2007'den Bugüne 88,443 Tavsiye, 27,377 Uzman ve 19,492 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Aile Kurumu : Aile de Bir Kurumdur, Tıpkı Okul Gibi, Hastane Gibi!
MAKALE #3930 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Kasım 2009 | 19,470 Okuyucu
AİLE DE BİR KURUMDUR. TIPKI OKUL GİBİ, HASTANE GİBİ!

Nasıl bakarsak öyle görürüz. O nedenle, görmemiz gerekenleri görebileceğimiz şekilde bakmamız gerekmektedir. Bu şekilde baktığımızda, evlilikte ve eşler arasında yaşanılan sorunların temelinde “evliliği bir kurum gibi görmeme” yanılgısının yattığı görülür.

Evet, evlilik de tıpkı hastane gibi, okul gibi ortak bir amaç etrafında buluşmuş insanların oluşturduğu bir kurumdur. Her kurumda olduğu gibi evlilik kurumunda da çok önceden tanımlanmış roller, bu rollerden kaynaklanan değişik görevler vardır. Nasıl ki bir kurumda görevli olan bir memur keyfi davranır, önceden belirlenmiş olan görevlerini ihmal ederse ortaya birtakım sorunlar çıkar, aynı durum evlilik kurumu için de geçerlidir.

Ancak çoğu insan evliliğe bir kurum gözü ile değil, dışarıda yapılanmış olan yaşamın sıkıcılığından kurtulup keyfice davranabilecekleri bir özgürlükler arenası olarak bakmaktadır. İşte bütün sorunlar tam bu noktada, bu yanlış bakış açısının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu yanlış bakış açısının sonucunda bir eş evliliği bir kurum, kendisini de yükümlülükleri olan bir memur gibi görmeyince çok rahat bir şekilde bütün tutum ve davranışlerının içine duygularını katmaya başlamaktadır. Bu durumda duygular, bütün davranışların arkasındaki tek itici ve belirleyici güç olmaktadır.

Oysa ki duygular değişkendir. Önemli olan, doğruların yapılmasıdır. Bu gerekli doğrular ise değişken olan duygulara endekslenemez. Doğru davranışlar, kör duyguların insafına terk edilemez. Bir kurumda yapılması gerekli işler insanların duygu durumlarına havale edilirse o kurumda hiçbir iş düzenli yürümez. Örneğin bir işçi süpürgeyi eline, ancak içinde almak isteme duygusu uyanınca alırsa, bırakmak istediğinde de bu süpürgeyi elinden hiç olmadık bir anda bırakıverir. Çünkü bir anda duyguları değişivermiştir. Bu durumda ise ortaya sadece ve sadece kaos çıkar.

Bu nedenle, evlikte eş olma rolünden kaynaklanan görevlerin net bir biçimde tanımlanması, kadın - erkek arasındaki görev ve yetki dağılımın sağlanması, eşlerin paylarına düşen görevleri bir kamu kurumunda çalışan memur bilinciyle yerine getirmeye çalışmaları büyük bir önem arz etmektedir.

Bu net görev ve sorumluluk tanımına engel olan etkenlerden başında “yanlış kadın - erkek eşitliği algısı" gelmektedir. Elbette ki kadınlarla erkekler eşittirler. Ancak bu, bütün görev ve sorumlulukların da "eşit ve aynı" olması anlamında algılanmamalıdır. Böyle algılayanlar, “Bütün insanlar eşittirler, o halde ben de insanım ve ben de bir insan olan amirimle aynı haklara sahibim” diyen, böylece yöneticisi gibi davranmaya kalkan bir memurun hatasına düşerler. Dolayısı ile, ancak sorun üretmiş olurlar ve sadece kurumun huzurunu değil, var olan en tabii haklarını da tehlikeye atarlar.

Aileye tıpkı okul gibi, hastane gibi bir kurum demiştik. Aile kurumunda da diğer bütün kurumlarda olduğu gibi tek bir müdür olmak zorundadır. Bir kurumda iki müdür olursa ancak kaos yaşanır, huzur sağlanmaz. Dikkat ederseniz, iki şirket birleşip de bir ortaklık kurduklarında şirketlerden birisi % 51 hisse alır. İki şirketin de % 50 hisseye sahip olması görünüşte eşitliktir ancak bu her iki şirket için de çok sakıncalı bir durumdur. Çünkü bu eşit hisse ve yetki dağılımı sürekli bir çatışmaya sebep olacaktır. Aynı şekilde, eğer eşler yaşamda mutlu ve huzurlu olmayı istiyorlarsa ve bunun yolunun büyük oranda aileden geçtiğine inanıyorlarsa bu isteklerinin ve inanışlarının gereklerini yerine getirmek zorundadırlar. Bu nedenle, eşlerden biri aile kurumu müdürü, diğeri ise bu soylu kurumunun müdür yardımcısı olmayı kabul etmeli, belli odakların aile kurumunu yok etmeye yönelik bilinçli ve sistemli oyunlarına alet olmamalılardır. Bunun için ise, ailedeki yetki paylaşımını, görev dağılımını kadın - erkek eşitliğine aykırı bir durummuş gibi algılama hatasına düşmemelidirler.

Burada çok önemli olan ayrıntı şudur: Aile kurumunun müdürü olmak demenin kişiye, aile içinde ve diğer aile üyelerine karşı “sınırsız ve sorumsuz” davranmaya yetki vermediği gerçeğidir. Bu nedenle, aile kurumu müdürü yetkisinin nerede başlayıp nerede bittiğini iyi bilmeli, bütün yetkisini tek başına kendisi belirlemeye ve her içinden geleni yetkisiymiş gibi algılayarak bunu ailenin diğer fertlerine dayatmaya, diğer bir deyimle görevini suistimal etmeye kalkışmamalıdır. Mümkün mertebe bütün kararları modern bir yönetim anlayışı içersinde eşiyle birlikte almaya, hayatını paylaştığı, pek çok konuda kendisinden daha çok emeği olan eşinin görüşlerine azami derecede dikkat göstermeye çalışmalıdır.

Net ve tanımlanmış bu görev paylaşımına engel olan ve eşler arasında sorun yaşanmasına zemin hazırlayan ikinci bir etken de şimdi bahsedeceğim “…İnsan evliliğinde içinden gelmeyen şeyi nasıl yapabilir ki!” yanlış yargısıdır.

Birçok danışan psikoterapi görüşmelerinde bize, insanın evliliğinde içinden gelmeyen şeyi nasıl yapabileceğini sormaktadırlar. İnsanların çoğunda, sadece istenilen ve içinden gelen şeylerin yapılabileceği gibi bir inanış hakimdir. İnsanoğlu doğru olanı ve işine yarayanı, içinden gelmese bile yapamaz mı gerçekten? Elbette yapabilir. Yeter ki yapması gerektiğine inansın. İnsan iki şeyi de aynı şekilde yapabilir:

1. İstediği şeyi
2. Yapması gerektiğine inandığı şeyi.


Şimdi soruyorum:

İş yerinde üç – beş kuruş kazanabilmek için yıllarca amirine gösterdiği sabrı, ayda yılda bir kaç hata yapan ama kendisiyle acı - tatlı koca bir ömrü paylaşan eşine karşı gösteremeyen; sosyal hayatta herkese alabildiğine sevecen ve hoşgörülüyken sıra eşine, hayat yoldaşına gelince birden (tabiri caizse) "sırtlan" kesilen biri sizce mutlu olmayı hak ediyor mudur? Lütfen bu soru üzerinde birazcık düşünün!

Yine soruyorum:

Bir güler yüz göstermek, bir tebessüm etmek, hoş birkaç kelime laf sarfetmek için her zaman için illaki içimizden gelmesi mi gerekmektedir? Peki bir tanıdığımızı yolda gördüğümüzde ettiğimiz her tebessüm ve sergilediğimiz onca güzel / hoş davranışlar her zaman sahiden içimizden mi gelmektedir? Sözgelimi, evimize gelen misafirleri, içimizden gelmediği zamanlarda bile sanki içimizden geliyormuşçasına ağırlamıyor muyuz çoğu zaman?

12 yıllık yoğun hastane / klinik çalışmalarım ve binlerce insanla yaptığım bire bir görüşmelerim neticesinde bugün, mutluluk - mutsuzluk ve aile içi - eşler arası sorunlar konusunda insanların büyük çoğunluğunun aslında hakettiklerini yaşadıklarını düşünmeye başladım. Bunun yüzde yüz doğru olamayacağını biliyorum. Ancak bu düşünceme yüzde yüz yanlış denilemeyeceğine de inanıyorum. Öyle ya, eşine her gün işten gelince adıyla, örneğin “Ayşe” diye hitap etmek yerine “canım” demeyi bile beceremeyen, diğerine göre sadece bir harf fazla olan ancak gönül alıcı özelliği de bulunan böylesi bir kelimeyi bile kullanamayan, bunda bile cimrilik eden insanların “biz mutlu olamıyoruz” demeye nasıl hakları olabilir?

Mutlu olmak için ne yapmışlardır! Ne ekmişlerdir ki ne biçmeyi beklemektedirler!

O halde eşimizle olan ilişkilerimizi belirleyen temel algılarımızı / yargılarımızı ve onları besleyen eksik ve yanlış bilgilerimizi tekrar gözden geçirerek gerekli tadilatı yapmanın, sonrada da evlilik binasını bu temel üzerine daha sağlam bir biçimde yeniden kurmanın vakti değil mi şimdi!

Not: Bu makale “SAĞLIKLI AİLE” adlı kitabımdan alınmıştır.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Aile Kurumu : Aile de Bir Kurumdur, Tıpkı Okul Gibi, Hastane Gibi!" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     6 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Hayata Güzel Bak Su Gibi Aziz Ol Psk.Dnş.Fahreddin GÜRBÜZ
► Eşim Neden Beni İlk Günkü Gibi Sevmiyor? Psk.Dnş.Mustafa Kemal ÇELİK
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,492 uzman makalesi arasında 'Aile Kurumu : Aile de Bir Kurumdur, Tıpkı Okul Gibi, Hastane Gibi!' başlığıyla benzeşen toplam 28 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


00:44
Top