Bozuldu mu Değişti Mi
Bozuldu mu Değişti mi
"Sen Hasta Değilsin" kitabımda da yazan ve her fırsatta dile getirdiğim şu tespitimi bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
"Duygular bozulmaz, duygular sadece değişir. Moralin bozulmadı, moralin sadece değişti. Sinirlerin bozulmadı, sinirlerin sadece değişti. Psikolojin bozulmadı, psikolojin sadece değişti."
Bu söz üzerine bir kez daha uzun uzun düşündüm. Çünkü gerçekten de gündelik dilde kullandığımız "bozuldu" ifadesi, aslında farkında olmadan kendimizi bir makine gibi görmemize neden oluyor. Bu sebeple son dönemde psikologlar "atölye" adlı eğitsel çalışmalara yönelmeye başladı. Zira bozulan bir şey varsa onu tamir edecek bir atölyeye ve ustaya da ihtiyaç var demektir.
Hemen belirteyim ki bozulan bir şey, kendi kendine düzelmez. Bir televizyon bozulduysa, bir tamirci gelip müdahale etmeden düzelmez. Bir arabanın motoru bozulduysa, usta bakmadıkça yoluna girmez.
Oysa duygularımız için durum hiç de öyle değil.
Düşünelim: Kaygılandığımızda "kaygılarım bozuldu" deriz. Ama kaygı duygusu, bir süre sonra kendi kendine geçer. Hiç kimse "Üç gün önce kaygılandım, hâlâ aynı şiddette kaygılıyım" demez. Çünkü duygular akar, değişir, dönüşür. Bir an kaygılıyken, bir saat sonra sakin olabiliriz. Ertesi gün aynı kaygıyı hissetmeyebiliriz. Peki bu, kaygının "düzeldiği" anlamına mı gelir? Yoksa sadece değiştiği mi? Aynı şey depresif ruh halleri için de geçerli.
"Duygu durum bozukluğu" diye bir kavram var. Ama depresif bir dönem yaşayan insanların büyük çoğunluğu, hiçbir tedavi almasalar bile bir süre sonra o dönemden çıkarlar.
Elbette bu, herkes için böyle olacak ve tedavi gereksizdir demek değil. Ama şu soruyu sormadan edemiyorum: Gerçekten "bozulan" bir şey olsaydı, kendi kendine düzelebilir miydi?
Moralimiz bozuldu deriz. Ertesi gün güzel bir haber alırız, moralimiz düzelir. Sinirlerimiz bozuldu deriz, bir gece uyuruz, sabah kalktığımızda sinirlerimiz yatışmış olur. Buradan anlıyoruz ki, psikoloji bozulmuyor. Kaygı bozukluğu diye bir şey yok. Duygu durum bozukluğu diye bir şey yok. Bozulan bir şey yok ortada. Sadece değişen bir şey var: Algımız ve ona bağlı olarak da psikolojimiz. Bozulan şey duygularımız değil. Bozulan şey duygularımızla ilgili algımız. Duygu, sadece bozuk algıya verilen bir tepki. Tıpkı midemizin bir gıdayı bozuk algıladığında ona kusma tepkisi vermesi gibi.
İşte bu devrim nitelikli tespit ve üzerine inşa edilen özgün felsefe sayesinde bugün Sen Hasta Değilsin ve Olabilir kitabım ile kliniklerde çözülemeyen sorunlar evlerde çözülüyor. Şimdi buradan yola çıkarak şunu söylemek istiyorum:
Hastalık dediğimiz durumlar, hatta "bozukluk" dediğimiz kavramlar bile belki de yeniden düşünülmeli. Çünkü duygular, tıpkı hava gibidir. Bazen güneşli, bazen bulutlu, bazen fırtınalı. Havanın "bozulduğunu" söyleriz ama aslında hava sadece değişiyordur. Fırtınalı bir hava, bir süre sonra yerini durgun bir havaya bırakır. Bu bir "düzelme" midir, yoksa sadece doğal bir döngü müdür?
Karlı, buzlu, tipili bir havaya günlük hayatımızı etkiliyor ve diğer mevsimlerden farklı diye "iklim veya tabiat bozukluğu" diyor muyuz?
Her zaman dediğim bir şey var:
Psikolojiniz bozuk değil, psikiyatriniz bozuk. Duygulardaki değişime duygu durum bozukluğu demek, hastalık odaklı psikiyatri eğitimi ile duygulardaki değişimi klinik sorun görme odaklı klinik psikoloji eğitimi alıp da daha sonra ACT adlı kabul ve kararlılık terapisi uygulamak kadar tuhaf.
Evet... Duygularımız da böyle. Bazen coşkulu, bazen hüzünlü, bazen kaygılı, bazen sakin. Bunların hepsi insan olmanın doğal parçaları. Ne zaman ki bu değişimleri bir "bozukluk" olarak görmeye başlıyoruz, işte o zaman kendimizi sürekli bir "düzelme" arayışı içinde buluyoruz.
Belki de ihtiyacımız olan şey, duygularımızın doğal akışına güvenmek ve onların sadece değiştiğini kabul etmek. "Bozuldu" dediğimizde, dışarıdan bir müdahaleye ihtiyaç duyan, pasif bir nesne gibi görüyoruz kendimizi. Sonra kendimizi mobilya ustası olarak kabul edip atölyeler kurmaya başlıyoruz.
"Değişti" dediğimizde ise, sürekli akan, dönüşen, yaşayan bir varlık olduğumuzu hatırlıyoruz. Belki de iyileşme dediğimiz şey, bir yerleri tamir etmek değil, bu değişimi anlamak ve kabullenmektir.
Psikolog İzzet Güllü
"Sen Hasta Değilsin" kitabımda da yazan ve her fırsatta dile getirdiğim şu tespitimi bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
"Duygular bozulmaz, duygular sadece değişir. Moralin bozulmadı, moralin sadece değişti. Sinirlerin bozulmadı, sinirlerin sadece değişti. Psikolojin bozulmadı, psikolojin sadece değişti."
Bu söz üzerine bir kez daha uzun uzun düşündüm. Çünkü gerçekten de gündelik dilde kullandığımız "bozuldu" ifadesi, aslında farkında olmadan kendimizi bir makine gibi görmemize neden oluyor. Bu sebeple son dönemde psikologlar "atölye" adlı eğitsel çalışmalara yönelmeye başladı. Zira bozulan bir şey varsa onu tamir edecek bir atölyeye ve ustaya da ihtiyaç var demektir.
Hemen belirteyim ki bozulan bir şey, kendi kendine düzelmez. Bir televizyon bozulduysa, bir tamirci gelip müdahale etmeden düzelmez. Bir arabanın motoru bozulduysa, usta bakmadıkça yoluna girmez.
Oysa duygularımız için durum hiç de öyle değil.
Düşünelim: Kaygılandığımızda "kaygılarım bozuldu" deriz. Ama kaygı duygusu, bir süre sonra kendi kendine geçer. Hiç kimse "Üç gün önce kaygılandım, hâlâ aynı şiddette kaygılıyım" demez. Çünkü duygular akar, değişir, dönüşür. Bir an kaygılıyken, bir saat sonra sakin olabiliriz. Ertesi gün aynı kaygıyı hissetmeyebiliriz. Peki bu, kaygının "düzeldiği" anlamına mı gelir? Yoksa sadece değiştiği mi? Aynı şey depresif ruh halleri için de geçerli.
"Duygu durum bozukluğu" diye bir kavram var. Ama depresif bir dönem yaşayan insanların büyük çoğunluğu, hiçbir tedavi almasalar bile bir süre sonra o dönemden çıkarlar.
Elbette bu, herkes için böyle olacak ve tedavi gereksizdir demek değil. Ama şu soruyu sormadan edemiyorum: Gerçekten "bozulan" bir şey olsaydı, kendi kendine düzelebilir miydi?
Moralimiz bozuldu deriz. Ertesi gün güzel bir haber alırız, moralimiz düzelir. Sinirlerimiz bozuldu deriz, bir gece uyuruz, sabah kalktığımızda sinirlerimiz yatışmış olur. Buradan anlıyoruz ki, psikoloji bozulmuyor. Kaygı bozukluğu diye bir şey yok. Duygu durum bozukluğu diye bir şey yok. Bozulan bir şey yok ortada. Sadece değişen bir şey var: Algımız ve ona bağlı olarak da psikolojimiz. Bozulan şey duygularımız değil. Bozulan şey duygularımızla ilgili algımız. Duygu, sadece bozuk algıya verilen bir tepki. Tıpkı midemizin bir gıdayı bozuk algıladığında ona kusma tepkisi vermesi gibi.
İşte bu devrim nitelikli tespit ve üzerine inşa edilen özgün felsefe sayesinde bugün Sen Hasta Değilsin ve Olabilir kitabım ile kliniklerde çözülemeyen sorunlar evlerde çözülüyor. Şimdi buradan yola çıkarak şunu söylemek istiyorum:
Hastalık dediğimiz durumlar, hatta "bozukluk" dediğimiz kavramlar bile belki de yeniden düşünülmeli. Çünkü duygular, tıpkı hava gibidir. Bazen güneşli, bazen bulutlu, bazen fırtınalı. Havanın "bozulduğunu" söyleriz ama aslında hava sadece değişiyordur. Fırtınalı bir hava, bir süre sonra yerini durgun bir havaya bırakır. Bu bir "düzelme" midir, yoksa sadece doğal bir döngü müdür?
Karlı, buzlu, tipili bir havaya günlük hayatımızı etkiliyor ve diğer mevsimlerden farklı diye "iklim veya tabiat bozukluğu" diyor muyuz?
Her zaman dediğim bir şey var:
Psikolojiniz bozuk değil, psikiyatriniz bozuk. Duygulardaki değişime duygu durum bozukluğu demek, hastalık odaklı psikiyatri eğitimi ile duygulardaki değişimi klinik sorun görme odaklı klinik psikoloji eğitimi alıp da daha sonra ACT adlı kabul ve kararlılık terapisi uygulamak kadar tuhaf.
Evet... Duygularımız da böyle. Bazen coşkulu, bazen hüzünlü, bazen kaygılı, bazen sakin. Bunların hepsi insan olmanın doğal parçaları. Ne zaman ki bu değişimleri bir "bozukluk" olarak görmeye başlıyoruz, işte o zaman kendimizi sürekli bir "düzelme" arayışı içinde buluyoruz.
Belki de ihtiyacımız olan şey, duygularımızın doğal akışına güvenmek ve onların sadece değiştiğini kabul etmek. "Bozuldu" dediğimizde, dışarıdan bir müdahaleye ihtiyaç duyan, pasif bir nesne gibi görüyoruz kendimizi. Sonra kendimizi mobilya ustası olarak kabul edip atölyeler kurmaya başlıyoruz.
"Değişti" dediğimizde ise, sürekli akan, dönüşen, yaşayan bir varlık olduğumuzu hatırlıyoruz. Belki de iyileşme dediğimiz şey, bir yerleri tamir etmek değil, bu değişimi anlamak ve kabullenmektir.
Psikolog İzzet Güllü
|
Yazan
|
Bu makaleden alıntı yapmak
için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir: "Bozuldu mu Değişti Mi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır. Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz. |
Yazan Uzman
|
| Makale Kütüphanemizden | ||||
|
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak
hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir
yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.



