2007'den Bugüne 90,570 Tavsiye, 27,857 Uzman ve 19,766 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Davranış Bozuklukları
MAKALE #3391 © Yazan Dr.İlhan NAZLISÖZ | Yayın Ağustos 2009 | 10,530 Okuyucu
Başkalarının temel haklarına saldırıldığı ya da içinde olunan yaşa uygun olarak başlıca toplumsal değerlerin ya da kuralların hiçe sayıldığı, tekrarlayıcı bir biçimde ve sürekli olarak görülen bir davranışlardır.

Belirtileri
  1. Çoğu zaman başkalarına gözdağı vermek, korkutmak ve üstünlük taslamak, kabadayılık.
  2. Çoğu kez kavga ve dövüş başlatmak.
  3. Sopa, taş, kırık şişe, şiş, bıçak, tabanca gibi aletlerle başkalarına ciddi bir biçimde fiziksel olarak zarar vermek, yaralamak.
  4. İnsanlara fiziksel olarak acımasız davranmak.
  5. Hayvanlara fiziksel olarak acımasız davranmak.
  6. Diğer insanlara saldırarak soyma, hırsızlık, silahlı soygun yapma.
  7. Cinsel olarak diğer insanları taciz etme, zorlama.
  8. Yangın çıkarma.
  9. Başkalarının eşyalarına zarar verme, kırma, dökme.
  10. Başka insanların evine arabasına zorla girme.
  11. Bir çıkar sağlamak ve sorumluluktan kaçmak için çoğu zaman yalan söyleme.
  12. Başka insanların değerli eşyalarını çalma.
  13. Mağazalardan kimse görmeden mal çalma, sahtekarlık.
  14. Onüç yaş öncesinden başlayarak ailenin yasaklarına karşı çoğu zaman geceyi dışarıda geçirme.
  15. Onüç yaşından önce başlayarak çogu zaman okuldan kaçma, kuralları ciddi biçimde bozma.
  16. Onsekiz yaşindan sonra antisosyal davranışlar gösterme.

Eşlik Eden Özellikler ve Bozukluklar


Davranış bozukluğu olan kişiler, diğer insanların duygularını, arzu, istek ve beklentilerini umursamazlar ve empati yapamazlar. Saldırgan bireyler, belirsiz ortamlarda diğerlerinin niyetlerini düşmanca ve tehdit edici olarak algılarlar. Saldırgan tepkiler verip, bu tepkilerinde de haklı ve mantıklı olduklarına inanırlar. Bu bireyler katı, arsız olup, duruma uygun suçluluk ve pişmanlık duyguları da göstermezler. Çoğu kez arkadaşlarını ele verip, kendi suçları nedeniyle başkalarını suçlarlar. Güçlü görünmeye çalışırlar ama kendilerine güvenleri genelde düşüktür. Öfke atakları, gergin hal, engellenmeye karşı tolerans düşüklüğü ve sık sık kaza yaptıkları görülebilir. Okul başarıları yaşa ve zekaya göre beklenen düzeyin altındadır (okuma ve sözel becerilerde sıklıkla). İntihar düşünceleri ve intihar girişimleri, rasgele cinsel ilişkilerle hastalık taşıma ve okuldan atılmalar görülür.

Anne ve babanın reddi ve ihmali, huysuz bebeklik dönemi bakımında ve eğitiminde tutarsızlıklar ve baskı, fiziksel ve cinsel sömürü - dayak - denetim eksikliği, çocuğun sınırlarının çizilmemesi, bakım veren kişilerin sık sık değişmesi, ailedeki büyüklerin sayısının fazla olması, suçlu çocuk gruplarıyla arkadaşlık etme de, aileden kaynaklanan bozukluklardır.

Davranış bozukluğu son 10 - 20 yılda artmıştır ve kentlerde daha sık görülmektedir. Erkek çocuklarda görülme sıklığı biraz daha fazladır. (18 yaşin altındaki erkeklerde % 6 - 16, kızlarda ise % 2 - 9 arasında değişir)


Gidiş


Davranış bozukluğu 5 - 6 yaşlarında başlayabilir. Daha çok geç çocukluk ya da erken ergenlik döneminde başlar. 16 yaşından sonra nadir olarak başladığı görülmüştür. Gidişi değişkendir. Erken başlamışsa Antisosyal kişilik bozukluğu riskini artırır. Duygu durum bozukluğu, anksiyete bozukluğu riskleri de vardır.

Genetik ve çevre şartları ile oluşan bir bozukluktur. Alkol bağımlılığı, duygu durum bozukluğu, şizofreni, hiperaktivite bozukluğu, davranış bozukluğu gösteren ailelerin çocuklarında bu bozukluk sık görülür.
Karşıt olma - karşi gelme bozukluğu ve dikkat eksikliği - hiperaktivite bozuklukları ile birlikte bulunabilir. Manik epizod geçiren çocuklarla ve uyum bozukluğu olan çocuklardan ayrılmalıdır. 18 yaşın altındaki bireylere antisosyal kişilik bozukluğu tanısı konmaz.


Normal Dışı Davranışlar


Davranış bozukluğu nedir sorusunun yanıtı tarih boyunca insanların ilgi alanı olmuştur. Çin-Mısır -İbrani ve Yunan dillerinde yazılmış yapıtlarda davranış bozukluğu gösteren kişilerde ilgili öykülere rastlanır Yunan mitolojisinde Herkül'ün sara nöbetleri geçirerek insanlara saldırdığı "Deli İbrahim"'in büyüklük duygularına kapılarak tahtından indirilmesi, Mozart'ın bestelerini yaparken zehirleneceğine dair inancı, Van Gogh'un kulağını kesip bir fahişeye yollaması tarihte "davranış bozukluğu "olarak tanımlanmıştır.

Davranış bozukluğu günümüzde gelişmiş ülkelerde en önemli sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir ama hangi davranış normal, hangi davranış anormal konusunda yapılan çalışmalarda net bir bilgiye ulaşılamamıştır.

Bugün bir çok insan normal ve normal dışı davranışlarını kesin bir çizgiyle ayrılarak bir yandan normal davranış gösteren kişiler, bir yanda da davranış bozukluğu gösteren kişiler olduğunu sanmaktadırlar.

Psikolojik düzeyde kabul edilebilecek bir normal modeli yoktur. Bu konuda bilimsel araştırmacılar karşıt iki görüş oluşturmuşlardır.
  1. Toplumsal normlara, ilkelere uyma normali;
  2. Toplumsal kurallardan sapma oranı ise davranış bozukluğunu yani normal dışını belirlediğini söylediler.
Birinci görüşü benimseyenler toplum kabul ettiği sürece belirli bir davranışın normal dışı sayılmayacağını söylerler.

İkinci görüşte olanlar belirli oranda toplum kurallarına uymak, toplu halde yaşamak için gereklidir. Bu olmazsa birey hem kendisine, hem de topluma zarar verebilir ama normallik için ölçütü toplumun onayı değil, kişinin kendini iyi hissedebilmesi olduğunu savunurlar. Bireyin kendi potansiyellerini kullanması ve isteklerini de gerçekleştirmesi de önemlidir, "Toplum bireyin yaratıcılığını bastırmamalıdır" derler. Bu düşünceyi savunan bilimsel araştırmacılar, bir davranış toplumun isteğine uygun ama kendi gelişimini engelleyen ve durduran bir davranışsa normal dışı yada davranış bozukluğu olarak tanımlarlar.
Özetle tüm bilgilerimizi toplarsak kendine, çevresine ve topluma zarar veren davranışlara sahip kişilere davranış bozukluğu gösteren kimseler diyebiliriz. Ya da bu tanımlamayı Psikolog ve Psikiyatrlara bırakarak bize uymayan ama bize zarar vermeden yaşayan insanları yargılamamayı öğrenmeliyiz


Antisosyal Davranış Bozukluğu
  1. Başkalarının mallarına ve bedensel bütünlüklerine yönelik saldırgan ve duyarsız davranışlar.
  2. Başkalarının alanlarına, sınırlarına yönelik mesafesizlik, saygısızlık.
  3. Dürtüsellik, dürtülerine göre harekete geçme. Bu insanların uzun vadeli planları olmaz, kısa planlar yaparlar. O anda akıllarından geçtiği gibi davranırlar.
  4. Duygu ve öfke patlamaları. Aniden dürtüsel olarak veya önemsizde olsa, bir nedene bağlı olarak bağırıp çağırıp kavgaya girişebilirler.
  5. Duyarsızlık. Bu insanlar başka insanların yaşamlarında yol açtıkları hasarlara karşı duyarsızdırlar. Pişmanlık duymazlar.
  6. Yalan söyleme ve hırsızlık. Yalan söyleme ve hırsızlık aslında aynı şeylerdir; yani gerçeği çalmaktır. Kendi dünyalarından dışlamak için gereksiz ortamlarda dahi yalan söylerler. Hırsızlıkları çok yoğun değildir. Genelde sabıka almazlar.
  7. Kendine duyarsızlık. Sorumsuz araba kullanmak gibi davranış bozukluğu gösterirler. Kendi başlarına gelebilecek olumsuzlukları da umursamazlar. Bu insanlarda samimiyetin doğal olmayan bir kısmı " mesafesizlik " vardır. Çocukluk öykülerinde iletişim kopukluğu, kurallara uymama, evden kaçma gibi hikayeler vardır. Henüz ergenlik çağına gelmemiş gençlerse hemen " kişilik bozukluğu " tanısı konmalıdır.
  8. Kurallara ve otoriteye baş kaldırma ve uymama vardır. Genel kuralları çiğnerler ve öfke patlamaları ile karşı çıkarlar. En yoğun duyguları öfkedir. Bu öfkeyi maskelemezler ve toplumsal sorunlar yaratacak şekilde dışa vururlar.
Bu kişilerde sevgi arayışı ve kabul edilme önemlidir. Kendilerini algılayamaz, anlayamaz ve kendileriyle ilişki kuramazlar.

Diğer belirtiler :
  1. Öfke patlamaları, kurallara itaatsizlik, hırsızlık, yalancılık
  2. Vicdansızlık
  3. Kendisine güçlü görünme isteği. Dışarıdaki insanlara öfke ile güçlü göründüklerini varsayarak, içlerinde güçlü olduklarını sanırlar.
  4. Ortamı bilgi ile değil, agresyon gerilimi ile kontrol etmek isterler.
  5. Kendilerini anlamaktan uzak ve her problemde çözümü dışarda arayan kişilerdir. Öfkeyi dış dünyaya akıttıkça kendini savunmuş olur; ama daha çok öfkelenerek bir kısır döngünün içinde kalır. Köşeye sıkışmış hisseder, riske girer, çaresizligi ve çözümsüzlügü hep öfke nedeniyledir.
  6. Bu insanların öfkesini bastırıp yenebilen tek duygu kaygıdır. Kaygı yaşarlarsa öfkeleri sönebilir.

Antisosyal yapının oluşumu


Çocukluk yaşantılarında sevgi beklentileri verilemediğinden, ya da onların ihtiyaçları olduğu kadar verilemediği için, öfke duyguları gelişmiştir. Esasında hissedebildikleri tek duygu da budur.

Çocukluk yıllarında ebeveynlerinin tüm beklentilerini yerine getirdikleri halde, sevgi alamama haksızlığına uğrama onların kurallara uymamalarına neden olur. " Ben kurallara uydum. Sizlerin tüm beklentilerini yerine getirdim ama gene beni sevmediniz. Kurallara uymuyorum, onlara çok öfkeliyim " diye düşünür. Sevgiler verilmediği halde ortalıkta dolanan, sevgi arayan, sevgi dilenen, zavallı, sefil çocuk halini görmek istemez. Antisosyallerde bir SAYGI sorunu vardır. Kendi tarzında hala bugün de sevgi aramaktadır. Ancak parası olunca ailesini görmeye gider. Kendine saygı duyamama ve hala sevgi arayan kendime saygı duyamama, kendisine ve diğerlerine hala sevgi aradığı için duyduğu öfke vardır.

Antisosyaller başkalarını önemsedikleri zaman sevgiye ihtiyaç duyabilecekleri ve bunu alamayacakları korkusu ile sevgiye yatırım yapmazlar.

Alkolizm, madde bağımlılığı gibi, aşirı hız gibi kendilerine zarar veren eylemlerde bulunurlar. İç dünyaları fırtınalı ve çok hareketlidir. Duyarsızlıkları bir maske, sevgi açlıklarına karşi giydikleri bir savunma elbisesidir ve denge bulmalarına yardım eder.

Antisosyallerin nörolojik bozuklukları da olabilir. Çocukluktan kalma skelleri olabilir. Dürtüsellik, kısa vade davranışları, rahatsızlığın ana yapısını oluşturmaktadır.



Histerionik Davranış Bozukluğu


Histerionik Davranış Bozukluğu aşağıdaki davranışlarla ortaya çikar :
  1. İlgi ihtiyacı: Bu kişiler ilgiye öylesine ihyiyaç duyarlar ki, kendilerini hep ilgi odağı yapacak davranışlar sergileyerek merkezde olma, odak olma çabalari vardır.
  2. Abartı: Duygularını, üzüntülerini, sevinçlerini, öfkelerini ( öfkeyi saldırgan olmadan ) abartarak ortaya koyarlar.
  3. Abartılı anlatım: Küçük bir olayı çok daha derin bir içerik taşirmış gibi anlatırlar.
  4. Abartılı yaklaşım: Kişilerle mesafesizdirler. Yeni tanıştıkları kimselerle doğal olan mesafeyi hızla kapatmak isterler.
  5. Cinselliği kullanma: Cinsel çekim yaratmak ve cinselliği vurgulayarak, karşi cinste etki yaratmak isterler. Giyim ve davranışlarını bu yönde kullanırlar.
Bu kişiler genelde yüzeysel ve derine doğru ilerleyememiş bireylerdir. Bu insanlara yaklaşilırsa şişirilmiş bir balon gibi yüzeysel bir genişleme görülür. İçleri boştur ve bir balon gibi sönerler. Çünkü abartılı duygusallığın karşisında YÜZEYSELLİK duygusunun ifadesinde hemen görülür. "Üzüldügün zaman ne oluyor? Nasıl yaşıyorsun? Korku sana ne yaşatıyor?" denildiğinde birşey belirleyemez. Duygu derinliği yoktur. Karşisındaki kişinin ilgisini çekip, ilgiyi aldıktan sonra derinliğe dalamazlar. Bir şekilde narsist bireyleri hatırlatırlar.

Histerionik kişiler, Antisosyal kişiler gibi DÜRTÜSELLİKLE hareket ederler ve ötekini düşünmezler.Öfke vardır. Dikkati çekemezlerse ilgisizlik karşisında hemen öfkeye kapılırlar. "KAYGI"lıdırlar. Bu, ilgiyi çekememe kaygısıdır. Gerçek anlamda kişilerarası ilişkiyi bilemediklerinden, "Abartılı davranmazsam, kimse benle ilgilenmez" düşüncesi vardır.

Dışardan ilgiye muhtaçtırlar, ama dış dünyadaki kişilerle yakınlık kuramadıklarından ilişkileri sığ kalır. Evlenebilirler ve evlilik ilişkileri de belirli bir sığlıkta kalır. Partner buna razı ise evlilikleri sürebilir.

Histerionikler zeki insanlardır. Sosyal gruplarda dikkati çekmek için herkesi eğlendirip palyaçoluk yapabilirler. Yaşamda başarı söz konusu olduğunda ise orta ölçekte kalırlar.
İlgisizlik, başarısızlık ve ilişkilerde sorun yaşadıklarında hemen TERKEDİLME kaygısı taşidıklarından DEPRESYONA girerler. " Ben daha başka güzel ilişkilere layığım " diyerek abartılı aşk, abartılı istekler adına ilişkilerini kaybedebilirler. Ya da ilişkilerinde dengesizlik yaşayarak yaşantıları sürer.

Depresyona girmezlerse tedavi ihtiyacı duymazlar. Tedaviye gelmişlerse, bilinçlendirme ve bilgilendirme terapileri önem kazanır. Hızlı yüzleştirmelerden hoşlanmazlar, terapiyi bırakabilirler. Sadece sorunları olduğu zaman terapiye gelmek isterler. Bir süreklilik ve iş disiplini göstermekte güçlük çekerler.


Paranoid Davranış Bozukluğu


DSM IV'e göre, paranoid kişi ergenlik yıllarından başlayarak insanların kendisine kasıtlı olarak kötülük yapıp zarar vereceğine inanır. Kişiler içinde bulundukları duruma göre zaman zaman böyle süreçler yaşayabilirler; bu normaldir. Ancak paranoid kişiler, sosyal ortam, kültür ve kişiler değişsede, kültürden bağımsız olarak daima herkesin kötü olduğunu, tehlikeli olduğunu, zarar vereceklerini söyleyerek herkesi itham ederler.

Genelde aile ve iş arkadaşları onlardan bıkar ve terapiye getirilirler; ama onlar kendilerinde bir bozukluk olduğuna inanmazlar ve hep çevreden yakınırlar. Terapiste de güvenmezler ve haksızlığa uğradıklarını söyler dururlar.

Hiçbir yeterli kanıtları yoktur ama daima sömürülüp, zarar görecekleri inançları nedeniyle herkese ve herşeye şüpheyle yaklaşirlar. Sıradan olaylar ve konuşmalardan, kendilerini küçük düşürücü anlamlar çikarirlar. Gerçek bir olay olursa hemen saldırır ve affetmezler. Şüphecilikleri nedeniyle kendileriyle ilgili hiçbir şey konuşmazlar ve paylaşmazlar. Partnerlerinin sadık olup olmadığından sürekli şüphe içindedirler. Sürekli arkadaşlıkları yoktur. Dünyanın güvenilmez ve ne yapacakları belli olmayan, kötülük düşünen insanlarla dolu olduğuna inanırlar ve sürekli anksiyete yaşarlar. (Ogden, 1986)


Narsisistik Davranış Bozukluğu


Narsistler herşeyi kendisinin en iyi yaptığına inanan, içlerinde çok önemli işleri başaracaklarına dair düşünceleri olan, eleştirilere kapalı, tepkisel kişilerdir.

Eleştirildiklerinde, kıskanç, kendilerini çekemeyen kişilerle karşi karşiya olduklarını düşünürler. Kendilerinden yukarıda tanımladıkları insanları da, onların elde ettiklerinden dolayı kıskanırlar.

Empati (kendini karşindakinin yerine koyabilme) yeteneğinden yoksunluk, duygusal iletişim kurabilme eksikliği, hissedememe, sevinci paylaşamama vardır.Kendi amaçlarına ulaşabilmek için, başkalarını hiç vicdan azabı duymadan kullanabilirler. Narsistler, antisosyaller gibi saldırganca değil, sakin bir şekilde başkalarının imkanlarından yararlanırlar.

Devamlı övülme ve saygıya muhtaçtırlar. Karşilarındakinden hayranlık ve saygı alma ihtiyaçları çok yükselmiştir. Özel bir yaklaşimı hak ettiği düşünceleri vardır (Örnegin bir ödeme için sıraya girmemek, rezervasyon gereken otel ve lokantalarda onlara yer açılması gibi).

Öfke patlamaları ve tepkisel davranışlar gösterebilirler (Dürtüsellikle aniden aklına eseni yapma gibi). Narsisler gergin insanlardır. Havada gerilim vardır, kendimizi denetlememiz gerekir gibi hissederiz. Terk edilmeye toleransları yoktur. Öfke ile cevap verirler ve bir süre partnerlerini bırakmak istemezler. Ama sonra sükunet gelir. Bazen kendilerini terk edeni aşağılayarak "Git !" de diyebilirler. Özsaygi eksiklikleri vardır. Kendilerine iç dünyalarında duyamadıkları saygıyı ve beğeniyi başkalarından almak isterler. Narsisler çocukluklarinda hakettikleri halde sevgi alamamışlar ve hep almaya çalismis çocuklardir. Hiç ümitlerini kaybetmeden, vazgeçmeden çaba sarfedip sevgi almaya çalismayi sürdürmüşlerdir.
Yetişkin yaşamlarında " Sevgi almak için ne çok çabalamistim " diye kendilerine kızarlar ve öfke duyarlar. Kendilerine saygı ve sevgi almak için insafsız davranırlar. Genelde başarılı insanlardır ve yüksek mevkilere yerleşirler. Entellektüel kişilerdir.

Narsisler depresyona girerlerse, psikoterapiye başvurabilirler. Depresyon kendilerini suçlama nedeniyle oluşmuştur ama ben beceremeyen biri olarak geldim demezler. Paranoid, kuşkucu tarafları vardır. Bundan dolayı terapistlerine başlangıçta güvenmeyebilirler. Kaygı ölçekleri de yüksek olduğundan, narsislerle psikoterapi alanında çalismak, özel bir dikkat ve itina gerektirir.


İntihar


Hemen hemen tüm toplumlar yakın zamana dek intihar olayına değişik bir açıdan bakmışlar, onu incelemek ve anlamak istemişlerdir. Pek çok milletin kanunlarında ve dinlerinde intihar edenlere karşi cezalar düzenlendiği hemen hepsinin de bu olayı yasakladığı bilinmektedir.

20. yüzyılda Freud'la başlayan psikanalitik görüş ilk defa intihara bilimsel yönden yaklaşmaya gayret etmiş, " Self Hostilitiy - Self Destruction " görüşleri tutmamıştır.
Son yıllarda psikiyatride büyük gelişme gösteren bir kol olan, Sosyal Psikiyatri konuyu daha anlamlı ele almış ve sosyokültürel faktörlerin büyük önemini ortaya koymayı başarmıştır.

Freud'un "death-instinct" ve "meninger" in öldürme arzuları ile sarılmış olma gibi pek yeterli olmayan açıklamalarından sonra, Schnidman ve Fareberown, psikososyal bir görüşle intiharın nedenini incelenmesi ve saptayabildikleri sebepleri görüyoruz.

İntiharı daha iyi bir şarta geçiş ve onur kazandırıcı bir açıdan görenler, Japonların Harakiri'si, bazı din ve mezheplerde görülen üstün derecelere ulaşma isteği, bitik, yaşlı, hastalıklı veya şiddetli ağrısı olanların bir kurtuluş olarak intiharı seçmesi

Psikozda şiddetli sıkıntı halüsinasyon (Hayal görme) ve illüzyona (Olmayan sesi işitme, yanılsama) bağlı olabilir. Ölümleri sonucu yasa ve üzüntüye düşürecekleri kimselerin sevgisini kazanıp bu insanları sürekli bir üzüntü ve pişmanlık içinde bırakmak düşüncesi ile.

Yalnızlık, arkadaşsız kalma, birlikte yaşama mecburiyeti, mal ve para kaybı, sevilenlerden ayrılık ve uzaklık veya onları kaybetme, Homoseksüellik, umutsuzluk, idama mahkum olma, kumarda herşeyini kaybetme, iflas, yabancı bir çevreye uyum sağlayamama.
Son yıllarda alkol ve uyuşturucu maddeler ve sinir sistemi uyarıcılarının çok yüksek sayıda kullanılması ile intihar olayları büyük ölçüde artmıştır.

Amerika ve Avrupa'da yakın zaman içerisinde ölümcül hastalığı olan, yoğun biçimde acı çeken insanlara kendini öldürme hakkı (Ötanazi) verilip verilmemesiyle ilgili tartışmalar başlamıştır.


Tanımı


Ölümle sonuçlanan, kendini yok etme eylemi " intihar" olarak tanımlanır. Eylem ölümle sonuçlanmamışsa " intihar girişimi" adını alır.

İntiharla ruhsal hastalıklar arasında önemli oranda bir ilişki vardır. İntihar eden kişilerin %85'inde ruhsal bir hastalık saptanmıştır. Depresyonda olanlardan % 40, psikolojik hasta olanlarda % 2, alkol kullananlarda % 20 oranında olduğu saptanmıştır.

İntihar ve depresyon arasında yüksek bir ilişki vardır. Depresyondaki temel çatismalardan ve üzüntü, bitkinlik, isteksizlik, boşluk gibi duyguların bozuklukları, intihar öncesi kişilerde görülmeye başlar. Korku, kaygı, öfke, kızgınlık gibi duygulara suçluluk duygusu veya cezalandırma isteği de yerleşebilir. Depresyonda kişinin çevresinden ayrılarak yabancılaşmamasına karşi, intihar olaylarında hastada çevreye ve kendine ilgisizlik, geriye çekilme, kendini yetersiz ve değersiz hissetme duyguları şiddetlenir. Yardım istemez çünkü yardım almayı haketmediğini düşünür.

Kişi kendini intihara götüren tüm bu duygulara ve düşüncelere karşi olumlu, çözüm getirici, acısını dindirebilecek ve yaşamını değiştirebilecek çözümler tasarlayamaz. Kendinde olumsuz yaşam koşullarını ya da ilişkilerini değiştirecek gücü bulamaz. Çaresiz hisseder. Ölümü çözüm getirecek, huzur ve dinginlik sağlayacak bir çikis yolu olarak algılar.



Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Davranış Bozuklukları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.İlhan NAZLISÖZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dr.İlhan NAZLISÖZ'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
İlhan NAZLISÖZ Fotoğraf
Dr.İlhan NAZLISÖZ
Muğla
Doktor "Ruh sağlığı ve hastalıkları - Psikiyatri"
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi29 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dr.İlhan NAZLISÖZ'ün Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,766 uzman makalesi arasında 'Davranış Bozuklukları' başlığıyla benzeşen toplam 94 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Gebelikte Düşler Kasım 2010
► Ölüm Seromonisi Şubat 2009
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


20:42
Top