2007'den Bugüne 81,489 Tavsiye, 25,887 Uzman ve 18,115 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Yaşam Sıkıntılarının Kodları ve Doğru Mücadelenin Şifreleri
MAKALE #7793 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Kasım 2011 | 4,892 Okuyucu
SIKINTININ KODLARI VE DOĞRU MÜCADELENİN ŞİFRELERİ

BEYİN TEHLİKE ALGILAMIŞ İSE YOĞUNLAŞIR

Beynimizin en temel görevi ne bizi mutlu etmektir ne de iyi bir üniversite eğitimi sonucu yaşamda çok iyi mevkilere getirmektir. Onun en temel vazifesi bizi korumaktır

Hayatımızda her hangi bir sorun ortaya çıktığında bu durumun yol açtığı doğal eğilim gereği her insan mevcut ruhsal yaşantısına yoğunlaşır. Çünkü daha önce olmayan bir sıkıntı ortaya çıktığında beynimiz bu yeni durumu “yaşattığı duygulara ve verdiğimiz tepkilere bakarak” tehlike olarak algılar.

Çünkü zaman içindeki öğrenme, gözlem ve deneyim yaşantıları neticesinde beynimiz sıkıntı veren duygu durum yaşantılarını tehlike olarak kodlamıştır hücrelerine. Bir de kişinin sıkıntısıyla ilgili algıları, yorumları, değerlendirme biçimleri gibi bilumum düşünceleri de bunun üzerine eklenince beynimiz bu gibi olumsuz duygu durum durumlarında işi gücü bırakmak, tüm enerjisini bu yeni durum üzerine sevk etmek durumunda kalır. Bu hatalı süreç hem sorunu besleyeceği için şiddetini artırır hem de doğal kurtulma sürecini geciktirir.

SIKINTI = BAŞA GELEN OLAY DEĞİLDİR

Yaşanılan sıkıntının şiddetini sadece başa gelen olumsuz nitelikli bir olay belirlemez esasında. Sözgelimi bir ayrılık sonrası yaşanılan sıkıntının tek nedeni başa gelen olay değildir. Evet, bir sorunun şiddetini sadece başa gelen olayın özellikleri (olayın türü, ani gelişip gelişmediği, neyle ilgili olduğu gibi) değil; sorun - sıkıntı öncesi hayatımızdaki “sıkıntı - sorun algımız” ve bu sıkıntıyı yaşarkenki “sorun değerlendirme tarzımız” belirler.

Yaşadığımız sorunun etkisini artırıcı işlev gören ve sorun öncesi yaşamımızla ilgili olan temel algılama hatamız istemediğimiz bir yaşantıdan sürekli uzak durma eğilimi ve çabamızdır. Yani kaçınma davranışlarımızdır.

SIKINTIDAN SÜREKLİ KAÇINMA EĞİLİMİ HATASI

Diğer bir anlatımla kişilerin istemedikleri bir yaşantı biçiminden öyle yahut böyle ancak sürekli kaçınma yönlü bir tutum / davranım içinde olmalarıdır.

Sıkıntı öncesi yaşam sürecindeki bu algısal ve davranışsal tutum beynimizin sıkıntıya ilişkin duyarlılığını artırıcı, dolayısı ile de başa geldiğinde tesirini artırıcı bir işlev görmektedir. Daha doğru bir anlatımla sıkıntı öncesi yaşamdaki “sıkıntıyı algılama ve beklenti şeklimiz” herhangi bir sıkıntılı durumun gerek başa gelme olasılığını gerekse başa geldikten sonraki şiddetini artırıcı bir fonksiyon görmektedir.

Kişiler sıkıntıdan sürekli uzak durmaya çalıştıkça bu sıkıntıya karşı daha da duyarlı hale gelen beyin bu yönde alacağı en ufak ipuçlarını, hatta en zayıf olasılıkları bile sıkıntıyı bizzat yaşamış gibi işlemeye hazır bir kurulum / konumlanma içine girecektir.

Ayrıca “sıkıntı yaşamamalıyım” ön kabulü - hazırlığı - beklentisi sonrasında gelebilecek bir sıkıntı yaşantısı sürpriz / hayal kırklığı etkisi yapacağı için daha tesirli olacaktır. Çünkü beklenti biçimi sonucu etkileme özelliği taşır. Mesela hiç beklemiyorken duyduğunuz bir söz beklediğiniz zaman duyduğunuz sözle aynı etkiyi yapmayacaktır.

SIKINTI ODAKLI KONUŞMALAR VE TEMENNİLER

Sürekli sıkıntıyı konuşmak, sıkıntıdan uzak durmaktan bahsetmek, her fırsatta bunu dilemek, bu yönde cümleler kurmak ve temennilerde bulunmak, sıkıntısı olan kişilerin bu durumdan kurtulup kurtulmadıklarını anlatmak yahut merak etmek gibi tamamen sıkıntının olumsuz ve uzak durulması gereken, uzak durulamıyorsa da en azından hemen kurtulunması gereken nahoş bir yaşantı biçimi olarak gördüğümüz manasına gelen tüm içsel ve dışsal konuşmalar beynimizin bu iş üzerine yoğunlaşmasına, çünkü bu yeni durumu tehlikeli olarak yorumlamasına, böylece bu konuyla ilgili korkulu bir bekleyiş içine girmesine yol açmaktadır.

SIKINTI YAŞARKEN Kİ SAVAŞMA HATASI

“Uzak duramadın bak, yakalandın. O halde tek seçeneğin kaldı, savaşmalısın” yaklaşım hatasıdır bu.

Yaşadığımız sıkıntıyı artıran ikinci bir neden de söz konusu sıkıntıyı yaşarkenki algılama ve buna bağlı olarak gerçekleşen değerlendirme biçimimizdir. Çoğu kişi başına bir sıkıntı geldiğinde bu sıkıntısını hemen “ana mahkum olarak” yanlış yorumlar. Yaşadığı anı yaşamının bugününün ve yarının toplamıymış / tamamıymış gibi görme hatasına düşer. Sorununu çoğunlukla “içimde şöyle bir sıkıntı var” gibi geniş zamanlı bir cümle ile değerlendirir. Böylece içinde; kişinin mevcut sorununu nasıl yorumladığını izleyen ve ona göre tepki üretmeye hazırlanan beyninin (beyin duygu - durum cihazının başında hazır bekleyen operatördür) yaşanılan sıkıntının ömür boyu kendisinde kalacağı yönünde algılamasına yol açacak genel bir ifade kullanır.

Beyin “sıkıntı yaşıyorum, sıkıntım var” türü genel bir yorumla karşılaştığında bu cümlenin mahiyetinden yaşanılan sorunu; sadece şu anki zamanla sınırlı değil de sonraki süreci de kapsayacak, bir bakıma ilelebet sürecek bir sorunla karşı karşıya olduğu yönünde anlamlandırır. Beyin sorunları biz nasıl okursak öyle okur. Nasıl okursa da ona göre tepki üretir. Siz hangi düşünsel komutu verdiyseniz beyin operatörü o duyguyu çalıştırır. Bu durumda “sıkıntım var “demekle “sıkıntılı bir dönemden geçiyorum” cümleleri iki farklı yorumlama içerir, haliyle beynimizin bu iki yorumlama biçimine üreteceği duygu durum tepkisi farklı olacaktır.

ÖNERİ

Sıkıntısız döneminizde korkulu bir biçimde sıkıntıyı bekleme hatasına düşmeyiniz. Bir sıkıntının etkisini sadece başa gelen olumsuz bir olayın ne olduğunun değil, bu sorunu ve yaşattığı sıkıntıyı yorumlama biçiminizin belirlediğini unutmayın.

Artık doğru yorumlamayı öğrendiğiniz bir sıkıntının her hangi bir zamanda kapınıza dayanacak olma olasılığından endişeye düşmeyiniz. Kapının anahtarı elinizdeyse ve nasıl kilitleyeceğinizi biliyorsanız hırsızın bir gün evinizin önüne gelmesi artık neden kaygı nedeni olsun ki.

Böylece başınıza geldiğinde yaşayacağınız sıkıntının şiddetini artıran en büyük tuzaktan evvela korunmuş olursunuz. Bu şekilde sıkıntıya karşı 1 – 0 öndesinizdir artık. Artık sıkıntınız defansta açık vermeye daha hazırdır. Siz de bu maçı farklı kazanmaya tabi ki.

İkincisi; olur da başa geldiğinde körü körüne savaşarak beyninize “savaşmamı, savaşarak derhal kurtulmamı gerektirecek kadar önemli bir sorunum var” mesajı vermemeye çalışınız. (Tedavilerin – terapilerin en büyük sakıncası işte budur. O yüzden hep derim: “Hastasın = o halde tek seçeneğin var, iyileşmelisin” odaklı tüm tedavi gayretleri bünyesinde iyileşmeye karşı -en azından hiç yardım almamak kadar önemli- bir direnç barındırır)

Böylece temel görevi bizi korumak olan beyninizi bu “tehlikesiz tehlikeye” kilitlemeyiniz. Bir bakıma unutmaya çalıştıkça daha çok hatırlamaktaki mantık hatasına düşmeyiniz.

Yaşadığınız sorunu -beyninizin ona göre tepki üreteceğini düşünerek- doğru okumaya azami gayret gösteriniz. “Sıkıntım var, sorunum var” gibi geniş zamanlı bir ifadeler kullanarak değil de bu sorunun geçici olduğunu vurgulayarak, “sıkıntılı bir süreçten geçiyorum, sıkıntılı bir döneme girdim” türü cümlelerle değerlendiriniz. Bir doktorun hastasına “kanser oldun” demesiyle “üç aylığına kansere yakalandın” demesi nasıl ki farklı etki yapar (ikisi de kanserdir oysa, farkı yaratan kalıcı mı geçici mi olduğu gerçeğidir) burada da aynı durum geçerlidir.

Sıkıntı yaşarken içinde bulunduğunuz ana mahkum olmayınız. Yaşamınızı sadece o andan ibaretmiş gibi değerlendirmeyiniz. Mutlaka düşünecekseniz şayet sıkıntılı anınızı değil; bu anın bittiği zamanı düşününüz.

Mesela şöyle:

“Bu sıkıntılarım bitince ne güzel olacak. Sıkıntısız günleri ne de çok özlemişim, o zamana eriştiğimde bu bana ne büyük haz verecek. Sıkıntım esassında sıkıntı sonrası süreçten alacağım keyfimi artırıcı bir işlev görüyor. Bana o anları özletiyor. Özlem arttıkça kavuşmanın tadı da artar. Ey sıkıntım, o zaman biraz daha kalsan ne olur, ansızın çekip gitmesen” gibi sıkıntılı anınızı değil; sıkıntı geçip gittikten sonraki anınızı düşününüz daha çok. İlla düşünecekseniz (ki biliyorum, siz sıkıntı odaklı düşünmeden yapamıyorsunuz) böyle düşünün. Hem bu zor süreçte illa ki düşünme ihtiyacınızı yerine getirmiş hem de bu işi daha doğru olarak yapmış olursunuz.

Ancak en doğrusu koca bir yaşamı gelip geçici nitelikli tek bir duyguya / sıkıntıya indirgememek, bir süre bu duyguyla yaşamayı göze alabilmek, böylece sanki bu duygu yokmuş gibi yaşamayı başarabilmektir. Bir derdi dayanılmaz kılanın aslında ona razı olmayışımız olduğu gerçeğini bilebilmektir.

“Her dert = kötü demektir. Her kötüden ise derhal kurtulmalısın” diyerek (bu, "Her çakıl taştır, her taş ise yolda engeldir. O halde hepsini toplamalısın ki gideceğin yere varabilesin" demek, böylece kişilere yolculuğu bıraktırıp yoldaki çakılları toplatmak, derken eli - kolu kan - revan içinde bırakmak, yoldan da yolculuktan da vazgeçirmektir bir bakıma) hem iyileşmedeki zaman gerçeğini dikkate almayan hem beynimizi bir noktaya kilitleyen, dolayısı ile başlangıçta sadece adı dert olan sorunları gerçek dert haline getiren basireti bağlıların ürettiği batıl ekollerden ve onların gözü kapalı uygulamacılarından uzak durabilmektir.

Su bardağına çok yaklaşırsak tüm cephemizi kapatabileceğini, böylece bardaktan başka bir şey göremeyeceğimizi düşünmek; o bardağa uzaktan bakmak, böylece aslında hiçbir şeye engel olmadığını idrak edebilmek, buna inanabilmektir.

Doğru terapiler esasında bunu kazandırmaya çalışan bir eğitim faaliyetidir.

Psikolog
İzzet Güllü

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Yaşam Sıkıntılarının Kodları ve Doğru Mücadelenin Şifreleri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     9 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Sağlıklı İlişkilerin Kodları Psk.Dnş.Kemal TUNCER
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,115 uzman makalesi arasında 'Yaşam Sıkıntılarının Kodları ve Doğru Mücadelenin Şifreleri' başlığıyla benzeşen toplam 49 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Metafizik Gevşeme: Gidişatın Analizi ÇOK OKUNUYOR Ocak 2018
◊ Bir Veda Yazısı ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Getir Duyguyu, Götür Fiziksel Semptomları ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


16:40
Top