1 Klinik Psikolog, 2-3 Dakikalık Video, 4-5 Manipülasyon
Bir klinik psikolog bir videosunda depresyonu şöyle anlatıyor: "Depresyon, kişinin dünyayı, kendisini ve geleceğini tamamen karamsar bir filtreden algılamasına neden olan ağır bir ruhsal yorgunluk tablosudur. Duygusal, bilişsel ve fiziksel alanlarda ortaya çıkar. Beyin kimyası ile çevresel faktörlerin etkileşimiyle oluşur ve profesyonel destekle yönetilmesi gereken bir sağlık sürecidir. Bu anlatımda dikkat çeken benzetme şudur: Depresyon bir tür “ruhsal kuraklık” gibidir. Kişi yaşama sevincini hissedemez. Bu yüzden de “su iç geçer” gibi basit önerilerle çözülebilecek bir durum değildir. Nasıl ki kuraklık sadece su içmekle ortadan kalkmaz, aynı şekilde depresyon da basit telkinlerle ya da gündelik önerilerle geçmez."
Bu videonun altına yapılan yorumda da aynı düşünce şu şekilde ifade ediliyor:
“Kişinin dünyayı, kendisini ve geleceği tamamen karamsar bir filtreden algılamasına neden olan; duygusal, bilişsel ve fiziksel alanlarda ortaya çıkan ağır bir ruhsal yorgunluk tablosudur. Beyin kimyası ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan bu durum, profesyonel destekle yönetilmesi gereken bir sağlık sürecidir.”
Benim bu yoruma verdiğim cevap ise farklı bir bakış açısını dile getiriyor:
“Su iç diyerek geçmez. Çok iddialı. Oysa araştırmalara göre çoğu depresyon kendiliğinden geçer. İlla terapi mi gerekiyor? Terapi kuraklığı mı gideriyor? Eskiden terapi mi vardı? Kaldı ki tek tip bir depresyon yok. Geçmez diyerek her depresyonu aynı kategoride görmek doğru mu? Son bir şey, yaşama sevinci bazen artar bazen azalır. Buna klinik bir etiket takılamaz. Zira bu, çoğu zaman insani bir durumdur. Çünkü yaşam koşulları değiştikçe yaşama sevinci de değişir. Organizma her koşula farklı psikoloji ile tepki verir. İnsan sevdiğinden ayrılır. İşini kaybeder. Bir süre yaşama sevincini kaybeder. Buna kuraklık denebilir mi? Buna depresyon denilerek klinik bir sorun muamelesi çekilebilir mi?”
Bazen düşünüyorum: Gerçekten bu uzmanlar hayal aleminde mi yaşıyor? 2 dakikalık bir Instagram videosunda bile 5 tane yanlış bilgi ya da çelişki bir arada nasıl olabiliyor? Şizofreni gerçeklikle bağın kopması olarak bilinir. Klasik manada gerçeklikle bağın kopmasına şizofreni denir de, bu kadar çok gerçeklikten kopuş psikoloji sahasında olduğunda neden bir klinik sorun olarak görülmez?
Burada aslında tartışma iki farklı yaklaşım arasında ortaya çıkıyor. Birinci yaklaşım depresyonu ağırlıklı olarak klinik bir bozukluk olarak ele alır. Bu yaklaşıma göre depresyon, kişinin biyolojik ve çevresel etkenlerin etkisiyle içine düştüğü bir durumdur ve çoğu zaman profesyonel müdahale gerektirir. Bu bakış açısı, sorunu daha çok tıbbi ve klinik çerçevede tanımlar.
Fakat diğer yaklaşım şu soruyu sorar:
Her yaşama sevinci azalması gerçekten bir depresyon mudur? İnsan hayatı iniş çıkışlarla doludur. Bazen motivasyon artar, bazen düşer. Bazen insan kendini güçlü hisseder, bazen de yorgun. Bu dalgalanmaların tamamını hemen depresyonla ilişkilendirerek klinik sorun kategorisine sokmak ve kendiliğinden ya da sosyal destekle geçmeyeceğini "kesin bir dille" ifade etmek ve genellemek, böylece mutlaka profesyonel yardımı şart koşmak doğru mudur? Dikkat ederseniz geçmeyebilir denmiyor, geçmez deniyor. Susuzluk sorunu olarak değil, kuraklık sorunu olarak lanse ediliyor. Terapiler kuraklığı yani iklimi mi değiştiriyor?
Araştırmaların önemli bir kısmı, depresyon olarak adlandırılan tabloların önemli bir bölümünün zaman içinde kendiliğinden hafiflediğini veya ortadan kalktığını göstermektedir. Bu durum, insan psikolojisinin esnek ve uyum sağlayabilen bir yapıya sahip olduğunu da gösterir. İnsan organizması yaşam koşullarına göre psikolojik tepkiler üretir. Zor bir dönemden geçen birinin moralinin düşmesi, yaşama sevincinin azalması veya dünyaya daha karamsar bakması her zaman klinik bir durum olmayabilir.
Bu nedenle burada asıl mesele şudur:
Yaşanan her ruhsal düşüşü otomatik olarak klinik bir sorun olarak mı değerlendireceğiz, yoksa bunu insan hayatının doğal dalgalanmaları içinde mi ele alacağız? Özel sektörde çalışmak en insani dalgalanmaları bile klinik sorun görme eğilimini maalesef artırıyor. Çünkü insanlar bir psikolojiyi sorun olarak gördükleri zaman yardım alma ihtiyacı duyuyorlar. Normal algıladıkları zaman genellikle yardım alma ihtiyacı duymuyorlar.
Malum, hayatın kendisi değişkendir. Ekonomik koşullar değişir, ilişkiler değişir, sağlık durumu değişir, toplumsal şartlar değişir. Bu değişimlere karşı insan psikolojisinin verdiği tepkiler de doğal olarak değişir. Hayat değişirken, koşullar değişirken psikolojimizin değişmesi klinik bir sorun değildir. Bir uyum sağlama ve adaptasyon arayışıdır. Son derece sağlıklıdır.
Dolayısıyla yaşama sevincinin zaman zaman azalması her zaman bir “ruhsal kuraklık” anlamına gelmeyebilir. Bu çoğu zaman birkaç gün su içmemekten kaynaklı susuzluk sorunudur. Bazen bu durum, organizmanın içinde bulunduğu koşullara verdiği geçici ve son derece insani bir tepkidir. İnsan psikolojisini anlamaya çalışırken bu doğal dalgalanmaları da hesaba katmak gerekir. Çünkü insan sadece biyolojik bir varlık değildir; aynı zamanda yaşadığı koşullarla sürekli etkileşim halinde olan bir organizmadır.
Bu nedenle psikolojik durumlar da çoğu zaman yaşamın akışı içinde şekillenir ve değişir. Işin daha da vahimi bir yaşama sevinci meselesini hemen klinik depresyonla ilişkilendirmek ve yardım almadan geçmez algısı oluşturmak ne kadar doğru? Tek tip bir depresyon mu var ki geçmez denilerek hepsine ağır depresyon muamelesi çekiliyor? Depresyon bir hastalıksa, yaşama sevincinin azalması tek başına bu sorunun hastalık olarak kabul edilmesi için yeterli mi? Hastalıksa tahlil ve tetkiklerle ortaya konulması da gerekmiyor mu?
Dikkat çekmek istediğim bir diğer husus da şu: İlgili psikolog bir kadın, tesettürlü, hanımefendi bir görüntüye sahip. Son derece iyi seçilmiş cümlelerle, etkileyici bir ses tonuyla ve tane tane konuşuyor. Ve altında yüzlerce yorum: Harikasınız, çok doğru, bayıldım gibi tepkiler veriliyor. Oysa iki dakikalık videoda dahi bir sürü yanlış ve manipülatif bilgi veriliyor. Çoğu son derece normal olabilen ve dönemsel bir görüntü arzedebilen yaşama sevincindeki azlık bir duygu durum bozukluğu yani depresyon olarak lanse ediliyor. Sanki tek tip bir depresyon varmış gibi konuşuluyor, her depresyona major yani ağır depresyon muamelesi çekiliyor ve kendi kendine düzelmeyeceği kodlaması yapılıyor. Oysa araştırmalar da gösteriyor ki çoğu depresyon hiçbir klinik yardım alınmadığı hale kendi kendine geçiyor. Eski devirlerde, antidepresan ya da terapiler yokken insanlar depresyonu ömür boyu mu yaşıyordu? Depresyon bir bozukluk olduğu halde tıbbi hastalık intibası yaratılıyor. İnsanlar apaçık bir şe
kilde, tek bir belirtiden hareketle dahi depresyon algısına sokuluyor ve profesyonel yardıma yönlendiriliyor. Malesef zehri baklava tepsisinde sunduğunuz zaman, bir de onu güven telkin eden garsonlar eliyle servis ettiğiniz zaman insanlar onu asla şüphelenmeden afiyetle yiyor.
Elde nesnel bir takım tahlil ve tetkik imkanları olmadığından dolayı, tamamen subjektif bir zeminde işleyen, gerek bu sebeple gerekse ekonomik kaygılarla manipülasyona son derece açık olan psikolojik yardım süreçleri kesinlikle özel sektör eliyle verilmemeli, tamamen kamusal hale getirilmelidir. Bu sahada öyle etik dışı, öyle insana saç baş yoldurtacak düzeyde suistimaller yapılıyor ki insanlar bunu hakkıyla öğrense bırakın yardım almayı, bu kliniklerin önünden dahi geçmez. Bunu kendi özel Ofisi olan bir psikolog olarak söylüyorum.
Psikolog İzzet Güllü
Bu videonun altına yapılan yorumda da aynı düşünce şu şekilde ifade ediliyor:
“Kişinin dünyayı, kendisini ve geleceği tamamen karamsar bir filtreden algılamasına neden olan; duygusal, bilişsel ve fiziksel alanlarda ortaya çıkan ağır bir ruhsal yorgunluk tablosudur. Beyin kimyası ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan bu durum, profesyonel destekle yönetilmesi gereken bir sağlık sürecidir.”
Benim bu yoruma verdiğim cevap ise farklı bir bakış açısını dile getiriyor:
“Su iç diyerek geçmez. Çok iddialı. Oysa araştırmalara göre çoğu depresyon kendiliğinden geçer. İlla terapi mi gerekiyor? Terapi kuraklığı mı gideriyor? Eskiden terapi mi vardı? Kaldı ki tek tip bir depresyon yok. Geçmez diyerek her depresyonu aynı kategoride görmek doğru mu? Son bir şey, yaşama sevinci bazen artar bazen azalır. Buna klinik bir etiket takılamaz. Zira bu, çoğu zaman insani bir durumdur. Çünkü yaşam koşulları değiştikçe yaşama sevinci de değişir. Organizma her koşula farklı psikoloji ile tepki verir. İnsan sevdiğinden ayrılır. İşini kaybeder. Bir süre yaşama sevincini kaybeder. Buna kuraklık denebilir mi? Buna depresyon denilerek klinik bir sorun muamelesi çekilebilir mi?”
Bazen düşünüyorum: Gerçekten bu uzmanlar hayal aleminde mi yaşıyor? 2 dakikalık bir Instagram videosunda bile 5 tane yanlış bilgi ya da çelişki bir arada nasıl olabiliyor? Şizofreni gerçeklikle bağın kopması olarak bilinir. Klasik manada gerçeklikle bağın kopmasına şizofreni denir de, bu kadar çok gerçeklikten kopuş psikoloji sahasında olduğunda neden bir klinik sorun olarak görülmez?
Burada aslında tartışma iki farklı yaklaşım arasında ortaya çıkıyor. Birinci yaklaşım depresyonu ağırlıklı olarak klinik bir bozukluk olarak ele alır. Bu yaklaşıma göre depresyon, kişinin biyolojik ve çevresel etkenlerin etkisiyle içine düştüğü bir durumdur ve çoğu zaman profesyonel müdahale gerektirir. Bu bakış açısı, sorunu daha çok tıbbi ve klinik çerçevede tanımlar.
Fakat diğer yaklaşım şu soruyu sorar:
Her yaşama sevinci azalması gerçekten bir depresyon mudur? İnsan hayatı iniş çıkışlarla doludur. Bazen motivasyon artar, bazen düşer. Bazen insan kendini güçlü hisseder, bazen de yorgun. Bu dalgalanmaların tamamını hemen depresyonla ilişkilendirerek klinik sorun kategorisine sokmak ve kendiliğinden ya da sosyal destekle geçmeyeceğini "kesin bir dille" ifade etmek ve genellemek, böylece mutlaka profesyonel yardımı şart koşmak doğru mudur? Dikkat ederseniz geçmeyebilir denmiyor, geçmez deniyor. Susuzluk sorunu olarak değil, kuraklık sorunu olarak lanse ediliyor. Terapiler kuraklığı yani iklimi mi değiştiriyor?
Araştırmaların önemli bir kısmı, depresyon olarak adlandırılan tabloların önemli bir bölümünün zaman içinde kendiliğinden hafiflediğini veya ortadan kalktığını göstermektedir. Bu durum, insan psikolojisinin esnek ve uyum sağlayabilen bir yapıya sahip olduğunu da gösterir. İnsan organizması yaşam koşullarına göre psikolojik tepkiler üretir. Zor bir dönemden geçen birinin moralinin düşmesi, yaşama sevincinin azalması veya dünyaya daha karamsar bakması her zaman klinik bir durum olmayabilir.
Bu nedenle burada asıl mesele şudur:
Yaşanan her ruhsal düşüşü otomatik olarak klinik bir sorun olarak mı değerlendireceğiz, yoksa bunu insan hayatının doğal dalgalanmaları içinde mi ele alacağız? Özel sektörde çalışmak en insani dalgalanmaları bile klinik sorun görme eğilimini maalesef artırıyor. Çünkü insanlar bir psikolojiyi sorun olarak gördükleri zaman yardım alma ihtiyacı duyuyorlar. Normal algıladıkları zaman genellikle yardım alma ihtiyacı duymuyorlar.
Malum, hayatın kendisi değişkendir. Ekonomik koşullar değişir, ilişkiler değişir, sağlık durumu değişir, toplumsal şartlar değişir. Bu değişimlere karşı insan psikolojisinin verdiği tepkiler de doğal olarak değişir. Hayat değişirken, koşullar değişirken psikolojimizin değişmesi klinik bir sorun değildir. Bir uyum sağlama ve adaptasyon arayışıdır. Son derece sağlıklıdır.
Dolayısıyla yaşama sevincinin zaman zaman azalması her zaman bir “ruhsal kuraklık” anlamına gelmeyebilir. Bu çoğu zaman birkaç gün su içmemekten kaynaklı susuzluk sorunudur. Bazen bu durum, organizmanın içinde bulunduğu koşullara verdiği geçici ve son derece insani bir tepkidir. İnsan psikolojisini anlamaya çalışırken bu doğal dalgalanmaları da hesaba katmak gerekir. Çünkü insan sadece biyolojik bir varlık değildir; aynı zamanda yaşadığı koşullarla sürekli etkileşim halinde olan bir organizmadır.
Bu nedenle psikolojik durumlar da çoğu zaman yaşamın akışı içinde şekillenir ve değişir. Işin daha da vahimi bir yaşama sevinci meselesini hemen klinik depresyonla ilişkilendirmek ve yardım almadan geçmez algısı oluşturmak ne kadar doğru? Tek tip bir depresyon mu var ki geçmez denilerek hepsine ağır depresyon muamelesi çekiliyor? Depresyon bir hastalıksa, yaşama sevincinin azalması tek başına bu sorunun hastalık olarak kabul edilmesi için yeterli mi? Hastalıksa tahlil ve tetkiklerle ortaya konulması da gerekmiyor mu?
Dikkat çekmek istediğim bir diğer husus da şu: İlgili psikolog bir kadın, tesettürlü, hanımefendi bir görüntüye sahip. Son derece iyi seçilmiş cümlelerle, etkileyici bir ses tonuyla ve tane tane konuşuyor. Ve altında yüzlerce yorum: Harikasınız, çok doğru, bayıldım gibi tepkiler veriliyor. Oysa iki dakikalık videoda dahi bir sürü yanlış ve manipülatif bilgi veriliyor. Çoğu son derece normal olabilen ve dönemsel bir görüntü arzedebilen yaşama sevincindeki azlık bir duygu durum bozukluğu yani depresyon olarak lanse ediliyor. Sanki tek tip bir depresyon varmış gibi konuşuluyor, her depresyona major yani ağır depresyon muamelesi çekiliyor ve kendi kendine düzelmeyeceği kodlaması yapılıyor. Oysa araştırmalar da gösteriyor ki çoğu depresyon hiçbir klinik yardım alınmadığı hale kendi kendine geçiyor. Eski devirlerde, antidepresan ya da terapiler yokken insanlar depresyonu ömür boyu mu yaşıyordu? Depresyon bir bozukluk olduğu halde tıbbi hastalık intibası yaratılıyor. İnsanlar apaçık bir şe
kilde, tek bir belirtiden hareketle dahi depresyon algısına sokuluyor ve profesyonel yardıma yönlendiriliyor. Malesef zehri baklava tepsisinde sunduğunuz zaman, bir de onu güven telkin eden garsonlar eliyle servis ettiğiniz zaman insanlar onu asla şüphelenmeden afiyetle yiyor.
Elde nesnel bir takım tahlil ve tetkik imkanları olmadığından dolayı, tamamen subjektif bir zeminde işleyen, gerek bu sebeple gerekse ekonomik kaygılarla manipülasyona son derece açık olan psikolojik yardım süreçleri kesinlikle özel sektör eliyle verilmemeli, tamamen kamusal hale getirilmelidir. Bu sahada öyle etik dışı, öyle insana saç baş yoldurtacak düzeyde suistimaller yapılıyor ki insanlar bunu hakkıyla öğrense bırakın yardım almayı, bu kliniklerin önünden dahi geçmez. Bunu kendi özel Ofisi olan bir psikolog olarak söylüyorum.
Psikolog İzzet Güllü
|
Yazan
|
Bu makaleden alıntı yapmak
için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir: "1 Klinik Psikolog, 2-3 Dakikalık Video, 4-5 Manipülasyon" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır. Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz. |
Yazan Uzman
|
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak
hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir
yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.



