Terapi Ticareti Anonim Şirketi
Terapi Söyleminin Arkasındaki Ticari Gerçek
Psikolog dendiğinde danışmanlık akla gelmesi gerekirken, psikologluk danışmanlıkla özdeş bir meslek iken ne ara terapi ile özdeş hale geldi, neden terapi ile özdeş hale getirildi? Bunun arkasındaki sinsi amaç ne?
İlaç yazacakları zaman "serotonin sorunu",
Beyne elektrik verecekleri zaman "EKT sorunu",
Terapi verecekler zaman "travma sorunu",
Ekran karşısında konuşurken ise "sosyal izolasyon" ve "kapitalizmin yalnızlaştırması"...
Hani etik hassasiyet ve samimiyet nerede!
Peki burada etik ve bilimsel bir hassasiyet var mı? Yoksa psikoloji mesleği, farkında olmadan (veya olarak) bir terapi endüstrisine mi dönüştü?
Psikolog mu, Terapist mi?
Önce bir ayrımla başlayalım: Psikolog, danışmanlık hizmeti veren bir meslek mensubudur. Danışmanlık, sorunların çözümüne yönelik, sınırları belli, hedef odaklı ve çoğu zaman kısa süreli bir yardım biçimidir. Oysa bugün gelinen noktada, psikolog denince akla gelen ilk şey "terapi" oldu.
Bu nasıl oldu?
Çünkü "terapi" demek, uzun süreli bir yardım ilişkisini peşinen kabul etmek demek. Terapi veriyorum dediğinizde, alan kişi de terapi alıyorum dediğinde, otomatikman uzun soluklu bir sürece girilmiş oluyor. Danışmanlık dediğinizde ise işin doğasında kısa sürelilik, sorun odaklılık ve çözüm bekleyen bir ilişki var.
Terapi Söyleminin Ticari Mantığı
Şimdi samimi olalım: Burada ticari bir kaygı yok mu?
Bir psikolog için "danışmanlık" vermek, ortalama 4-6 seansta tamamlanabilecek bir ilişki demek. Oysa "terapi" dediğinizde, aylara hatta yıllara yayılan bir süreçten bahsediyorsunuz. Haftada bir seanstan yılda 52 seans... Hesap ortada.
Terapi söylemi, psikologlara istikrarlı bir gelir kapısı sağlıyor. Danışanı "terapi alıyor" statüsüne yerleştirince, onu sisteme bağlamış oluyorsunuz. Çünkü terapi bitmez, hep devam eder. Bir sorun çözülür, başka bir sorun keşfedilir. Travmalar bitmez, hep derine inilir.
Her Şeyi Terapileştirmek
Daha da önemlisi, bugün psikologların dilinde her şey "terapileştiriliyor". Serotonin dengesizliği terapi gerektirir, travmalar terapi gerektirir, sosyal izolasyon terapi gerektirir, kapitalizmin yarattığı yalnızlık terapi gerektirir.
Oysa sosyal izolasyon, toplumsal bir sorundur. Kapitalizmin yalnızlaştırması, ekonomik ve politik bir meseledir. Bunları bireysel terapiyle çözmeye kalkmak, hem sorunu yanlış teşhis etmek hem de çözümü imkânsız bir alana hapsetmektir.
Bir insanın yalnızlığını terapiyle çözemezsiniz. Yalnızlık, ilişki kurmayı gerektirir, terapi değil. Ama terapi söylemi, yalnızlığı da bir "hastalık" kategorisine sokarak, onu da kendi pazarının bir parçası haline getiriyor.
Samimiyet Kaybı
Burada asıl mesele, bir samimiyet kaybıdır. Psikoloji mesleği, insanlara yardım etme iddiasıyla yola çıktı. Ama bugün geldiğimiz noktada, bu yardım ilişkisinin içine ticari kaygılar o kadar çok karıştı ki, samimiyet sorgulanır hale geldi.
Bir psikolog, danışanına "Altı seansta bu sorunu çözebiliriz" dediğinde samimi midir, yoksa "Terapi sürecimiz uzun soluklu olacak" dediğinde mi? Hangisi daha etik?
Sorun şu: Uzun süreli terapi, kısa süreli danışmanlıktan her zaman daha iyi değildir. Ama uzun süreli terapi, psikolog için her zaman daha kârlıdır. İşte bu çelişki, mesleğin temelindeki samimiyeti zedeliyor.
Toplumsal Gerçekliklerin Görmezden Gelindiği Bir Psikoloji Anlayışı
Bugün Türkiye'de ve dünyada yaşananları izliyoruz. Enflasyon can yakıyor, işsizlik artıyor, gelecek kaygısı herkesin omzunda bir yük gibi. İnsanlar kira ödeyemiyor, ev alamıyor, çocuklarına gelecek kuramıyor. Ekonomik krizler, siyasi belirsizlikler, toplumsal çalkantılar... Bunların hepsi insan psikolojisini derinden etkiliyor.
Peki kaç psikolog çıkıp diyor ki: "Bu depresyonun sebebi enflasyon, bu kaygının sebebi geleceksizlik, bu öfkenin sebebi adaletsizlik"?
Neredeyse hiçbiri.
Neden Hep Çocukluk, Hep Travma, Hep Serotonin?
Bir psikoloğa gidiyorsunuz, anlatıyorsunuz: "İşimi kaybettim, borçlarım var, ev sahibi kapıma dayandı, çocuğumu okula göndermekte zorlanıyorum." Psikolog ne diyor? "Peki, çocukluğunda annenle ilişkin nasıldı?"
Bir başkası anlatıyor: "Ülkede adalet yok, liyakat yok, torpil her yerde, ben çalışıyorum ama önüm açılmıyor." Cevap: "Bu bir travma tepkisi olabilir, çocuklukta yaşadığın bir terk edilmişlik..."
Bir diğeri diyor ki: "Ekonomi battı, param pul oldu, gelecek göremüyorum." Cevap: "Serotonin seviyende düşüş var, ilaç başlayalım."
Peki neden? Neden hiçbiri "Haklısın, bu ülke gerçekten zor bir dönemden geçiyor, ekonomik koşullar insanı gerçekten çaresiz hissettiriyor" demiyor?
Samimiyetsizliğin Ekonomi Politiği
Cevap basit: Çünkü psikolog, sorunun kaynağının ekonomi olduğunu kabul ederse, çözüm üretemez. Ekonomiyi düzeltecek, siyaseti değiştirecek, adaleti sağlayacak gücü yoktur. Oysa sorunun kaynağını çocukluğa, travmaya veya serotonin dengesizliğine bağlarsa, çözüm üretebileceği bir alan vardır: Terapi odası.
Bu, psikoloji mesleğinin en büyük samimiyetsizliğidir. İnsanların gerçek hayatta yaşadıkları sorunları, bireyselleştirerek ve psikolojikleştirerek, asıl kaynaktan uzaklaştırıyorlar. Bir tür ideolojik körlük bu.
Enflasyonla mücadele eden insana "çocukluk travmanı çözelim" demek, aslında "Senin sorunun enflasyon değil, senin sorunun kafanın içinde" demenin kibarcasıdır. Oysa enflasyon gerçektir, işsizlik gerçektir, adaletsizlik gerçektir. Bunları terapiyle çözemezsiniz.
Terapi Endüstrisinin Çıkarı
Burada yine ticari kaygı devreye giriyor. Bir psikolog, danışanına "Senin sorunun ekonomik kriz, ben sana nasıl yardım edebilirim ki?" dediği an, danışanını kaybeder. Oysa "Senin sorunun çocukluk travman, bunu çalışalım" dediği an, uzun soluklu bir terapi süreci başlatmış olur.
Ekonomik sorunlar, siyasi sorunlar, toplumsal sorunlar... Bunların hepsi terapi endüstrisi için birer tehdittir. Çünkü bu sorunlar, terapi odasında çözülemeyecek kadar büyüktür. O halde yapılması gereken, bu sorunları görmezden gelmek ve her şeyi bireyin iç dünyasına, geçmişine, biyokimyasına indirgemektir.
Sonuç: Psikoloji Ya Toplumsallaşacak Ya da Samimiyetsiz Kalacak
Psikoloji, insanı anlama ve ona yardım etme iddiasındaysa, insanın içinde yaşadığı toplumsal gerçeklikleri görmezden gelemez. Ekonomik kriz psikolojiyi etkiler, siyasi belirsizlik psikolojiyi etkiler, adaletsizlik psikolojiyi etkiler. Bunları çocukluğa veya serotonin dengesizliğine indirgemek, mesleki bir körlük olduğu kadar etik bir sorundur.
Gerçek şu: İnsanların çoğu, terapiye değil, daha yaşanabilir bir dünyaya ihtiyaç duyuyor. Psikologlar olarak bunu görmek ve gerektiğinde "Senin sorunun terapilik değil, senin sorunun hayatın kendisi" diyebilecek cesareti göstermek zorundayız.
Aksi halde, psikoloji mesleği, insanların gerçek sorunlarını görmezden gelen, onları sürekli terapi odasında tutarak geçinen bir endüstriye dönüşmeye devam edecek. Ve bu, ne etik ne de bilimsel bir duruş olacaktır.
Psikolojik yardım terapiye indirgendi. Terapi travmaya indirgendi.
Psikologluk mesleği terapistliğe indirgendi. Terapistlik travma aramaya ve çocukluk yıllarını didiklemeye, böylece seansları aylarca uzattıkça uzatmaya indirgendi.
Biri Serotenine bağlıyor, 5 dakika bile hikaye dinlemiyor. Öteki travmaya bağlıyor, 30 seans hikaye dinliyor. Ama hiçbirisi mevcut psikolojiyi sosyal, ekonomik ve siyasi şartlarla ilişkilendirmiyor. Onlara göre bir psikoloji varsa mutlaka patolojiktir ve sebebi de çocukluk travmalarıdır. Hani etik hassasiyet ve samimiyet nerede?
Hiçbirisi bu konulardaki sorunları ağzına dahi almıyor. Çünkü buralara yönelik terapi satabilme imkanları yok. Varsa travma, yoksa serotonin. Çünkü biri ilaçtan, biri terapiden kazanıyor.
Psikolog İzzet Güllü
Psikolog dendiğinde danışmanlık akla gelmesi gerekirken, psikologluk danışmanlıkla özdeş bir meslek iken ne ara terapi ile özdeş hale geldi, neden terapi ile özdeş hale getirildi? Bunun arkasındaki sinsi amaç ne?
İlaç yazacakları zaman "serotonin sorunu",
Beyne elektrik verecekleri zaman "EKT sorunu",
Terapi verecekler zaman "travma sorunu",
Ekran karşısında konuşurken ise "sosyal izolasyon" ve "kapitalizmin yalnızlaştırması"...
Hani etik hassasiyet ve samimiyet nerede!
Peki burada etik ve bilimsel bir hassasiyet var mı? Yoksa psikoloji mesleği, farkında olmadan (veya olarak) bir terapi endüstrisine mi dönüştü?
Psikolog mu, Terapist mi?
Önce bir ayrımla başlayalım: Psikolog, danışmanlık hizmeti veren bir meslek mensubudur. Danışmanlık, sorunların çözümüne yönelik, sınırları belli, hedef odaklı ve çoğu zaman kısa süreli bir yardım biçimidir. Oysa bugün gelinen noktada, psikolog denince akla gelen ilk şey "terapi" oldu.
Bu nasıl oldu?
Çünkü "terapi" demek, uzun süreli bir yardım ilişkisini peşinen kabul etmek demek. Terapi veriyorum dediğinizde, alan kişi de terapi alıyorum dediğinde, otomatikman uzun soluklu bir sürece girilmiş oluyor. Danışmanlık dediğinizde ise işin doğasında kısa sürelilik, sorun odaklılık ve çözüm bekleyen bir ilişki var.
Terapi Söyleminin Ticari Mantığı
Şimdi samimi olalım: Burada ticari bir kaygı yok mu?
Bir psikolog için "danışmanlık" vermek, ortalama 4-6 seansta tamamlanabilecek bir ilişki demek. Oysa "terapi" dediğinizde, aylara hatta yıllara yayılan bir süreçten bahsediyorsunuz. Haftada bir seanstan yılda 52 seans... Hesap ortada.
Terapi söylemi, psikologlara istikrarlı bir gelir kapısı sağlıyor. Danışanı "terapi alıyor" statüsüne yerleştirince, onu sisteme bağlamış oluyorsunuz. Çünkü terapi bitmez, hep devam eder. Bir sorun çözülür, başka bir sorun keşfedilir. Travmalar bitmez, hep derine inilir.
Her Şeyi Terapileştirmek
Daha da önemlisi, bugün psikologların dilinde her şey "terapileştiriliyor". Serotonin dengesizliği terapi gerektirir, travmalar terapi gerektirir, sosyal izolasyon terapi gerektirir, kapitalizmin yarattığı yalnızlık terapi gerektirir.
Oysa sosyal izolasyon, toplumsal bir sorundur. Kapitalizmin yalnızlaştırması, ekonomik ve politik bir meseledir. Bunları bireysel terapiyle çözmeye kalkmak, hem sorunu yanlış teşhis etmek hem de çözümü imkânsız bir alana hapsetmektir.
Bir insanın yalnızlığını terapiyle çözemezsiniz. Yalnızlık, ilişki kurmayı gerektirir, terapi değil. Ama terapi söylemi, yalnızlığı da bir "hastalık" kategorisine sokarak, onu da kendi pazarının bir parçası haline getiriyor.
Samimiyet Kaybı
Burada asıl mesele, bir samimiyet kaybıdır. Psikoloji mesleği, insanlara yardım etme iddiasıyla yola çıktı. Ama bugün geldiğimiz noktada, bu yardım ilişkisinin içine ticari kaygılar o kadar çok karıştı ki, samimiyet sorgulanır hale geldi.
Bir psikolog, danışanına "Altı seansta bu sorunu çözebiliriz" dediğinde samimi midir, yoksa "Terapi sürecimiz uzun soluklu olacak" dediğinde mi? Hangisi daha etik?
Sorun şu: Uzun süreli terapi, kısa süreli danışmanlıktan her zaman daha iyi değildir. Ama uzun süreli terapi, psikolog için her zaman daha kârlıdır. İşte bu çelişki, mesleğin temelindeki samimiyeti zedeliyor.
Toplumsal Gerçekliklerin Görmezden Gelindiği Bir Psikoloji Anlayışı
Bugün Türkiye'de ve dünyada yaşananları izliyoruz. Enflasyon can yakıyor, işsizlik artıyor, gelecek kaygısı herkesin omzunda bir yük gibi. İnsanlar kira ödeyemiyor, ev alamıyor, çocuklarına gelecek kuramıyor. Ekonomik krizler, siyasi belirsizlikler, toplumsal çalkantılar... Bunların hepsi insan psikolojisini derinden etkiliyor.
Peki kaç psikolog çıkıp diyor ki: "Bu depresyonun sebebi enflasyon, bu kaygının sebebi geleceksizlik, bu öfkenin sebebi adaletsizlik"?
Neredeyse hiçbiri.
Neden Hep Çocukluk, Hep Travma, Hep Serotonin?
Bir psikoloğa gidiyorsunuz, anlatıyorsunuz: "İşimi kaybettim, borçlarım var, ev sahibi kapıma dayandı, çocuğumu okula göndermekte zorlanıyorum." Psikolog ne diyor? "Peki, çocukluğunda annenle ilişkin nasıldı?"
Bir başkası anlatıyor: "Ülkede adalet yok, liyakat yok, torpil her yerde, ben çalışıyorum ama önüm açılmıyor." Cevap: "Bu bir travma tepkisi olabilir, çocuklukta yaşadığın bir terk edilmişlik..."
Bir diğeri diyor ki: "Ekonomi battı, param pul oldu, gelecek göremüyorum." Cevap: "Serotonin seviyende düşüş var, ilaç başlayalım."
Peki neden? Neden hiçbiri "Haklısın, bu ülke gerçekten zor bir dönemden geçiyor, ekonomik koşullar insanı gerçekten çaresiz hissettiriyor" demiyor?
Samimiyetsizliğin Ekonomi Politiği
Cevap basit: Çünkü psikolog, sorunun kaynağının ekonomi olduğunu kabul ederse, çözüm üretemez. Ekonomiyi düzeltecek, siyaseti değiştirecek, adaleti sağlayacak gücü yoktur. Oysa sorunun kaynağını çocukluğa, travmaya veya serotonin dengesizliğine bağlarsa, çözüm üretebileceği bir alan vardır: Terapi odası.
Bu, psikoloji mesleğinin en büyük samimiyetsizliğidir. İnsanların gerçek hayatta yaşadıkları sorunları, bireyselleştirerek ve psikolojikleştirerek, asıl kaynaktan uzaklaştırıyorlar. Bir tür ideolojik körlük bu.
Enflasyonla mücadele eden insana "çocukluk travmanı çözelim" demek, aslında "Senin sorunun enflasyon değil, senin sorunun kafanın içinde" demenin kibarcasıdır. Oysa enflasyon gerçektir, işsizlik gerçektir, adaletsizlik gerçektir. Bunları terapiyle çözemezsiniz.
Terapi Endüstrisinin Çıkarı
Burada yine ticari kaygı devreye giriyor. Bir psikolog, danışanına "Senin sorunun ekonomik kriz, ben sana nasıl yardım edebilirim ki?" dediği an, danışanını kaybeder. Oysa "Senin sorunun çocukluk travman, bunu çalışalım" dediği an, uzun soluklu bir terapi süreci başlatmış olur.
Ekonomik sorunlar, siyasi sorunlar, toplumsal sorunlar... Bunların hepsi terapi endüstrisi için birer tehdittir. Çünkü bu sorunlar, terapi odasında çözülemeyecek kadar büyüktür. O halde yapılması gereken, bu sorunları görmezden gelmek ve her şeyi bireyin iç dünyasına, geçmişine, biyokimyasına indirgemektir.
Sonuç: Psikoloji Ya Toplumsallaşacak Ya da Samimiyetsiz Kalacak
Psikoloji, insanı anlama ve ona yardım etme iddiasındaysa, insanın içinde yaşadığı toplumsal gerçeklikleri görmezden gelemez. Ekonomik kriz psikolojiyi etkiler, siyasi belirsizlik psikolojiyi etkiler, adaletsizlik psikolojiyi etkiler. Bunları çocukluğa veya serotonin dengesizliğine indirgemek, mesleki bir körlük olduğu kadar etik bir sorundur.
Gerçek şu: İnsanların çoğu, terapiye değil, daha yaşanabilir bir dünyaya ihtiyaç duyuyor. Psikologlar olarak bunu görmek ve gerektiğinde "Senin sorunun terapilik değil, senin sorunun hayatın kendisi" diyebilecek cesareti göstermek zorundayız.
Aksi halde, psikoloji mesleği, insanların gerçek sorunlarını görmezden gelen, onları sürekli terapi odasında tutarak geçinen bir endüstriye dönüşmeye devam edecek. Ve bu, ne etik ne de bilimsel bir duruş olacaktır.
Psikolojik yardım terapiye indirgendi. Terapi travmaya indirgendi.
Psikologluk mesleği terapistliğe indirgendi. Terapistlik travma aramaya ve çocukluk yıllarını didiklemeye, böylece seansları aylarca uzattıkça uzatmaya indirgendi.
Biri Serotenine bağlıyor, 5 dakika bile hikaye dinlemiyor. Öteki travmaya bağlıyor, 30 seans hikaye dinliyor. Ama hiçbirisi mevcut psikolojiyi sosyal, ekonomik ve siyasi şartlarla ilişkilendirmiyor. Onlara göre bir psikoloji varsa mutlaka patolojiktir ve sebebi de çocukluk travmalarıdır. Hani etik hassasiyet ve samimiyet nerede?
Hiçbirisi bu konulardaki sorunları ağzına dahi almıyor. Çünkü buralara yönelik terapi satabilme imkanları yok. Varsa travma, yoksa serotonin. Çünkü biri ilaçtan, biri terapiden kazanıyor.
Psikolog İzzet Güllü
|
Yazan
|
Bu makaleden alıntı yapmak
için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir: "Terapi Ticareti Anonim Şirketi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır. Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz. |
Yazan Uzman
|
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak
hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir
yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.



