2007'den Bugüne 87,036 Tavsiye, 26,996 Uzman ve 19,257 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Kendimizi Anlamak (Psikoloji Hikayeleri)
MAKALE #9366 © Yazan Uzm.Psk.Bahattin GÖKTAN | Yayın Ağustos 2012 | 9,166 Okuyucu
DÜDÜKLÜ TENCERE( Stres İle Mücadele Süreci)

Düdüklü tencere 20. yüzyılın en önemli buluşlarında biri. Zamana karşı yarışın ve enerji tasarrufunun çok önemli olduğu günümüz dünyasında, yemek pişirme sürecindeki en etkili yardımcımız. Çalışma prensibi, içinde biriktirdiği basınç ile sert yemekleri hızlı ve kıvamında pişirmesi. Düdüklü tencerenin bu beceriyi gerçekleştirebilmesinin birkaç temel koşulu var, bunlar; güçlü bir çelik donanım, sağlam bir kapak dizaynı ve ayarlanabilir basınç tahliye mekanizması. Pişirilecek yemeğin türüne göre sert yemeklerde kuvvetli basınca, yumusak yemeklerde hafif basınca ihtiyaç var. Bu sürecin önemli bir diğer bir parçasıda ayarlanabilir bir ocaktaki alev. Tüm koşular uygun olduğunda yani; alevin şiddeti, tencerenin nitelikleri, tencere kapağının fonksiyonu, yemeğe uygun olarak seçilmiş basınç ayarı ve tencerenin başınç tahliye deliğinin işlevsel olması. Yemeğin pişmesinde düdüklü tencere üzerine düşen görevi yerine getirmiştir.

Tüm bu sürece baktığımızda; yaşam içindeki karşılaştığımız tüm olaylarda bizim sağlıklı ve uygun düdüklü tenceremizde, lezzetli biçimde pişirilmemesi söz konusu değildir. Alevi ayarlanmış (yaşamın zorluklarının kontrol altına alındığı) çeliği nitelikli (Kişlik yapısı oturmuş ve yaşamla uyumlu) kapağı fonsiyonlu (yaşamın günlük zorlukları karşısındaki uyum yeteneğimiz) ve yemeğe uygun seçilmiş basınç ayarı ( yaşam içindeki karşılaştıklarımıza uygun şiddette, sürede tepkiler verebilmek) ve tahliye deliğinin temizliği (egomuzu besleyen haz alanlarının hobilerin keyif alanlarının olması) duygu düşünce ve davranış sistemimizin yaşamla uyumlu ve sağlıklı gelişmesini sağlar.Örneğin et pişirme ayarında bir sebzeyi pişirdiğimizde hamur olur dağılır, Bu durum basit yaşam olaylarına sert tepkiler verdiğimizdeki kendimizde ve çevremizde yarattığımız gerilimli duygu ikliminin karşılığıdır. Diğer bir yandan, sebze ayarında et pişirdiğimizde o etin pişmediği deyim yerindeyse kart kaldığını görürüz, buda zor ve mücadale gerektiren yaşam olaylarında yüzeysel ve gerekli önemi vermeden davrandığımızda karşımıza çıkan ortada kalmış ve bitirilmemiş işlere karşılık gelmektedir. Önümüze gelen yaşam olayları uygun başınç ayarlarının kullanıldığı bir esneklik ile karşılandığında ruh sağlığımızın gereğinin büyük bir bölümü yerine getirmiş, mutlu ve keyifli bir yaşamın kapılarını aralamış oluruz.

ÜÇ YAŞ

Fiziksel Yaş; Bilişsel Yaş; Duygu Yaşı

İnsan yaşamı, anne rahminde oluştuğu andan itibaren büyüme sürecine başlar. yaşamı boyunca devam eden bu süreç, belirli evrelerde çok önem kazanmaktadır. Örneğin, 0-3 yaş arası. Bu dönem özellikle kişiliğin oluşum süreci açısından en önemli dönemdir. Kişilik yapımızın, insanlar ile kuracağımız ilişki biçimlerimizin, kendimize yönelik algının oluştuğu, diğer bir ifadeyle bir binanın temellerinin atıldığı dönemdir.
Doğum sonrasında başlayan ve 0-3 yaş döneminde temelleri atılan gelişim sürecimiz, üç yaş alanının da büyüme ve olgunlaşma sürecine girer. Bunlar;

Fiziksel Yaş; Fiziksel gelişim sürecimizin seviyesini zamana karşı olgunlaşma aşamalarımızı tanımladığımız, boyumuzun, kilomuzun, kas ve kemik gelişimimizin, organlarımızdaki gelişimin doğum tarihimize, ailemizden gelen genetik koşullara ve beslenmemize oranla geldiği durumdur.
Bilişsel Yaş (zeka, dil becerisi vb) Bilişsel yaşımız yine beyin fonksiyonlarımızdan ‘’Kortex’’ olarak adlandırılan ve bizi diğer canlılardan ayıran en önemli beyin yapımızdır. Genetik kodlarımız, beslenmemiz, eğitim öğretim gibi etkiler çerçevesinde şekillenir.
Duygusal yaş; Kişilik yapımızın, ruh sağlığımızın, insanlar ile ilişki biçimimizin, iç dünyamız ile iletişim kurma yaklaşımlarımızın koşullarını belirleyen yaştır. Yaşamımızın tüm alanlarında ve dönemlerinde bizi belirleyen, nasıl bir insan olduğumuzu, karşıya gösteren ve doğumla oluşmaya ve büyümeye başlayan duygu yaşımız, bir anlamda yaşamımızın anlamını da bize sunar.

Bu üç yaş alanımızda, beraber at başı büyüdüğü zaman farklı bir gelişim müdahalesine ihtiyaç duymadan yaşamda daha uyumlu oluruz. Örneğin yaşıtlarından oldukça fazla kilolu ve uzun boylu bir çocuk, diğer yaş alanları aynı olmasına rağmen arkadaşları arasında zaman zaman uyumsuzluk yaşayabilir. Yine zeka yaşı yaşıtlarından 3-4 yaş ileride olan bir çocuk, okulda ve arkadaşları içinde yalnızlık yaşayabilir. Yine duygu yaşı kapsamında aile şartları gereğince erken sorumluluk alarak olgulaşan bir ergen arkadaşları arasında uyum sorunu yaşayabilir. Tüm bu süreçleri yönetirken anne babalar olarak bizlere düşen, çocuğumuzun, üç yaş alanında da büyük farklar oluşturmadan onları büyütmemizdir. Genetik faktörler gereğince üstün zekalı veya zeka geriliği olan çocuklarımız, veya fiziksel olarak yaşıtlarından büyük oranda farklı olan çocuklarımızın özel bir eğitim ve ilişki seviyesine ihtiyacı olduğunu da unutmamalıyız. Duygu yaşının diğer faktörü de; çok büyük oranda anne baba ilişkileri ile şekillenmesidir.Çocuğun yetişkin olduğunda, tüm yaş dönemlerini sindirerek yaşamış olması (çocukluğunda kaldırabileceği sorumlukları alması, yaşına uygun özel yaşam alanına sahip olması, İşgal veya ihmal eden bir ebeveyn ilişkisinin olmaması, anne ve babasıyla güvenli ve eğlenceli bir ilişkisinin olması ve sadece kurallar bütünüyle değil, değerler sistemiyle büyütülmüş olması, duygu yaşı sağlıklı gelişmiş ve ruh sağlığı yerinde bir birey olması için temel şarttır.

Kişiliğin Doğum Yolculuğu

İnsan yaşamında iki doğum süreci yaşıyor. Birincisi annemizden doğduğumuz fiziksel doğum süreci. Tüm işleyişi, doğa kurallarınca belirlenmiş ve hiç birimizin farklı yaşamadığı bir yaşam süreci. İkincisi ise bize ait tüm özelliklerimizin ve diğerlerinden farklılığımızı oluşturan, davranışlarımızın düşüncelerimizin ve duygularımızın bir anlamda kişiliğimizin doğumu. Bu doğum her birey için kendine has olmakta ve ortalama 18--20 yıl kadar sürmektedir. Bu doğum sürecinin önemli ara dönemleri ve bir çok etkileyeni olmaktadır. Ara dönemlerden birincisi, 0-2 yaş olan ve kişiliğin temellerinin atıldığı dönem, ikincisini ise kişiliğimizin yaşama sunuluş aşamasını oluşturduğumuz 11-16 yaş arası olan ergenlik dönemidir. Bu dönemlerin etkileyicilerinin başında özellikle 0-2 yaş arasında anne veya bakım veren kişi gelir. Onun bebek ile kurduğu ilişkinin niteliği, insanın kişilik omurgasının nasıl şekilleneceğinde belirleyici olacaktır. Kişilik omurgasını bir spekturuma benzetirsek bir uçta; kişinin kendini tanıyan, istek ve hedeflerinin farkında, zorluk ve problemlerini kavramış, kendi kaynaklarını ve çevresindeki kaynakları yönetebilen ve bu süreçte gerekli olan ilişkileri geliştirebilen, duygularını yönetebilmeyi becerisine katmış bir kişilik; diğer uçta ise, ayrışma ve bireyleşmesini tamamlayamamış, kendi olmaktan ziyade diğerlerinin kendinden beklediklerine odaklanmış, ilişkilerinde kendiyle ve diğerleriyle tutarlılık sergilemekte zorlanan, zorlukları ve problemleri karşısında bocalayan, gerçeklik algılamasında netleşemeyen bir kişilik bulunur. İnsan kişiliği büyük oranda bu spekturum içinde bir yerlerde konumlanır.

Bu durumu etkileyen ikinci gelişim dönemi ergenlik dönemidir. Yaşam sanki ikinci bir fırsat vermiş gibidir. 0-2 yaş dönemindeki gibi kişiliğimiz adına önemli bir değişim ve gelişim dönemini yaşarız ergenlikte. Beynimizin fizyolojik yapısı başta olmak üzere, tüm vücudumuzda yetişkinliği nasıl yaşayacaksak onun şeklini alacağımız değişimler yaşanır. Buna paralel olarak da duygu, düşünce ve davranış dünyamız farklılaşmaya başlar ve kurduğumuz ilişkiler yeni yapılar kazanır. Otoriteyle çatışma, duygu savrulmaları, düşüncelerde ani değişiklikler ve iç çatışmaaların olduğu bu dönem, bir anlamda annemizden ayrılıp sonucunda, yetişkin biri olarak yaşamı karşılayacağımız bir dönemdir. Uçma egzersizleri yapan bir kuş veya bir fidanın rüzgarlara direnç göstererek ağaç olma yolculuğu gibidir. Kişiliğimizin bu ikinci doğum döneminde, destekleyici, anlayan ve dinleyen, sabırlı, kurallardan ziyade değerleri kazandırmaya çalışan bir anne baba ilişkimiz, doğumun sağlıklı olmasına olanak verir. Aksi ise yetişkin olmasına rağmen duygu ve düşünceleri yönetmekte zorlanan, ilişkilerinde tutarsız, derinlemesine ilişkiler kuramayan, kendi içinde çatışmalı bir yapı bir kişilik olarak dünyaya gelir. Kişinin bu noktada yaşadığı sorunları çözmesi, daha uzun, zor ve profesyonel destek gerektirse de mümkündür.

Bahattin GÖKTAN


Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kendimizi Anlamak (Psikoloji Hikayeleri)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Bahattin GÖKTAN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Bahattin GÖKTAN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Bahattin GÖKTAN Fotoğraf
Uzm.Psk.Bahattin GÖKTAN
İstanbul
Uzman Klinik Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi18 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Bahattin GÖKTAN'ın Makaleleri
► Acı Hayat Hikayeleri ve Psikoterapi Psk.Hande PEHLİVAN
► Kendimizi Tanıyalım Psk.Selin KARA
► Kendimizi Ne Kadar Tanıyoruz? Psk.Dnş.Sibel DEMİR SARIOĞLU
► Kendimizi Bulmak ve Değişim Psk.Dnş.İsmail SÖNMEZ
► Kendimizi Özel ve Önemli Hissetmek Psk.Ümit AKÇAKAYA
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,257 uzman makalesi arasında 'Kendimizi Anlamak (Psikoloji Hikayeleri)' başlığıyla benzeşen toplam 16 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Çocuklarda Öfke Yönetimi Aralık 2010
► Evlilik Havuzu Mayıs 2010
► Aile İçi İletişim Ocak 2010
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


05:40
Top