2007'den Bugüne 87,625 Tavsiye, 27,127 Uzman ve 19,373 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Milletimizin Genlerindeki Genel Bir Karakteristik Özellik: Türk Gibi Başlayıp Alman Gibi Bitirememek
MAKALE #7723 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Kasım 2011 | 6,192 Okuyucu
MİLLETİMİZİN GENLERİNDEKİ GENEL BİR KARAKTERİSTİK ÖZELLİK: TÜRK GİBİ BAŞLAYIP ALMAN GİBİ BİTİREMEMEK

HASTAYSA

Hastaysa ilaç kullanır. İlacı şifalı yapan şeyin sadece o ilacın "doğru veya yanlış bir ilaç oluşu" zanneder. O yüzden bir süre sonra fayda edebilecek bir ilaçtan yeteri kadar süre kullanmadan vazgeçer.

Böylece doğru ilacı doğru bir süre kullanmadığı için sonuç alamaz lakin kolayca “ilaç fayda etmiyor” sonucuna varır. Sonra da çözümü işe yaramayacağı kesin olan başka yol ve yöntemlerde aramaya başlar. Derken hastalığı ilerler, sonra da “iyileşmek artık hayal. Ölsem de kurtulsam bari Mehmet amca” noktasına gelir. Canla başla bunu istemeye başlar!

EBEVEYN İSE

Çocukla sürekli konuşur, bazen canına tak ettiği anlar olur, ceza vermeye kalkışır. Bu ceza artık dayanamadığı son noktada geldiği için haliyle biraz abartılı / ölçüsüz olur. Bu ölçüsüz ceza sürdürülebilir olmaz, çünkü kişi aynı cezayı benzer tüm durumlarda tatbik edemez. Böylece doğru cezada çok önemli olan, “Ölçülü bir ceza seçip bunu sonuç alana dek uygulamaktır, asla vazgeçmemektir” ilkesel gerçeğini dikkate almaz.

Sonunda, “Yok ya ceza da işe yaramıyor Ayşe abla” sonucuna varır. Sonrası ise malum:

Elinde kalan tek yöntem olan konuşma, mümkünse de daha güzel konuşma yöntemiyle, yani lafla peynir gemisini yürütme manasız çabasıyla çocuğunu kısa sürede arsız eder, aralarındaki ilişkiyi yüzgöz bir hale getirir. Derken çocuğu bıktırır, usandırır. Günbegün kendi eliyle dışarıya, sokağa, hatta kötülüklerin kucağına iter. Bununla da yetinmez, kalkar bir de, "Akılsız herif, eşek herif" diyerek çocuğu suçlar; kolundan tutarak onu doğru psikoloğa götürür.

EVLENSE EŞ OLSA

Bir çoğu iş yerindeki (elin oğlu olan) patronuyla, hatta onca çeşit iş arkadaşıyla sorunsuz yıllar geçirebilir lakin sevdiğini, hayatını adadığını söylediği bir kişi olan eşiyle bir ömür sorunsuz evlilik sürdürmeyi ütopya olarak görür, bunu aklı bir türlü kesmez.

Çok azı evliliğinin ilk senelerinde sorun yaşar sadece. Tamamına yakını ilk başlarda eşine “tam da olması gerektiği gibi” davranabilir. Bunun için çok eğitimli olması, özünde belli bir yetenek barındırması falan gerekmez. Bunu içgüdüsüyle, doğal sezgileriyle, içindeki sesin yönlendirmesiyle kolayca yapabilir. Yapabilir çünkü daha hevesi kaçmamış, eşiyle arasında ölçüsüzlük doğuran bir ünsiyet oluşmamıştır. Bir süre sonra aynı tutum ve davranış çizgisini sürdüremez olur nedense!

Bu ucu kaçmış zeminde önce konuşmalar laubalileşmeye, ardından tepkiler sıradanlaşmaya ve sığlaşmaya başlar.

Haliyle aradaki ilişki aşınır, ona bağlı olarak da evliliği ayakta tutan duygular bozulur.

Görüyorsunuz, yine esas sorun, “Aynı doğru tutumu sonuna dek sürdürememe” kronik hatasıdır. Lakin kişi bu sonuca bir türlü anlam veremez, çözümü orada burada aramaya kalkar, doğal olarak da hemen burnunun dibindeki asıl sebepleri bir türlü farkedemez!

Sonunda da kalkar, “Görüyorsun ki evlilik yürümüyor Hüsnü dayı” sonucuna varır, doğru mahkemenin yolunu tutar.

Asıl siz görüyorsunuz değil mi, yine esas sorunun yakalanan doğru ivmenin sonuna dek sürdürülememesi sorunu olduğunu!

FUTBOL OYNASA

Farketmez. Yine aynıdır bu huy, değişmez.

Futbol oynar. Maçın ilk başlarında karşı takıma öyle bir baskı kurar ki. İsterse bu takım dünya klasmanında ilk sıralarda yer alsın. Öyle ki gerek kondisyonuyla gerekse tekniğiyle bu takımı bir anda en derin şaşkınlıklara gark eder. Hatta bu şekilde kısa sürede istediği sonuca da gider, mesela bir - iki gol bile atar.

Karşı takım kendi yarı sahasından çıkamaz olur. Hem golü bulmuş hem de "en etkili defans ofanstır" gerçeğini bir kez daha yaşarak görmüş olduğu halde ne hikmettir bilinmez, o meşhur damarı yine harekete geçivermiştir birden. Hemen takım bu işe yarayan yöntemi bırakmış, bambaşka bir oyun kurgusuna dönüvermiştir. Her oyunun geri kalan bölümleri tam bir Türk klasiğidir, o yüzden hepimizin malumudur zaten:

Yüreklerin sürekli ağızlara geldiği, kısa bir süre içinde birkaç topun ağlarla buluştuğu, en az birkaç topun da direkten döndüğü, bu durumda bile kronik hatamızla değil de şansızlığımızla hesaplaştığımız, “Koca takım karşısında yine de iyi oynadık ama” diyerek her seferinde netice ile değil de Hatice ile ferahlandığımız hüsran dolu sonuçlar geçişi...

OKUSA DA DEVLET İDARE ETSE

Yine fark etmez, adeta canı çıkmadıkça çıkmayacak olan bu yaman huyunu oraya da taşır. Kısa sürede o ali makamı da kendine benzetir.

Mesela Yıllarca PKK denilen bir illetle mücadele eder. Potansiyel mücadele konsepti içinden, “PKK önce eylem yapacak, ona karşı misillemede bulunulacak” formatını seçer. Bunun adına kısaca "Terörle Mücadele" koyar. Bu örgüt etkili bir eylem yapınca ancak bir bataklık bulunduğunu, yani kamplarının falan olduğunu hatırlar. Oralara hışımla bir kaç operatif sorti yapar, sonra tekrar eski rutin seyrine geri döner.

Oysa bu baskılı dönemlerde örgütten, “Bitiyoruz, zordayız, ölüyoruz, bu operasyonlar bizi mahvetti” gibi olumlu tepkiler de alır. Lakin bu sonuç getiren baskılı tutumunu aynı şekilde sonuna dek muhafaza edemez. “İş bitirdiği açıkça görülen” bir yaklaşımdan üç beş gün sonra yine "eski tas eski hamam" sözüyle ifade edilen anlayışa çekilir. Bu döngü böyle yıllarca sürüp gider.

Sonunda halkı da yılgınlığa düşürür. Bir çok yerde adeta kahrederek, “Lanet olsun, verelim de kurtulalım mı acaba” sesleri yükselmeye başlar, buna sebep olur. Onun yüzünden ülkesini gerçekten seven bir çok kişi bile, “Bu iş silahla olmuyor, görüyorsunuz” demeye başlar. Halbuki buradaki sorun da yine yukarıdakilerde olduğu üzere "ne yapıldığı" meselesi değildir; "nasıl ve ne kadar" yapıldığı meselesidir.

Bir biçimde yakalanan ve önemli bir işlev de gören tempo / istikrar sonuna dek sürdürülememiş, yine her zamanki gibi vaktinden önce vazgeçilmiş, ama fatura her seferinde olduğu gibi yine hiç alakası olmayan masum bir günah keçisine kesilmiş olur.

Psikolog
İzzet Güllü

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Milletimizin Genlerindeki Genel Bir Karakteristik Özellik: Türk Gibi Başlayıp Alman Gibi Bitirememek" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     5 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Hayata Güzel Bak Su Gibi Aziz Ol Psk.Dnş.Fahreddin GÜRBÜZ
► Eşim Neden Beni İlk Günkü Gibi Sevmiyor? Psk.Dnş.Mustafa Kemal ÇELİK
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,373 uzman makalesi arasında 'Milletimizin Genlerindeki Genel Bir Karakteristik Özellik: Türk Gibi Başlayıp Alman Gibi Bitirememek' başlığıyla benzeşen toplam 56 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


16:13
Top