılmasını sağlayarak bireye güven, hâkimiyet ve özyeterlilik hisleri kazandırılır.
Messer ve McWilliam’a (2002) göre aşağıdaki özellikler içgörünün göstergeleri olarak kabul edilir.
1-) Bağlantıları ve Örüntüleri Tanıma: İçgörü, geçmişteki ve şimdiki ilişkiler arasındaki bağlantıları, iki ya da daha fazla ilişki arasındaki bağlantıları ve kişinin kendisine nasıl davrandığını anlamasıdır.
2-) Kendi İç Süreçlerini, Kişiliğini Gözleme Yeteneği: İçgörü, birey problemlerini gözlemek için kendinden uzaklaştığı zaman var olur. Örneğin birey, psikoterapi oturumunun ortasında savunmacı bir duruma geçtiğini fark edebilir ya da normal olmayan herhangi bir tanımı son derece uyumlu bir tavırla kabul edebilir.
3-) Patolojik (Normal Dışı Seyir Gösteren) Düşünceleri Gözden Geçirme: İçgörü, birey sorular sormaya ve patolojik düşüncelerini gözden geçirmeye başladığı zaman oluşur.
4-) Özgüdülenmeyi Tanıma: Birey, kendi güdüleri konusunda yeni anlayışlara ulaşabilir. Bireyin korkuları ve davranışının savunma işlemi de buna katılır. Örneğin; birey yazma yeteneği olmamasından dolayı sahip olduğu korku yüzünden yazmaktan çekinir.
5-) Diğer Kişilerin Güdülenmelerini Tanıma: İçgörü, bireyin kendisine olan algısı değiştiği zaman veya önemli kişilerin duygu ve güdülenmeleri hakkında yeni bir anlayış kazandığı zaman oluşur. Örneğin; şanssızlığı için annesini suçlayan bir bireyin annesinin iyi niyetinin bilincine varması.
İçgörünün dereceleri konusunda karar verilirken şu ölçütler kullanılır:
1-) Tarihsel Önem: Diğer ölçütler eşit olmakla birlikte, çocukluktaki önemli kişileri içeren içgörü, mevcut ilişkileri içeren içgörüden daha yüksek derecededir.
2-) Özgüdülenme: Diğer ölçütler eşit olmakla birlikte, özmotivasyondaki içgörü, diğer kişilerin motivasyonlarındaki içgörüden daha yüksek derecededir.
3-) Merkezde Olma: Kişinin şikâyetlerinin merkezinde olan konular hakkındaki içgörüsü, kişinin hiç ilgisinin olmadığı konular hakkındaki içgörüsünden daha yüksek derecededir.
4-) Derinlik: İçgörü, sunulan problemin özünü yakınlaştırarak değiştirebilir. Özünü kavradığı konular hakkındaki içgörüsü daha yüksek derecededir.
Literatürde terapötik bir hedef olan içgörüye ilişkin farklı tanımlamaların olduğu dikkati çekmektedir. Danışanın önemli meseleler, düşünceler ve kaygılar ile ilgili keşiflerde bulunması; varsayımlarının, inançlarının, duygularının, motivasyonlarının ve çatışmalarının öncekinden daha açık hale gelmeye başlaması, danışanın bilinçlenmesi, danışanın kendisini yorumlaması yoluyla derinden anlaması dikkat çeken bazı tanımlamalardır.
İçgörünün terapötik sürecin temel hedeflerden biri olarak ele alındığı diğer bir yaklaşımda Birey Merkezli Yaklaşım’dır. (Person Centered Approach). Rogers içgörüyü, danışanın kendini yeni bir ışık altında, daha önce görmediği boyutlarda görmeye ve kabul etmeye başlaması olarak ele almaktadır. Rogers psikolojik danışmaya gelen insanların şu soruyu sorduklarını ifade etmektedir: “Gerçek kendimi nasıl keşfedebilirim?” Danışandan Hız Alan Yaklaşımda algı ve farkındalık kavramları eş anlamlı olarak ele alınmaktadır. Algılama, yaşantıların veya uyarıcıların farkında olmaktır. Bununla birlikte algı veya farkındalık yaşantının veya gerçeğin kendisi olmayabilir. Pek çok yaşantı kişinin savunmaları nedeniyle inkar edilebilir veya çarpıtılabilir. Bu nedenle de kişi bu yaşantılarını farkında olarak ve doğru bir şekilde ele almayabilir. Danışman, danışanın algılarını doğru bir şekilde ele alabilmesi ve içgörü kazanıp kendini keşfetmesi için ‘inkar etme’ tutumlarına izin verir. Ancak şu anki deneyimleri hakkında da ‘farkına varmasını’ (awareness) sağlama yönünde, ona gerekli olan özgürlüğü tanıyan bir tutum sergiler. (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/115002)
Entelektüel içgörü ve duygusal içgörü
Entelektüel içgörüde, hastalık ve belirtiler ya da sosyal uyumdaki başarısızlıkların irrasyonel duygular veya rahatsızlıklardan kaynaklandığı kabul edilir. Ancak bu bilgi gelecekteki deneyimlere uygulanmaz ve davranışlarda değişikliğe yol açmaz. Duygusal içgörüde, belirtilerin altında yatan ve onlara eşlik eden anlamlara dair nedenler ve algılar hakkında duygusal farkındalık vardır ve bu farkındalık, kişilikle beraber gelecekteki deneyimlerde değişikliğe yol açar. Bireyin hem kendisi hem de hayatında yer alan önemli kişiler hakkında yeni fikirlere ve anlayışlara karşı açık olmasını sağlar. Sahip olunan bu içgörünün kişinin yaşamı, işleyişi ve tedaviye uyumu üzerinde etkileri ve sonuçları vardır (Jacob, 2010). Entelektüel içgörü, problemli alanları ve bu alanların karşılıklı bağlantılarını gösteren bir ilk harita olarak bireyin duygusal içgörü deneyimine hazırlanmasına yardımcı olur. Birey öncelikle var olan içsel çatışmalarını fark ederek tanımlar ve bu çatışmaları geçmişten kalma birtakım anılara bağlayarak var olan ilişkileri üzerindeki olumsuz etkilerini anlamaya başlar. Zaman içerisinde ilgili entelektüel malzemenin analiz edilmesiyle daha önce farkına varmadığı duyguları hissetmeye başlar. Bu yolla entelektüel olarak başlayan içgörü gerçek bir içgörüye evrilebilir (Kuncewicz vd., 2014). Entelektüel içgörü ve duygusal içgörü arasında ayrım yapılmasını öneren kişilerden biri çalışmalarında da içgörü terimini doğrudan kullanmış olan bilişsel terapinin önemli temsilcilerinden Albert Ellis’tir. Bilişsel bir perspektiften bakan Ellis, her iki içgörü türünde de bireyin belirli inançlarının ve davranışlarının hatalı olduğunu kabul ederek bunları değiştirme yönünde istek duyduğunu belirtir. Ancak ona göre entelektüel içgörü sadece basit bir karar verme sürecine neden olabilirken duygusal içgörü harekete geçmeye yol açar (Ellis, 1963). İlk dönem davranışçı yönelimli çalışmacılar, bilinçdışı süreçler vurgusu nedeniyle içgörü kavramından kaçınmış olsalar da bilişsel yönelimin gelişmesi ile beraber içgörü terimi kendisine bilişsel davranışçı yönelim içinde yer bulmaya başlamıştır. (Cautela, 1993).
Gladding’e göre içgörü duygusal rahatlamayla birlikte, duygusal rahatlamadan sonra veya duygusal rahatlamadan önce ortaya çıkan anlık yeni algılar ve farkındalıklardan oluşmaktadır. Dolayısıyla içgörü kazanımı, her zaman kişinin duygusal yönden rahatlaması sonucunu doğurmaz. Ancak bazen içgörü komik denebilecek durumlarda, özellikle de çözümün ne kadar basit ve absürt olduğu görüldüğünde ortaya çıkar. Örneğin kişilerarası ilişki sorunları nedeniyle yardım alan bir danışan, komşularıyla iyi bir iletişim kuramamasının kendisi üzerinde yarattığı yetersizlik duygularından bahsetmekte ve bu konuda onlar kadar girişimci olamadığından şikayet etmektedir. Danışma sürecinde bu sorun üzerindeki çalışmaları sırasında, danışan aslında sorununun yeterince girişimci olamamak olmadığını, asıl sorunun komşularının gereğinden fazla “tacizkar” olmaları olduğunu fark eder. Çevresinde kendisini zorlayacak veya rahatsız edebilecek potansiyelde birileri olduğunu düşündüğünde, iletişimi kesme yolunu seçtiğini fark etmiş olan diğer bir deyişle bu konuda içgörü kazanmış olan danışanın hedefi bu aşamada artık hemen sonuca atlamaktan kaçınmak ve daha etkili iletişim becerileri geliştirmek olacaktır.
Hamachek göre danışanlar içebakış (introspection) yöntemini kullandıklarında farklı düzeylerde içgörü kazanmaktadırlar. İçebakış; kişinin kendi içinde olup biten süreçleri görme çabasıdır ve kişinin kendisine duygu, düşünce ve davranışları konusunda sorular sormasını gerektirir. Danışanların kendilerine sordukları bazı soru tiplerinin özellikle verimli olmadığı vurgulanmaktadır. Wilson ve Schooler kişinin içinde nasıl ve niçin sorularını sorduklarını ve bu soruların duygusal belirsizlikler ve karmaşaya neden olduğunu belirtmektedirler. Nitekim ‘Niçin’ soruları çoğunlukla savunmacı bir düşünceye neden olmaktadır. Bu sorular kişinin yaşamakta olduğu sorunlarının çözümünden çok nedenleri üzerine yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Bu nedenle ancak tek yönlü sorular kullanıldığında kişinin ihtiyacı olan içgörüye ve kendini anlamaya yol açabilmektedir. Bunun için “niçin” yerine ‘ne’ sorusunu sormak daha elverişlidir. Eşiyle yaşadığı sorunlar nedeniyle yardım isteyen bir danışan “Niçin karım beni anlamıyor?” şeklinde bir soruyla, daha çok eşinin kendisini anlamama nedenlerine yoğunlaşacaktır. Oysaki soru “Karımla benim anlaşamama nedenlerimiz neler?” şeklinde olduğunda, danışan yaşanan sorunun gerçek nedeninin iki taraftan da kaynaklanabileceğini sorgulama şansı bulur. Böylece danışan sorunla ilişkili bağlantıları kurup içgörü kazanabilir.( http://psikguncel.org/archives/vol6/no4/cap_06_04_06.pdf)
Corsini’ye göre danışan duyguları ile eylem ve düşünceleri arasında bir bağlantı kursa bile, kendini algılama biçimi ile farkına varılan yeni durum arasında belirgin bir uyuşmazlık olduğunda, bunları inkar edebilir veya yalanlayabilir. Söz gelimi danışan, danışmanın içgörü kazandırmaya dönük belirlemeleri karşısında “bana söylediğiniz şeyi duyabiliyorum ve bunları anlamam gerektiğini biliyorum, ancak bunlar şu an benim için herhangi bir anlam ifade etmiyor.” biçiminde bir tepki verebilir. Bu bağlamda danışmanın, danışanın ifadelerini psikolojik gelişme için yeterli veri olarak ele almaması bunun yerine danışanın ifadeleri ile sergilediği eylemler arasında bir uyum araması gerektiği görülmektedir. Aksi halde sadece danışanın ifadelerinden yola çıkarak gelişme olduğunu varsaymak gerçek gelişmenin gözden kaçmasına neden olabilmektedir.
Danışanın içinde bulunduğu gelişim dönemine bağlı olarak içgörü kazanma düzeyi değişebilmektedir. Örneğin soyut işlemler dönemine gelmemiş olan bir danışan için duygu, düşünce ve davranışları arasındaki bağlantıları kurmak ve analiz edebilmek çok beklendik bir durum değildir. Bu nedenle, Bilişsel Gelişim Kuramına göre soyut işlemler döneminden önceki dönemlere özgü özellikler gösteren danışanlarla çalışan psikolowww.cappsy.org Akdoğan ve Türküm psikolojik danışmanların içgörü sağlama çabalarını eylem desteğiyle gerçekleştirmeye çalışmaları daha işlevsel görünmektedir. Nitekim Patterson ve Welfel içgörünün eylemi takip edebileceğini vurgulamaktadır. Yazar, Davranışçı yaklaşımda geliştirilen, Bilişsel-Davranışçı Yaklaşım başlığı altında yer alan birçok modelde, davranışın önceden provası ve ev ödevleri gibi tekniklerle eyleme dönüştüğünü bunun da içgörü kazanma yönünde işlevleri olduğunu bildirmektedir.
ÖLÇEK ÇALIŞMASINI ÖNCE DANIŞAN TAMAMLASIN, ARDINDAN DANIŞMAN TERAPOTİK SÜRECİ DEĞERLENDİREREK DANIŞANLA İLGİLİ OLARAK DERECELENDİRSİN.
İçgörü Ölçeği:
İçgörü ölçeği, içgörü düzeyini ‘’bütüncül bakma’’, “kendini kabul” ve kendini anlama alt boyutları ile beraber belirlemek üzere Akdoğan ve Türküm (2018) tarafından geliştirilmiştir. Psikiyatrik tanı almayan üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışma üzerinden geliştirilen ölçek 20 maddeden oluşmakta ve 5’li likert tipinde derecelendirilmektedir. 4,9,13 ve 17. Maddeler olmak üzere ters puanlanan dört maddesi bulunmaktadır ve ölçekten alınan yüksek puanlarla beraber içgörü düzeyinin de arttığı ifade edilmektedir. 3 alt boyuttan oluşan ölçeğin Alfa güvenirlik katsayısı 0,84 olarak bulunmuştur (Akdoğan ve Türküm, 2018).
İÇGÖRÜ ÖLÇEĞİ
Aşağıda bireylerin kendileri ile ilgili yargılarını içeren ifadeler yer almaktadır. İfadeleri dikkatlice okuyup size ne ölçüde uygun olduğunu ifadenin karşısında yer alan sütundaki parantezin içine X işareti koyarak belirtiniz. Her bir madde için
“Her Zaman”:5
“Çoğu Zaman” :4
“Ara Sıra” :3
“Nadiren” :2
“Hiçbir Zaman”:1
seçeneklerinden sadece bir tanesini işaretleyiniz. Lütfen hiçbir maddeyi boş bırakmayınız.
Her Zaman Çoğu Zaman Ara Sıra Nadiren Hiçbir Zaman
1. Kendimi anlamaya meraklıyımdır. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
2. Her türlü eleştiriye açığımdır. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
3. Bir davranışta bulunmadan önce sonuçlarının neler olabileceğini düşünürüm. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
4. Hatalarımı görme riskinin olduğu ortamlara girmekten kaçınırım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
5. Kendisiyle barışık biri olmaya çaba gösteririm.* ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
6. İçinde bulunduğum durumun farklı açılardan nasıl değerlendirilebileceği üzerine kafa yorarım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
7. Geçmişte yaşadıklarım ile şimdiki halim arasında bağlantılar kurarım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
8. Davranışlarımın duygularımdan etkilenip etkilenmediğini anlamaya çalışırım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
9. Kendimi sorunlarımla yaşamaya mahkum gibi hissederim.* ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
10. Olumsuz ama değiştiremeyeceğimi düşündüğüm bazı özelliklerimle nasıl yaşayacağım üzerine kafa yorarım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
11. Sergilediğim davranışın, yaşadığım problemin çözümünde işe yarayıp yaramadığını incelerim. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
12. Bir sorunla karşılaştığımda, daha önce benzer durumlarda neler yaptığımı gözden geçiririm. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
13. İşler istediğim şekilde gitmediğinde paniğe kapılırım.* ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
14. Başıma gelen olayların oluş sürecini incelerim. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
15. Sorun yaşadığım kişilerin içinde bulundukları koşulları hesaba katarım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
16. Etkisinde olduğum duyguyu anlamaya çalışırım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
17. İnsanlara itici gelen yanlarımı görmekten özenle kaçınırım.* ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
18. Bir sorun karşısında mantıklı düşünmemi engelleyen nedenler üzerine düşünürüm. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
19. Davranışlarımın sorumluluğunu alırım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
20. Nasıl biri olduğumu araştırmaya eğilimliyimdir. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
Başlangıç evresi: Keşfetme basamağı
Çalışma evresi:İçgörü basamağı
Sonlanma evresi : Eylem basamağı
Şimdilerde sizler danışanlarınızla 4., 5. Seanslarınızı gerçekleştirmektesiniz ve çalışma evresine, girdiniz ve içgörünün geliştirilmesi en temel amacınız.
Keşif aşamasından sonra danışanda bir miktar iyileşme bekliyoruz, ancak gerçek iyileşme , çalışma evresinde olabilmekte, birinin onları “kişilik hapishanesi”nden yani salt kendi kalıpları,hayat stratejilerive savunma mekanızmalarının esiri olduğu durumdan çıkarması gerekir.
Yapılması gereken, kişinin kendini tanıması yolculuğuna çıkıp, benlik hapisanesinden kurtulmasıdır.
Bu da danışanın kendisini anlamasına ve problemlerini yeniden tanımlanmasına yardımcı olan bir süreçtir.
Hayatımızı değiştiremeyiz ama yaşadığımız deneyimlere yüklediğimiz anlamları değiştirebiliriz.
İçgörü basamağı, keşif basamağı üzerine oturur. Bu evrede “olumlu kışkırtma” ve “ yorumlama” sık kullanılan tekniklerdir, bunlara ilişkin örnekleri ilk altı hafta boyunca vermiştim, ders notlarınıza bakınız.(Prof. Ayşe Arslan Ders Notları, M.Ü. )
Türkçe anlamı; “bir şeyin iç yüzünü kavrama”dır. “Insight” kavramı “içsel öz-farkındalık” olarak adlandırılmıştır.
İçgörü kavramı, psikiyatri literatüründe ilk olarak Kraepelin’in dementia praecox hastalarının kendi durumlarının farkında olmadıklarını belirtmesiyle ortaya çıkmış ve günümüze dek bilimsel araştırmaların konusu olmuştur. (Rocha ve ark., 2021). Jaspers, psikiyatride içgörü kavramını klinik açıdan tanımlayan ilk araştırıcılardan biri olarak kabul edilmektedir. İçgörüyü günümüzde de geçerliliğini koruyan anlamıyla, bireyin hastalığının ve bu hastalığa ilişkin belirtilerinin farkında olması şeklinde tanımlamıştır.
İçgörü; mutluluk, sakinlik ve üzüntü gibi duyguların farkındalığını ifade eder. Bireyin kendi duygu ve düşüncelerine ilişkin duyarlılığını yansıtır.
Psikoterapide içgörü; bir kimsenin kendi güdülerini ve bunların kökenlerini anlaması ve kavraması şeklinde tanımlanır
İçgörü kişinin kendi gücü ve yeterlikleri konusunda daha önce sahip olmadığı, yeni bir bilgi ve farkındalık kazanmasına işaret eden soyut bir kavramdır. İçgörü kazanmak içsel bir süreç olduğundan danışanın içgörü kazanıp kazanamadığını anlamak ancak davranışlarının gözlenmesi ile olasıdır. Bu bakımdan içgörü ile eylem arasında sıkı bir ilişki vardır ve psikolojik yardım sürecinde içgörü eylemle birlikte ele alınmalıdır.
Rogers içgörüyü, danışanın kendini yeni bir ışık altında, daha önce görmediği boyutlarda görmeye ve kabul etmeye başlaması olarak ele almaktadır.Rogers psikolojik danışmaya gelen insanların şu soruyu sorduklarını ifade etmektedir: “Gerçek kendimi nasıl keşfedebilirim?” Danışandan Hız Alan Yaklaşımda algı ve farkındalık kavramları eş anlamlı olarak ele alınmaktadır. Algılama, yaşantıların veya uyarıcıların farkında olmaktır. Bununla birlikte algı veya farkındalık yaşantının veya gerçeğin kendisi olmayabilir. Pek çok yaşantı kişinin savunmaları nedeniyle inkar edilebilir veya çarpıtılabilir. Bu nedenle de kişi bu yaşantılarını farkında olarak ve doğru bir şekilde ele almayabilir. Danışman, danışanın algılarını doğru bir şekilde ele alabilmesi ve içgörü kazanıp kendini keşfetmesi için ‘inkar etme’ tutumlarına izin verir. Ancak şu anki deneyimleri hakkında da ‘farkına varmasını’ (awareness) sağlama yönünde, ona gerekli olan özgürlüğü tanıyan bir tutum sergiler.
Gestalt Terapi Yaklaşımı da (Gestalt Theory) içgörüyü farkındalığın bir biçimi olarak ele almakta, psikolojik yardım sürecinde temel hedef olarak danışanın terapi anında yaşadığı duygularının farkına varmasını sağlamaya çalışmaktadır. Danışanın farkındalık kazanması için terapist yüzleştirme tekniklerini kullanmaktadır.
Varoluşçu terapide Yalom (1981), dört farklı içgörü (farkındalık değişiminin deneysel şekilleri) tanımlamıştır. Varoluşçu içgörünün ilk örnekleri aşağıda verilmiştir;
a-) “Sadece, oluşturduğum dünyayı değiştirebilirim.”
b-) “Değişimde herhangi bir tehlike yoktur.”
c-) “İstediğim şeyi değiştirmeliyim.”
d-) “Değişim için gücüm var.”
Bunlar gibi kişiye özel durumlar basit ve derindir. Bu içgörü türleri, teorik olasılıklar gibi (kişinin ölümlü olduğunu kabul etmesi gibi) uzak deneyim durumlarını göz önünde bulundursalar da, onların tam ve gerçek etkisi, kavramsal ve davranışsal öğrenme unsurlarının yerine, yaşanan anların farkındalığı var olduğu zaman anlaşılır (Akt: Pascual-Leone ve
Greenberg, 2002).
Schneider ve May (1995) varoluşçu içgörünün bir örneğinin, ani, canlı ve kendi kendine anlamanın bir şekli olan yakın içgörü deneyimi olduğunu belirtmiştir. Örneğin; “bu hislerin beni nasıl derinden etkilediğini, bu deneyimleri hayatımda ne kadar çok kullanmak istediğimi fark ettim.” Bu örneğin içeriği, bireyin dünya görüşü ve duyguların normal şekildeki süreci
olan varoluşçu deneyimin bilinçteki ani değişimini yansıtır. Bu ifadeyle birey, sadece kendi kendini anladığını belirtmez; ayrıca, hayat deneyimleri için yeni amaçlar istediğini belirtir.
Bilişsel içgörü, bireyin hatalı yorumlamaları ya da çarpıtılmış inançlarını değerlendirebilme süreçlerinin de içinde bulunduğu bilişsel akıl yürütebilme yeterliliği veya bireyin alışık olmadığı yeni deneyimlerini değerlendirebilmesi ve muhtemel hatalı çıkarımlarını sorgulayabilmesine ilişkin yeterliliği olarak tanımlanmaktadır. Bilişsel içgörü çarpıtılmış inançlar ve hatalı yorumlamaları değerlendirebilmenin yanında onları düzeltebilmeyi de içermektedir.
Psikoterapide bireyin içgörüsünün artması için, karışık, rastgele ve nedeni anlaşılmaz gibi görünen deneyimlerin adlandırılmasını sağlayarak bireye güven, hâkimiyet ve özyeterlilik hisleri kazandırılır.
Messer ve McWilliam’a (2002) göre aşağıdaki özellikler içgörünün göstergeleri olarak kabul edilir.
1-) Bağlantıları ve Örüntüleri Tanıma: İçgörü, geçmişteki ve şimdiki ilişkiler arasındaki bağlantıları, iki ya da daha fazla ilişki arasındaki bağlantıları ve kişinin kendisine nasıl davrandığını anlamasıdır.
2-) Kendi İç Süreçlerini, Kişiliğini Gözleme Yeteneği: İçgörü, birey problemlerini gözlemek için kendinden uzaklaştığı zaman var olur. Örneğin birey, psikoterapi oturumunun ortasında savunmacı bir duruma geçtiğini fark edebilir ya da normal olmayan herhangi bir tanımı son derece uyumlu bir tavırla kabul edebilir.
3-) Patolojik (Normal Dışı Seyir Gösteren) Düşünceleri Gözden Geçirme: İçgörü, birey sorular sormaya ve patolojik düşüncelerini gözden geçirmeye başladığı zaman oluşur.
4-) Özgüdülenmeyi Tanıma: Birey, kendi güdüleri konusunda yeni anlayışlara ulaşabilir. Bireyin korkuları ve davranışının savunma işlemi de buna katılır. Örneğin; birey yazma yeteneği olmamasından dolayı sahip olduğu korku yüzünden yazmaktan çekinir.
5-) Diğer Kişilerin Güdülenmelerini Tanıma: İçgörü, bireyin kendisine olan algısı değiştiği zaman veya önemli kişilerin duygu ve güdülenmeleri hakkında yeni bir anlayış kazandığı zaman oluşur. Örneğin; şanssızlığı için annesini suçlayan bir bireyin annesinin iyi niyetinin bilincine varması.
İçgörünün dereceleri konusunda karar verilirken şu ölçütler kullanılır:
1-) Tarihsel Önem: Diğer ölçütler eşit olmakla birlikte, çocukluktaki önemli kişileri içeren içgörü, mevcut ilişkileri içeren içgörüden daha yüksek derecededir.
2-) Özgüdülenme: Diğer ölçütler eşit olmakla birlikte, özmotivasyondaki içgörü, diğer kişilerin motivasyonlarındaki içgörüden daha yüksek derecededir.
3-) Merkezde Olma: Kişinin şikâyetlerinin merkezinde olan konular hakkındaki içgörüsü, kişinin hiç ilgisinin olmadığı konular hakkındaki içgörüsünden daha yüksek derecededir.
4-) Derinlik: İçgörü, sunulan problemin özünü yakınlaştırarak değiştirebilir. Özünü kavradığı konular hakkındaki içgörüsü daha yüksek derecededir.
Literatürde terapötik bir hedef olan içgörüye ilişkin farklı tanımlamaların olduğu dikkati çekmektedir. Danışanın önemli meseleler, düşünceler ve kaygılar ile ilgili keşiflerde bulunması; varsayımlarının, inançlarının, duygularının, motivasyonlarının ve çatışmalarının öncekinden daha açık hale gelmeye başlaması, danışanın bilinçlenmesi, danışanın kendisini yorumlaması yoluyla derinden anlaması dikkat çeken bazı tanımlamalardır.
İçgörünün terapötik sürecin temel hedeflerden biri olarak ele alındığı diğer bir yaklaşımda Birey Merkezli Yaklaşım’dır. (Person Centered Approach). Rogers içgörüyü, danışanın kendini yeni bir ışık altında, daha önce görmediği boyutlarda görmeye ve kabul etmeye başlaması olarak ele almaktadır. Rogers psikolojik danışmaya gelen insanların şu soruyu sorduklarını ifade etmektedir: “Gerçek kendimi nasıl keşfedebilirim?” Danışandan Hız Alan Yaklaşımda algı ve farkındalık kavramları eş anlamlı olarak ele alınmaktadır. Algılama, yaşantıların veya uyarıcıların farkında olmaktır. Bununla birlikte algı veya farkındalık yaşantının veya gerçeğin kendisi olmayabilir. Pek çok yaşantı kişinin savunmaları nedeniyle inkar edilebilir veya çarpıtılabilir. Bu nedenle de kişi bu yaşantılarını farkında olarak ve doğru bir şekilde ele almayabilir. Danışman, danışanın algılarını doğru bir şekilde ele alabilmesi ve içgörü kazanıp kendini keşfetmesi için ‘inkar etme’ tutumlarına izin verir. Ancak şu anki deneyimleri hakkında da ‘farkına varmasını’ (awareness) sağlama yönünde, ona gerekli olan özgürlüğü tanıyan bir tutum sergiler. (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/115002)
Entelektüel içgörü ve duygusal içgörü
Entelektüel içgörüde, hastalık ve belirtiler ya da sosyal uyumdaki başarısızlıkların irrasyonel duygular veya rahatsızlıklardan kaynaklandığı kabul edilir. Ancak bu bilgi gelecekteki deneyimlere uygulanmaz ve davranışlarda değişikliğe yol açmaz. Duygusal içgörüde, belirtilerin altında yatan ve onlara eşlik eden anlamlara dair nedenler ve algılar hakkında duygusal farkındalık vardır ve bu farkındalık, kişilikle beraber gelecekteki deneyimlerde değişikliğe yol açar. Bireyin hem kendisi hem de hayatında yer alan önemli kişiler hakkında yeni fikirlere ve anlayışlara karşı açık olmasını sağlar. Sahip olunan bu içgörünün kişinin yaşamı, işleyişi ve tedaviye uyumu üzerinde etkileri ve sonuçları vardır (Jacob, 2010). Entelektüel içgörü, problemli alanları ve bu alanların karşılıklı bağlantılarını gösteren bir ilk harita olarak bireyin duygusal içgörü deneyimine hazırlanmasına yardımcı olur. Birey öncelikle var olan içsel çatışmalarını fark ederek tanımlar ve bu çatışmaları geçmişten kalma birtakım anılara bağlayarak var olan ilişkileri üzerindeki olumsuz etkilerini anlamaya başlar. Zaman içerisinde ilgili entelektüel malzemenin analiz edilmesiyle daha önce farkına varmadığı duyguları hissetmeye başlar. Bu yolla entelektüel olarak başlayan içgörü gerçek bir içgörüye evrilebilir (Kuncewicz vd., 2014). Entelektüel içgörü ve duygusal içgörü arasında ayrım yapılmasını öneren kişilerden biri çalışmalarında da içgörü terimini doğrudan kullanmış olan bilişsel terapinin önemli temsilcilerinden Albert Ellis’tir. Bilişsel bir perspektiften bakan Ellis, her iki içgörü türünde de bireyin belirli inançlarının ve davranışlarının hatalı olduğunu kabul ederek bunları değiştirme yönünde istek duyduğunu belirtir. Ancak ona göre entelektüel içgörü sadece basit bir karar verme sürecine neden olabilirken duygusal içgörü harekete geçmeye yol açar (Ellis, 1963). İlk dönem davranışçı yönelimli çalışmacılar, bilinçdışı süreçler vurgusu nedeniyle içgörü kavramından kaçınmış olsalar da bilişsel yönelimin gelişmesi ile beraber içgörü terimi kendisine bilişsel davranışçı yönelim içinde yer bulmaya başlamıştır. (Cautela, 1993).
Gladding’e göre içgörü duygusal rahatlamayla birlikte, duygusal rahatlamadan sonra veya duygusal rahatlamadan önce ortaya çıkan anlık yeni algılar ve farkındalıklardan oluşmaktadır. Dolayısıyla içgörü kazanımı, her zaman kişinin duygusal yönden rahatlaması sonucunu doğurmaz. Ancak bazen içgörü komik denebilecek durumlarda, özellikle de çözümün ne kadar basit ve absürt olduğu görüldüğünde ortaya çıkar. Örneğin kişilerarası ilişki sorunları nedeniyle yardım alan bir danışan, komşularıyla iyi bir iletişim kuramamasının kendisi üzerinde yarattığı yetersizlik duygularından bahsetmekte ve bu konuda onlar kadar girişimci olamadığından şikayet etmektedir. Danışma sürecinde bu sorun üzerindeki çalışmaları sırasında, danışan aslında sorununun yeterince girişimci olamamak olmadığını, asıl sorunun komşularının gereğinden fazla “tacizkar” olmaları olduğunu fark eder. Çevresinde kendisini zorlayacak veya rahatsız edebilecek potansiyelde birileri olduğunu düşündüğünde, iletişimi kesme yolunu seçtiğini fark etmiş olan diğer bir deyişle bu konuda içgörü kazanmış olan danışanın hedefi bu aşamada artık hemen sonuca atlamaktan kaçınmak ve daha etkili iletişim becerileri geliştirmek olacaktır.
Hamachek göre danışanlar içebakış (introspection) yöntemini kullandıklarında farklı düzeylerde içgörü kazanmaktadırlar. İçebakış; kişinin kendi içinde olup biten süreçleri görme çabasıdır ve kişinin kendisine duygu, düşünce ve davranışları konusunda sorular sormasını gerektirir. Danışanların kendilerine sordukları bazı soru tiplerinin özellikle verimli olmadığı vurgulanmaktadır. Wilson ve Schooler kişinin içinde nasıl ve niçin sorularını sorduklarını ve bu soruların duygusal belirsizlikler ve karmaşaya neden olduğunu belirtmektedirler. Nitekim ‘Niçin’ soruları çoğunlukla savunmacı bir düşünceye neden olmaktadır. Bu sorular kişinin yaşamakta olduğu sorunlarının çözümünden çok nedenleri üzerine yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Bu nedenle ancak tek yönlü sorular kullanıldığında kişinin ihtiyacı olan içgörüye ve kendini anlamaya yol açabilmektedir. Bunun için “niçin” yerine ‘ne’ sorusunu sormak daha elverişlidir. Eşiyle yaşadığı sorunlar nedeniyle yardım isteyen bir danışan “Niçin karım beni anlamıyor?” şeklinde bir soruyla, daha çok eşinin kendisini anlamama nedenlerine yoğunlaşacaktır. Oysaki soru “Karımla benim anlaşamama nedenlerimiz neler?” şeklinde olduğunda, danışan yaşanan sorunun gerçek nedeninin iki taraftan da kaynaklanabileceğini sorgulama şansı bulur. Böylece danışan sorunla ilişkili bağlantıları kurup içgörü kazanabilir.( http://psikguncel.org/archives/vol6/no4/cap_06_04_06.pdf)
Corsini’ye göre danışan duyguları ile eylem ve düşünceleri arasında bir bağlantı kursa bile, kendini algılama biçimi ile farkına varılan yeni durum arasında belirgin bir uyuşmazlık olduğunda, bunları inkar edebilir veya yalanlayabilir. Söz gelimi danışan, danışmanın içgörü kazandırmaya dönük belirlemeleri karşısında “bana söylediğiniz şeyi duyabiliyorum ve bunları anlamam gerektiğini biliyorum, ancak bunlar şu an benim için herhangi bir anlam ifade etmiyor.” biçiminde bir tepki verebilir. Bu bağlamda danışmanın, danışanın ifadelerini psikolojik gelişme için yeterli veri olarak ele almaması bunun yerine danışanın ifadeleri ile sergilediği eylemler arasında bir uyum araması gerektiği görülmektedir. Aksi halde sadece danışanın ifadelerinden yola çıkarak gelişme olduğunu varsaymak gerçek gelişmenin gözden kaçmasına neden olabilmektedir.
Danışanın içinde bulunduğu gelişim dönemine bağlı olarak içgörü kazanma düzeyi değişebilmektedir. Örneğin soyut işlemler dönemine gelmemiş olan bir danışan için duygu, düşünce ve davranışları arasındaki bağlantıları kurmak ve analiz edebilmek çok beklendik bir durum değildir. Bu nedenle, Bilişsel Gelişim Kuramına göre soyut işlemler döneminden önceki dönemlere özgü özellikler gösteren danışanlarla çalışan psikolowww.cappsy.org Akdoğan ve Türküm psikolojik danışmanların içgörü sağlama çabalarını eylem desteğiyle gerçekleştirmeye çalışmaları daha işlevsel görünmektedir. Nitekim Patterson ve Welfel içgörünün eylemi takip edebileceğini vurgulamaktadır. Yazar, Davranışçı yaklaşımda geliştirilen, Bilişsel-Davranışçı Yaklaşım başlığı altında yer alan birçok modelde, davranışın önceden provası ve ev ödevleri gibi tekniklerle eyleme dönüştüğünü bunun da içgörü kazanma yönünde işlevleri olduğunu bildirmektedir.
ÖLÇEK ÇALIŞMASINI ÖNCE DANIŞAN TAMAMLASIN, ARDINDAN DANIŞMAN TERAPOTİK SÜRECİ DEĞERLENDİREREK DANIŞANLA İLGİLİ OLARAK DERECELENDİRSİN.
İçgörü Ölçeği:
İçgörü ölçeği, içgörü düzeyini ‘’bütüncül bakma’’, “kendini kabul” ve kendini anlama alt boyutları ile beraber belirlemek üzere Akdoğan ve Türküm (2018) tarafından geliştirilmiştir. Psikiyatrik tanı almayan üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışma üzerinden geliştirilen ölçek 20 maddeden oluşmakta ve 5’li likert tipinde derecelendirilmektedir. 4,9,13 ve 17. Maddeler olmak üzere ters puanlanan dört maddesi bulunmaktadır ve ölçekten alınan yüksek puanlarla beraber içgörü düzeyinin de arttığı ifade edilmektedir. 3 alt boyuttan oluşan ölçeğin Alfa güvenirlik katsayısı 0,84 olarak bulunmuştur (Akdoğan ve Türküm, 2018).
İÇGÖRÜ ÖLÇEĞİ
Aşağıda bireylerin kendileri ile ilgili yargılarını içeren ifadeler yer almaktadır. İfadeleri dikkatlice okuyup size ne ölçüde uygun olduğunu ifadenin karşısında yer alan sütundaki parantezin içine X işareti koyarak belirtiniz. Her bir madde için
“Her Zaman”:5
“Çoğu Zaman” :4
“Ara Sıra” :3
“Nadiren” :2
“Hiçbir Zaman”:1
seçeneklerinden sadece bir tanesini işaretleyiniz. Lütfen hiçbir maddeyi boş bırakmayınız.
Her Zaman Çoğu Zaman Ara Sıra Nadiren Hiçbir Zaman
1. Kendimi anlamaya meraklıyımdır. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
2. Her türlü eleştiriye açığımdır. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
3. Bir davranışta bulunmadan önce sonuçlarının neler olabileceğini düşünürüm. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
4. Hatalarımı görme riskinin olduğu ortamlara girmekten kaçınırım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
5. Kendisiyle barışık biri olmaya çaba gösteririm.* ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
6. İçinde bulunduğum durumun farklı açılardan nasıl değerlendirilebileceği üzerine kafa yorarım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
7. Geçmişte yaşadıklarım ile şimdiki halim arasında bağlantılar kurarım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
8. Davranışlarımın duygularımdan etkilenip etkilenmediğini anlamaya çalışırım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
9. Kendimi sorunlarımla yaşamaya mahkum gibi hissederim.* ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
10. Olumsuz ama değiştiremeyeceğimi düşündüğüm bazı özelliklerimle nasıl yaşayacağım üzerine kafa yorarım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
11. Sergilediğim davranışın, yaşadığım problemin çözümünde işe yarayıp yaramadığını incelerim. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
12. Bir sorunla karşılaştığımda, daha önce benzer durumlarda neler yaptığımı gözden geçiririm. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
13. İşler istediğim şekilde gitmediğinde paniğe kapılırım.* ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
14. Başıma gelen olayların oluş sürecini incelerim. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
15. Sorun yaşadığım kişilerin içinde bulundukları koşulları hesaba katarım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
16. Etkisinde olduğum duyguyu anlamaya çalışırım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
17. İnsanlara itici gelen yanlarımı görmekten özenle kaçınırım.* ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
18. Bir sorun karşısında mantıklı düşünmemi engelleyen nedenler üzerine düşünürüm. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
19. Davranışlarımın sorumluluğunu alırım. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
20. Nasıl biri olduğumu araştırmaya eğilimliyimdir. ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
|
Yazan
|
Bu makaleden alıntı yapmak
için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir: "Bireyle Psikolojik Danışmada İçgörü Evresi (2013-15 Ders Görevi Notları)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Dnş.Banu BEYAZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır. Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Dnş.Banu BEYAZ'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz. |
Yazan Uzman
|
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak
hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir
yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


