2007'den Bugüne 93,737 Tavsiye, 28,460 Uzman ve 20,317 Bilimsel Makale
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Çözümsüzlük Endüstrisi
MAKALE #23592 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Mart 2026 | 150 Okuyucu
Çözümsüzlük Endüstrisi

Günümüz Türkiye'sinde ruh sağlığı hizmetleri, erişilmesi gereken bir lüksten çok, içinden çıkılmaz bir çelişkiler yumağı haline gelmiştir. Bir tarafta seans ücretleri asgari ücretlinin günlük kazancının katbekat üzerine fırlamış bir "terapi endüstrisi", diğer tarafta ise yıllardır ilaç kullanan ve terapi gören ama sorunlarına kalıcı bir çözüm bulamayan milyonlarca danışan bulunmaktadır. Yıllardır her fırsatta dile getirdiğim ve sizin de vurguladığınız gibi, bu sistemin temelinde ciddi bir çelişki ve vicdansızlık yatmaktadır. Kimi serotonine bağlıyor, 5 dakika bile hikâye dinlemiyor. Kimi travmaya bağlıyor, 30 seans hikâye dinliyor. Dal hastanesi olan da çoğu zaman beyne elektrik veriyor. İşte sadece bu tablo bile, ruh sağlığı pratiğindeki kavramsal karmaşayı ve keyfiliği gözler önüne seriyor. Bu makale, 25 senesi bir hastane kliniğinde geçmiş 27 yıllık bir psikolog olarak, klinik deneyimimi ve gözlemlerimi merkeze alarak, bu çelişkileri derinlemesine incelemeyi ve ruh sağlığı alanınd
aki mevcut duruma rasyonel bir eleştiri getirmeyi amaçlamaktadır.

Vicdan ile Terapi Arasındaki Uçurum

Vicdansız insandan terapist olmaz. Çünkü vicdansız bir profesyonel çözümden değil, çözümsüzlükten nemalanır. 2026 yılına geldiğimizde, Türkiye'de ruh sağlığı hizmetlerine erişim, ekonomik bir krize dönüşmüş durumdadır. Bugün bir asgari ücretlinin günlüğü 1000 lira iken, ruh sağlığı alanındaki fiyat politikaları tam bir skandaldır. Güncel veriler, bu iddiayı fazlasıyla doğrulamaktadır. 2026 yılı itibarıyla bir psikolog seans ücreti ortalama 2.000 TL ile 6.000 TL arasında değişmektedir. Klinik psikologlar ve uzman psikoterapistler için bu rakam 4.500 TL'den başlayıp 6.000 TL ve üzerine çıkabilmektedir. Hatta bazı özel merkezlerde ve uzmanlık gerektiren terapilerde seans ücretlerinin 10.000 TL'ye kadar dayandığı görülmektedir.

Bu rakamların anlamını kavrayabilmek için toplumsal gerçeklerle karşılaştırmak gerekir. Malum, emekliye bayram öncesi verileceği müjdelenen 4000 lira, bir "uzmanın" tek bir seanslık ücretinin üçte birine bile denk gelmemektedir. Bir seansta 3000, 5000 hatta 10.000 lira alanların varlığı, ruh sağlığı hizmetinin bir "sektör" haline geldiğinin en somut kanıtıdır. Bu çarpıcı rakamlar, her fırsatta işaret ettiğim gibi, mesleğin etik değerlerinden koparak salt bir ticari faaliyete dönüşmesinin bir sonucudur. Bu uzmanlar, tıpkı birer tüccar gibi, en yüksek fiyatı talep etme hakkını kendilerinde görürken, karşılığında sundukları hizmetin kalitesi ve kalıcılığı ise büyük bir soru işaretidir.

Tanı Karmaşası: Serotonin mi, Travma mı?

En çarpıcı tespitlerimden biri, aynı sorunun iki farklı uzman tarafından tamamen farklı şekillerde ele alınmasıdır: Kimi serotonine bağlıyor, 5 dakika bile hikâye dinlemiyor. Kimi travmaya bağlıyor, 30 seans hikâye dinliyor. İlaç verecekleri zaman serotonin sorunu, terapi verecekleri zaman travma sorunu.

Bu durum, ruh sağlığı alanındaki kavramsal krizin ve eklektik yaklaşımın ne kadar sorunlu olduğunu gösteriyor. Psikiyatristler, genellikle biyolojik bir indirgemecilikle, sorunun kaynağını beyin kimyasındaki dengesizliklere, özellikle de serotonin seviyesindeki düşüklüğe bağlayarak antidepresan reçete etmektedir. Oysa bilimsel literatür, serotonin ve travma arasında karmaşık bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmalar, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşayan bireylerde serotonin seviyelerinin düştüğünü göstermektedir. Ancak bu durum, bir neden-sonuç ilişkisinden çok, kronik stresin beyin kimyası üzerindeki bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Yani, serotonin düşüklüğü çoğu zaman sorunun kaynağı değil, yaşanan travmanın bir yansımasıdır. Yine yapılan birçok araştırmaya göre depresyon ve benzeri sorunlarda herhangi bir serotonin düşüklüğü görülmediği açıktır. Zaten bu sebepledir ki yıllardır bu durum, "serotonin hipotezi" olarak ifade edilir. Bir hipotez uğruna ya Rab
, ne psikolojiler batıyor. Ama bunlar ve benim yıllardır bahsini ettiğim çok daha fazlası kimsenin pek de umurunda değil.

Terapinin Etkinliği Sorunu: Araştırmalar Ne Diyor?

Çoğu zaman bunların ilacı ve seansı gerçekçi zeminde ele alınmış rasyonel bir makalenin sağladığı faydayı dahi sağlamıyor. Araştırmalar da zaten terapilerin etkisinin sınırlı olduğunu gösterir. Bu iddialar, ilk bakışta radikal gibi görünse de, bilimsel literatürde ciddi karşılıkları bulunmaktadır. Medyada, sizler de zaman zaman haberini duyarsınız. "Şu müzik kaygıyı %40 azaltıyor, şu egzersiz stresi %60 azaltıyor" filan denilir. Bugün yıllarca alınan terapiler 3 dakikalık bir müziğin ya da 15 dakikalık bir egzersizin sağladığı faydayı bile sağlayamıyor. İşte böylesi metotlar cilalanarak, daha bozuklukla hastalığın farkını dahi bilmeyen profesyoneller eliyle fahiş ücretlerle pazarlanmaya devam ediliyor. Bugün ortalık 10-15 yıldır ilaç kullanandan ve 2-3 yıldır terapiye gidip gelenden geçilmiyor.

Psikoterapi araştırmaları, özellikle son yıllarda ciddi bir tekrarlama krizi (replication crisis) ile karşı karşıyadır. 1952'de Hans Eysenck'in "Psikoterapinin Etkileri" başlıklı makalesiyle başlattığı tartışma, günümüzde daha da derinleşmiştir. Eysenck, nevrotik rahatsızlıkları olan kişilerin bir kısmının, herhangi bir terapi almadan da zamanla iyileştiğini iddia etmiştir. Günümüz araştırmaları, psikoterapinin etkili olduğunu kabul etmekle birlikte, bu etkinin gücünün geçmişte hesaplanandan daha az olduğunu ve etkinin psikopatolojiye göre değiştiğini ortaya koymaktadır.

Daha da önemlisi, psikoterapi etkililik çalışmalarının yöntemsel olarak ciddi sorunlar içerdiği bilinmektedir. Bu çalışmaların çoğu:

· Örneklem sayısı az ve istatistiksel gücü düşüktür.
· Araştırmacıların, araştırdıkları terapi yöntemine olan bağlılıkları (bağlılık yanlılığı) sonuçları olduğundan daha olumlu göstermektedir.
· Verilerin analizi esnek bir şekilde gerçekleşmekte ve olumlu sonuç veren değişkenler seçici olarak rapor edilmektedir.

Literatürde terapilerin sorunları müstakil olarak çözdüğü anlatılmaz. Terapilerin tedavi destekleyici bir metot olduğu vurgulanır. Gerçek bu olduğu halde uzmanlar tarafından terapi ile sorunlar çözülüyormuş gibi bir hava estirilir. Yine yapılan araştırmalara göre terapilerin etkinliğinin zaten %100 olmadığı ve sınırlı olduğu bir diğer gerçektir. Fakat bunlar toplumdan gizlenir. EMDR ile panik atak, EFT ile takıntı, BDT ile depresyon çözülüyormuş gibi bir algı yaratılır.

Çözüm: Kendi Terapistiniz Olmak

Peki, tüm bu tablo karşısında ne yapmalı? Doğru kaynaklar okuyarak, rasyonel bilgiler öğrenerek kendi sorunlarınızın terapisti olun.

Bu çağrı, ruh sağlığı sorunlarını tamamen görmezden gelmek veya profesyonel yardımı reddetmek anlamına gelmez. Aksine, eleştirel düşünceyi, rasyonel bilgiyi ve bireysel sorumluluğu merkeze alan bir yaklaşımı ifade eder. Birçok videomda ve makalemde sıkça vurguladığım gibi, obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) gibi sorunların temelinde, "yersiz durumlar karşısında abartılı bir şekilde korkutulmak" ve bilinçaltına yerleşen yanlış telkinler yatar. Bu yanlış telkinlerin üstesinden gelmenin yolu, doğru telkinler almaktan, yani doğru bilgiyle donanmaktan geçer.

Organizma kodlandığı yönde psikoloji üretir. Bir davranışı günah diye kodlarsanız o davranış o insanda suçluluk duygusu meydana getirir. Esasında bütün psikolojilerin oluşum mekanizması hemen hemen aynıdır. Bizi birçok şey kodlar fakat yaygın manada bizi kodlayan, dertlerden beslenen bu kapitalist sektördür. Bu sorunlar neden son 20 yılda katlanarak arttı zannediyorsunuz! Son 20, 30, 40 yılda hangi travmalarımız arttı? Sadece sektör güçlendi ve sektörün kodlamaları yaygınlaştı. İnsanlar duygularına ve düşüncelerine aşırı duyarlı hale getirildi. Kapital ve benzeri kaygılarla kitleler beyinlerine ve ruhlarına bekçi yapıldı.

Sonuç

Bu yazı, ruh sağlığı alanındaki devasa endüstriye, kavramsal karmaşaya ve çözümsüzlük kısır döngüsüne karşı bir uyanış çağrısıdır. 2026 yılı Türkiye'sinde, seans ücretlerinin fahiş rakamlara ulaştığı, tanı koyma süreçlerinin keyfileştiği ve terapilerin etkinliğinin sorgulanır hale geldiği bir ortamda, bireylere düşen en önemli görev, aklını ve vicdanını kullanmaktır. Her cilalanan şeyin peşine düşmeyin. Her parlayan şey altın değildir. Bu bilgelikle hareket ederek, ruh sağlığımızı başkalarının insafına terk etmekten kurtulup, kendi iyileşme yolculuğumuzun aktif birer öznesi haline gelebiliriz.

Belki de gerçek terapi, bir uzmanın koltuğunda değil, doğru bilgiyi arayan bir zihnin ve onu anlamlandırmaya çalışan bir kalbin derinliklerinde başlıyordur. Bugün sahada bibliyoterapi denilen bir gerçek vardır. Kitaplar ile, okuma yöntemi ile terapi. Ama hiçbir uzman, hiçbir profesyonel uygulamaz. Zira kitaplarla, 300-400 liraya iyileşmek kimsenin işine gelmez.

Eskiden "online terapi olmaz, gerçek terapinin yerini tutmaz" denirdi. Şimdi hepsi "ev konforunda uzaktan terapi" demeye başladı. Zira hepsi uzaktan, oturdukları yerden, daha geniş kitlelere terapi yapmanın avantajını keşfetti. Siz sağlık anlayışınızı sadece sizin sağlığınızla ilgili erdemli kaygıların belirlediğini mi zannediyorsunuz hâlâ?

Psikolog İzzet Güllü
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Çözümsüzlük Endüstrisi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
İzzet GÜLLÜ Fotoğraf
Psk.İzzet GÜLLÜ
Sakarya (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi18 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 20,317 uzman makalesi arasında 'Çözümsüzlük Endüstrisi' başlığıyla eşleşen başka makale bulunamadı.
► YENİÖz Bozukluk, Üvey Bozukluk Nisan 2026
► YENİKliniksiz Klinik Psikoloji Nisan 2026
► YENİAlgının Gücü Adına Nisan 2026
► YENİBozuldu mu Değişti Mi Mart 2026
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


11:12
Top