2007'den Bugüne 88,437 Tavsiye, 27,374 Uzman ve 19,492 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Sosyal Fobi, Panik Atak ve Diğerleri
MAKALE #387 © Yazan Uzm.Psk.Bahar TURUNÇ | Yayın Kasım 2007 | 9,033 Okuyucu
Bir hocamla konuşuyorduk, “Ne kadar arttı bu rahatsızlık” demiştim, kastettiğim Panik Atak `tı. “Arttığı yok” demişti. “Sadece moda oluyor, kelimenin kullanımı insanların hoşuna gidiyor”. Geçmişe doğru düşününce doğru bir yaklaşım...

Türkçe de stres kelimesi ilk kullanılmaya başladığında herkes stresliydi, sonra depresyon, ardından panik atak, sosyal fobi çok kullanılır oldu. Kelimeler ilgi çekici olduğu kadar, herkesin yaşadığı bir şeyi yaşamak da hoş- anlaşılabilir, kabul edilebilirdi. Bir gün bir arkadaşım demez mi ki “Ben eskiden Faranjit ve Larenjit sözlerini çok severdim, hastalığın ne diye kim sorsa Faranjitim var derdim”. Kelimeler önemli demek ki...

Böyle bir girişle, bu rahatsızlıklar yok demek istemiyorum elbette, sadece konuya değişik açılardan bakınca ortaya neler çıktığını bilmekte yarar var diye düşündüm. Geçenlerde orta yaşın üstünde eğitimli bir bayan, “ Oğlum şu sıra dışarı çıkmıyor Sosyal Fobi geçiriyor, ben de geçen ay Panik Atak geçirmiştim neyse ki atlattım “ demişti de bir şey söylememiştim. Demek ki bu rahatsızlıklar grip gibi gelen geçen ve bilinse de aslında hiç bilinmeyen olarak algılanıyor. Oldu – geçti, oysa ki olup geçen bir şey olmuyor, gerekli tedaviyi almadıkça...

Ancak sözcük kullanımının moda olduğu bir gerçek, dizilerde- filimlerde heyecanlı, tedirgin, yerinde duramayan, ben panik atağım diyen insan tiplemeleri oldukça artmış durumda. Bir tanış vardı ki, yoğun – sürekli hareketle geçen bir günün ardından “ Bugün panik atak oldum” diyor... Gülümsemeden edemiyorum, telaşlı bir gündeki heyecanını anlatmak istiyor sadece, bunun en iyi vurgusunun da bu tanım olduğuna inanıyor. Türkçe deki yanlış kullanımlar!

Diğer yanda son yıllar danışmaya gelen ya da soru yönelten çoğu kişinin, mutlak Sosyal Fobi ya da Panik Atak geçmişinden söz ettiklerini sıklıkla yaşıyorum. Artık hız çağındayız, bilgi çabuk aktarılıyor ve bir rahatsızlığın belirtileri anlatılınca, kişi buna uygun en az üç madde buluyor kendinde. Çok da doğal, hepimizde her hastalığın üç belirtisi her zaman vardır.

Öğrenciyken boşuna uyarmazlardı bizi, onca hastalıktan söz edilirdi hepsi bizde var sanırdık, oysa belirtilerin hastalığı işaret etmesi için, birbiriyle ilişkili olması, tekrarlanması, yaşamı engeller hale gelmesi gerekir. Bu nedenle, her okuduğunuz hastalığı yaşamayın denmişti bize. Yani taklit edip- öğrenmeyin. Bu ilk kaide...

İkinci önemli nokta ise değişik belirtileri öğrenmekten, derin bilgi edinildiğini sanmaktan kaynaklanıyor... Kişiler belli rahatsızlık belirtilerini öğrenince, eğer bunlardan biri veya bazısı kendilerinde varsa, diğer belirtileri de yaşıyor hale geliyor ve söz konusu rahatsızlığı seçiyorlar, seçtikleri için de yaşıyorlar. Çünkü bazı rahatsızlıkların “İkincil Kazançları” var. Bunların neler olduğunu kişinin ayırt etmesi ise çok güç. Kaçınma, farklı olma, istemediklerini yapmama, uzak durma gibi sayısız kavramla açıklanabilecek bu kaçınmalara bir hastalık adı vermek elbette ki mantıklı ve çok da pratik...

Sosyal Fobi, Panik Atak ve benzerlerinde çok farklı bir mekanizma söz konusu, bunlar yaşanıyor, öğreniliyor ve tekrar ediyor. Çıkış noktası ne olursa olsun eğer kişi tüm belirtileri sürekli gösteriyorsa o zaman bu rahatsızlıklardan söz edilebilir. Bu da çok güven verici değil çünkü kişi bunları az önce söz ettiğim gibi öğrenip de yaşıyor ve bilinçaltında belli kazançlar elde ediyor olabilir.

Yapılan araştırmalara göre kültür düzeyi düşük olan, kırsal kesim insanında bu sorunlar yok. Çünkü onların bu hastalıkları öğrenme ve yaşama imkanları olmadığı gibi kişisel yatkınlıkları da yok. Diğer bir deyişle henüz “Ben bunu istemiyorum” demenin adının Panik Atak, Sosyal Fobi, Hastalık Hastalığı olduğunu öğrenmemişler veya buna ihtiyaçları yok. Evet, günümüz çağının bilen veya bildiğini sanan insanı yaşam öğretilerini değiştirmek, istediği koşullara ulaşmak yerine bir hastalığı öne sürmenin kolaylığını bilinçli ya da bilinçsiz olarak kullanabiliyor.

Diğer bazı görüşlere göre ise, Panik Atak- Sosyal Fobi ve benzerleri bir virüse bağlı olarak ortaya çıkan rahatsızlıklar olarak adlandırılıyor. Bu konuda araştırmalar sürerken, bu yaklaşımı benimseyenlere göre henüz adı konmamış bir virüs kişilerde bu belirtileri gösteriyor, aydınlığa kavuşmadığı için de bu virüsün etkisindeki kişilere “Sosyal Fobi- Panik Atak veya diğerlerini“ yaşıyor deniliyor.

Bizde olduğu kadar, değişik kültürlere- sosyal ekonomik düzeye sahip ülkelerde de yaygın olmasına değişik açıklamalar getiriliyor. Ülkemizde ya da bize benzeyen kültürlerde bunun sosyal baskıya, ideal insan karakteri ile eğitime bağlı olduğu düşünülse de, çok serbest eğitim sistemi olan ülkelerde de bu rahatsızlık çok yaygın.

Üstelik de ülkemizde sosyal ekonomik kültür düzeyi yüksek olan kesimdeki 80 kuşağı sonrası gençlerin bu tür baskılara maruz kalmadığını düşünürsek, bunu kültürel baskı ile açıklamak zor görünüyor. Ancak eğer virüs kaynaklı bir hastalık olsa, Sosyal Fobi- Panik Atak veya diğerleri hipnoz ve bilişsel tedavilerle düzelmezdi, oysa ki iyileşiyor. Demek ki tedavi edilme imkanı olan bir durum, pek de virüse benzemiyor.

Sonuç olarak rahatsızlığı öğrenmek bir etken olabilir, virüs de bir etken olabilir. Ancak tüm bunların ötesinde kişilik yapısı ve sosyal yalnızlık sanki bu tür rahatsızlıkları körüklüyor- tetikliyor diye düşündüren araştırmalar oldukça yoğun...

İnsan unsurunun azalıp- uzaklaştığı, makine sistemine bağlı bir yaşamda, paylaşım, dokunum ve yakınlıklar azalmışken, kişilerin kaçınmak için gösterdiği belirtiler utangaçlık ötesi nedenlere bağlı olamaz mı?
Bu utangaçlığın- çekinmenin dışında, ben sizinle paylaşamıyorum ve bunalıyorumu yansıtmanın bedensel ifadesi neden bu rahatsızlar olmasın?
Çoğu veri şunu gösteriyor ki, bu tür rahatsızlık yaşayanların ortak özellikleri, olumluluk, kültür- eğitim düzeyinin ve kişisel farkındalığın yüksek olması gibi noktalarda birleşiyor.

İyi eğitim almış, bilgili, sosyal ilişkileri iyi, standartları yüksek ve bir çok niteliği olan kişilerin bunları yaşaması garip görünebilir başta. Sosyal ve yetkin olan biri neden belli rahatsızlıklar yaşasın ki denir. Mükemmel olma kaygısı, anlaşılmayıp dünyada kendini yalnız hissetmek, en önemlisi de psikolojik sorunlar da dahil çözüm üreten bir yapıda olmak...

Kişi bir süre sonra tüm bu nitelikleri taşımanın ağırlığından yorulur, kendini ve yaşamı da öyle iyi tanır ki tüm sıkıntılarla baş edebilir. Gün gelir bu yorgunluk bedene yansır. Aslında bilinç “Ben bunca yükü taşımak istemiyorum, sıradan olmaya hakkım var “ demek ister. Bedene yansıyan belirtiler de, zaten iç kontrolü fazla olan biri için ikinci bir sıkıntı olur. O mükemmel olarak tanınmıştır hep, ağlamaya, bağırmaya, delirmeye, düşmeye, bayılmaya hakkı yoktur.

Bu hakları olmadığını bilen bilinç daha da direnir, bu duyguları sürekli yaşatır. İster ki, bir insan gibi durumlar karşısında kızma, bağırma, ifade etme gibi tepkileri olsun kişinin. Amacı uyarıdır... Bilinç yaşamın her unsuruna hakkım var demek ister aslında.

Tüm bunları yaşamak ise kolay değildir, ağır hastalık belirtileri ile normal biri gibi davranmaya çalışmak zordur.

Sosyal Fobi- Panik Atak ve diğerlerini yaşayan kişilerin ortak söylemleri aynıdır, “ Keşke bayılsam, düşsem, yürüyemez olsam hatta ölsem kurtulurum”. Bu yaşadıkları durumun ne kadar üst boyutta olduğunu anlatır. Araştırmalar da göstermiştir ki, gerçek fiziksel sorun yaşayanların çektikleri fiziksel acı bu rahatsızlıkları yaşayanlarınkinden çok daha azdır. Diğer bir deyişle, kalp krizi geçiren birinin çektiği sıkıntı belli saniyeleri kapsarken, panik ataklı birinin bu tür sıkıntısı çok uzun sürebilmektedir.

Ancak durumun zorlayıcı yanı, bunu kimsenin anlamamasıdır. Empati kurmaya çalışanlar bile durumun kontrol edilebilir olduğu üstüne varsayım yürütürler. “İstersen yenersin, üstüne git “ türünden cümleler rahatsızlığı olan kişileri daha da çaresiz kılar.

Oysa Sosyal Fobi - Panik Atakta durum çok farklıdır, bu kişiler zaten çok sosyal- aktif olabilecek kapasitedirler ve bunun ağırlığından yorulmuşlardır. Mükemmel olma zincirinden kurtulmak, kendilerini ifade etmek, yalnız olmamak veya adını koyamadıkları ikincil kazançlardan dolayı rahatsızlardır.

Rahatsızlığın getirdiği kaçınma davranışında bazı kazanımları olduğunu öğrenmişlerdir. Gerçi elde edilen kazanımlar yaşanılan rahatsızlığın yanında çok önemsiz kalsa da, bir kez öğrenilmiştir. Aslında çözüm basittir...

Ancak durumunu bilen, pek çok araştırma yapmış kişinin kendi başına bunu yenememe nedeni kendine karşı kendi ile savaşmasında saklıdır. Bilinç altındaki kayıt olduğu yerde kaldığı sürece kazanan ya da kaybeden olmayacaktır.

Sosyal Fobi ya da Panik Atakta farkındalık kazanmanın yanı sıra Bilişsel Yaklaşımlar veya Hipnozla yanlış öğrenmenin düzeltilmesi mümkündür. Çünkü kişi kendi ile savaşarak fazla çözüm elde edemediği gibi sorun zamanla yerleşik hale gelebilir.


Yanlış hastalık modası olan söyleyişler bir yana bırakılırsa günümüzde gerçek anlamda Sosyal Fobi, Panik Atak ve diğerlerini yaşayanların sayısı az değildir ve bu kişiler durumlarını belli etmedikleri, dışardan da anlaşılmadığı için büyük sıkıntılar yaşamaktadırlar. Tüm bu veriler göz önüne alındığında durumu kabullenip gerekli yardımı aldıklarında kendilerini iyi hissetmeleri, geride kalan kötü yaşanmış yılların izini silecektir...


Uzm.Psk. Bahar Turunç
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Sosyal Fobi, Panik Atak ve Diğerleri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Bahar TURUNÇ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Bahar TURUNÇ'un izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Bahar TURUNÇ Fotoğraf
Uzm.Psk.Bahar TURUNÇ
Ankara
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi5 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Bahar TURUNÇ'un Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,492 uzman makalesi arasında 'Sosyal Fobi, Panik Atak ve Diğerleri' başlığıyla benzeşen toplam 20 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Ben Seni Hep Aldattım Şubat 2008
► Kişilerarası Çekicilik Şubat 2008
► Aşka Zaman Yok Kasım 2007
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


08:04
Top