2007'den Bugüne 89,453 Tavsiye, 27,600 Uzman ve 19,641 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Meme Kanseri - Meme Kanseri Risk Faktörü Olarak Düşük Estriol
MAKALE #8715 © Yazan Dr.Kemal ASLAN | Yayın Mart 2012 | 5,197 Okuyucu
Bu yazımda estrojenlerin idrarla atılan son ürünü olan estriol (E3) düşüklüğünün meme kanseriyle ilişkisi ve öneminden bahsetmeye çalışacağım. Estrojen metabolizmasının ve seviyesinin vücutta düzenli olmasını sağlamak, bu hormonlarla ilişkili birçok hastalıktan (meme – uterus - over kanserleri, endometriozis, prementruel sendrom, fibrokistik meme hastalığı, uterus fibroid tümörleri, servikal displazi, SLE..) korunma sağlayabilir. Ama öncelikle Estriol ve estrojenler nedir kısaca bunu açıklayalım.

Estrojenler fazla üretildiklerinde veya dışarıdan fazla alındığında meme kanserine de neden olabilensteroid yapılı hormonlardır. Estrojenler estrojen reseptörleri denen elemanlara bağlanarak etki gösterirler. Meme, endometrium, over, prostat, testis ve tiroid kanserleri gibi birçok kanserde artmış estrojen ve estrojen reseptörleri başlıca neden olarak önümüze çıkıyor.


Estrojen seviyelerinizin sağlıklı olması için diyetsel ve/veya yaşam tarzı değişiklikleri yapmak mümkün. Örneğin diyetinizde yeterince fiber yani lif içeren gıdaları eksik etmemek, yağ tüketimini azaltmak, ileride bahsedeceğim fitoestrojenleri bolca tüketmek, kilo fazlalığınız varsa vermek ve egzersiz yapmak en basit önlemler.

Estrojenler 3 adet hormona verilen genel addır. Bunlar estradiol (E2,en güçlüleri), estriol (E3) ve estron (E1) dir. Kemik dokusunun ve diğer dokuların gelişmesinde, büyümede, kadına ait cinsiyet organlarının gelişmesinde, psikolojik davranışların ve duygudurumun düzenlenmesinde rol oynarlar. Kardiyovasküler sistemin sağlıklı olmasında da önemli rol oynarlar.


Estrojenlerin Etkileri :

Menstrüel siklusun ilk yarısında endometriyumda hücresel ve damarsal proliferasyon oluştumak ve doğuma hazırlamak.
Vagina epitelinin kalınlaşmasını ve keratinizasyonunu sağlamak ,vajinal ortamı asitleştirmek.
Servikal mukusun viskozitesini azaltmak ve elastikiyetini artırmak.
Pubertenin başlangıcında memelerin büyümesi sağlamak.
Myometrium (uterusun içi) kontraktilitesini arttırmak.
Kadınların kalça ve uyluklarında yağ toplanmasını ve puberteye varınca uterusun büyümesini sağlamak.
Karaciğerde bazı hormon ve metal taşıyan proteinlerin sentezini arttırmak, albümin sentezini azaltmak.
2-7-9-10 gibi K vitaminine bağlı koagülasyon faktörlerinin sentezini arttırmak, Antitrombin III sentezini azaltmak. Sonuçta kanın pıhtılaşmasını kolaylaştırmak.
Kemikten Ca rezorpsiyonunu yani çözülmesini inhibe etmek.
Aterosklerozdan koruyucuetkiyle HDL düzeyini arttırmak, LDL düzeyini düşürmek.
Anti-insülinik etki
Prolaktin salgısını arttırmak.
Hiperpigmentasyon yani deri rengini koyu yapmak.
Böbrekten su ve tuz tutulumunuarttırmak (kilo aldırıp hipertansiyona neden olabilirler.)

Başlıca kadınlarda hipofiz bezindeki uyarıcı hormonların etkisiyle over yani yumurtalıklarda “kalp krizi geçirmemize neden olmaktan başka bir işe yaramadığı sanılan” kolesterolden sentezlenirler. Estradiol (E2) ve estron (E1) karşılıklı olarak birbirlerine dönüşebildiği gibi sonuçta her ikisi de başlıca idrar metaboliti olan estriol (E3)e dönüşürler. Ayrıca aromatizasyon denen işlemle bir miktarda olsa yağ hücreleri, deri, kemik ve diğer bazı dokularda androjenik hormonlardan dönüşümle sentezlenirler. Premenopozal dönemde estrojenin %75’i over yani yumurtalık kaynaklıdır. Menopozdan sonra ise vücuttaki başlıca estrojen kaynağı adrenal korteks (böbreküstü bezi) den üretilen androstenedion denen hormondan periferik dokularda estron oluşumudur.

Yine bir miktar yağ dokusundan aromatizasyonla sentez devam eder. Çok az bir kısmı da yumurtalıklardan üretilen testosterondan (aslında erkeklik hormonudur) dönüşmeyle oluşan esrtadiol (E2) dur. Bununla beraber menopoz sonrası estrojen üretimi öncesine göre çok düşüktür.


Estrojenler kanda başlıca SHBG (seks hormon bağlayıcı globulin) ile taşınırlar. Çok az kısmı bağlanmadan dolaşır ki işte bu serbest kısım reseptörlerine etki ederek aktivite gösterir. SHBG seviyelerinde değişimler serbest kısmı da etkiler, bu nedenle SHBG seviyelerini artırıp azaltan durumlar estrojen metabolizmasını da etkilerler. Bazı hekimlerin test istem kağıdında estrojen seviyeleriyle beraber SHBG istemesinin nedeni bu durumları görmek ve değerlendirmektir.

SHBG ve diğer testlerle ilgili ayrıntılı bilgiye sitemden ulaşabilirsiniz.


Estrojenler karaciğerde faz 1 (hidroksilasyon) ve faz 2 (metilasyon, glukuronidasyon ve sülfasyon) reaksiyonları ile metabolize edilir yani yıkılır, idrar ve gaita ile vücuttan atılır.

Hidroksilasyonda sitokrom p450 enzimleri rol oynar. 2–hidroksiestradiol (zayıf etkilidir, iyi östrojen de denilir buna), 4 –hidroksiestradiol ve 16 –hidroksiestradiol oluşur. 4 ve 16 formları estrojen etkileri bakımından güçlüdür ve doku hücre artışı ve ilişkili kanserler açısından risk oluşturur yani kötü estradiol’lerdir. Bu nedenle 2/16 hidroksiestradiol oranının yüksek olması meme kanseri riskini düşürmektedir.

786 premenstrüel kadının 5 yıl izlendiği prospektif bir çalışmada 16–hidroksiestradiol seviyeleri yüksek olanlarda meme kanseri görülme sıklığının arttığı ve 2–hidroksiestradiol seviyeleri yüksek olanlarda ise % 40 daha az meme kanseri geliştiği görüldü. 1977’den beri devam eden bir olgu-kontrol çalışmasında ise meme kanseri gelişen premenstruel kadınlarda 2/16 hidroksiestradiol oranın kontrol grubuna göre % 15 daha düşük olduğu ve bu oranın en yüksek olduğu grupta ise %30 oranında daha az meme kanseri geliştiği saptandı.

Tabi bu oranı birçok pestisid ve karsinojenler, siklosporin ve simetidin gibi ilaç kullanımı, obezite ve genetik yatkınlık gibi birçok faktörde düşürmektedir. Lahana, turp ve brokoli gibi sebzeler, soya ve ketentohumu gibi fitoestrojenli gıdalar ise bu oranı artırarak kanserden koruyucu etki gösterirler. Amerika’da bu iki hormon metabolitinin ölçülerek oranına bakmak meme kanseri riskini hesaplamada kullanılan parametrelerden biri olmuştur. Oranın 1’den yüksek olması istenir. Düşük olması başta meme olmak üzere, prostat, endometrium, uterus, over gibi kanserler için risk faktörüdür.
Son zamanlarda estradiol ve estron’un kanseri tetikleyebilen hormonlar olması, oysa onların son metabolik ürünü olan estriol (E3) de kanserojenik etkinin olmaması Estrojen Quotienti (EQ) olarak adlandırılan bir oran gündeme gelmiştir. E3/ E1 + E2 oranı olan EQ‘nın yüksek olması da kanser için koruyucu bir faktör olarak görülmektedir.

Amerikalı kadın doğum uzmanı Dr.Henry Lemon tarafından ortaya atılan bu oranla ilgili çalışmalarda formülün doğruluğunu destekler niteliktedir. 34 sağlıklı bayanda yapılan çalışmada premenopozal dönemde bu oran 1.3, postmenopozal dönemde 1.2 bulunmuş, oysa 26 meme kanserli hastada bu oran 0.5 olarak saptanmış. İdeali oranın > 2 olmasıdır. Benzer çalışmalar çoktur. Meme kanserinin sık görüldüğü Amerikalı bayanlarda, meme kanserinin az görüldüğü Asyalı kadınlara göre idrar E3 seviyeleri düşük bulunmuştur. Estriol aynı zamanda lökositlerin virüs, bakteri ve kanser hücrelerini fagositoz yeteneğini de artırarak kanser riskini düşürücü faktör olabilir. Estriol’un aynı zamanda estrojen reseptörlerine bağlanarak estrojenin etkilerini baskıladığı da ileri sürülmüştür. Ayrıca gebelikte remisyona uğrayan romatoid artrit ve multipl skleroz gibi otoimmün hastalıkların aslında progesteron nedeniyle değil de gebelikte 1000 kata kadar artan estriol nedeniyle gerilediğini gösteren çalışmalar da vardır.

Meme kanseri sıklığının çocuk doğuranlarda (gebelik geçirmiş) çocuk doğurmayanlara göre daha az olması, gebelikte seviyesi 1000 kata kadar artan estriol hormonunun koruyuculuğuna bağlanmıştır. Avrupada artık çoğu klinisyen estrojenli oral kontraseptif veya hormon replasman tedavisi yerine estriol (E3) lü olanlarını reçete etmektedir.


Glukuronidasyon estrojenlerin vücuttan atılım yollarından biridir. Bazı bakteriler glukuronidaz adlı enzim içerirler, bu enzimle estrojenlerle glukuronik asit arasındaki bağı kırarak estrojenlerin atılmayıp tekrar kana emilmesine neden olarak meme kanseri riskini artırırılar. Özellikle az lifli ve yüksek yağlı diyetle beslenenlerde glukuronidaz aktivitesi artar ve bu da meme kanseri için risk taşır. Bu nedenle de özellikle bitkisel gıda ve bol lifli yiyecekleri tüketmeli ve barsaklarımızın dost bakterileri olan Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium infantis seviyelerini artırmalıyız, mesela bol yoğurt yiyerek.

Obezite meme kanseri için önemli risk faktörlerinin başında çünkü yağ dokusu fazla olduğundan buradaki androjenler aromataz enzimiyle daha fazla estrojene dönüşür. Ayrıca kanda obezite nedeniyle artmış insülin de yumurtalıklardan daha fazla testosteron salınımı uyarır ve SHBG seviyelerini düşürür ki bunların sonucunda serbest estrojen artar. Yine alkol kullanımı da estrojen seviyelerini artırarak meme kanseri riskini artırır.

Peki Estrojen seviyelerinizi sağlıklı tutmak ve yükseltmemek içi diyet açısından ne yapabilirsiniz ?

Bir kere dış kaynaklı estrojen kaynaklarının iki önemli aktörü var: Hormon replasman tedavisi ve estrojenli oral kontraseptifler. Yine az oranda da olsa yapı bakımından estrojene benzediğinden pestisidler, herbisidler,plastikler ve bazı endüstriyel çözücüler de estrojen gibi hareket edip kanser riskinizi artırır. Dolayısıyla bu faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmak gerekli. Oral kontraseptif ve hormon replasman tedavisi ise konunun uzmanı kadın doğumlarca gerçekten gerekli ise tüm yönleriyle ele alınıp düzenlenmeli.

Diyetsel liflerki en önemlisi lignin’dir, gerek sindirim sistemindeki estrojenlere bağlanıp onları emilmeden dışarı atmaya yardımcı olarak, gerekse barsak bakterilerini düzenleyerek (glukuronidaz enziminin aktivitesi azalır, estrojenler daha az konjuge olur ve daha az emilir, dışkıyla atılır) estrojen seviyelerinizi düşürmede çok yararlıdır. Lifler aynı zamanda SHBG seviyelerini de artırdığı için serbest estrojen seviyeleri düşer bu da koruyucu etkilerinden biridir.

Basit karbonhidrat yerine kompleks karbonhidrat tüketin. Basit karbonhidratlar kan şekerini ve insülin seviyelerinizi hemen yükseltirler ve daha önce belirttiğim yollarla estrojen seviyeniz artar. Oysa meyvelerdeki gibi kompleks karbonhidratlarda bu durum çok az oluşur.

Fazla yağlı diyetdaha fazla 16-hidroksiestrojen hidroksilasyonu sonucu kanser riskini artırır. Oysa EPA gibi omega -3 yağ asitleri tam tersine 2- hidroksiestrojen seviyelerini artırarak koruyucu rol oynar.


Yine diyetle yeterince protein almalısınız. Aksi halde karaciğerdeki sitokrom P-450 enzimlerinin aktivitesi azalır ve estrojen metabolizması bozulduğundan seviyesi artar ve toksifiye metabolitleri birikebilir. Lizin ve treonini bol olan pirinç ve yağ oranı düşük ve izoflavonları yüksek olan soya sağlıklı protein kaynaklarıdır.

Fitoöstrojenle bitkisel kaynaklı bileşiklerdir ve estrojen reseptörlerine bağlanarak vücuttaki estrojen seviyeleri ve üretilen reseptör tipine bağlı olarak estrojenik veya anti-estrojenik etki ye neden olurlar. Başlıca izoflavon ve lignanlar diye adlandırılan iki sınıfa ayrılırlar. Bunlar oldukça yararlı bileşiklerdir. Estrojene benzediğinden estrojen reseptörlerine bağlanırlar , plazma SHBG seviyelerini artırırlar, aromataz aktivitesini düşürüler ve estrojen yıkımında 2-hidroksiestrojen seviyelerine doğru dengeyi kaydırılar. Izoflavonlar en başta soya’da bulunduğundan özellikle uzakdoğu ülkelerinde (Japonya, Tayland) yemeklerde bol tüketildiği için meme kanseri görülme sıklığı düşüktür.


Vitamin Eseviyenizi yüksek tutun çünkü eksikliğinde estrojen seviyeleri yükselmektedir. Vitamin E gerek sitokrom p450 aktivitesini artırarak, gerekse vasküler endotelyal growth faktör üretimini inhibe ederek meme kanseri gelişimini önleyici etki gösterir.


Magnezyum’daestrojen yıkımında rol oynayan enzimler olan COMT kofaktörüdür. Ayrıca direk olarak glukuronil transferaz aktivitesini artırarak estrojen yıkımını artırıcı faktördür. Bu nedenle magnezyum seviyenizi de kontrol ettirip düşük olmasına imkan vermemeye bakın.


İndol-3 karbinolözellikle turpgillerde bulunur (turp,brokoli,brüksel lahanası,lahana..) ve direkt olarak estrojenin 2 hidroksilasyonunu artırarak meme kanserinden koruyucu etki gösterir. Ayrıca estrojen reseptörlerine bağlanarak zayıf anti-estrojenik etki de gösterirler. Amerikada İndol-3 karbinol destek tabletleri koruyucu sağlıkta kullanılmaktadır, benim önerim ise her zamanki gibi doğal yol olan sebzeler .

B6,12 ve folat gibi B vitaminleriestrojen yıkılımında görevli enzimler için


gereklidir. Bu nedenle eksikliklerinde estrojenler birikir. Ayrıca DNA sentezinde rolleri vardır, DNA metilasyonu nedeniyle DNA’nın onarımında rol oynarlar ve estrojen reseptörlerine de etki ederler (estrojen bu reseptörlere bağlandığında B6 vitamini eksikse daha fazla aktivasyon olmaktadır).


Kalsiyum D-Glukarat,toksik maddelerin, fazla hormonların ve lipidlerin atılmasına engel olan beta-glukoronidaz enzimini inhibe eder. Ayrıca glukuronidasyonu da artırır. Bu sayede karaciğerin detoksifikasyon sürecinin sağlıklı bir biçimde devam ettirilmesine destek olur. Estrojen seviyelerini düşürür ve meme kanseri gelişimini önler. Özellikle brokoli, brüksel lahanası, lahana, karnabahar gibi besinlerin içerisinde bol bulunmaktadır.


Zencefil ailesinde bulunan curcumin adlı madde de karaciğerde glutatyon seviyelerini artırarak, glutatyon-S-transferaz (GST) ve glukuronil transferaz aktivitelerini artırarak estrojen seviyelerini düşürür.


Biberiye’de yine 2-hidroksilasyonunu artırarak ve estrojen yıkımını artırarak fayda gösteren bir diğer bitkidir.


Spor yapın, üstte saydığım sebzeleri bolca tüketin, yağ oranını azaltın,balık gibi omega 3 kaynaklarına ağırlık verin, yeterince proteinli beslenin. Sağlığımızın en değerli şey olduğunu unutmadan ve doğallıktan vazgeçmeden yaşamaya bakın…
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Meme Kanseri - Meme Kanseri Risk Faktörü Olarak Düşük Estriol" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.Kemal ASLAN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dr.Kemal ASLAN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     4 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Kemal ASLAN Fotoğraf
Dr.Kemal ASLAN
Bursa
Doktor "Biyokimya"
TavsiyeEdiyorum.com Üyesiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dr.Kemal ASLAN'ın Makaleleri
► Meme Kanseri Risk Faktörleri Op.Dr.Kenan ERTOPÇU
► Meme Kanseri: Risk, Belirtiler, Teşhis ve Tedavi Prof.Dr.Nazım Serdar TURHAL
► Makromasti (Büyük Meme) ve Meme Kanseri PDF Doç.Op.Dr.Ragıp KAYAR
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,641 uzman makalesi arasında 'Meme Kanseri - Meme Kanseri Risk Faktörü Olarak Düşük Estriol' başlığıyla benzeşen toplam 19 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


18:25
Top