Obsesif Kompulsif Bozukluk (Okb): Kontrol Etmeye Çalıştıkça Güçlenen Bir Döngü
En sık karşılaştığım durumlardan biri Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)’dir. OKB, kişinin istemediği halde zihnine gelen, yoğun kaygı yaratan düşünceler (obsesyonlar) ve bu kaygıyı azaltmak için yaptığı tekrar eden davranışlar ya da zihinsel ritüeller (kompulsiyonlar) ile karakterizedir. Çoğu zaman insanlar “Saçma olduğunu biliyorum ama engelleyemiyorum” cümlesini kurar. İşte tam da bu nokta, OKB’nin en yorucu tarafını gösterir: Kişi mantıksızlığın farkındadır, fakat kaygı o kadar yüksektir ki davranışı durdurmak zorlaşır.
Obsesif Kompulsif Bozukluk, bireyin zihninden geçen istemsiz düşünceleri gerçeklik, sorumluluk ve ahlaki anlamla aşırı biçimde ilişkilendirmesi sonucunda, kaygıyı azaltma amacıyla geliştirdiği kontrol ve nötralizasyon davranışlarının paradoksal olarak tehdidi pekiştirdiği; böylece kısa vadeli rahatlamanın uzun vadeli psikopatolojiyi sürdürdüğü, kendi kendini besleyen bir bilişsel-davranışsal döngüdür.
Otuz yaşındaki bir danışan, evden her çıkışında ocağı kapatıp kapatmadığından emin olamadığını ve geri dönüp defalarca kontrol ettiğini ifade ediyordu. Mantıksal olarak kapattığını bildiğini söylüyor, ancak “Ya açık kaldıysa ve birine zarar verirsem?” düşüncesi zihninden gitmiyordu. Bu düşünce geldiğinde yoğun bir kaygı yaşıyor, kalp çarpıntısı artıyor ve zihni felaket senaryoları üretmeye başlıyordu. Ocağı tekrar kontrol ettiğinde kısa süreli bir rahatlama hissediyor, fakat birkaç dakika sonra aynı şüphe yeniden beliriyordu.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, danışanın asıl sorununun ocağın açık kalması değil, belirsizliğe tahammül edememesi ve abartılmış sorumluluk algısıdır. Her kontrol davranışı, beynine “Gerçekten tehlikeli bir durum vardı ve müdahale ettin” mesajı göndererek döngüyü güçlendiriyordu.Bu süreçte kademeli maruz bırakma çalışmalarıyla danışan, ocağı yalnızca bir kez kontrol edip evden çıkmayı ve gelen kaygıyla ritüel yapmadan kalmayı öğrendi. Zamanla kaygının kendiliğinden azaldığını deneyimledi ve kontrol davranışları belirgin şekilde azaldı.
Obsesyonlar genellikle kirlenme, zarar verme, kontrol etme, dini veya cinsel içerikli rahatsız edici düşünceler şeklinde olabilir. Örneğin kapıyı kilitleyip kilitlemediğinden defalarca emin olmaya çalışmak, elini yıkadıktan sonra hâlâ “temiz değilim” hissini taşıyıp tekrar tekrar yıkamak ya da aklına gelen bir düşüncenin gerçekleşeceğinden korkmak sık görülen örneklerdir. Bu noktada önemli olan şudur: OKB düşünceleri, kişinin karakterini ya da niyetini yansıtmaz. Tam tersine, kişi genellikle en hassas olduğu konularda obsesyon yaşar.
OKB bir “irade zayıflığı” değildir. Beynin tehdit algısıyla ilişkili bölgeleri aşırı aktif çalışır. Zihin bir ihtimali tehdit olarak kodlar ve “ya olursa?” sorusu üzerinden alarm verir. Kişi kompulsiyon yaptığında kısa süreli rahatlama yaşar; ancak bu rahatlama beynin “Evet, gerçekten tehlike vardı” mesajını pekiştirir. Böylece döngü güçlenir. Ne kadar çok kontrol, o kadar çok şüphe.
Tedavide en etkili yöntemlerden biri Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)’dir. Özellikle “Maruz Bırakma ve Tepki Önleme (ERP)” çalışmaları, danışanın kaygı yaratan düşünceyle yüzleşmesini ve kompulsiyon yapmadan kalabilmesini hedefler. Başta zorlayıcı görünse de, kontrollü ve kademeli bir şekilde yapıldığında beynin alarm sistemi yeniden düzenlenir. Kişi şunu deneyimlemeye başlar: “Ritüel yapmasam da kaygı bir süre sonra azalıyor.” Bu deneyim, iyileşmenin temelidir.
Danışma sürecinde ayrıca düşüncelere yüklenen anlamlar çalışılır. OKB’de asıl problem düşüncenin gelmesi değil, düşünceye verilen aşırı önem ve sorumluluk duygusudur. “Aklıma geldiyse olur”, “Bunu düşünmem bile kötü bir insan olduğumu gösterir” gibi bilişsel çarpıtmalar dönüştürüldükçe belirtiler hafifler.
Şunu özellikle vurgulamak isterim: OKB tedavi edilebilir bir bozukluktur. Erken başvuru, süreci oldukça kolaylaştırır. Danışanlarım çoğu zaman yıllarca yalnız mücadele ettikten sonra destek almaya karar veriyor. Oysa doğru yaklaşımla belirgin bir iyileşme mümkündür.
Eğer siz de zihninizi susturmak için sürekli kontrol ediyor, yıkıyor, düşünüyor ya da dua ediyorsanız ve bu durum günlük yaşamınızı etkiliyorsa, bununla tek başınıza mücadele etmek zorunda değilsiniz. Zihnin ürettiği her düşünce gerçek değildir. Bazen yapılması gereken, kontrol etmeyi bırakıp belirsizlikle kalabilmeyi öğrenmektir.
Unutmayın: Kaygıyı yok etmeye çalıştıkça büyütürüz; tolere etmeyi öğrendikçe ise küçülür.
Obsesif Kompulsif Bozukluk, bireyin zihninden geçen istemsiz düşünceleri gerçeklik, sorumluluk ve ahlaki anlamla aşırı biçimde ilişkilendirmesi sonucunda, kaygıyı azaltma amacıyla geliştirdiği kontrol ve nötralizasyon davranışlarının paradoksal olarak tehdidi pekiştirdiği; böylece kısa vadeli rahatlamanın uzun vadeli psikopatolojiyi sürdürdüğü, kendi kendini besleyen bir bilişsel-davranışsal döngüdür.
Otuz yaşındaki bir danışan, evden her çıkışında ocağı kapatıp kapatmadığından emin olamadığını ve geri dönüp defalarca kontrol ettiğini ifade ediyordu. Mantıksal olarak kapattığını bildiğini söylüyor, ancak “Ya açık kaldıysa ve birine zarar verirsem?” düşüncesi zihninden gitmiyordu. Bu düşünce geldiğinde yoğun bir kaygı yaşıyor, kalp çarpıntısı artıyor ve zihni felaket senaryoları üretmeye başlıyordu. Ocağı tekrar kontrol ettiğinde kısa süreli bir rahatlama hissediyor, fakat birkaç dakika sonra aynı şüphe yeniden beliriyordu.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, danışanın asıl sorununun ocağın açık kalması değil, belirsizliğe tahammül edememesi ve abartılmış sorumluluk algısıdır. Her kontrol davranışı, beynine “Gerçekten tehlikeli bir durum vardı ve müdahale ettin” mesajı göndererek döngüyü güçlendiriyordu.Bu süreçte kademeli maruz bırakma çalışmalarıyla danışan, ocağı yalnızca bir kez kontrol edip evden çıkmayı ve gelen kaygıyla ritüel yapmadan kalmayı öğrendi. Zamanla kaygının kendiliğinden azaldığını deneyimledi ve kontrol davranışları belirgin şekilde azaldı.
Obsesyonlar genellikle kirlenme, zarar verme, kontrol etme, dini veya cinsel içerikli rahatsız edici düşünceler şeklinde olabilir. Örneğin kapıyı kilitleyip kilitlemediğinden defalarca emin olmaya çalışmak, elini yıkadıktan sonra hâlâ “temiz değilim” hissini taşıyıp tekrar tekrar yıkamak ya da aklına gelen bir düşüncenin gerçekleşeceğinden korkmak sık görülen örneklerdir. Bu noktada önemli olan şudur: OKB düşünceleri, kişinin karakterini ya da niyetini yansıtmaz. Tam tersine, kişi genellikle en hassas olduğu konularda obsesyon yaşar.
OKB bir “irade zayıflığı” değildir. Beynin tehdit algısıyla ilişkili bölgeleri aşırı aktif çalışır. Zihin bir ihtimali tehdit olarak kodlar ve “ya olursa?” sorusu üzerinden alarm verir. Kişi kompulsiyon yaptığında kısa süreli rahatlama yaşar; ancak bu rahatlama beynin “Evet, gerçekten tehlike vardı” mesajını pekiştirir. Böylece döngü güçlenir. Ne kadar çok kontrol, o kadar çok şüphe.
Tedavide en etkili yöntemlerden biri Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)’dir. Özellikle “Maruz Bırakma ve Tepki Önleme (ERP)” çalışmaları, danışanın kaygı yaratan düşünceyle yüzleşmesini ve kompulsiyon yapmadan kalabilmesini hedefler. Başta zorlayıcı görünse de, kontrollü ve kademeli bir şekilde yapıldığında beynin alarm sistemi yeniden düzenlenir. Kişi şunu deneyimlemeye başlar: “Ritüel yapmasam da kaygı bir süre sonra azalıyor.” Bu deneyim, iyileşmenin temelidir.
Danışma sürecinde ayrıca düşüncelere yüklenen anlamlar çalışılır. OKB’de asıl problem düşüncenin gelmesi değil, düşünceye verilen aşırı önem ve sorumluluk duygusudur. “Aklıma geldiyse olur”, “Bunu düşünmem bile kötü bir insan olduğumu gösterir” gibi bilişsel çarpıtmalar dönüştürüldükçe belirtiler hafifler.
Şunu özellikle vurgulamak isterim: OKB tedavi edilebilir bir bozukluktur. Erken başvuru, süreci oldukça kolaylaştırır. Danışanlarım çoğu zaman yıllarca yalnız mücadele ettikten sonra destek almaya karar veriyor. Oysa doğru yaklaşımla belirgin bir iyileşme mümkündür.
Eğer siz de zihninizi susturmak için sürekli kontrol ediyor, yıkıyor, düşünüyor ya da dua ediyorsanız ve bu durum günlük yaşamınızı etkiliyorsa, bununla tek başınıza mücadele etmek zorunda değilsiniz. Zihnin ürettiği her düşünce gerçek değildir. Bazen yapılması gereken, kontrol etmeyi bırakıp belirsizlikle kalabilmeyi öğrenmektir.
Unutmayın: Kaygıyı yok etmeye çalıştıkça büyütürüz; tolere etmeyi öğrendikçe ise küçülür.
|
Yazan
|
Bu makaleden alıntı yapmak
için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir: "Obsesif Kompulsif Bozukluk (Okb): Kontrol Etmeye Çalıştıkça Güçlenen Bir Döngü" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Emre YAYLA'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır. Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Emre YAYLA'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz. |
Yazan Uzman
|
| Makale Kütüphanemizden | ||||
|
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak
hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir
yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.



